Kuaza
       
ARA
giris
Şizofrenin Son Dersi

- SPONSOR REKLAMLAR -

Şizofrenin Son Dersi

Aniden içeri girdi adam.Avaz avaz bağırdı etraftakilere,Elindeki silah,eli ve içerdekiler hep beraber titremeye başladılar.

“… bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmektir. acıyı susuzluğu, açlığı ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor , bu yüzden daha rahat döşeklere daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı.dünyaya olan kayıtsızlıkları bazen o kerteye varıyordu ki , kendilerine altın ve gümüşten ,
zevk ve safadan , lezzet ve şevkten bir alem kurup keder ve ızdırap fikirlerinin
kafalarına girmesine izin vermiyorlar …” *
Tuhaf, anlaşılması güç sözler söylüyordu ,

-Bu bir soygundur!
İçeride şaşkın uğultular dalga dalga oldu kulağına gelip çarptı sonra,
-Adam delirdi heralde,kim bir üniversiteyi soymaya kalkar ki! Hem de bir devlet üniversitesini ,
-Kesin konuşmayı yoksa birileri ölecek bugün ,Soygunlar sadece bankalarda yapılır diye kim söylüyor? Tüm hayatınız boyunca soygunun paranın olduğu yerde yapıldığına inandırdılar sizi,Yalan ve siz tüm hayatınız boyunca bir yalana inandırıldınız. Yine fısıldaşmalar oldu.Kızlar korkularını gizlemeye gerek duymadığından olmalı birkaçı ağlıyordu.Erkekler böyle bir anda bile korkularını gizlemekten yılmıyordu.

-Hepimizi öldürecek, adam delirmiş!
Sınıfa göz gezdiriyordu adam, gördüğü,duyduğu birşey yoktu,ne yüzler vardı zihninde ne de sesler, sadece iç içe geçmiş düşünceler;
-Benim deli olduğumu düşünüyorsunuz varsın öyle olsun, Peki Siz akıllı olduğunuz kanısına nereden vardınız? Soygunlar en çok da okullarda yapılır. Bilemediniz,anlamadınız ,göremediniz hiç. Yavaş yavaş yavanlaştırıldı hayatlarınız, İçi geçmiş teoremleri ispat etmek için bir sınavda dört sayfa kağıt vermenizi istediler sizden, durmadınız düşünmediniz ne isteniyorsa onu yaptınız.Tarih anlatıldı sonra, yakın tarih yokmuş gibi hep aynı 700 yıllık başarı hikayeleri, ya son 50 yıl hiç yaşanmamış gibi silinip gitti mi zihinlerinizden? Felsefe okuyor bazılarınız, dine dokunduğu yerde ıslık çalarak uzaklaştınız.
Size dokunmayan yılan bin yıl yaşadı,zihinleriniz yılanın zehrinden dumanlandı da farkedemediniz.Şimdi doğru düzgün düşünemiyorsunuz bile.
-Peki ne istiyorsun bizden ?
Titreyen bir ses yükseldi sınıftan,cılız ama o sessizlikte en güçlü sesti bu.�
-Bu bir soygun dedim ve sizler ne varsa size ait olmayan burada bırakıp gideceksiniz. O düşünceler zihninizde, ahmak gezgin dolaşan aslında sizlerin değil. Önyargılar ve toplumsal değerler sizin değil. Ne var gerçekten sizin olan? Korkularınız bile size özgü değil. Başkalarının deneyimlerinden alıntılayarak yaşadığınız hayat sizin değil. Kaçınız olmak istediği kişi? Kim ahlakın iki bacak arasına sıkıştıramayacak birşey olduğunu düşünüyor da sesi yükseliyor kalabalıkta. Her konuşmanızdan mahalle baskısı kokusu yayılıyor
dünyaya. Beyniniz henüz tazeyken nasıl donmuş tüketilmeyi kabul edip, bayatlamasına izin verirsiniz? Bu kadar soru yeter, yaşamak istiyorsanız herbiriniz bu kapıdan çıkarken önce önyargılarını bıraksın masaya,şöyle koyabilirsin sen.
-Buraya mı?
-Evet, Sırf senden farklı diye ne birini sevmen doğru ne de nefret etmen. İkisi de eşit oranda mantıksızdır.Salt birini insan olduğu için sevmek neden yetmez ki insanoğluna? Ön yargılarınızı çıkardıysanız, üstünüzdeki toplumsal baskıyı atmaya geldi.Sırf bir yerden dışlanmamak adına ait olmadığınız birşeylerin parçası olmak zorunda olduğunuzu kim söyledi? Yalan, Kişinin yalnız fakat kendisi olabilmesi, bir toplulukta hiç olmasından
iyidir.
-Ya mahalle baskısı, Suçlayan, yargılayan bakışlar kime ne katmış ki? “O ne giymiş gördün mü? ” ,” Bilmem kimi nerede gördüm tahmin bile edemezsin” . Bırak bu sikko lafları ne kazandıracak sana? Kim ne yaparsa yapar sanane? Kendi ahlaki tutarsızlıklarından rahatsızlık duyanların sesi daha yüksek çıkar.

-Şimdi kazanmadan sahip olduklarınıza gelelim, Sen güzel kız, güzelliğinin üstüne ne kattın?
Sen yakışıklı çocuk bugüne kadar ne işine yaradı kızları etkilemekten başka? Şimdi öldürsem seni burada senden nasıl bahsedecekler? Çok yakışıklıydı ? Yani ? Yavan geliyor kulağa değil mi? Peki ne yaptı?

-Öfkenizi de bırakın son olarak nefretinizi de, bunlar önce bireyi kokuşturur sonra bireylerin oluşturduğu toplulukları ve son olarak toplumu. Öfkenin sıkış tepiş kokuşmuş konservesinde sardalya olmak ne kazandırdı bu güne kadar?

Dışardan iki siren sesi duyuldu adam hararetle konuşmaya devam ederken, biri ambulans arabasının diğeri polis arabasının sesi. Elinde silah olmayan birinin soyguncuyla konuşmak için içeri gireceğini anons ediyordu polis. İçeri beyaz önlüklü biri, bir doktor girdi:

-Oktay sabahtan beri seni arıyorum,çok üzdün,Burda ne yapıyorsun?
-Ben son bir ders daha vermek istedim sadece ,
-Böyle şeyler söyleme Oktay, iyileşeceksin ve daha nice dersler vereceksin,
Doktor soyguncuyu tanıyordu besbelli, doktor hasta ilişkisi değildi bu birbirine ömür vermiş iki insanın bakışları vardı gözlerinde. Öğrenciler dikkatlerini bu konuşmaya vermişlerdi,merak duyguları korkularını ezip geçmişti sanki.
-Meral artık çok geç sen de biliyorsun.Bu hayatı daha fazla sürdüremem.Hasta değilim ve benden
düşmediğim bir hastalığın pençesinden kurtulmamı bekliyorsun çevremdeki herkes.Seni seviyorum.Buna devam edemem!
Adam son cümlesini henüz tamamlamıştı ki elindeki tabancayı alnına dayadı ve tek bir kurşun sesi ve sonrası kurşuni sessizlikti. Orada bulunanların pek çoğu ilk defa sessizliğin de bir rengi olabileceğine tanık oldu. Adam yere kapandı kadın da onun üzerine,İçeriye birsürü insan doluştu. Çığlıklar,polis botlarının sesi,doktorun sessizce kanayan yarası herşey ancak bir film sahnesindeki kadar kafa karıştırıcı olabilirdi.Bir sedye getirdiler içeri, Nabzı atmıyor dedi bir diğer doktor.Kadının son umut kırıntılarını taşıdılar böylece. Adam ölmüştü, kadın birden fazla kez ölecekti. Yüzündeki kan çekilmişti, dudakları mordu
ve tüm vücudu sıtmaya tutulmuş gibi titriyordu. Kadın bundan sonra ne zaman o günü hatırlasa ölmüş olmayı dileyecekti.O günden sonra öğrenciler masaya çıkarıp koydukları tüm o yalan yanlış hayatlarını asla üstlerine bir daha geçirmeyeceklerdi. Adam mı? Adam o üniversitede bir zamanlar hocaydı ve 2002 yılında şizofreni teşhisi konulmuştu.Neyin gerçek neyin gerçek dışı olduğunu bilemedi bir noktadan sonra, Sağlıklı olanlar sadece görmezden gelebilenlerdi. Adam görmezden gelebilmeyi isterdi hiç şüphesiz. Kadın onun 20 yıllık eşiydi. Psikiyatri doktoru olurken bir gün hayatta en çok sevdiği adamın tedavisini üstleneceğini bilebilir miydi? Ya bu çok sevdiği adamın gözlerinin önünde intihar edeceğini bir gün?

* Ihsan Oktay Anar’ın Puslu Kıtalar Atlası kitabından alıntı bir paragraf.

Çiğdem POLAT

Yorum Yap



EN SON YAZILAR
ANASAYFA | GÜNCEL | SPOR | MÜZİK | EĞİTİM | FOTO GALERİ | VİDEO İZLE | SİNEMA | DÜNYA | REKLAM VER | İLETİŞİM