Kuaza
       
ARA
giris
Otomat

- SPONSOR REKLAMLAR -

Otomat

İş yerimde ilk günüm, Ofise girer girmez lazer ışınlı bakışlar tarafından kesiliyorum. Her yanım taranıyor. Çalışacağım departmana yöneliyorum.İçeri geçince iş görüşmesini yaptığım Selim Bey karşılıyor beni.Yüzünde plaza insanının yapay gülümsemesi.O kadar iyi maskelenmiş ki gerçek duygularını ve düşüncelerini anlayamıyorum. Yerime geçiyorum. Nerede yeni çocuk olursanız olun yada kaç yaşında ,yeni çocuk olmak ezikliğini duyuyorsunuz. Bu biraz da ait olamamak, yabancılamak, yadırgamakla ilgili. İlkokulda okul değiştirip 3.sınıfta yeni bir okula ,yeni bir sınıfa gitmek zorunda kaldığım zamanları hatırlıyorum. Sınıfaki 9 yaşlarındaki diğer çocukların ki aslında o durumda ben diğer çocuktum, bakışlarıyla, 30′lu yaşlardaki takımlı kadınlarla adamların bakışları aynı. Hiçbir değişiklik yok. Ve ben hocamın bana gösterdiği sıraya pısıp oturan çocuğum hala. Sadece üstümde bir takım elbise var değişen hepsi bu. Bir ara maksat muhabbet olsun diye kahve makinasından bir kahve almak için yerimden kalkıyorum. Bu makinayı bedava kullanmam için gerekli zımbırtıyı henüz vermediklerinden bozuk para atıyorum makinaya. Zaten tadı iğrenç olan bu kahveye bir de para ödemek çok koyuyor bana. Ofise geri döneceğim vakit, meraklı bir çift gözü farkediyorum. Plaza insanı merhabası geliyor hemen ardından :
“Merbaaaa”
Yüzünde mesafeyle karışık bir aşağılama. Yani adam belki direktör yada müdürdür, gerçi müdür olsa bu kadar ucuz giyinmezdi bakışı. Konuşma ne olur ne olmaz şeklinde saygıyla devam ediyor, yeni görevimin sıradan bir müşteri temsilciliği olduğunu duyunca yüzündeki bakış netleşiyor.”Tam tahmin ettiğim gibi.” Sohbet bir anda kesiliyor.Ben zaten daha fazla gerilmiş bir şekilde yerime oturuyorum. İnsan bir yere bu kadar yabancıyken, bir saatliğine kıçını koyduğu koltukla masayla bile duygusal bir bağ kuruyor.Siteleri geziyorum, muhtemelen öğleden sonraya kadar hiçbirşey yapmayacağım. Öğlene kadar girmediğim haber sitesi kalmıyor. Öğlen yemekhaneye gitmek için yerimden kalkıyorum. Selim Bey beklemem için işaret ediyor.Yönetici olduğu için hiçbir şey yapmadan sadece neyi nasıl istediğini söyleyen bu adamlar,yattıkları belli olmasın diye en geç yemeğe çıkar,şirketten en son ayrılırlar.Ama herkes bilirki bu adamlar/kadınlar gereksiz büyüklükteki odalarında, koca kıçlarını koydukları rahat koltuklarında yayılarak oturup ya telefonla konuşur ya da karşılarında yakın bir dostlarıyla sohbet ederler. Masalarında ise kullanıldığına dair bir emare göstermeyen deri kaplı karizmatik bir ajanda ile bilgisayar dışında pek birşey bulunmaz. Gecikmeli de olsa yemekhaneye gidiyoruz, Şirketteki pozisyonumu öğrenmeden önce sahte samimiyetiyle selam veren hanım, görmezlikten gelmeyi tercih ediyor. Benimle şirkette ahbaplık etmesi için yeterli şarta sahip
değilim çünkü. Ne toplantılarda maaşına zammı gündeme getirebilecek biriyim ne de arkasını toplayacak. Yemek dünyanın en klasik yeni eleman ve vizyon sahibi yönetici yemeği şeklinde geçiyor. ‘Şirketimiz’ler, ’Ben’ler, ’Vizyonlar’, ‘Misyonlar’, ‘Performanslar’, ‘İnsiyatif alabilmeler’ havada uçuşuyor.Sanıyorum dünyanın heryerinde bu konuşma üç aşağı beş yukarı aynı şekilde gerçekleşiyor. Ben sadece dinliyorum imajı vermek için onay anlamında kafamı sallıyorum. Sonra kafetaryaya gidip çay içiyoruz. Birkaç kişi daha geliyor. Bunlar yöneticinin yaptığı aslında komik olmayan espirilere kahkahalarla gülen tipler. Midem bulanıyor.
Biz işçi olup bunun farkında olmayanların diğerlerinden tek farkı, ara saatinin bittiğini yada başladığını belirten bir zilin çalmıyor olması.Ha bir de yakalarımızın renkleri farklıydı. Ama bu da hepimizin modern köleler olduğumuz gerçeğini değiştirmiyor.Öğleden sonra çalışma arkadaşlarımla beni tanıştırmak ve iş konusunda detaylı bilgi vermek için bir toplantı yapılması kararını bildiren bir mail geliyor.Maili açıyorum:
“Arkadaşlar Saat 15:00 için bir meeting set ediyorum.
Lütfen meeting requestlerinizi accept edin.Toplantıda hem şirketimiz hem de yaptığımız işler
hakkında bir konuşma yapacağız.Temel topiclerimiz ise aşağıdaki gibidir…

Mail uzayıp gidiyor.Kahkahalarla gülmemek için kendimi zor tutuyorum.Bu hangi dilde yazılmıştı diye düşünüyorum.Toplantı saat üç olunca başlıyor, müdürümüz tabi ki geç katılıyor toplantıya,sonra toplantıda sık sık telefonu çalıyor.Blackberrysinden maillerine bakıyor ara ara.Onun telefonu çalınca kimse yadırgamıyor, ama diğerlerinden birinin telefonu çalınca adamı gözleriyle rencide ediyorlar.Konuşmalar maildeki dile yakın bir Plaza diliyle devam ediyor.Uzayıp gidiyor.Toplantıdan sonra ben bir bilgisayar saatime bir duvardaki saate bir de kolumdaki saate bakıyorum.Sonra iş çıkış vakti geliyor nihayet,müdürün odasına bakıyorum harıl harıl götlü göbekli adamlar tartışıyorlar.Sanırım şirketi o vasıtayla ekonomiyi ve ordan geçerek de dünyayı kurtarıyorlar.Ben basit adam evime gidiyorum koşar adım.Eşimi o vasıtayla çok sevdiğim oğlumun geleceğini ve ordan da insanlığı kurtarmak için!

Çiğdem POLAT

Yorum Yap



EN SON YAZILAR
ANASAYFA | GÜNCEL | SPOR | MÜZİK | EĞİTİM | FOTO GALERİ | VİDEO İZLE | SİNEMA | DÜNYA | REKLAM VER | İLETİŞİM