TANRIYA KARŞIYIM... YA SİZ?

E-posta Yazdır PDF

                    Çelişkilerle doluyum. Sürekli küpüme zarar veriyorum. Zihnim girift bilmecelerle çile dolduruyor. Eğri odunları hep ben taşıyorum. Ben eğri odunları hep taşıyorum. "Bizim Yunus mu?" sözünü duymak için yattığım kapı eşiklerinden üzerimden atlayarak geçiyorlar. Herhangi bir eli bıraktım artık, ayaklar bile teğet geçiyor bana. Benliğimin karanlık dehlizlerinde başıboş bir alay ben dolaşıyor. Hiçbirinin kuyruğu diğerine değmiyor. Zihnim çelişki anaforlarımda helezonlar çizerek dibe doğru gömülüyor. Bir şeyler beni çok derinlere çekiyor. Çıkamıyorum. Boğuluyorum... Günden güne azaldığım, eridiğim, yok olduğum hissi kemiriyor şuurumu. Arıyorum. Sürekli arıyorum. Bulamıyorum... 

                    Zamana karşı yarıştığımı biliyorum ama hareket edecek takâti kendimde bulamıyorum. Her şeyin yok olacağı bir gerçek... Elimi attığım, tutunmak istediğim ne varsa kelebek kanadı gibi dağılıyor parmaklarım arasında. 

                    Mahzenlerim mahkumlarla dolu. Prangalı masumlarım bu savaşımda helâk oluyorlar. Oynadığım yumağın iplerine sarılıyorum, ilmik ilmik boynuma dolanıyorlar. Çözemiyorum. Kendimi çözemiyorum. Ve de sorularımı... Sorular beynimde karargah kurmuş, başedemiyorum. Her sorum başka bir soruya gebe. Beklenen doğumu özlüyorum. 

                    Reddediyorum... Niçin, neyi reddediyorum? Neden red her zaman daha acısız, makûl gelirken kabullenmek karşımda Kâf Dağı gibi yükseliyor? Ruhumdaki bu muamma ne ve bu muallaklık neden beni zevkin şahikasına taşıyor? İnanmadığıma inanmaya çalıştığım şeylerle karşılaşmaktan korkuyorum. Bu korkularım inanmak istemediklerimi var ediyor. "Yoksunnn!.." diye haykırdığım çığlıklarım yankılanıyor kulaklarımda. Her seferinde daha da çok var oluyorlar. 

                    Ölüm var... Bunu biliyorum. " Ben varken ölüm yok; ölüm varken de ben yokum." *bunu da biliyorum. Ölüm yok oluştur, ölen yoktur artık. Mezarlıklardan neden korkuyorum? Kabristanın tek sakinleri böcekler. Onlar da bayram ediyorlar. Ve burdaki her şey bir dikili taştan ibaret. Artıklarınız beni neden ürpertiyor o halde? Beni derinlere çekeceğiniz korkusu neden adımlarımı ters istikamete yöneltiyor? "Ya varsa... Ölüm yok oluş değilse, yaptıklarım ve yapmadıklarımdan hesaba çekileceğim" ihtimali mi beni törpülüyor? Deli Dumrullarım neredeler? Kimden medet ummaya gittiler? Neden köprülerimden ellerini kollarını sallayarak geçiyorlar? Neden bedelini ödemiyorlar ve neden karşılarına dikilemiyorum? 

                    Düşünmemeliyim... İstemiyorum.... Sarılmalıyım bengisu kadehlerime. Damarlarımdan beynime katre katre hücum ediyor. İrademi zincirliyor. Rahatlıyorum. Düşünmüyorum artık. Yok muyum? Düşünmüyorum. Düşünen hayvan değilim böylece. Hayvanım o zaman... Hayır, kabul etmiyorum. Kendime hakaret etmemeliyim. Ben ki tanrıya ok at atmış bir varlığım, hayvan olamam. Varlık mıyım? Hayır hayır değilim. Var olmaktan neden bu kadar korkuyorum? Varlık demek kabullenmek demek mi acaba? Neyi kabullenmek? Atiyi bilemem ve de bilmiyorum, maziyi siliyorum. Niçin kabulleneyim ki?.. O kutularım kapalı kalsın. Ama kapalı kutular da hep merakımı celbediyor. Gizli bir şey kalmasın istiyorum. Kainata savaş açmamın sebebi de bu sırları ifşa etme arzum değil miydi? Evet... Doğanın sırlarını çözmeliyim. Çözmeliyim ki ona işkence yapayım. Acı çektireyim. Doğa bu acıya fazla dayanamayacak ve sırlarını teker teker açacaktır bana. Bilim ne işe yarar yoksa. Zekâmı kuşandığım bu amansız savaşta her daim yeni hamleler üretiyorum, mat demeden piyonlaştığımı fark ediyorum. "Şah da piyon da aynı torbaya girecekse anlamı da yok zaten." Torba ölüm mü oluyor? Bu torbanın sahibi kim? Torbadan çıkıp tahtada tekrar tekrar yeniden mi başlayacağım? "Ahiret Gününe İman" dedikleri bu mu oluyor? İnanmıyorum ki... Ahiret tanrının. "Ben tanrıyı öldürdüm." ** Öldü, kim canıma kasdedebilir ki... Ölümsüz müyüm artık? Değilim. Tanrı öldüyse kim canımı alacak? 

                    Sen zaten yoksun, yoksun işte... Biliyorum. Sen bir masalsın. Mitsin. Kültürsün. Alışkanlıksın. Evet, evet alışkanlıksın... Ama ne zaman, nerde karşıma çıktın, var oldun da sana alıştım? Ve neden bu alışkanlıktan vaz geçemiyorum? Bütün kapıların yüzüme kapandığı anlarda, gece beni koynuna aldığında, kendime bile söyleyemediğim bir kapının açık olacağı ümidini neden taşıyorum? Ruhumun mabedlerinde olmayan seni niçin arıyorum? Niçin unutmaya çalıştıkça unutmamak için elimden geleni yapıyorum? 

                    Kaçtıkça her yerde karşıma çıkıyorsun. Tarih hep senden bahsediyor. Senin için ve sana açtığım savaşlar tarihi yaratıyor. Bense maziyi gömdüğümü söylüyorum. Gömmek için açtığım sayfalarda senle karşılaşıyorum.Tarih çelişkilerimi yazıyor. 

                    Yoruldum artık... Nefes alamıyorum. Işığı görmek istiyorum. Çok karanlık. Gözlerimi açmalıyım. Gözlerim açık zaten. Neden her yer karanlık o halde? Toprak karanlıktır. Anladım.... Kafamı topraktan çıkarmalıyım. Tehlike geçmiştir, beni bulamayınca yok olmuştur. Evet, evet yoktur, yok olmalıdır. Kafamı soktuğum delikten çıkarıyorum. Bedenim kafamla yeniden birleşiyor. 

                    Hayır... Olamaz... 

                    Tamam... Sen kazandın. Pes ediyorum. Saklandığımı zannettiğim yerden çıkıyorum. Antlaşma şartlarına da uyacağım. Yeter ki beni yaramaz bir çocuk olarak kabul et. Beni kendime getiren tokadını yiyeyim ve yine ağlayarak senin kollarına atılayım. Sen de al beni şefkât sinene, göz yaşlarımı sil ellerinle. Ellerini bedenimde, ruhumda hissedeyim. Ahlakınla ahlaklanayım.Aynaya, kainat aynasına baktıkça kendimi; kendimde ise Sen'i göreyim. 

                    Her yerde her an, 
                    Elpençe divan, 
                    Rabbim yine karşındayım. 
                    Bedenim böceklerin nasibi; 
                    Bir tebessüm et ki, 
                    Ruhumla ışığına karışayım.

 

 


*   Epüküros
**
Friedrich_Nietzsche

E-Posta: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Yorumlar  

 
+4 #1 AYŞENUR 2009-06-22 13:24 belki benim bu radde de olduğum söylenemezdi.çetrefilliydi kuşkusuz ama itikad dirayeti nedir bildim.yaşam bir süreç.ölüm bir anlık derler ama ölümde bir süreç..süreksiz bir süreç..aslında ben şiirlerimle konuşurum hep,şiirlerim konuşur daha çok..bir suskunun başlangıcı olurlar..sonsuz bir süreçte..sonsuzlaşmak üzere…burdan sonrası onların… Alıntı
 
 
+27 #2 AYŞENUR 2009-06-22 13:34 NİDA
KAHIR AYNALARINDA YÜZÜM SANA ESKİDİ
SUSTUM YÜZYILLARCA SUSTUM HEP YANKILANDIM
BİR KAYAYI SARAN YOSUN GİBİ YALNIZLIK
GÖĞE SERİLMİŞ KARANLIK,ONLARI DA SARINDIM
AVCUMDA BİR TAŞ GİBİ SIKIP BÜZDÜM RUHUMU
KANA EY TAŞ,ÇARPA ÇARPA GÜMRAHA!
YUĞ RUHUNU BU EN SAF EN TEMİZ GÜNAHA
MUHAKKAK Kİ NİDAN GİDER PERDESİZCE ALLAH'A


CANHIRAŞ ÖMRÜMDE BİR AN…GEL Kİ DİNEYİM
UĞRUNDA BÜKÜLDÜ DEMİR BİLEĞİM
HEYHAT!ZANNETME Kİ SESİN KALIR SEMADA..

YAN TOPRAK,AK SURETİM,MECRAND IR EBED.
SANCILI RUHUMA DÜNYA,DİKENDEN KEMEND

BANA BİR SES OL,KEMİKSİZ DİLSİZ
ÖRT RUHUMU,YORMA ÖRT,TOPRAKSIZ KİLSİZ..
ASİSA
Alıntı
 
 
+5 #3 mihrimahh 2009-06-23 16:15 Schopenhauer şöyle der: " Doğuştan getirdiğimiz tek bir kusur var: Hepimiz mutlu olmak için dünyaya geldiğimize inanıyoruz…Bu kusurumuzu gidermedikçe… dünya gözümüze çelişkilerle dolu bir yer gibi görünecektir.Çünkü her adımımızda, ister büyük ister küçük bir şey yapmış olalım, dünyanın ve insan hayatının, insanların mutlu bir yaşam sürmelerine olanak verecek biçimde tasarlanmadığın ı anlayacağız… İşte bu yüzden neredeyse bütün yaşlıların yüzlerinde aynı ifadeyi,yani düşkırıklığını görmek mümkündür." Bu da bizlere hayatın boşuna bir uğraş ve olmayacak bir hayalin peşinde koşmaktan başka bir analam ifade etmediğini gösteriyor. her insan mutsuzdur. Sadece bazıları üzüntüsünü kahkahalarıyla ustaca gizler. Bazıları ise bunu başaramazlar. İşte bu dramda Allah bizlerin sırtlarını sıvazlayan ve teselli veren rahmet ve şefkat abidesidir. Adem ve Havva cennetten kovulup dünyaya sürüldükleri zamandan beri ağlayarak eve dönüş yolunu bulmaya çalışan çocuklardırlar. diye düşünüyorum.
yorumların için teşekkürler. Ayrıca şiirlerini takip ediyorum. Adeta kendi duygularımı yaşıyorum ve şiirlerin "ben yazmışım" hissine kapılmama sebep oluyor.
Alıntı
 
 
+24 #4 AYŞENUR 2009-06-24 00:59 eğinime şaklayan kırbaç gibi durur hala acı..
kaşıdıkça kanar durur.
öyleyse hiç geçmesin yaralarım onulmasın.
ki,ben beni bunun için karalarım..
yeniden doğur beni,
öldür..uyandır..
dirilt beni..yazgılara dayandır…

asisa
Alıntı
 
 
0 #5 AYŞENUR 2009-06-24 01:02 bu şiirimin tamamını siteye ekleyeceğim
bilginize..
Alıntı
 
 
0 #6 Şaban AKTAŞ 2009-09-16 09:39 HER SÜRPRİZE HAZIR OLUN, ŞANS SİZE GÜLER YADA GÜLMEZ
NE KADAR SÜRE YAŞADIĞINIZ YA DA YAŞIYACAĞINIZIN ÖNEMİ YOK, ÖEMLİ OLAN YAŞANAN SÜREYİ ANLAMLI KILABİLMEK VE EYLEMLERİNİZDİR ; İZ BIRAKAN SİZDEN SADECE EYLEMİNİZDİR…


Söyle Ali Ekber Çiçek
Kimler geldi kim geçecek
İnsan fani eylem gerçek
Ölmedin türkülerin var…(Ali Ekber Çiçek şiirimden)
AŞAĞIDAKİ BÖLÜM DE;
BİRMİDAS SÖYLENCESİ, BULUT GÜVERCİN adlı şiirimdendir.

seslendi yontucu;-Kırk dereden kırk çakıl topla,aç göğe ellerini sonra
yere bırak,dokunduğu n aşk olsun!-dedi ve şimşek çaktı apansız;son takla
ateşle süzülüyor Bulut Güvercin,dallan ıp budaklanarak,dö n artık
tüm bereketiyle avuçlarımda gökyüzü,sağanak ,bir amansız hıçkırık
neşeyi, sevinci ilkyazlara sakla,tek seni düşünüyorum yağıyorsun ılık ılık
ne sönmedik kireç kaldı,ne '' Düşünen Adam '',yontucu da görünmüyor ortalıkta
suyla söner ateşle yanan,su gerçekse aşk yalan,ilk uçuş,ilk düşüş nerede ne zaman
bilinmez,yenik düşer aşka ozan, aşk kendini (y)aratma savaşı (*), düşerse toprağa
tohumdur kazanan,aksi halde sudur serapta kaybolan..
Günle açtı,güvercinle kapattı ozan yüreğinin penceresini
bakalım yarın ki uçuşu nereye,
Elden ele,dilden dile Bir Midas Söylencesi
günün ilk ışıklarıyla,göğ sündeki pencereye…

Şaban AKTAŞ-12.12.2003-09.02.2004 GÜZEL ATLAR ÜLKESİ(KAPADOKY A)
Felsefi içerik için yürekten teşekkürler.
Saygıyla.
Alıntı
 

Yorum ekle

BİLİM HABERLERİ

 

YARIŞMALAR

 

ETKİNLİK HABERLERİ

 

GÜNCEL HABERLER