- SPONSOR REKLAMLAR -
Sivas Karaöz’den göçmüşler aile büyüklerim şu anki memleketimize; ama memleket neresi diye soranlara Sivas demeyi isterdim ve yananlardan mı yakanlardan mı sorusuna da gögsümü gere gere yananlardan demeyi istemişimdir hep.. Çünkü yanmıştık. Çünkü inançlı yüreğimizle, kavganın ateşlerinde yanmıştık. Kitaplarımız daha önce yakılmıştı ama bir gün 33 canımızın yakılacağını tahmin etmemiştik. Bir kara leke. Tıpkı o gün o otelin duvarlarından içeri sızan dumanın kurbanlarının yüzünde bıraktığı is lekesi gibi. Ne yazık ki o is gözü dönmüş canileri lekelemeliydi. Sazı, kalemi elinde, gözü ufuklarda, yüreği umutlarla dolu olan güzel insanları değil.. “sıvası dökülmüş bir duvar gibi Sivas’ı dökülmüş bir Türkiye kaldı içimizde.” diyor ya şair benim hüznümde de büyüdükçe acıya,okudukça durmadan kanayan yaraya dönüşüverir Madımak… Her 2 Temmuz’da yüreğim başka anlamlarla dolar taşar. 33 fidanımız, şiirlerinizle örtüyoruz gecelerimizi, türkülerinizle diyar diyar yanıbaşımızda buluyoruz binlerce yıldır pek çok uygarlığın beşiği olan Anadolu’yu.,
1993 senesi,… Henüz 5 yaşındaydım. Her sene olduğu gibi 1 Ocak günü tüm dünya dileklerini tuttu, devlet büyüklerimiz popülaritelerini de artırmak için göstermelik klasik konuşmalarını yaptılar. Bütün insanlara; sağlıklı, huzurlu, mutlu bir sene barış ve kardeşlik dilediler. Her insan iyiliğe doğruluğa ve aydınlığa yönlendirildiği vakit güzel insandır. Bakmayın cinsine şekline rengine dediler kazanmak borçmuş o insanları çünkü.,. Aslında hepimiz bunu istiyorduk. Henüz Ocak ayı bitmeden bir pazar sabahı Türkiye’nin geleceği için büyük önem taşıyan aydınımız Uğur Mumcu’yu kalleşçe planlanmış bir pusuda kurban verdik, Hala gözümün önünden gitmeyen şarapnel parçaları ve Uğur Mumcu‘yu kaybedişimiz…Aradan sadece 10 gün geçti ve 5 Şubat’ta Türkiye bir trafik kazasıyla üzüntüye boğuldu. Adnan Kahveci, kızı ve eşi hayatlarını kaybettiler. 17 Nisan’da yurt genelinde bayraklar yarıya indirildi. Türkiye’ye ölümünden 5 yıl önce damgasını vuran terörün hortlamasıyla, hainler tarafından şehit edilen fidanlarımıza duyduğumuz üzüntünün çok sık olduğu 5 yıl. İyi ve kötü şekilde her zaman tartışılan 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal‘ın ölümü. Artık gerçekten huzur istemekteydi Türk halkı..
Takvimler 2 Temmuz’u gösterdiğinde televizyonda Sivas şehrini izliyordu tüm Türkiye. Yangın canlı yayınlanmaktaydı. Ağzından salyalar akan, kendinden başkasını müslüman saymayan, cehennem korkusu olmasa terbiye edilemeyeceğine inandırılmış ve din anlayışı bağnazlıktan ibaret onlarca insanın Allah’ın adını anarak oteli taşlamalarını izliyordu insanlık… Görüntüleri izlerken içim yanıyordu, herkes şaşkındı, herkes üzüntülüydü ama bu durumun zevkine varanların olduğu bir dünyada yaşadığımı da idrak edebiliyordum artık. Oysa çocuktum henüz.. Televizyonda çizgi filmler izlemek istiyordum fakat televizyon sürekli katilleri, ölenleri, öldürülenleri, faili meçhulleri, kaybettiğimiz aydınları gösteriyordu. Herkesin yüzü asıktı, tedirgindi, korkuluydu ve işte o an anladım ki, sanırım artık 5 yaşında değildim. Maalesef büyümüştüm ve acılarla büyümeye alışmam gerektiğine kendimi inandırmaya çalışıyordum….
Yıllar sonra televizyon kanallarını kurcalarken 7 gün 24 saat dinsel program yapan bir televizyon programında o gün orada bulunan pek muhterem, 8 kere hacı olmuş, ağzından Allah adını düşürmeyen bir amcamızın konuşmalarına kulak kesilmiştim, o adamda öldürenler için cennetlik ölenler için kafir diyordu. O amca o gün saatlerce konuştu, saatlerce hakaret etti birilerine..
Büyüdüm, dünyada çok katil olduğunu, katliamın kalleşçe bir şey olduğunu ve katliamların sorumluluğunu sadece yapanların değil, onları destekleyenlerin de taşıdıklarını anladım. O amcadan bir tane değil yüzlerce, binlerce olduğunu anladım. Bir insanın canının alınmasının bir takım nedenlere dayandırılarak meşru kalıplara sokulmaya çalışıldığını gördüm. her canın eşit olmadığı, kimin ölmesi kimin kalması gerektiğine birilerinin karar verdiği dünyada yaşadığımızı öğrendim. Sonra o adamlar geldi aklıma. Bir de dünyanın adaletinin olmadığını gördüm. Hepsine üzüldüm, ama en çok katliamlara alkış tutanlara üzüldüm, insanlıktan nasiplerini almadılar diye.
Madımak Katliamı (olay ya da tatsızlık değil, kazayla olmuş bir şeye veya bir kavgaya tatsızlık diyebiliriz. ya da ne bileyim işte, birinin birisine küfretmesine falan… peki insanları bir otele saatlerce hapsedip yakmaya, buna nasıl tatsızlık adını vereceğiz?) yaprak takvimlerin arka kısmında “tarihte bugün” köşesinde veya takvim yaprağının arkasında anılmaz. Katliamın yaşandığı 1993′ün ardından gelen sene olan 1994’ ten bu yana sayısız takvim gördüm, bir tanesinde bile Sivas’ a Pir Sultan Abdal şenliklerinin kutlanması veya Madımak Oteli’ne dair bir satır yazı görmedim. Geçtiğimiz senelerde elime geçen aynı zihniyete ait bir takvimde AKP’nin 3 Kasım 2002 ve 28 Mart 2004 seçimlerinde aldığı oy oranı “tarihte bugün” köşesinde yer alıyordu. Muhtemelen o takvimin sonraki yıllara ait versiyonunda AKP’nin 2007 seçimlerinde aldığı oy da yazılmıştır ve muhtemelen 29 Mart 2009 seçimlerinde AKP’nin aldığı oy oranı da önümüzdeki senenin takvim yapraklarında yer alacaktır. Madımak Katliamı yer alacak mıdır? Geçmişten günümüze gelen deneyim bunun olmayacağını göstermektedir.
İnsan olanı derinden sarsıp dünyayı yeniden anlamaya çalışmak için sevk etmesi gerekirken, bütün bir ülkeye korku salmış, çözümünü benzerleri ve daha gün ışığına çıkmamış katliamlarla berabere bırakan, TRT ‘nin akşam haber bülteninde “2 Temmuz 1993 Madımak Oteli Yangını” sunuşu yaptığı, yaktıranların daha sonra adalet bakanı olabildiği, biyolojik olarak insan adı alında son derece sağlam bir mideye, ancak oldukça uçucu bir omurgaya sahip olduklarını anlamamı sağlayan, ileride çocuklarımıza torunlarımıza anlatırken çok zorlanacağımız bir yakın tarih olayıdır Madımak Katliamı. Ülkenin geleceğine büyük ölçüde katkılarda bulunabilecek çoğu aydınımızın, sanatçılarımızın, yazarlarımızın diri diri yakılması…. bu olayın yanı sıra memleket hasretiyle yanıp tutuşan Yılmaz Güney’in, Nazım Hikmet‘in başka topraklarda ölmesine neden olan, ülkenin temel yapı taşını oluşturan tam bağımsızlık ruhunu, yaymaya çalışan Deniz‘lerin değerini bilmeyen, düşüncelerine sahip çıkmayan, düşünceleri ve insanları diri diri yakan, asan, yargılayan yok eden bu zihniyetlerin günümüzde var olduğunu görmek, üstelik gaflet ve dalelet içinde ülke yönetiminde bulunmaları yaşamı daha zor ve ürkütücü kılmaktadır. Benim aklım, mantığım müslüman insanların canlı canlı 33 canı yakmasını almıyor. Bu katliamı pek saygıdeğer dokunulması imkansız ve bir o kadar kendilerine dokundurtmama politikalarıyla temiz siyaset yaptıklarını her fırsatta dile getiren hükümetler faili meşhul diye adlandırsalar da , aklıselim insanların her gecen gün sindirmeye çalışsalarda gerçekleri silmek kolay olmuyor. Peki katil kim? Faili meçhul mu? PKK mı? DHKP-C mi? Yoksa Kemalistler mi?Tüm olayların sorumlusu Ergenekon mu yoksa. Tahrik etme görevini Ergenekon ismini verdikleri oluşuma yüklediler şimdi de. Dini ayrımcılığı tahrik ederek yapılmasına sebebiyet verenler ne kadar hazırlarmış insan yakmaya. “Zaten cehennemde yanacaklar” diye düşündüklerinden olsa gerek elleri bile titremedi yakarken. Kendilerine suç ortağı arıyorlar şimdilerde. Yaktılarsa insan öldürmek suçundan dolayı yanacaklar, yaktılarsa insan yakmak için tahrik olmak suçundan yanacaklar, hiçbirşey yapmadılarsa insanların öteki dünyada ne olacağına karar verme yetkisini kendilerinde gördükleri için yanacaklar. Onlarca kişi toplanmış “Allah-u Ekber” diye bağırırken, dini ayrımcılığı tahrik ederek yakılmasına sebebiyet verenler Allah’ ın verdiği canları almak bizim ne haddimize diye düşünememek, koyun olmak. Ne içindir bu can almak, cennetten yer ayırtmak için mi, refah için mi, Allah için mi…
33 insan öldü. 33 can yandı. Peki kaç katil var orada? Kaç taneydi? Siz sayabildiniz mi? Ben o gün 5 yaşındaydım. 16 yıldır her yıl dönümünde görüntüleri izlerken saymaya çalışıyorum. Hala beceremiyorum. Hala bilmiyorum, kaç kişi olduklarını. Dinci kisvesi altında aydınlara saldırı denilemez buna. İnsan kisvesi altında insana saldırdılar, neydiler? Laik mi? Atatürkçü mü? Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak diyenler Cumhuriyet Halk Partili miydi? Milliyetçi Hareket Partilimiydi? Yoksa Refah Partisi İl Başkanı değil miydi orada Aziz Nesin’i işaret eden? Her şeyden önce ölenler insandı. Katiller ne altına girerlerse girsinler, neyin üstüne çıkarlarsa çıksınlar katildirler ve oradaki insanlar bunu islam adına yaptılar..
Aradan 16 yıl geçmesine rağmen aklımın köşesinden gitmeyen ve gitmesine de izin vermek istemediğim olay, bu ülkede “tehlikenin farkında mısınız” uyarılarıyla dalga geçmeye devam eden zihniyetler yobazlığın bu topraklardaki en ölümcül saldırısını nedense görmezden gelir oysa, bu ülkeyi 60 küsur yılda çoğunlukla yöneten din istismarcısı batı yalakası sağ hükümetlerin sonuncu zihniyeti AKP’ye demokrasi ve özgürlük adına destek vermeye devam etmektedirler. Unutulmamalıdır ki AKP’nin küllerinden doğduğu milli görüş çizgisinde bulunan Refah ve Fazilet Partisi’nden Adalet Bakanlığı yapmış biri bu kara lekeye sebep olanların avukatlığını yaptı..
Bu gözler gördü o zalimlerı, tarih yazdı bu karanlığı, peki tam bin yıl geçtiğinde nasıl anlatılıcak bu olay: ‘’Ergenekoncular yapmış, ılımlısından az şekerlisine, ıbdasından ibnesine, nurcusundan nursuzuna, gelenekçisinden görenekçisine, sonra oturup kına yakmışlar, onlar ermiş muratlarına’’ kuvvetle muhtemel..
2 Temmuz 1993 günü yapan kişiler “islam” sloganları atarak yapmışlardı. Bilmezler mi islam dininin kutsal kitabı olan Kur’ an-ı Kerim’ de en büyük günahlardan biridir nefret? Bakınız ayrımcılığa, can almaya değinmiyorum henüz.. Ağızlarından salyalar akan, gözleri hurafe perdesi örtülü din kardeşlerimiz, diğer dünyadaki Madımak Oteli’ne erken rezervasyon yaptırmalarına sebebiyet vermişlerdir..
Tarihte, tüm müslümanların halifeliğini üstlenen Osmanlı’nın asaletleri adına yaptığı bütün kıyımlara karşı dikilen baş, yine Aleviler’ le Türk aydınlarının başı olmuştur. Sivas’ta bir Pir Sultan yaşamış ve asılmış ise, devletin malını çaldığı, namuslu insanların ırzına geçtiği , Allah’ı ve kitabı inkâr ettiği için asılmamıştır. O günlerde Sivas’ta yaşanan bugünkü namussuzluk adına asılmıştır. Ben, iki yüzyıl sonra doğmuş ve bu olayları okumuş olsaydım, şeref dolu diye anlattığım ata tarihimizden utanıp, bundan onursuzluk duyardım. Devlet, Aleviler’e üvey evlat olarak bakılmasını onayladığı sürece, halk, Aleviler’i öyle görmeye devam edecektir. Arşivlerde, eşitlik ilkesinin sadece kelime olarak yazıldığı yasalar hayata geçirilmedikçe, Sıvaslar bitmeyecektir. bir Ermeni, bir Hıristiyan, Katolik, Yahudi, ibadet özgürlüğüne sahipken, Aleviler’in ibadethanelerine müsaade edilmemesi, kültürünün tanınmaması dahi nice Sivaslar yaratacaktır.. Tek temennim bizi bize kırdıranlara inat kenetlenip kardeşlik dostluk barış içinde yaşamımızı sürdürmektir ve yakışmaz bir müslümana aksi davranış…
Tüm felaketlerimizi, tüm katliamlarımızı, tüm cinayetlerimizi, tüm idamlarımızı alıp gideceğiz bir gün musalla taşına. Tükenip gideceğiz her ölümlü gibi. En büyük cehennemi cennet sandığımız şu yeryüzünde yaşayacağız.Belki sürgün yiyeceğiz, belki yakılacağız, ya da 17’ mizde yaşımız büyütülüp asılacağız, belki de deli bir kurşuna hedef olacağız, ama susmayacağız, unutmayacğız artık unutup susmayacağız, aynı kaderi yaşayıp etlerimizi ruhlarımızı örseletmeyeceğiz, alışmayacağız, uyuşturulmayacağız, düzen bu demeyeceğiz, oyunun kuralı bu demeyeceğiz, insan ve ahlak kavramlarını onlar belirlediklerinde, gazete haberlerini, tarihi olayları onlar şekillendirdiklerinde, aslını hatırlayacağız. Katliam değildi tatsızlık dedirtecekler, demeyeceğiz, ne diyorlarsa doğrudur demeyeceğiz ve yapabilecekleri en büyük işkenceyi yaptıklarında değerlerimiz inançlarımız onurumuz için ödün vermedik, başımız dik, içimiz rahat diyeceğiz ve gelecek nesilleri severken bulacağız kendimizi bağımsızlığımızı, özgürlüğümüzü sokakta mı bulduk ki kolay kolay teslim olalım!
Bizler yine de kin duymayacağız insanlığın kimyasına inat, insanların iyi ve güzel yönlerini bularak onunla yetinerek hayatımızı sürdürmeliyiz, insanlar aşılmaz dağları toz eder, sevdaları destandır insanların, yeter ki aydınlık saçsın etrafa göreceğimiz güzel günlere, işte o insan ölmez, bedeni ölür, bedeni yanar çürür fakat ruhu bugün andığımız aydınlar gibi hep anılır, Çok değer li değil bu can, bu hataya düşenler yakmasada biz yine toprağımıza dönecektik. Hem Allah’ın bize emaneti canımızı tekrar Allah’ın almasıyla.. Allah diye yakanlar bu dünyada çok rahatlar, hiç bir ceza almadılar.. Peki bir gün yanlarına çağrıldıkları Allah’a hangi yüzle anlatacaklar zalim hallerini…
Her 2 Temmuz’da ; yürekler yanar, insanlık ölür, din ölür, inanç ölür, vicdan ölür, duygu ölür, türküler ölür, semahlar ölür, şiirler ölür, kitaplar ölür, laiklik ölür, demokrasi ölür, hukuk ölür, güneş ölür, yağmur ölür, su ölür, birlikte insanca yaşama arzusu ölür, iyilik ölür ,erdem ölür, ahlak ölür, beyaz ölür, kırmızı ölür, çiçek ölür, Kızılırmak ölür, 33 ölür, fakat bunların yanı sıra acı yaşar, utanç yaşar, kin yaşar ve UMUT yaşar..
Katliamda yitirdiğimiz Muhlis Akarsu‘yu, Nesimi Çimen‘i, Hasret Gültekin‘i, Asım Bezirci‘yi yakılan diğer aydınlarımızı, sanatçılarımızı, ozanlarımızı ve barış türküsü söylemek için Pir Sultan Abdal Şenlikleri için orada bulunan canlarımızı anıyoruz. Türkülerini dinliyor, şiirlerini okuyor, isimlerini duyduğumuzda katliamın dehşetini bir kez daha yaşıyoruz ama dostlar Umut yaşayacak ölmeyecek ve selam olsun umut dolu ve sevgi dolu yüreklere…
Aylin SAPAZ
ANASAYFA | GÜNCEL | SPOR | MÜZİK | EĞİTİM | FOTO GALERİ | VİDEO İZLE | SİNEMA | DÜNYA | REKLAM VER | İLETİŞİM |