Kuaza
       
ARA
giris
BEN NEYİM?

- SPONSOR REKLAMLAR -

BEN NEYİM?

Sigara yaktı …

Kül tablasına doğru uzandı eli ve duman parmaklarına tutundu .Çiçeklerin dalında vuruluşu gibi vuruldu düşü.Düşünde bir çocuk eğildi ve gölete uzandı …Sessizdi zaman. Yiten bir gün ışığı kadar eskimeydi annesinin yüzü. Duvara baktı ve bir ağızlık çekti kendini. Tütünü bu yüzden severdi , sigarayı değil de kendini içerdi, yüreğini kemirerek.Çünkü kendini çektikçe içine ; aslında tükendiğinin farkındaydı ..Kesin olmayan bir şey vardı ki kuşlar kadar göçebeydi.

Otururken bile yürüyordu içindeki ışık. İlerliyordu kendi zaman makinesinde. Geçmişe savruluyor ve sola viraj yapıyordu şimdi. Kırmızı ışıkta geçiyordu gözleri hep.

“Ahmet” dedi .

-Ahmet- benim adım. Çocuk kadar yalın bir sevinç paylaştı odada. Annesine olan uzaklığına rağmen sarıldı babasına; ama içinden. Mezarlık taşlarında gitmiş bir azize düşledi . Tarihi neye yarardı öldüğü günün. Yazılanları biliyordu ve okuyordu da ama onun bu geçirgen ölümlüğüne diyecek hiçbirşey yoktu. Bu yüzden suskundu belki gazeteler, büfeler. Bu yüzden sessizdi şişeler. Hüzün bu yüzden anlamsız görüyordu kendiyle bir ölüyü .

Yaşadığı anları ölümle bileyledi. Keskinleşiyordu düşleri. Çünkü düşleri kardeşti toprakla yaşadığı anlardan beri. Yürümeyi sevdiği kadar ölmeyi de sevmişti. Öyküleri yarımdı kahredesi ölüm çizgileriyle.Büyüdü , büyüdü! Elleri büyüdü bilekleri kalındı ama parmak uçları altı aylık bir bebek kadar çaresizdi. Ne acıktığını anlatabiliyordu ne de yazabileceği tümcelerden sıyrılmanın eksikliğini . Yazdı hayat kadınlarını ve kentlerin alacalı acımasızlıklarını

“Ya ölüm” dedi. Ahmet’in ölümü bir başka ölüyle nasıl kardeşti , toprak komünü gibi uzanan ilahi kokuyu duydu . İnkar ettiği gün ışımaları; şimdi topraktan yansıyarak geri dönüyordu .onun kızıldan bozma gök tapınaklarına. Bıçaklanmış üçüncü sayfa haberleri gibi hissetti diğer ölüleri. Kalemsiz yazdı çünkü maddesel alerjisi nüksediyordu onun da her ölünün ki gibi . Sevdalarına baktı , tuttu çalkaladı bacaklarını ,silkelendi cepleri ve tozlar düştü …İki böcek kemiriyordu gövdesini belki de göremediği nice toprak büstü böceği gibi. Dürüstçe geldi bu ona. Kemirilmişti çünkü insansı bir sıcaklıkla bedeni . Yaşamdan ölüme koşmadan önce kendini kemirenlere ödünç veriyordu düşlerini .

Istırap ama o hep kül gerginliğiliğ ile “ızdırap” derdi . Karşı çıkış değildi bu dil ağlarına sadece apzındaki tortu öfkesiyle yoğruluyordu hepsi bu kadar.Tamam dedi tamam. Susmak kadar tamam olmasa da konuşmayacak kadar tamamdı . Yaşamak kadar tamamdı ama ölmek kadar da tamam yarımlığı istemişti ama ölmüştü . Yaşayacaklarını düşlemedi hiç, yaşasam örneğin hangi kadına değerdi uzvum demedi sadece sonsuzca ilerleyen gökyüzünün aslında toprak altından hiç de öyle soyut olmadığını gördü . Alçaktan uçamayacak kadar yüksek sanardı gökyüzünü . Şimdi alçaklardan uzanıyordu ve kokusunu alıyordu güvercinlerin.

Bir ölü olarak en çok bozuk radyoları özledi , cızırtılı frekansları en çok da çünkü hayatla arasında hep bir cızırtı olmuştu. Teknik bir hadise olmasa da cızırdıyordu Ahmet’in kalemi.

Öldürdü sonunda kalemini de büyüyemiş parmak uçlarını da. Ama bilemedi ölümlülerle ölümlere sürkeleneceğini ki aslında hiç yaşamadığını öykülerinin. Ölü öyküler yazmış ölü dizelerle saçmalamıştı. Öldürdüğü odalarda kağıtlarına sığmıyordu sığınakları. Kaçak gibiydi şimdi. Kaçtıkça özlemliyordu yazmak denen çıplaklığını; şimdi , toprak altında çıplak kalmış ve kelimelere hasret kalmıştı çünkü yazmak istiyordu ölülüklerini . Bir kere ölmeden her an tekrardan ölüyordu aynı zamanda somut bir diriliş olmaktaydı. Sevmeyi hiç denemedi , sevmekten öte hırslarını giydirirdi hem bilincine. Bilincine damlardı kan ve sis. Kül kokusunu duyardı hep. Yutkundu ne de yalnızdı . Yalnızlık beyaz bir gömlek gibi giydirilmişti yüzüne. Beyaz yorardı gözünü , yorulduğu taşlardaki gizemliliği gibi . Gözyaşı akıttığı o soğuk taşlar ıslak ve ısınçlı olurdu. Basınç vardı hem de yer çekmekteydi saçlarının uzayan kirliliklerini.

Çöp kutularını düşledi. İnsanların çöpleri, o hep gizledikleri kirlilikleri, karışırdı ya bir kutuya ve dönüşümsüz çöplerdi her zaman , hep. Toprağı da öyle bildi, kirlilikleriyle gömülü oluşu ağarına gitti, sızladı belki de kirliliği. Beyazı bile lekeliydi . Bir çöp kutusuydu toprakta, herkesin ölü kokusu ve canlı kirliliği karışıp bir karmaşa yaratıyordu . Darbeleri geldi de aklına, toprakta da anarşi olduğundan haberi var mıydı düzenbaş(!)ların. Düzen bu kirlilikteydi işte. Düzenbazlar ki toprağın en yetenekli oyuncuları oluyordu ve piyesleriyle büyülüyorlardı tabiatın beslenen kısımlarını . Çöplüğün piyesi dedi ve güldü .

Zaman düştü gözlerinden. Sustu . İçerleniyordu. Acaba tüm ölüler içerler miydi. Soru işaretinin dik kuyruğunu çalmıştı , ünlemlerle arası hep şaşkındı yani şaşırdıkça ünlemlerin üst komşusu olduğunu unuturdu. Yapma! Dur! Heyy!

Böcekleri irkiltti üzerinden..Sözlüğünden bir kadın uçtu kırmızı etekleriyle ama tutkunun kırmızısı değil çocuk kırmızısıydı bu düşen. Çileklerin pembeleşmesiyle kızarmasıydı ve kiraz kadar kıpkırmızı şeker bulamacıydı.

Aktı derelere… Derelerde de toprak vardı , çaresiz ölüm sendorumu..Öğrenilmiş ölümlülük..Çıkardığı dergilerle küstü , kitaplarına da çocuklar işedi. Yıkıldı hükümran sözcük koşmacası. Uçurtma oldu içindeki denemeler. Şiirlerine yol aldı.

Aynalar …Tadına duyamadığı aynalar. En ağrılı şiirlerinden sonra alır ve yerdi evindeki boy aynalarını .. Parçalarken kanardı annesi ve tüm kadınları. Hem kendine batırır hem de onları kandırırdı. Hayır! derdi en güzel benim. Siz gölgemin güzellikleri.

Aynalarla değişti sonra arka bahçesini. Arka bahçesinde umut doğururdu beyninin arka lobları. Kıvrımlarına girerdi dünyaların, kıvrımsız değildi ki çığlıkları!

Ölmeye doğru gitti bir sabah böylece..Gitti kazdı bir semtin göçük mezarlığını ..Pembeyi seven bir erkekti , pembesiyle girdi içeri toprağın sırtından..Haber vermedi ki sevmezdi törenleri ,atladı içine kendi yokoluşlarının . Kıvrımları sekti böylece

Sordu kendine;

Bil Bakalım Ben Neyim…

Bil Bakalım…

MEDİNE AKBABA

1 Yorum Yapin “BEN NEYİM?”

  1. Taha Rençber diyor ki:

    Sizi burada yeni gördüm.Gerçekten yazıyı beğendim özellikle giriş kısmı bana Turgenyev’i hatırlattı.Tam bir romancı girişi.
    Yeni öyküleri bekliyoruz.

Yorum Yap



EN SON YAZILAR
ANASAYFA | GÜNCEL | SPOR | MÜZİK | EĞİTİM | FOTO GALERİ | VİDEO İZLE | SİNEMA | DÜNYA | REKLAM VER | İLETİŞİM