Kuaza
       
DEVLETİ KİM YÖNETİYORMUŞ? HANEFİ AVCI,CEMAATÇİ YAPILANMAYI DEŞİFRE ETTİ!
DEVLETİ KİM YÖNETİYORMUŞ? HANEFİ AVCI,CEMAATÇİ YAPILANMAYI DEŞİFRE ETTİ!
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
Loading ... Loading ...
277 Okunma

Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın bugün piyasaya çıkan kitabında  “İşte Gerçek Korku İmparatorluğu” dedirten  bölümler okuyanların  kanını donduruyor.Cemaatçi yapılanmanın  artık sadece emniyette kadrolaşmakla kalmadığına, kilit yerleri ele geçirdiğine  ve istedikleri kişiyi dinleyebildiklerine  ayrıca en üst düzeyde de koruma zırhları olduğuna değiniliyor..

Üstelik bunları diyen de sıradan bir Ahmet,Mehmet değil; devletin Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı..

Bakalım bu  ihbar niteliğindeki haberi savcılarımız harekete geçip  inceleyebilecekler mi?..

Yaşadıklarını kitabında şöyle anlatıyor:
“Eğer bu insanlar (cemaatin polisleri) benim gizlediğim, iki öğrenci adına alınmış, yalnızca birebir görüşme yaptığım, başka hiç kimseyle görüşmediğim, herkesten gizlediğim numaramı tespit edebilmişlerse…”
Evet, durum gerçekte vahimdir.

****

Avcı harekete geçer.
Önce İçişleri Bakanı Beşir Atalay’a gider. “İstihbarat Dairesi beni dinliyor, komplo hazırlığı var. Kanunsuz dinleme var. Emniyet Genel Müdürlüğü ve İçişleri Bakanlığı yöneticileri de dinletiliyor” diye anlatır.
Ve şunu ekler: “Siz dinletiyorsanız normal”
Bakan Atalay cevap verir: “Ben niye dinleteyim, üstelik bu işleri de hiç sevmem. O zaman biz burayı (İstihbarat Dairesi’ni) denetletelim.”
Avcı, eşeği sağlam kazığa bağlamak için bir de ihbar dilekçesi yazar. İsim soyadı, unvan her şey açık…

****

Avcı, Bakan’dan sonra – olay yeri itibariyle – İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin’e gider. Başsavcı, Fatih Savcılığına suç duyurusunda bulunması ister. Ha keza kendisi de Ergenekon savcıları tarafından – hem de mahkeme kararıyla – dinlenen bir Başsavcıdır.
Avcı, Engin’in ardından Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı’ya gider. Maksat adli yollardan denetim yolu bulmak ve dinleme kararı veren hakimlerle ilgili işlem yaptırmaktır.
Avcı İstanbul’dan Ankara’ya geçer. Bu defa da Ergenekon üyesi olmakla itham edilen Ankara Başsavcısı’na durumu anlatır.
Sonuçta, şikayet ve ihbar dilekçeleri hazırlar. Dilekçeleri verdiği kurumlar şöyle:
Adalet ve İçişleri Bakanlıkları.
İstanbul ve Ankara Başsavcılıkları.
Ankara ve İstanbul Özel Yetkili Başsavcı Vekillikleri.
Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı.
Ve Başbakanlık…
Avcı’nın ihbarda bulunmadığı bir muhtarlıklar kalmış gibidir.

****

Avcı, Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kağan Köksal’a da gider, durumu ve temaslarını bir de ona anlatır. Bu görüşme hakikaten ilginç olur:
“Cemaatin olduğu bilinen bazı gazetelerdeki beni övücü yayınları kastederek, ‘Ben de cemaatin senin yıldızını parlatmaya çalıştığını zannediyordum’ dedi”
Türkiye Cumhuriyeti’nin Emniyet Genel Müdürü’nün “Cemaat faaliyetlerinden” dolayı pek de rahatsız olmadığını anlaşılıyor. (Küçük bir not: Edindiğimiz bilgilere Köksal’ın cemaatle uzaktan yakından ilgisi bulunmuyor. Ama ilginç olan kanıksama halidir.)

****

Avcı dilekçeleri kurumlara ulaştırdıktan sonra Adalet Bakanı Sadullah Ergin’e gider. “Hakimler isimsiz çok sayıda dinleme kararı alıyor” diye ihbarda bulunur. “Dinlemeler konusuna hakim” durumdaki Bakan Ergin, isimsiz dinleme olamayacağını söyler. Teyit için dinleme ve teknik takibin merkezi Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının Başkanı’nı arar. Başkan Fethi Bey ne yazık ki Bakan Ergin’i teyit etmez, “istihbari dinlemelerde çok sayıda isimsiz dinleme bulunduğunu” bildirir.
Anladığımız kadarıyla Adalet Bakanı Avcı’yı “Dilekçe vermene gerek yok. Dilekçe olmadan da denetleme yapılabilir. Sen dilekçeyi geri çek” diye ikna etmeye çalışır. Ama Avcı, şikayet dilekçesini vermekten geri durmaz. Hem de hukuksuz dinlemelerin nasıl ortaya çıkarılacağını anlattığı bir not ilave eder.

****

Avcı, “Bu iş çok karışık Başbakan’a anlatmalıyım” diye düşünür. Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala’ya varıp, şikayet dilekçelerini ve tespitlerini paylaşır. “Bunları Başbakan’a aktarmalısın” der. Ala ise İçişleri Bakanı ile konuşabileceğini söyler.
Neyse…
Avcı her yere gitmiş ve durumu anlatmıştır. Şimdi sıra müfettiş incelemelerinde ve davacı olarak da kendi ifadesinin alınmasındadır. Ama ne gelen olur ne de giden.
Emniyet İl Müdürleri 28 Ocak 2010 tarihinde Ankara’da toplanır. Toplantıya ara verildiğinde Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kaan Köksal özel görüşmek ister. Ve bakın Hanefi Avcı’ya ne söyler:
“Bana ‘Dilekçeni iade ediyoruz, müfettiş incelemesi yaptıramıyoruz çünkü bir defa müfettişler görevlendirilirse kontrol edilemeyebilir, her şeyi araştırabilirler. Bundan dolayı bakan dilekçenin iadesini istedi, bende geri veriyorum’ dedi ve zarfı bana verdi.”
İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Adalet Bakanı Sadullah Ergin hareketsiz kalmayı tercih eder.
Şimdi sıra Avcı’nın can alıcı sorusunda:
“İçişleri Bakanı denetim yapmıyordu. Bakanı durduran kim ve ne olabilirdi. Başbakan’dan başka kim olabilirdi ki?”
Başbakan bu soruya bugün yanıt vermeyebilir. Ancak yarın ne yaşanacağını kim kestirebilir ki?

****

Hanefi Avcı, ”Haliç’te yaşayan Simonlar” kitabını neden yazdığını da şöyle anlatıyor:
“Başbakan’ın yüzde yüz güvendiği, kafası çalışan, sır saklayabilecek ve ona anlatacaklarımı kesinlikle başbakana aktaracağına inandığım Başdanışmanı’na olayı anlattım… Aradan zaman geçmesine rağmen hareket görmeyince bu kitabın bir an önce yazılması gerektiğine inanıp yazmaya karar verdim.”
Söz konusu Başdanışman Mücahit Aslan mıdır, bilemeyiz ama bu haberde ismi geçen bütün yetkililerin kamuoyunu aydınlatmak bakımımdan açıklama yapması gerekiyor.
Çünkü durum ve iddialar çok vahim.
Vahametin boyutunu anlamak için yeniden Hanefi Avcı’ya kulak verelim:
“O ana kadar kendimi dinleme, izleme, bilgisayarla telefon analizi, detay çalışmaları konusunda en yetkin kişi, tüm bu sistemlerin ilk kurucusu, fikir babası olarak görürken… Bu adamlar hukuksuz olmakla birlikte inanılmazı başarmış, benim kırk yıl düşünemeyeceğim yollar bulmuşlardı.”

Ayrıca bu bomba gibi konuya  köşe yazarlarımız arasından tek değinen kişi olan Serdar Akinan’ı da tebrik ettiğimizi  söylemek istiyoruz.

Serdar Bey’in yazısı aynen şöyle:

DEVLETİ KİM YÖNETİYORMUŞ? 21/08/10 AKŞAM
“Aşağıda yazılanları ben bir kitap olarak yazsaydım… Sabaha karşı evime yapılacak bir baskında ‘ele geçirilen CD’lerden ötürü Ergenekon üyesi olmaktan Silivri’yi boylayacağıma eminim.

İspatlayamayacağım ama adım gibi bildiğim bu gerçekleri ilk kez üst düzey bir bürokrat çıktı ve çatır çatır yazdı.

Virgülüne dokunmadan yayınlıyorum. Muhtemelen Hanefi Avcı, hakkında açılan jet soruşturmadan sonra başına gelmeyen kalmayacaktır. Ama biz ödlek gazetecilerin yapmaya cesaret edemediğini yaptı ve gerçekleri sadece gerçekleri yazdı…

İşte o kitaptan satır başları:

Gördüğüm manzara korkunç; kadrolu devlet adamları devleti yönetmiyor, o zaman bu teşkilatı kim yönetiyor? Olay bir örgütün, cemaatin devlet içerisindeki elemanları vasıtasıyla yürüttüğü örgütsel bir faaliyettir, karşımızdaki kişiler polis, hakim ve savcı değil, örgütün / cemaatin elemanlarıdır. Devletin hukukunu değil, cemaatin talimatlarını yerine getirmektedirler.

Ergenekon örgütünün varlığı konusunda yazılı belge, doküman, örgütsel faaliyet sayılabilecek bazı ilişkiler varsa da eylemleri konusunda hiçbir ciddi emare yoktur. Geçmişte Türkiye’de meydana gelen pek çok olayın (Malatya’daki Zirve Yayınevi Katliamı, Rahip Santoro Cinayeti) Ergenekon örgütü tarafından gerçekleştirildiği iddia edilerek epey bir süredir uydurma tanık vs. aranmaya başlandığı net olarak görülüyor. Amacın olayları aydınlatmak değil, Ergenekon’la irtibatlandırmak olduğu açıkça ortadadır.

Bir grup polis kritik noktaları ele geçirmiş, diğerlerine suç isnadını da aşan resmen iftira atmaktan geri durmuyor. İşlenmiş bir suçu aydınlatmak gibi bir amaçları yok, tahkikat sırasında dinleme ve izleme yaparken temiz ve dürüst olduklarını bildikleri, birlikte çalıştıkları kişilere iftira ediyorlar. Şunu artık bilmeliyiz ki karşımızda arkadaşlarımız, meslektaşlarımız yok, bir ideolojiye, bir gruba bağlanmış, o grubun disiplinine tabi olmuş örgüt mensupları var.

Devletin hukukunu değil, cemaatin talimatlarını yerine getirmektedirler. İstanbul, Ankara, Erzurum ve İzmir’deki bazı özel yetkili savcılar ile bu iller dışındaki bazı polis birimleri arasında illegal bir ilişkinin varlığı açıkça gözükmektedir.

İstihbarat Dairesi’nde cemaatin özel cihazları, elde ettikleri her türlü kanunsuz dinleme materyalleri mevcuttur.

Bu iddialar karşısında ne olur? İlgili birimler bu kitapta yazılanları ihbar kabul ederek soruşturma açar.

Peki ne oldu?
İlgili birimler, kitabın yazarı bu yüksek bürokrat hakkında soruşturma açtı…”



EN SON YAZILAR