Kuaza
       
ARA
giris
GÜVERCİNLERE DE KIYIYORLAR BU ÜLKEDE!

- SPONSOR REKLAMLAR -

GÜVERCİNLERE DE KIYIYORLAR BU ÜLKEDE!

AGOS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülüşünün üzerinden tam 4 yıl geçti. Her 19 Ocak’ta olduğu gibi yine on binlerce kişi ‘Hrant İçin, Adalet İçin’ diyerek bugün bir araya gelecek. İstanbul’da 13.30’da Şişli Cevahir Alışveriş Merkezi önünde ve Taksim tramvay durağında buluşup Agos Gazetesi binasına yürüyüş yapılacak. Anma etkinliği Hrant Dink’in yaşamını yitirdiği saat olan 15.00’de Agos Gazetesi’nin önünde başlayacak. Ayrıca Türkiye Ermeni toplumunun gençlerinin oluşturduğu Nor Zartonk’un çağrısıyla saat 19.00’da Taksim tramvay durağından, Galatasaray Lisesi’ne doğru meşaleli yürüyüş gerçekleştirilecek.

Son yazısında, aldığı tehditlerden duyduğu kaygıyı ve insanların ona Ermeni olduğu için aşağılar gibi bakışlarının onu her gün öldürdüğünü söyleyen Hrant  “bir güvercin tedirginliği yaşıyorum,ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmazlar” diyordu.Dokunuyorlar Hrant,ve hatta katlediyorlar bile..

Konu ile ilgili Yazar Onur Caymaz’ın yazısını sizlerle paylaşmak istiyoruz.Toprağına güller yağsın Hrant..

“KARDEŞİM  HRANT

Çocukken, bizim mahallede, kimliğinde müslüman yazan aile sayısı çok fazla değildi. Kurtuluş’ta büyüdüm. Alt sokağımız kilise, üst sokağımız cami, aşağı mahalle Bomonti Bira Fabrikası…

Orta bir bittikten sonra, yaz tatilinde, çalışman lazım dedi babam, öğren biraz hayatı dedi de beni mahalledeki Gül Eczanesi’ne çırak verdi. Bizim evde, ana tarafı da baba tarafı da Selanik göçmeni olduğundan Türkçe’nin yanında pek az da Arnavutça konuşulurdu. Genelde hep Türkçe’ydi hayatımız. Fakat eczanedeki patroniçemin adı da farklıydı, dili de. Bizimki gibi değildi nedense. Mahalledeki herkes Gül Hanım diyordu ona ama kapıda Ecz. Vartuhi yazardı. Kendi tanıdıkları geldiği zaman başka, garip bir dil konuşulurdu. Vart gül demekti… Küçük bir çocuktum.

Sonra, tanıdığım ilk çocukluk arkadaşım… Yıllarca ondan kendi dilini duymadım. Ancak birkaç sene sonra bana Ermeni olduğunu anlatacak, soyadının orijinal halini söyleyecekti. Aşağı yukarı 20 yıldır tanışırız. Görüşmesek de çok zaman canım ciğerimdir. Büyük bir otelde piyanist şimdi. Zaman zaman o da bana Onnik Caymazyan der, eğlenirdik öyle… Benim Ermeni adımdı Onnik Caymazyan. Kelimelerden korkmuyorduk… Hepimiz herkestik nasılsa.

Onların evinde o kadar çok kaldım ki. Çocukluğum onun opera sanatçısı annesinin, güzelim sofralarıyla, aryalarıyla geçti. Hazırladıkları masalar bizimkine benzemezdi hiç. Bizim evimiz kalabalıktı. Onlar üç kişiydi: Annesi Janet, ablası ve arkadaşım. Topikten, ıstavroz çıkarmaya; mayısta yaptıkları vişne liköründen paskalyaya; yumurta boyamadan vaftiz törenine, bana kardeş bir kültürün kapılarını açan insanlardı onlar.

Janet Teyzem, kurban bayramında bizi arar, bayramımızı kutlar, ramazanda insanlar oruçlu olduğu için sokakta sigara içmezdi. Akşam ezanı okunduğunda herkesle birlikte iftar ettiğimiz zaman, ben onların evinde yerdim akşam yemeğini. İftar saatinde. Birbirimize uymayı biliyorduk. Jamanak gazetesi satılan Kınalıada Kasabı vardı. Jamanak, Ermenilerin gazetesiydi. Hürriyet için Türkiye Türklerindi ama Ermenice’nin harfleri ne garipti. Görmüşlüğünüz var mıdır?

Yaşlı başlı Mösyö Berç vardı sonra. Bu dost evinin müdavimlerinden. Akm’nin ilk maestrolarındandır. Kral Tv açardık biz tavla oynarken. Iki dakika tahammül edemezdi Mustafa Sandal’ın detone sesine. Kötüydü onlar çünkü: ‘Bunları anlamorum ka, hent bunlar…’
Nasıl olsa evdeydik. Bütün diller, ortak mirasıydı insanların.

Bunları yaşadım.
Kardeş dili öğrendim, kardeş kültürü tanıdım, bana kattığı zenginliğin tadına varıyorum yıllardır.

Doğan Kitap ile çalıştığım yıllardaki hikayeci dostum Karin Karakaşlı, gazeteciliği, bu ülkenin yetimhanelerinde büyümüş dürüst evladı Hırant Dink’ten öğrenmişti. (Bu ülkenin öteki dürüst evlatları Attila İlhan, Tevfik Fikret, Mehmet Akif, Peyami Safa, Nazım Hikmet, Sezai Karakoç, Mahzuni, Uğur Mumcu gibi…) Üç yıl önce, ayağında delik ayakkabısıyla, Dink’in yerde yatan ölüsünü gördüğü gün kriz geçirmiş (yanlış anımsamıyorum değil mi Karin, öyleyse affet beni), sonra öyle yaralı, kalakalmıştı.
Şimdi iyi. Hepimiz iyiyiz…

Birlikte yaralandık, yaşadık…
Şimdi iyiyiz.
Katiller dışarda geziyor.
Lüks otellerde kalıyorlar, tahliye ediliyor, mutlu mutlu işler kurup, işadamı, bakan bilmem ne olarak anılıp yaşıyorlar. Onursuzlukları, namussuzlukları yara değil onlara. İçerdekiler de semirdikçe semiriyor, büyüyorlar.

Sadece hatırlatmak için yazdım bunları. 3 yıl önce olanları hatırlatmak için. Kendimi de, yaşadıklarımızı da, bize reva görüleni, yaşatılanı da hatırlamak.
Hatırlamak, biraz duralamak, zaman kazanmaktır zira…
Faşizme, onlara, onların soysuzluğuna inat, bugün biraz daha fazla kardeşimsin Hırant!

En tepedeki resme bakın, onların yüzünde ölüm soluyor, bizim yüzümüzde ışıyor hayat!”

Onur Caymaz

******

AYLİN SAPAZ DAN HRANT’A MEKTUP

Aylin Sapaz’ın Hrant’ın katledilişinin 4.yılı sebebiyle Hrant’a hitaben yazdığı mektubu da buradan yayınlıyoruz:

“Kardeşim Hrant,

Seni kaybedişimizin 4. yılındayız.

4 yıl geçmesine rağmen vurulduğun kaldırımdan kaldırılamadın, adın yüreğimde vicdan oldu, adı vicdan olan her yerdesin…

Kahırlıyım adaletin yerlere düştüğü bir ülkede yaşamaktan,

Kahırlıyım bir insan canından daha değerli şeylerin olduğunu düşünenlerin devlet yönetiminde bulunmalarından,

Kahırlıyım bizim memleketimizde bu katli gerekli görenlerin olması ve buna kurban gidenin Türkiyeli, Malatya’ lı bir insan, bir baba, bir koca ve sen olduğunun unutulması…

Ve insanı asıl kahreden,

4 yıl sonra, hala, insanların ölmeden veya ölüm yıl dönümü gelmeden değerlerinin anlaşılamadığının görülmesi. Ölmeden önce de söylerdin bunları, bir perdenin arkasından.

Barış için çırpınıyordun, kelimelerinle, cümlelerinle…

Şöyle diyordun bir yazında;

“… muhtemelen 2007 benim açımdan daha da zor bir yıl olacak.
Yargılanmalar sürecek, yeniler başlayacak. Kim bilir daha ne gibi haksızlıklarla karşı karşıya kalacağım?
Tüm bunlar olurken şu gerçeği de tek güvencem sayacağım.
Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz.
Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler.
Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce.”

Bu ülkede insanların güvercinleri de sapanla avladıklarını unuttun Hrant.
Sen insandın, candın, kandın, yaratılandın ama yaratılanı sevemediler yaratandan ötürü.

Anlayamadılar sağdan yada soldan, kuzeyden yada güneyden, hangi ideolojiden yada etnik kökenden, hangi renkten olduğuna bakmadan insanlık paydasında insanca yaşamanın şerefini…

Sürgün çocuğu olmak zordur hele ki kendi vatanında sürgünlüğün…

Sevilmeyenmişiz biz… “azınlık”mış onun adı, “hain”mişim ben.

Hangi edepsiz koyarmış ismimizi.

Nerden bulurlarmış insan öldürme yetkilerini kendilerinde.

Susturmaya çalışırlar kendilerine özgü adaletleriyle.

Vicdanımız yok mu bizim.

Bizim konuşmamız gerek.

Adalet için,karanlığa ışık düşürmek için.

Işığa ulaşmak bu kadar güç olmamalı eller vicdana konulunca.

Bizim susmamamız gerek.

Ankara’dayım dudaklarımda bir dua mırıldanıyorum.

Dinimizin ayrı olması hiç fark etmez, mistik bir yolla manevi bir destek.

Sonra da diyorum ki yetmez bununla…

Kardeşimsin Hrant, Toprağımın insanısın.

Ermeni değilim, Kürt de değilim, insanım biraz.

Vicdanımın sızlaması insan yanımın olmasındandır.

Anlamazlar diye utanacak değilim söylediklerimden ve de koluna girdiğimin kim olduğundan.

İnsanım ben yeter bu bize.

Aylin SAPAZ ”

Yorum Yap



EN SON YAZILAR
ANASAYFA | GÜNCEL | SPOR | MÜZİK | EĞİTİM | FOTO GALERİ | VİDEO İZLE | SİNEMA | DÜNYA | REKLAM VER | İLETİŞİM