- SPONSOR REKLAMLAR -
Şimdi bilgisayar başında kendisiyle ilgili yazdığımı görse Hulki Bey, “Ne yapıyorsun evladım, benim ölümümle ilgili yazı on yıl önce bir dergide çıktı zaten. Hem bu milletin beni öldürmek için acelesi ne, daha yazacak şiirler, öyküler, romanlar var. Hayattan ne koparırsam kârdır,” diye kahkaha atıp, sonrasında beni içmeye davet eder, karşılıklı sohbet edip, sigaraları tüttürürdük.
Hulki Bey konuşur, ben dinlerdim. Ben konuşurdum, o dinlerdi. Konuşmayı seviyorduk. Yazdıklarımıza benzemiyordu konuşurken kurduğumuz cümleler. İkimiz de terbiyesizdik ‘ahlak düşkünlerine’ bakılırsa. Geldiğimiz yerin dilini kullanıyorduk hep. Duygularımızı dolaysız anlatmak için.
Hulki Aktunç, ‘Bir Kadıköy’oğlu’, bense Çeliktepeliyim, güya benzemiyoruz birbirimize. Argoyu nasıl sevdiğimizi pek düşünmüyoruz. Argo nereden gelirse gelsin hep aynı alaycı ruhu taşıyor, edebiyat nerede yapılırsa yapılsın usul usul isyan cümleleriyle kuruluyor.
‘Bir yanlışım ben’
‘Ten ve Gölge’yi 1990 yılının Aralık ayında bir sahaftan almıştım. Okurken altını çizdiğim satırlarda şöyle diyordu; “Bir yanlışım ben. Hep böyleydim. Sizin doğrularınızı yargılamaya geldim.”
Okuyunca Hulki Aktunç’un normal biri olmadığını anladım. Arıza bir adam yani! ‘90’lı yıllarda politika ve edebiyatın konuşulduğu popüler mekanlardan biri olan Bilsak’ta konuşmasını dinlemeye gittim, orada kurduğu cümleyi günlüğüme not etmişim, 22 Ocak 1991, “Bizim eserlerimizin yabancı ülkelerde yeterince yayımlanmaması bizim için değil, onlar için bir kayıptır,” demiş Hulki Bey. Yanılmamışım, özgüven sahibi, “neyi niçin nasıl neden” yanlış yaptığını bilen bir edebiyatçı.
Hem okurların genel edebiyat algısına hem de edebiyatçıların edebiyatla ilişkisine cepheden saldırabiliyordu. Arızasını seviyordu ve okudukça o arızadan güzel bir edebiyat doğduğunu görebiliyordunuz.
Hulki Aktunç’u tanıdıktan 20yıl sonra bir yazar olarak kapısını çaldım. “Sizinle bir söyleşi kitabı yapmak istiyorum,” dedim. Beni tanımıyordu. Oturup konuştuk, Semra Hanım, Hulki Bey ve ben. Niçin söyleşi kitabı yapmak istediğimi anlattım. Edebiyata başlamasının ‘kırkı’ çıkıyordu.
“Tamam,” dedi. Sonrasında uzun uzun Kemal Tahir’den, edebiyatçı dostlarından, çocukluğundan, Kadıköy’den, kedilerinden, reklam dünyasından, resimden, şiirden, romandan, öyküden, yazdıklarından, yazamadıklarından, sosyalizmden, Türkiye’nin geçmişinden, geleceğinden konuştuk. Bu konuşmaları videoya kaydettik, yazıya döktük, ‘Yoldaşım Kırk Yıl’ adlı kitabı hazırladık. İkimizde çok heyecanlanıydık, yanlış yapmaktan korkmuyorduk ama doğru anlaşılmak istiyorduk.
Ben bir edebiyat eleştirmeni değilim ama Hulki Aktunç’un edebiyatımızda kendine has bir dil, kurgu ve anlatım bütünlüğü oluşturduğunu görmek için okur olmak yeterli. Onun yazın duygusu ayrılık ve hüzün olarak “Firak” sözcüğüyle özetlenebilir belki. Bu yüzden toplu şiirlerinin yer aldığı kitabın adı Firak’tır.
Aynı kitaptaki Kökler adlı şiirinde,
“Benim öyküm biraz da var olmamaktı/ Yaşamamak gibi düzgünlüğe kim dayanır,” diye yazmış.
Biliyorum, Hulki Aktunç’un masasında daha çok şiir, öykü, roman vardı bitmeyi bekleyen. Heyecanını hiç kaybetmedi, ciddiyetinin ardındaki muzır çocuğu hepimizin görmesini istedi. Zaman zaman bizi hüzünlendirdi ama daha çok, “Durun, bi de buradan bakın dünyaya,” derdi.
Arıza çıkaracak ya!
Arızasını sevdiğim yoldaş önünde saygıyla eğiliyorum…
*Rıza Kıraç, Say’dan çıkan ‘Yoldaşım 40 Yıl’ (Edebiyatta 40. Yılında Hulki Aktunç) adlı kitabı hazırlamıştı.
KALEM ve TOPRAK
Bir kalem dikin toprağıma
İki ucu da açılmış sipsivri
Bir elime bir gece yapraklarına
Bir kalem dikin toprağıma
Tam da erken bahar vakti
Azar da kök salar belki
Elim gece yapraklarına
Bir kalem dikin mezarıma
Yan yana gelmemiş sözcükler var daha
HULKİ
Orhan Alkaya: HULKİ’yi anlatmaya sözler yetmez, benim onu anlattığım bir şiirim vardı;
Hulki
incelmenin dar sokaklarında cilası uçmuş bir laterna
rakı, göbek salata, ‘n’ magica, kaç madam
adam eder adamı bu Beşiktaş Çarşısı ve yalınayak
zenaattir ham iken sevmek bir kadını
adını aynalardan sakınan bir şair ta kendisidir
şiirin -neredeyse tabii kaynaktır
bir kedi zamanın zor kapısına doğurur düşlerini
ve doğar belki de bir tarih düşürme hızıyla
tezkiret-ül-şûara — kısa ara
kara yangın hangi deltaya süzülür
düzülürken koca bir çağ üzülmek mutasyona yarar
karar indirilmiştir kardeşim demek ki
Hulki
Tek sözcüğü boşa harcamadan yazdı
İbrahim Yıldırım: Bence 20. yüzyılın yetiştirdiği en büyük edebiyatçılardandı. Kırk ambar bir yazardı, her konuda bilgisi vardı. Olağanüstü bir edebiyatçıydı, hikayeciydi. Benim çok yakın bir dostumdu, beş yıl birlikte çalıştık. Diyecek bir şey bulamıyorum…
Semİh Gümüş: Hulki Aktunç’un yazdıklarını, ilk kitabı ‘Gidenler Dönmeyenler’den beri okurum. Okumak zorunda hissederim kendimi. Çünkü edebiyatımızın en sıra dışı yazarlarındandır. Edebiyata saygısı öylesine sonsuzdur ki, tek sözcüğü boşa harcamadan yazmıştır. Her sözcüğe değer veren dil işçiliğini örnek almalıyız. Türkçenin ne denli olanaklı bir edebiyat dili olduğunu anlamak için onun yazdıklarına bakmak da yeter.
Selİm İlerİ: Hulki Aktunç, daha ilk öyküsünden başlayarak Türk edebiyatının dil ve anlatım kuyumcusu oldu. Onun öykülerinde kurmuş olduğu dünya, yaşamdan esinli olduğu kadar Türkçenin uçsuz bucaksız olanaklarına açılma anlamını da taşıyordu. Hulki, benim gençlik arkadaşımdı. Sonsuz acı anılar kaldı şimdi bana…
Süreyya Berfe: Edebiyat ve Türkçe, bir gönüllüsünü, bir neferini bir hamalını kaybetti; ve tabii biraz daha eksildi.
Seray Şahİner: Hulki Abi… Tanışmadan önce sadece iyi bir yazardı benim için. Sırf edebiyatı değil, argo sözlüğü çalışmasından dolayı da ayrı bir hayranlık besliyordum. Bir röportaj için tanışmıştık. Karşılaşmamızı hatırlıyorum. Birbirimize cin fikirli iki çocuk gibi bakmıştık. Röportaj 8 saat sürmüştü. İlk kitapta bana kefil olması benim için çok anlamlıydı…
Sennur Sezer: Hulki hem şiirde hem öyküde Türkiye gerçeğini inceliklerle anlatan bir yazardı. ‘Kurtarılmış Haziran’, 15-16 haziran olaylarını en artistik anlatmış belgedir. Onu bir haziran günü kaybetmek beni çok sarstı.
Adnan Özyalçıner: Güzel yazının kaybı bu bir anlamda. Hulki, ilginç bir öykücüydü çünkü. İnsan ile toplumun macerasını ortaya koyan, böylece Türkiye’nin de gündemine göndermeler yapan bir yazardı.
Haydar Ergülen: Son yıllarda bir sergi açmıştı ve onları gördüğüm zaman Hulki’nin sözcüklerle her şeyi yapabileceğini düşündüm. Bana kalırsa bütün yapıtlarına bakıldığı zaman en başında Hulki gelir diye düşünüyorum. Sadece sözcük olarak değil, bir teknik, bir olanak olarak.
ANASAYFA | GÜNCEL | SPOR | MÜZİK | EĞİTİM | FOTO GALERİ | VİDEO İZLE | SİNEMA | DÜNYA | REKLAM VER | İLETİŞİM |