|
ŞİİR
ŞİİR/Taşkın Aşan Edebiyattan söz açılınca akla ilk gelen dal hiç kuşkusuz şiirdir. Otuz yılı aşkındır şiirin içinde olan bir şair olarak şiirin çekim gücüne yürekten inandım. Bu süreç içinde şiirle ilgili çeşitli görüşler dinledim. Bir çok şiir dinletisine katıldım. Yüzlerce kitap okudum. Başucumdan ayırmadıklarım da oldu, onuncu sayfasını okuduktan sonra nazikçe raflara kaldırdığım da… Kimileri benim yazdıklarıma; “bunlar şiir değil, iyi niyetli temenni mektupları” dediler. Kimi insanların yazdıklarına da ben şiir adına tahammül edemedim. Yalnız bir gerçek var ki, bunlar olağan şeyler. Çünkü edebiyatın bu en seçkin dalında, yüzyıllardan bu yana çok çeşitli eserler verilmiş, çok saygın ürünler çıkmıştır. Gerçekçi bir yaklaşımla bakacak olursak iyi çalışmalar bir şekilde gün ışığına çıkıyor ve saygınlığını devam ettiriyor. Yani buna güncelliğini ve evrenselliğini demek sanırım daha yerinde olur. Başarısız çalışmalar ise yok olup gidiyor. Bu süreç sanırım sonsuza dek de böyle sürüp gidecektir… Şiire çocuk denilen yaşta bir şekilde kıyısından köşesinden insan yakalanıyor. Teşvik edilenler, biraz beğeni kazananlar yürüyüp gidiyor. İsabetli ortamlara da denk gelirse “isim” olup belleklere kazınıyorlar. Tartışılmaz bir gerçek de sanırım şu olmalı: insanın yaşadığı ortam, beslendiği kaynak, yani yaşamış olduğu kültür çevresi, buna bağlı olarak medeni cesareti, eserlerini sunmadaki çabası, kararlılığı ve tutarlılığı bu alandaki yerini de belirliyor. Bunu daha kısa ifade etmek gerekirse; bedel ödemeye karar verenler, gecesini gündüzünü bu yola harcayanlar semeresini mutlak alıyorlar… Örnek mi; Nâzım Hikmet, Pablo Neruda, Rıfat Ilgaz, Aziz Nesin, Attila İlhan, A. Kadir Meriçboyu, Orhan Veli, Ahmed Arif, Enver Gökçe, Can Yücel ve (aklıma gelmeyenler lütfen bağışlasınlar) Cemal Süreya gibi… Yukarıda adını yazdıklarımız ve andıklarımızın yaşamlarını yakından incelediğimizde göreceğiz ki, hepsi de çileli bir yaşam sürmüşlerdir… Hepsi de şiir adına yoğun emek harcamışlardır. Bu saygın ustalarımızın yanına halk edebiyatının unutulmaz değerlerini de ilâve etmekte sanırım yarar var: Pir Sultan Abdal, Karacaoğlan, Aşık Veysel, Dadaloğlu ve Mahsuni Şerif gibi… Rubayi üstadı Ömer Hayyam’ın adını da unutmadan, şiir kervanına katılmış ve ismini altın harflerle tarihe kazımış bu yüce değerleri tekrar anımsamak ve anımsatmak da sanırım şiire ve şiirseverlere bir katkı olacaktır… Son söz olarak yaşadıklarımızın ışığında ve deneyiminde bu kervana katılanlara destek vermek sanırım en güzel vefa olacaktır. Şiir dalında emek verenlerle ortak yanlarımızı paylaşmak, fikir alışverişi içinde olmak, hem saygınlığımızı arttıracak hem de ufkumuzu genişletecektir. Bununla beraber beşeri ilişkilerde nerelerde olduğumuzu da böylelikle daha iyi görebileceğiz… Tekrar görüşmek umuduyla ve şiir sevgisiyle… Sanki eski bir âlemden çıkar 16-18 Nisan 2010 |
|
Anahtar Kelimeler: 12’den kitabı-aşan-bahane-köşe yazılar-kose yazisi-şiir-taşkın-taşkın aşan-taşkın aşan şiirleri |
|
Sanki eski bir âlemden çıkar
Dalar gibi yepyeni bir âlemden içeri,
Değişir vücudunun en uzak köşesindeki telleri.
Şehrinin yalnızlığını kurgularsın
Oysaki yalnız değildir şehirlerin şehri,
….
Şiiri çok beğendim.