Kuaza
       
ARA
giris
İSTANBUL TUYAP 2010

- SPONSOR REKLAMLAR -

İSTANBUL TUYAP 2010

30 Ekim 2010 (Cumartesi) tarihinde başlayan kitap fuarı havaların da iyi gitmesinden dolayı katılımı yüksek oldu. İstanbul gibi büyük bir kentin neredeyse dışında olmasına karşın duyarlı okurlar fuara çocuklarını-eşlerini alarak akın ettiler. Daha önceleri Tepebaşı’nda yapılan kitap fuarı her nedense (!) Büyükçekmece gibi şehir merkezinin 40 km. uzağına taşınmıştı. Sanıyorum ki altı yıldır burada yazarlar büyük zorluklar içinde okurlarıyla buluşmaya çalışıyorlar. Mekânın derinliği ve organizasyonu açısından eleştirilecek fazla bir şey söyleyemeyeceğiz ancak böylesine elverişli bir mekânı saygıdeğer (!) bürokratlar neden şehir merkezine almazlar doğrusu, düşündürücü… Ne yapsın garipler açılımdan- saçılımdan, kaşımaktan-kaşınmaktan başka becerebildikleri başka bir şey yok!

Toplam dokuz gün süren fuarın bu yılki onur konuğu mimar ve sanat tarihçisi Doğan Kuban idi. Kuban otuzu aşkın kitap üretmiş önemli bir aydın. 29. su yapılan fuarın onur konuğunu ne yazıktır ki ilk kez gördüm. İşte biz de o kadar yazarız!.. Kafamızı kaldırıp da kim nerede ne yapıyor, nasıl üretiyor, nelerle uğraşıyor bilmiyoruz. Bilmiyoruz çünkü önümüze dizilerden, futbol maçlarından, sabah geyiklerinden başka bir şey sunulmuyor ki. Sabah işe gitmek zorunda olan insanlar da bir-iki önemli ve güzel tanıtım programlarını kaçırmak durumunda kalıyorlar. Bu programları nedense izlemesin, dinlemesinler diye gecenin kör vakitlerine yamarlar..!

Bize gelince: biz yılda bir okuyucuyla buluşmanın heyecanını daha haftalar öncelerden hissetmeye başlarız. Okurlarla ve tanıdık simalarla buluşmanın, hasret gidermenin bizleri ne kadar mutlu ettiğini anlatmam sözcüklerle olası değil. Ancak yaşayanlar bilir. Her yıl olduğu gibi bu yıl da okurlarıma bir şiir kitabı hazırladım. 12. şiir kitabım olduğundan da adına 12’DEN adını verdim. Fena da olmadı sanırım. Dokuz gün boyunca kitaplarımı sırtlanarak Nurullah Can başta olmak üzere diğer imzası olan yazar arkadaşlarla T.Y.S (Türkiye Yazarlar Sendikası) standında imzalama telâşı ve heyecanını yaşadım.

Proje grup başkanı Sunay Hanım, kurumsal iletişim sorumlusu Çağdaş Hanım, grup sekreteri Demet Hanım, proje sorumlusu Nilüfer Hanım, yine büyük emektar Nedret Hanım sevgi ve heyecanla ilk kitabımı imzaladığım içten insanlardı. Daha sonra standımıza gelen okurlara kitaplarımızı imzalarken bir yandan da yeni komşularımızla “günaydın”laşıyor birbirimize sevgi gülücükleri atıyorduk. İsmail Sürücüoğlu kardeşim gene taşkın abisini yalnız bırakmayıp moral kaynağım oldu. Yine onun Seferihisar’dan sevgili dostları da yanımdan her geçtiklerinde hâl-hatırımı sordular. Ayrıca Seferihisar’la ilgili tanıtıp broşürlerinden de hediye etmeyi unutmadılar.

2

Standımızı ziyaret edenler arasında Nail ağabey (Güreli) de vardı. Fotoğrafçılık yapmamın avantajıyla fuar boyunca çekmiş olduğum anı fotoğraflarını dostlarıma verdikçe hem ben mutlu oluyordum hem de dostlarım. Arşivlerimiz gittikçe çoğalıyordu. Bir gün geldiğinde ne kadar kıymetli şeyler olacak o kâğıttaki suretlerimiz…Ancak sevdiklerimizi yitirdikçe daha da bir anlam kazandığı kesin… Bu alanda Kadir İncesu kardeşimin de fotoğrafsal alanındaki hizmetleri tartışılmaz. Bence bu dönemin Ara Güler’i desem hiç de abartmış sayılmam. Sanırım yüzlerce güzel fotoğraf, arşiv sınırlarının içinde usul usul demleniyordur…

Fuarda öyle anlara tanık oluyorum ki; yıllar önce okullarda fotoğraf çektiğim insanlar boylanıp boslanmış, evlenip barklanmışlar olarak karşıma çıkıyorlar. Belki de bazıları şiirden hoşlanmıyorlardır ama taşkın aşan ağabeylerini sevdikleri için katkıda bulunuyorlardır. Hepsinin canı sağ olsun. Sevilmek ne güzel şey. Geçmişte bana fotoğraf çektirerek ekmek parası kazandıran kardeşlerim şimdi de kitaplarımı satın alarak beni onurlandırıyorlar. Bir şair için bundan daha güzel ne olabilir ki…

Fuarın kalabalık bir okul kitlesi tarafından ziyaret edilmesi elbette çok sevindirici. Hele okul çocuklarının cıvıl cıvıl ve heyecan içindeki koşuşturmalarını görmek gerekirdi. O hınca hınç kalabalıkta nasıl da ayraç, poşet, eşantiyon kovalıyor zavallılar… Ne yapsın yavrucaklar beş-on liracık harçlıklarıyla kitap mı alsınlar, simit-gazoz mu? Neresinden baksanız üzücü. Yine de biz yazarlar bu tablonun içinden kendimize mutluluk kareleri ayıklamaya çalışıyoruz. Kitabımı imzaladığım okurlarımla gerek cep telefonlarıyla gerekse fotoğraf makineleriyle anı fotoğrafları çektirerek daha şimdiden yüzlerce ailenin albümleri arasında yaşayacağım için ne kadar şanslı olduğumu düşünüyorum. Benimle fotoğraf çektirdikten sonra teşekkür etmelerine cevaben; “asıl ben teşekkür ederim, beni ölümsüzleştiriyorsunuz” diye karşılık veriyor, olumlu bir iletişim ağı kuruyorduk…

Bu arada bir televizyon kanalıyla kısa bir röportaj yapmamız da güzel oldu. Dokuz günün ne kadar çabuk geçtiğini inanın anlayamadık. Keşke yılda iki-üç kez olsa da okurlarımızla daha çok kucaklaşabilsek. Hatta en az bir fuar da İstanbul’un Anadolu yakasında olsa diye konuştuğumuz oldu.

Bu arada bir başka gelişme de, öykücü Yılmaz Uçar’ın da bir dergide benimle ilgili bir söyleşi yapmak istemesi oldu. Kendisine “şeref duyarım” diye yanıt verdim. Nasıl sevindim anlatamam. Biz işte böylesi şeylerle mutlu olabiliyoruz. Sağlık ve sanat: dünyanın en güzel şeyleri diyerek herkesi kucaklıyor bir dahaki fuarda sevgili okurlarla buluşmak umuduyla diyorum…

Taşkın AŞAN

Yorum Yap



EN SON YAZILAR
ANASAYFA | GÜNCEL | SPOR | MÜZİK | EĞİTİM | FOTO GALERİ | VİDEO İZLE | SİNEMA | DÜNYA | REKLAM VER | İLETİŞİM