Kuaza
       
ARA
giris
BİR ÖYKÜ

- SPONSOR REKLAMLAR -

BİR ÖYKÜ

Değerli dostlar,

Bir  önceki yazımda şiirle ilgili düşüncelerimi yazmıştım. Şimdi de sizlerle öykü konusundaki düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.Dilerseniz önce öykü nedir, onu tanımlamaya çalışalım:

Edebiyatın  beğenilen  bir kolu olan öykünün, özel bir okuyucu kitlesine sahip  ol duğunu düşünüyorum. Bu alanda güçlü çalışmalara  imza  atan  öykücülerimiz  bulunur.Sait Faik, Necati Cumalı, Orhan Kemal Kemal Tahir en başta gelenlerdendir. Öykü nün  romandan  ayrılan en önemli  özelliği daha kısa oluşudur. Bunun yanında kısa ve çarpıcı birçok konuları içermesi,  öykülerin tadını  damakta  bırakmasına  neden  olur. Fakir Baykurt’un da  oldukça  başarılı çalış malarına tanıklık etmişizdir. Toplumsal gerçekçi öyküler yazan bu ustalar, “unutulma yanlar” arasına girmeyi başarmışlardır.

Öyküyü  romandan  ayıran en önemli  ö zelliklerden biri de kahramanlarının  sayısı nın daha az oluşudur.  Bunun yanında  me kânda sınırlama gereği duyulmaktadır.  U zun soluklu ve sıkıcı çalışmalar yerine kısa ve  çarpıcı  konularda  odaklanıldığını  göz lemlemekteyiz.

Rıfat Ilgaz ve Aziz Nesin’in de farklı  bir öykücülük anlayışına sahip olduğunu; hem güldüren  hem  düşündüren  hem de mesaj veren  öyküler  yazdığına  tanıklık  etmekteyiz.  Okuyucuyla  genellikle ilk buluşmasını dergilerde  gerçekleştiren  öykücüler,  daha sonra  bunları  kitaplaştırarak  okuyuculara sunma yolunu seçmişlerdir.

Bir  öykü  çalışmamla  birlikte  sevgi  ve  saygılarımı sunarım:

ALİ OKULU VE CEZMİ TOPAL

Onu yakından tanımayanlar ön yargılı davranabilir ve belki de bir  Nazi subayına benzetebilirlerdi.  Geniş omuzları,  koca kafası ve etli dudaklarıyla ürkütücü bir görünümü vardı. Hantal vücuduna rağmen çok hızlı yürüdüğünü söylemek hiç de yanlış olmazdı.

Aramıza ilk katıldığında “nerelisin” diye sormuştuk; o da bize “Kozan’ın köylüklerindenim” diye yanıt vermişti. Bu yanık tenli Çukurova insanının okuma yazma bilmediğini doğal ki biz daha sonra öğrenmiştik.

Bir gün  bölük  komutanımız  Refik Okyar beni yanına çağırtmıştı ve “Taşkın sen bizim Cezmi Topal’a akşamları okuma yazma öğreteceksin” demişti.Ben de “Emredersiniz komutanım!” diyerek karargâhtan ayrılmıştım.  Şaşkınlığım  henüz  geçmemişti  ki Cezmi’yi yemekhaneden arkadaşlarla çıkarken görmüştüm.  Yanına giderek;  “Cezmiciğim bölük komutanımızın emridir,bundan  böyle  akşamları  sana  okuma yazma  öğreteceğim” demiştim.

Cezmi’nin –her ne kadar biraz dikkafalı da olsa- altın gibi kalbi vardı.  Elbette ki okuma yazma öğrenmek onu mutlu edecekti. Biz onun öyle mağrur görünümünün aksine,  iç  dünyasında  yatan  çocuksu  ruhu  çok iyi biliyorduk.

İlk  dersimize  başlayacağımız  akşam Cezmi’den daha çok ben heyecanlıydım.

Yanıma elinde defter, silgi ve kalemiyle gelip oturduğunda arkadaşlar da merakla bakışıyorlardı.Çünkü arkadaşların da arasın da muzır  düşünceli  olanları vardı. Cezmi’ye bakıp da gülmemek için kendilerini zor tutuyorlardı.

Cezmi’nin elinden  kalemi  alıp  alfabenin tüm  harflerini  önce  büyük sonra da yanlarına küçük olanlarını yazıp; “yanıma yaklaş” dedim ve başladım göstermeye:

“Bak Cezmiciğim bu büyük A, bu da B”

diye göstermeye başlamıştım ki,

Cezmi’den bir sıçrayış ki ne sıçrayış. Bana: “Oğlum ben onların hepcazını bileyom da çatamayom” demez mi.

Arkadaşlardan bir kahkaha koptu ki tavan başıma göçecek sanmıştım. Fazla

bozuntuya vermeden; “ilâhi Cezmiciğim, daha önce niye söylemedin diyerek dersimizi sürdürmüştüm.

Hey  gidi  ömür  insana  ne anılar  yaşatıyorsun. Daha dün gibi askerlik anılarım.  Film  şeridi  gibi gözümün önünden geçip gidiyor. İzmir/Narlıdere’de acemilik  devrem ve Bingöl’de ustalık devrem.  Kar altındaki köyler,  yoksul köylüler,  “71 depremi”nin izleri, mektuplar ve fotoğraflar…

Boş zamanlarda eski mektupları okumak ya da aile fotoğraflarımıza göz atmak beni oldukça dinlendirir.  Hoş duygular  yaşarım.  Yine böyle bir günde  dalıp  gitmişim  mektupların içine ki,  hanım omzuma usulcana dokundu: “Kaldır başını da şu mektupların arasından biraz mola ver” diyerek elindeki çayı uzattı. Benim elimde son mektup, ayaklarımı bir sehpaya  uzatmış  ve  hanımın uzattığı çayı bir yandan yudumlarken bir yandan da mektubun gönderen bölümüne bakıyor, gülüyordum!

………………………………………………………………..

Gönderen:

Cezmi Topal

Andıl Caddesi.

Kozan/Adana

Sayın: Taşkın Aşan

Güngören Köyiçi

Bakırköy/İstanbul

…………………………………………………………….

Cezmi Topal bayramımı kutluyordu…

1 Yorum Yapin “BİR ÖYKÜ”

  1. Georges diyor ki:

    Cok fyaadli bir site yapmissiniz buna ihtiyacimiz vardi gercekten..Cok hosuma gitti site ozellikle kurguya yeni baslayan birisi olarak cok fyaadlanicam tesekkurler

Yorum Yap



EN SON YAZILAR
ANASAYFA | GÜNCEL | SPOR | MÜZİK | EĞİTİM | FOTO GALERİ | VİDEO İZLE | SİNEMA | DÜNYA | REKLAM VER | İLETİŞİM