- SPONSOR REKLAMLAR -
O sabah aynaya baktığında gençliğini hatırlamıştı Rasim Albay.Gençlik yıllarında saçlarında beliren tek tük beyazlara aldırmaz,güler geçerdi.Sanki ebedi bir gençlik iksiri içmiş gibi hissederdi kendini.Oysa yıllar bir hışımla geçmiş ve saçlarındaki savaşı aynen Amerika’da olduğu gibi beyazlar kazanmıştı.O sabah aynada bembeyaz saçlarının arasından iki tel siyah saç yakalamak işte böyle derinlere götürmüştü Rasim Albay’ı.
Bembeyaz saçlarını özenle taradıktan sonra mutfağa gidip eşinin hazırladığı sofraya oturdu.Emekliliğine üç yıl kalmıştı.Emekli olduktan sonra tüm gün bu şekilde evde oturacağını düşündükçe geriliyordu Albay Rasim.Daha şimdiden emeklilik telaşına kapılmıştı.Mesleğini çok seviyordu ve elinden de başka bir iş gelmiyordu.Bu düşünceler arasında çay fincanını sol eli ile ağzına yönelten Rasim Albay sağ eli ile de günün gazetelerini kontrol ediyordu.Paraf Gazetesi’ni eline alması ile ağzındaki bir yudum çayın büyüyüp okyanuslar gibi boğazına hücum etmesi bir oldu.Eşi sırtına vurarak Rasim Albay’ı rahatlatmaya çalıştı.Albay ilk şoku atlattığında gazeteye daha sıkı sarılıp daha yakından okumaya başladı.Manşet şu şekilde idi:” Komutanlar camiyi bombalayacaktı!” Daha da ilginci laikliğinden şüphe ettikleri hükümeti bu kaos planı ile devirecekleri iddia edilen ekipte Rasim Albay kendi adını da okuyunca gözleri trafikte karşıdan gelen aracın uzunlarını görmüş şoför gibi büyüdü..Hemen arkadaşlarını aradı, pek çok komutan arkadaşının da ismi vardı listede.Türkiye bu haberle çalkalanıyordu.Hepsi olaya şaşırmışlar ve bir anlam veremiyorlardı.Bu iddia karşısında kendilerini herhangi bir esnaftan farklı görmüyorlardı çünkü konu ile ilgili hiçbir bilgileri yoktu.
Günler geçmiş ve Türkiye komutanların yargılanmasına alışır olmuştu.Rasim Albay da duruşma günleri duruşmalara gidiyor geri kalan günlerde mesleğine devam ediyordu. Sadece Rasim Albay değil, ordunun kilit yerlerindeki birçok komutan da yargılananlar arasında idi.
Bir sabah Rasim Albay kışladaki odasına geldi.Günlük imzalaması gereken belgeleri imzaladıktan sonra emireri kapısını çaldı:
–Komutanım bu belge Genelkurmay’dan sabah fakslandı.Ayrıca içtima koşularında erlere söyleteceğimiz cümleyi yeni gelen emre göre biz belirleyemedik, sizin belirlemeniz daha uygun olur komutanım !
Rasim Albay şaşırmıştı.Askerin masaya bıraktığı Genelkurmay’dan gelen emir faksını inceledi.Hükümetin aldığı yeni bir karara göre askeri kışlalarda “Türk”, “Milliyet”, “Vatan” , Tam bağımsızlık”, “Kan”, “Ulus” kelimelerinin ve pek çok kelimenin daha “orduyu ırkçı söylemlerden uzak tutmak” gerekçesi ile kullanılması yasaklanmıştı.Rasim Albay ve arkadaşları “bugünleri de gördük ya,fesupanallah” diye mırıldandılar.İçtimada söylenecek cümleyi belirlemeleri gerekiyordu.Yasaklı kelimeleri kullanmadan çok zorlanarak şu cümleyi yazabildiler : “Mevcudu bulunduğumuz ülkeyi her türlü kötülüğe karşı damarlarımızdan geçen sıvının son damlasına kadar savunacağız.
Aylar geçiyor ve Türkiye Rasim Albay gibi şerefli komutanlarını incitme pahasına da olsa askeri oligarşiyle hesaplaşma davasını sürdürüyordu.Basın bu davaya “Çekiç” adını takmıştı.Öte yandan Türkiye’nin güneydoğusunda artık kronikleşen terör sorunu da sürüyordu.Her gün şehit haberleri geliyor ve hükümet eli kolu bağlı bir şekilde şehit cenazelerinde teröre lanet okumaktan başka bir şey yapamıyordu.Tam da bugünlere denk gelen Yüksek Askeri Şura toplantısında büyük bir sıkıntı vardı.Çünkü ordunun kilit kademelerinde bulunan ve atamaları yapılacak olan pek çok komutan malum dava yüzünden yargılanıyorlardı.
Yine bugünlerde bir gün kışladan para çekmek için dışarı .çıkan Rasim Albay sivil memurlar tarafından ne olduğunu anlamadan gözaltına alındı.Rasim Albay şaşırmıştı.Hiçbir şey anlamamıştı.Savcı tarafından sorgulandıktan sonra hücreye kondu.Saatler geçmiyordu.İlk gece gözyaşlarını tutamadı.O koskoca Rasim Albay gözyaşlarını tutamıyordu.Bu kadar şerefli bir hayattan sonra buralara düşmesinden çok hiçbir şey yapmadan buralara düşmesi canını acıtıyordu.Geçmeyen saatlerin yerini geçmeyen günler ve haftalar almıştı.Bir takvim bile yoktu hücresinde her gün yırtıp öfkesini alabileceği..
Bir sabah soğuk hücresinde uyurken keskin demir sesleri içinde kapısı açıldı Rasim Albay’ın.İrkilerek gözlerini açtı yaşlı Albay.Gelen Milli Savunma Bakanı idi.Devlet terbiyesi en üst düzeyde olan Rasim Albay hızlıca doğrularak bakanı karşıladı.Tokalaştılar.Bakan ağır bir şekilde Rasim Albay’ın sırtını sıvazlayarak ikisi birlikte yavaşça kenarda duran demirden sandalyelere oturdular.Bakan Bey Rasim Albay’a bir sigara uzattı ve ardından önce kendi sigarasını sonra da albayın sigarasını yaktı. Albayın burada olmasından duyduğu üzüntüyü ve bu davanın hayrı için bazı şerefli insanların da birtakım fedakarlıklara katlanması gerektiğini anlattıktan sonra : “asıl meseleye gelelim albayım” dedi.
Rasim Albay yumuşak bir ses tonu ile : “ buyurun sayın bakanım” dedi.
Bakan devam etti:
– Albayım, bir istihbarat aldık.Kato Dağı’nda çok kalabalık bir gurup teröristin eylem yapacağı öğrenildi.Bunun için bölgedeki karakollarımızı bu ekiplere belli etmeden müstahkem mevkilere sızdırmamız gerekiyor.Ve bundan sonra baskın vereceğiz. Yer değiştirme ve sızma konusunda da sizin ordu içindeki namızın oldukça iyi. Bize yardım etmeniz gerekiyor. Bu gecelik sizi buradan çıkartacağız ve sabah operasyon biter bitmez yeniden buraya döneceksiniz. Ne dersiniz?
Albay Rasim şaşkınlığı atlattıktan sonra yüksek bir sesle :” şerefle sayın bakanım” dedi.
O gece gizlice hücreden çıkartılıp operasyonu başarıyla gerçekleştirmiş, sabahleyin de hücresine geri getirilmişti.
Bu olaydan sonra yine buna benzer bir olay oldu.Yine bir gece Albayın soğuk hücresine bu defa bakanlık müsteşarı gelmiş ve bakanın albaydan ricasını kendisine iletmişti.Yine bir operasyon için bir geceliğine görevine dönmesini rica ediyordu bakan bey. Albay yine şerefle kabul etti.Ve operasyondaki görevini yine başarıyla yerine getirdi.
Günler geçerken hükümetin Albay’dan ricaları da tekrarlanıyordu.İstihbarat alınıyor ve hemen ardından bakanlar cezaevlerine doğru yola çıkıp işlerinin ehli olan komutanlardan bir gecelik operasyon için görevlerinin başına geçmelerini rica ediyorlardı.İzlenilen yol bittabi ki gayri hukuki idi..
Yine bir gece bu defa bakan bey şahsen gelip Rasim Albay’ın hücresine girip yanına oturdu. Albay önce atılarak “yine istihbarat mı var bakanım” dedi. Bakan da evet dercesine kafasını salladı.Ve devam etti:
–Ama bu defa sen de bizden bir şey iste.
Albay Rasim şiddetle karşı çıktı:
–Vatan borcu bu bakanım ne istemesi!
Bakan devam etti:
–Rasim Albay, senden istediğimiz şey gayri hukuki ve sen özveri göstererek bunu yapıyorsun.Biz de hükümet olarak sana bir ödül vermeliyiz, bunu sana devletin veriyor,kabul etmeme gibi bir lüksün yok.
Albay Rasim tok bir ses tonu ile:
–Emredersiniz sayın bakanım.
Bakan devam eder:
–Duyduk ki kızın doğum yapacak imiş.Ve sen tutuklu olduğun için de askeri hastaneye giremiyormuş. Sen üzülme,devlet kızını en üst düzeyde hastanede doğum yaptıracak.
Albay Rasim : “Teşekkür ederim bakanım” diyerek operasyona katılmak için gecenin karanlığı içinde kendisini bölgeye götürecek olan helikoptere bindi.
Yargılama süresi uzadıkça uzuyor ve devletin teröristlerle mücadelesinde Rasim Albay’a yaklaşık 15-20 günde bir işleri düşüyordu.Ve her defasında da Albay’a devlet hediyesi olarak bir ödül veriliyordu.
Günler geçiyor ve Rasim Albay’ın yaşlı kalbi “beni çok ihmal ediyorsun ihtiyar” diye mızmızlanmaya başlıyordu.O sabah ilk krizi geçirdi.Kalbi demir parmaklıkların arasından imdat çığlıkları atıyordu sanki..Hücrenin rutubetli havasının yanına bir de şerefli bir mazinin iftirayla kirletilmesi birleşince kalbi kroşeleri her saniye hissediyordu.
Bahar gelmiş ve terör örgütü eylemlerini yine arttırmıştı.Bakan Bey sabaha karşı Rasim Albay’ın bulunduğu cezaevine geldi.Yine bir operasyon için albaya ihtiyaçları vardı.Hücrenin bulunduğu koridorun kapısını başgardiyana açtırdı..Başgardiyan kilidi açarken de Bakan Bey sevinçli bir ses tonu ile : “ aç bakalım gardiyan bey, Rasim Albay’a hayattaki en değerli ödülü getirdim.” Başgardiyan “nedir “ der gibi bakana baktı. Bakan ekledi :” özgürlüğünü getirdim çocuk, özgürlüğünü.. Bu elimdeki kağıt nöbetçi mahkemenin albay hakkında verdiği tahliye kararı..Aç hadi sevinçli haber verelim kendisine.”
Kahrolası kilit sıkışmış ve açmak epey zaman almıştı.Kilit açıldı ve başgardiyan kapıyı sağ eliyle iterek bakanı içeriye buyur etti.Kapı açılınca Rasim Albay’ın ışık görmeyen odasına kavga dövüş ışıklar girmeye başladı.Bakan Bey içeriye bir adım attı,derken diğer adım,hızı azalıyordu,içeriye girdi ve girerken dudaklarından :” Müjde Rasim Al..” diyordu ki Rasim Albay’ın cansız bedenini hücrenin soğuk ve puslu zemininde uzanırken gördü..Asıl darbeyi Rasim Albay’ın artık faşizme tahammülü kalmayan kalbi yapmıştı.. Cümlesi yarım kalan bakan,şaşkınlıktan dona kaldı.Ve yaklaşık on saniye süren sessizliğin ardından “Müjde Rasim Al..” diye yarım kalan cümlesini “Allah rahmet eylesin” ile bitirdi.Bakanın ellerindeki kağıt parçasında olan özgürlük ise doğmadan ölen bir fetus gibi süzüle süzüle hücrenin soğuk betonuna nazik ama ölümcül bir iniş yaptı..
Beraat haberini öğrenemeden haksız yere yattığı hücresinde can veren Rasim Albay’ın vefatının ardından çıkan gazetelerden birinin manşeti her şeyi özetliyordu :
” ÇİVİ YERİNE PARMAĞA VURULAN ÇEKİÇ ! “
ANASAYFA | GÜNCEL | SPOR | MÜZİK | EĞİTİM | FOTO GALERİ | VİDEO İZLE | SİNEMA | DÜNYA | REKLAM VER | İLETİŞİM |
Müthiş bir yazı..Topumda yapılanlara duyarsız kalmayan bir aydın tavrı.. Sizi hayranlıkla okuyorum.
Zeka ve kalem olarak çok beğendim.Ancak öykülerinde zekaya önem verirken edebi kaygı ikinci plana düşüyor sanırım.Onu da zaman içinde aşacağına eminim.
Başarılar dilerim.
çok başarılı bir yazı