Kuaza
       
ARA
giris
MOSKOVACI SEBAHAT

- SPONSOR REKLAMLAR -

MOSKOVACI SEBAHAT

                  Bizim dernekte bir Sebahat ablamız vardır. Moskovacı Sebahat deriz ona. Kırk kırk beş yaşlarında , kemikleri sayılırcasına zayıf , kıvırcık saçlı , dikdörtgen siyah çerçeveli gözlük takan , konuşkan , erkek gibi bir kadındır. Dernekte yaptığımız düşünce toplantılarında hep atılgandır,baskındır. Toplantı sonlarında ben ve benim gibi birkaç arkadaşımla daha samimi fikir alışverişleri yapar, bu görüşmelerin çoğunda konuyu din ve dinin uygulanış biçimine getirirdi.Din dediysem din olgusuna asla tek bir laf etmezdi ama Türkiye’nin herhangi bir sorununu konuştuğumuz her toplantının ardından : ‘şu camileri yıkmalı, bu halk daha Kur’an’ı okumasını bilmiyor, pis ,iğrenç herifler,bu yobazların kökünü kurutmalı..’ gibi radikal cümleler kuruyordu.Ama en çok kullandığı tümce : ‘ ya şu camileri yıkmalı ya da bu halkı yakmalı ‘ idi. 

                  Çok geçmeden Sebahat abla ile iyi vakit geçirir oldum.Belki de benim düşüncelerimin berraklığı onu çekiyordu.Ben onun peşinden ‘Sebahat abla Sebahat abla’ diye koşuştururdum, o da bana ‘çömez’ derdi. Bir gün yine bir toplantının ardından dernek çıkışı Moskovacı Sebahat abla ile durağa kadar beraber yürüdük.Tam durağa varacak iken bizim otobüsü arkadan gördük. Bizi beklemedi bile.Bir sonrası otobüsün yarım saat sonra geleceğini bilen Moskovacı Sebahat abla :’ gel bari sana bir rus votkası ısmarlayım çömez’ dedi. 

                  Otantik bir alkol kafeye girdik.Laf lafı açtı. Bizim Sebahat abla votkaları su niyetine içiyordu. Çok geçmeden çakır ötesi bir hale gelen Sebahat ablaya onunla ilgili tüm merak ettiklerimi bir bir sormaya başladım. İlk merak ettiğim konu lakabı oldu. Niçin ona ‘Moskovacı Sebahat’ diyorlardı? Bardağına bir buz atıp konuşmaya başladı : 

                  — Ben küçükken yoksul bir aile olduğumuzdan ramazan önceleri cami önlerinde küçük kur’an tefsirleri satardım.Üç beş kazanırdım işte. İki üç sene üst üste bu işi yaptığım için mahallede adım ‘müjdeci Sebahat’ olmuştu.Kur-an’cı Sebahat dillerine yatkın olmadığından ağızlarına daha uygun olan -aynı zamanda kur-an’ın Türkçe anlamı olan- müjdeci Sebahat derlerdi.Daha sonraki yıllarda bizim marangoz Remzi amcayla ortak bir işe girdik. O bize tahtaları oklava şekline getiriyor biz de bunları el boyamasıyla süsleyip zengin muhitlerde iyi paraya satıyorduk kardeşimle. Böylelikle adım ‘oklavacı Sebahat’ oluverdi. Çok sonraları da üniversite öncesinden başlayarak Marksist Felsefeye inandığım için adım Moskovacı Sebahat oldu. 

                  Deyip yarım kalan kadehini de ağzına dikti.Bardağı tazeleyecek iken şişenin boş olduğunu fark edince garsona eliyle bir işaret çakıp erkeksi bir sesle : ‘ olum,tazele burayı’ dedi. 

                  Biraz sonra kafası iyiden iyiye güzelleşti. Ben de o can alıcı ve çok merak ettiğim soruyu sormaya karar verdim: 

                  — peki Sebahat abla , Müslümanlığa ve Müslümanlara bu kininin sebebi ne? 

                  Şöyle bir bakış attıktan sonra votka bardağını masaya vurarak derin bir of çekip başladı anlatmaya : 

                  — Bak çömez, beni Müslümanlar ile bu denli soğukluğa iten üç olay oldu. İlki ilkokul çağıma dayanıyor.Ramazan bayramlarına dört beş gün kala annem bizi çarşıya götürüp bayram için üst baş alırdı.Dokuz on yaşlarındaydım sanırım.Yine bir ramazan bayramı öncesi yepyeni bir pabuç almıştı annem bana.Ama öyle böyle değil çok sevmiştim o pabuçları.Onlara sarılarak,onları koklayarak uyuyordum geceleri. 

                  Dini bütün bir aile olduğumuz için kardeşim ile birlikte teraviye giderdik.Caminin üst tarafı bayanlara ayrılırdı.O ayakkabıları aldığımız günden iki gün sonra dayanamayıp bayrama giymem gereken ayakkabıları teraviye giderken giydim. Kardeşime de anneme söylememesi için tembih ettim.Allah rahmet eylesin annem de iyi döverdi bizi. Her neyse çömez, biz o gün teraviye gittik.Ayakkabıları köşe bir yere bırakıp üst kata bayanlar bölümüne geçtim. Otuz üç rekat yat kalktan sonra sevinç içinde ayakkabıları bıraktığım yere koştum. Yerinde yok.. Gözlerimi ovuşturup bir daha baktım. Yine yok.. Diğer taraflara baktım panik içinde.Ağlamaya başladım. Yalın ayak eve geldim ve annemden de bir araba dayak yedim. Ama dayağı hissetmiyordum bile çünkü o ayakkabıları kendimden bir parça sayıyordum.O olayın üstüne birkaç gece uyuyamadım ağlamaktan, o bayram hiçbir zevk alamadım.Bu olayı hiç unutmam. Camilerle ilk davam bu olayla başlamıştı. 

                  Çok şaşırmıştım.Ama Moskovacı Sebahat’in gözlerinde ‘ daha bu ne ki,sen hele diğer sebepleri dinle’ der gibi bir bakış vardı.Kendi kadehimi ve onun kadehini tazeledim. Sebahat abla bir fırt çektikten sonra devam etti anlatmaya : 

                  — İkinci sebebe gelelim çömez. Benim babam emekli vaiz.Ben lise çağına gelince memleketteki tarlaları ve emekli parasıyla aldığımız evi satıp İstanbul’a yerleşmeye karar verdik. Satış işlemleri tamamlandıktan sonra hava değişikliği olsun diye Almanya’daki amcamların yanına gittik.İki üç ay kaldık Almanya’da ama kalmaz olaydık.Lanet olsun bu din tüccarlarına. 

                  Diyerek kadehini masaya vurdu, çok efkarlanmıştı.Benim yudum yudum içtiğim votkayı fondip yaptı ve devam etti: 

                  —Almanya’daki ikinci haftamızda amcam babamı oradaki Müslüman ileri gelenlerinin tanıştığı, kaynaştığı ,yardımlaştığı dernek yemeklerine götürmeye başladı. Çok geçmeden babam iyice kaynaşmıştı bu dernek ileri gelenleriyle.Sık sık görüşüyor ve bize de onlardan bahsediyordu. Akşamları çay içerken sık sık amcama dönüp : ‘ Allah senden razı olsun Hakkı, beni böyle dini bütün yardımsever muhteremlerle tanıştırdın.’ derdi. Yardımların toplandığı gecelere gidiyor ve eve gelince ne kadar yardımda bulunduğunu bir yardım hazzı duyarcasına masum bir şekilde anlatıyordu.Her defasında derneğe bağışladığı mevla artıyordu.Bir defasında bu yemeklerden birine bizi de götürdü.Şaşalı yemekler yendikten sonra bir adam kürsüye çıkıp ağlamaklı bir sesle nutuk atmaya başladı: 

                  ‘ .. müminler, ümmet-i Muhammed, Müslüman kardeşlerimizin refahını sağlama çabalarımızda bir nebze de olsa katkımız olursa ne mutlu bizlere, ne mutlu bizler gibi cenab-ı hakkın niyazına erişenlere.Allah(c.c) bizleri utandırmasın.Allah bizleri onun niyazına mahzar olanlardan eylesin.’ diyerek elindeki coca cola yazılı kola dolu bardağı havaya kaldırdı.

Babam o gece de hatırı sayılır – hatta epey sayılır- bir miktarı daha derneğe bağışladı.Ne annem ne ben ne de kardeşim babama tek kelime etmeğe korkardık. O yüzden o ne yaparsa doğrudur, biz böyle yetiştik. 

                  İşte çömez, üç ay sonra İstanbul’a geldiğimizde sattığımız üç tarlanın ve evin parası derneğe gitmişti.Artık koca İstanbul’da kirada oturacaktık, üstelik babamın bir işi de yoktu.Ancak babam buna rağmen bizlere: ‘ … olsun yavrularım, bizden daha yoksulların bizden daha fazla ihtiyacı vardı o paraya.Komşusu açken tok yatan bizden değildir,Allah bir yerden alır bir yerden verir’ gibi konuşmalarla bizi telkin ediyordu.Babam bir apartmanda kapıcılık yapmaya başladı.Biz de o apartmanın kapıcı dairesine sığındık.Fen lisesini kazanmama rağmen babam beni gönderemedi.Eğitimime iki sene ara vermek zorunda kaldım.Halkevlerine giderek biçki nakış öğrendim bu iki sene zarfında. İki sene sonra da bizim apartman yöneticisi Hıfzı Bey’in sayesinde meslek lisesine kaydettirdiler beni. Diyeceksin ki bunların dinle alakası ne? Baban yardımda bulunmanın dozunu kaçırmış enayilik etmiş. Bak çömez, biz yine de yardımda bulunduğumuz için mutluyduk.Çünkü biz cidden “ komşusu açken tok yatan bizden değildir” terbiyesi ile büyüdük.Ama bizi dağıtan olay bir yıl sonra patladı. 

                  Alman savcıları bizim derneğin de aralarında bulunduğu beş altı derneğe yolsuzluk davası açtılar. Ve mahkeme yüzyılın en büyük yardım dolandırıcılığını ortaya çıkardı.Tüm Avrupa şaştı kaldı bu olanlara.Elli milyar dolar küsur para bu Müslüman halkın yardım duyguları kullanılarak çalınmıştı. Bunu da yapan Müslümanlardı ne yazık ki..Dolayısıyla, yetimler doydu diye şükrettiğimiz bizim tarlanın paraları da o zamanlar kurulan islami holdinglerin kasalarına gitmişti.Bu haberi duyunca yaşlı babamın kalbi dayanmadı,kalp kırizi geçirdi ve üç gün sonra da rahmetli oldu.Benim dünyam karardı. Artık Allah , cami, yardım,yetim gibi kelimeler duymaktan tiksiniyordum.Allah diye diye bizim gibi saf insanlardan aldıkları paralarla dev şirketler kurmuşlardı.Benim gibi masumlar da hayalleri elinden alınmış bir şekilde ortada kalmıştı.Üstelik benim elimden alınan sadece hayallerim değildi; babam ve dinim de elimden gitmişti. 

                  O günden sonra Müslümanlıkla alakam kalmadı.Sadece Müslümanlıkla değil herhangi bir dinle alakam kalmadı.Çok sonraları Marksist felsefe ile tanışmamda da bunun etkisi olmuştur belki. Bu camiler bu Allah diyenler benim hayallerimi,babamı ve dinimi elimden aldılar.Hiç birini affetmeyeceğim.Benim davam biraz da bunlardan intikam almak içindir.’ diyerek bir fondip daha yaptı. 

                  İyiden iyiye sarhoştu,ben de çakır üstü bir kıvama gelmiştim.Ağzımı yayarak sordum: 

                  — Peki Sebahat abla,sen üç sebep var dedin ama iki sebep saydın. Üçüncüsü ne? 

                  Moskovacı Sebahat hafif tebessümden sonra : 

                  — Anlatayım onu da bil. Orta ikide filandım.kardeşimle yine bir teravih namazına gitmiştik.O gün de kadir gecesiydi.Cami hınca hınç dolu.Safların arası yarım metre bile değil. On altıncı rekata kadar her şey yolundaydı fakat on altıncı rekatın secdesinden sonra birden gözüme perde indi.Hiçbir şey göremiyordum.Gözlerimi kırpıyorum ama değişen bir şey yok,her yer siyah,karanlık Namazı bırakmak da olmaz, o halde kıldım ama ağlamaklı oldum.Gördüğüm tek şey simsiyah bir mağara ve yüzüme değdikçe ürperdiğim yarasa tüyleri idi.Ayrıca sarı yeşil benekler ve burun direğini kırarcasına bir koku.. Bana ne olmuştu? 

                  Kör de olsam namaz bırakılmaz, otuzüç rekatı o halde bitirmiştim. Son selamdan sonra birden bir aydınlık oldu, her şeyi görebiliyordum,düzelmiştim. 

                  Kardeşim önümdeki koca karının eteğini kafamdan kurtarmış kıs kıs gülüyordu. 

                  Ve o iğrenç tecrübeden sonra camilerden bir adım daha uzaklaşmıştım.

                  Dedi ve ikimiz birden sarhoşluğun etkisi ile kahkahalar atmaya başladık.O gece geç saatlere kadar içtik.Daha sonra Moskovacı Sebahat’ı evine bıraktım, oradan da kendi evime gittim ve çok geçmeden uyuyup kalmışım..

                                                                                                          

Yorum Yap



EN SON YAZILAR
ANASAYFA | GÜNCEL | SPOR | MÜZİK | EĞİTİM | FOTO GALERİ | VİDEO İZLE | SİNEMA | DÜNYA | REKLAM VER | İLETİŞİM