- SPONSOR REKLAMLAR -
Okuldan gelinmiş ve hamallığı öğrendiğimiz çantalar bir köşeye fırlatılıp sokağa çıkılmıştır.Körebe, dokuz kiremit,gol atan,muçi,ortada sıçan,yakantop gibi oyunlardan en az iki üç tanesi oynandıktan sonra hep aynı sahne yaşanır; çocuk evlerinin kapısından annesine seslenir :
— anneeee,anneee …!
Anne belinde yemek önlüğü, üzerinde Hatay pazarı malı sıradan tişörtü ile balkona çıkar :
— ne varr.. !
Çocuk akıcı bir şekilde cevap verir :
— anne iki milyonn..
Anne antrenmanlıdır :
— sabah verdi baban daha gözü kör olmayası, ne yaptın o kadar parayı? Yok para filan..
ve anne içeri girer.Çocuk acıklı bir sesle başladı çığırmasına, haykırarak devam eder :
—anneeee, anneeeee
Anne bu defa çok daha hiddetli bir şekilde balkona çıkar :
— getirtme beni oraya vallah çimdiklerim etlerini oraya gelirsem !
–anne iki milyon yaa,dondurma alacam..
— terlisin allahın cezası,hasta olup yataklara düşecen yine, yok dondurma filan.
— anne yaaa
— sus diyorum,vallah babana söylerim akşam.
Anne içeri girer. Çocuk dondurmasını afiyetle yemiştir. Nasıl mı ? Bu iş için aynı mahalledeki anneanne ve dedeye iki acıklı söz söylemek yetmiştiri kapmıştır beşliği. Hem onlar da vermese köşe başındaki evde oturan halası ne güne duruyordu..
SAHNE 1
Akşam olup baba eve gelince anne balkondan yine aynı yüksek ama tiz ses tonu ile çocuğu çağırır.Çocuk güç bela üç beş çağırıştan sonra eve girer, annenin telkiniyle ellerini yıkar ve masaya oturulur.
Çocuk ve ablası kare masanın iki karşısında,anne ve baba da diğer karşılıklı tarafa geçmişler.Herkesin önünde bir tabak, yemek tabakta soğurken herkes en az ikişer bardak su içer,sonrasında yemekler yenir çocuklar masadan kalkıp odalarına; çocuk bilgisayar başına geçer, abla da sevgilisi ile telefonda konuşmaya başlar.Baba kolsuz fanilasını giymiş ve tv karşısına kurulmuş kumandaya hükmetmektedir.Anne ise mutfakta bulaşıklara hükmetmek telaşındadır.
Hikayeyi biraz geri sarıyorum.Zamanı da geriye alıyorum, motor..!
SAHNE 2
Akşam olmuş ve tüm aile eve gelmiştir.Yemek vaktidir,eller yıkanmıştır.Odanın ortasına sarı yeşil desenli masa örtüsü serilmiş,masa örtüsünün de üzerine içi yemek dolu sini koyulmuştur.Aile bireyleri sininin yanına gelerek kurdukları bağdaşın üzerine masa örtüsünü alıp yemeğe yumulmuşlardır.Sinide ortasında et bulunan ve en az bir buçuk kilo pirinçten yapıldığı belli olan pilavın bulunduğu geniş tabaktan,soğandan ve sudan başka bir şey yoktur.Ne çatal,ne tabak,ne kaşık.. Herkes ortadaki etli pilava saldırmıştır. Lavaşını koparan pilava daldırıyor ve afiyetle mideye indiriyor.Kubbe şeklindeki pilavdan herkes kendi tarafındaki bitirmeye başlayınca sıra ortadaki etli kısma gelince hiç sorun olmaz,olay aynen devam eder,ve herkes bir şekilde nefsini doyururdu.Yemekten sonra da yaz ise kapı önüne çıkılır,kış ise evin salonunda toplanılır…
Şimdi de Sahne 1 ‘in başladığı yerden hikayeyi ve zamanı ilerilere götürüyorum,motor!
SAHNE 3
Annenin çağıracağı çocuk yoktur,çünkü çocuk haftada birkaç gün-o da yatmak ve banyo yapmak amaçlı- gelir.. Kaldı ki çağırılacak çocuk olsa bile ortada anne yoktur.O artık tüm özgürlüğü ve seksapalitesi ile hür bir bireydir..Annelik duygusu için bile olsa kişisel haklarından ve özgürlüğünden taviz vermez.Bu tavırları kız ve baba için de genişletebiliriz.Çünkü zaman özgürlükler zamanıdır ve kişisel haklar her şeyin üzerindedir.Yemeğini herkes kendi yemiş , ve haberlerde yakında tüm besin değerlerini bir arada içeren hapların çıkacağı ve bunların günde üç kez tüketilmesinin tokluk yaratacağı söylenmektedir. Aile bireyleri buna sevinmiştir,çünkü bu çağda hala yemek ile zaman kaybetmek ne ilkel bir prangadır !
——— ———– ———- ——— ———- ———-
Hepiniz hatırlarsınız.Küçüklüğümüzde babamızın yanında otururken ya ada misafirliğe gittiğimizde saygımızdan ya da korkumuzda kafamız önde otururken doğal olarak gözümüz halıya takılırdı.Hepiniz yaşamısınızdır, halılardaki desenleri incelerdik, desenlerdeki kutucukları,çubuk şekillerini sayardık.
Bir şey dikkatinizi çekmiştir.Bu eski halılarda desenler,motifler boldu tamam amaher halıda aynı olan bir şey vardı : “ desenleri(motifleri) çevreleyen dikdörtgen çerçeve..” evet, bu her eski halıda vardır.Sınırlar bellidir.Desenler bin bir türlü,serbesttir,özgürdürler ama tek bir şartla;o dikdörtgenden taşmayacak ! Çünkü onun sahası o halıdır.Ordan taşarsa başkasının hürriyetine tecavüz edileceği kanısı vardır belki,kimbilir..
Artık devir değişti,e tabi halılar da değişti.Artık halılara bakın,çerçeve yok ! Binde birdir artık çerçeveli halı.Evet zincirler kırılmıştır,özgürlük gelmiştir,kabul, ama şu anki halılara iyi bakın.Sınırları artık yok, ama içindeki desenlerde de muazzam bir azalma var.Artık daha yalın halılar yapılıyor.Desen az, çeşit az.. Sınırlar kalktı ama yaratıcılık azaldı, çeşit azaldı, incelik,estetik azaldı..
Artık özgürsünüz halılar…! Sınırlarınız yok.. Halılarınızdan çıkıp diğer eşyalarla özgürce tanışabilirsiniz ama çeşitleriniz azalıyor,desenleriniz azalıyor,yaratıcılığınız azalıyor, sizi siz yapan değerleriniz azalıyor..
Bu zaten günümüzün sorunu değil midir ?
“Çok özgürlük az yaratıcılık .. !”
ANASAYFA | GÜNCEL | SPOR | MÜZİK | EĞİTİM | FOTO GALERİ | VİDEO İZLE | SİNEMA | DÜNYA | REKLAM VER | İLETİŞİM |