|
HALİL İBRAHİM AMCA , FEODALİZM VE AÇILIM
Bir gün kapım çalındı,açtım.Karşımda 55-60 yaşlarında, doğulu yüz hatlarına sahip,orta boylu,hafif kır saçları kasketinin yanından çıkmış bir ağabeyimiz. Kendini tanıtmaya başladı: ‘ Beyim aha ben şu köşe başındaki simitçiyim.Seni her gün gelip geçerken görmüşüm.Bu derneğe girdiğini de gözlerim görmüş,okumuş adamdır bana yardım eder diye düşünmüşem.Ocağana düştüm,bana yardım et ağam.’ Şaşırmıştım,buyur ettim adamı: –Gel amca,otur da anlat hele. –Sağol yavrum. İçeri geçen adam başladı anlatmaya: – Ben bu kansızlara oy vermişem, ya onlar ne yaptı? Oğlum yaşında çocuklar beni belediyenin kapısından kovdu! Odadaki boşa yanan ampulü o an alıp çok farklı şeyler yapmak geçti içimden.. –Dur hele amca, sakin ol ,tane tane ve baştan anlat şunu. –Ben aslen Maraşlıyam oğul.İsmim Halil İbrahim’dir.Akmeşelerden Halil İbrahim.İki-üç sene olmuştur İstanbul’a geleli.Simitçilikle iyi kötü karnımı doyuruyorum.Ama şu kalp meredi sorun çıkardıktan sonra simitçilik yapamaz oldum.Kalbime pil neyin takacaklarmış,allahtan yeşil kartım var.Maraş’a dönmeye karar vermişem,zaten hanım ve çocuklar da orda.İstanbul bize göre değil beyim. –İyi güzel işte amca,neden yakınıyorsun peki ? Adam çekinerek ve ellerini önünde birleştirerek: –Oğul, dönemiyorum. –Neden amca? Yaşlı adam utancından az buçuk sıyrılarak boş ceplerini dışarı çıkarır: –Aha, cebim oğul..! Su alacak param bilem yohtur.Okumuş adamsın,dernek neyin sahebisen,bana bir yardımın olur diyerekten gelmişem yanına. Bizim arkadaşlardan birine dönüş biletini aldırıp Halil İbrahim amcaya verdim.Halil İbrahim amca dualar ediyordu,rahatlamıştı,başladı her şeyi en başından anlatmaya: –Bunları seçtik ama seçmez olaydık oğul.Dindandır,haram yemez yedirmez diye seçtik ama gurban olsun bunlar gerçek dindarlara.Satıyorlar memleketi.Eskiden köyde rençberlik yapardım,ama şimdi mahvettiler.Mesela benim kayınpederin şeker pancarı tarlası vardı Maraş’ta.Çok bereketliydi maşallah yolumu bulurdum orada.Ama bu deyyuslar gavura yaranmak için kota mı neydir işte ondan koydular.Sen okumuş adamsın akıl vermek olmaz ama beyim yılda üç beş posta ürün veren tarladan yılda ikiden fazla ürün almayacaksın diye sınır koyuyor bu gavatlar.Hal böyle olunca da fazla elemana ihtiyaç olmuyor ve benim gibiler de şehre göçmek zorunda kalıyor.Aha Çukurova’da on yıldır pamuk ekilmiyor.Satıyor bunlar memleketi beyim, satıyor ! Sohbet koyulaşmıştı,yaşlı adam anlattıkça açılıyordu,ben söze girdim: –İyi de amca,bu adamları siz seçtiniz,hem de defalarca seçtiniz. –Haklısan da oğul,biz cahel adamız,ağamızın sözünden çıkmayız.Bu gavatların ilk iki seçilişinde bizim ağa bizi karşısına çekti ve : “ bu ve civar köylerden ampül dışında başka bir resme mühür basılmış oy çıkarsa sandıklardan vallah gerisini siz düşünün,hepinizi kapının önüne korum.” dedi .Sadece bizim civar köyler dört bin kelledir beyim.Dört bin oy garanti yani. Sıkıyosa verme,süründürür ağa gavatı tüm köyü. —Hala ağalık var mı oralarda amca? —Sen ne dersin oğul,bitmez bu düzen.Neler geldi başımıza bu ağa deyyusu yüzünden.. Hatta Antep’te bir süre yanında çalıştığım üç karılı bir ağa bozuntusu benim kızı da imam nikahına almak istedi.Hemen hanım ve çocukları alıp terk ettim köyü. Canımızı zor kurtardık. —Vay be amca! –Sen ne dersin oğul!Ben hapis bilem yatmışım bu ağalar yüzünden.. —Hapis mi? Nasıl yani? —Du bak anlatayım hele – şu gavurun kahvesine de bi alışamadım gitti- Ben Maraş’ın Pazarcık ilçesinin Ufacıklı Köyü kütüğüne kayıtlıyam oğul. Bizim köyde bir ağa vardı.Adı Ahmet Bozdağ idi. Bu ağa gavatını biz bey bilmişiz.O ne dese doğrudur,ne etse iyi eder demişiz. 20-25 yaşlarında iken bir gün beni ve dört –beş marabasını daha yanına çağırdı bu deyyus.’Devletten gübre alınacak,formalite icabı şuralara ikişer imza atın bakayım aslanlarım’ dedi.Ağa ne derse doğrudur ,ne buyursa emirdir o zamanlar bizim için.Hemen imzaları attık.Gübreler geldi köye.Hatta o bok çuvallarını da bize taşıttı gavurun dölü.. Afedersin beyim ağzımı bozdum. –Sorun değil amca devam et. –Bir sene sonra oğul, cenderme bizi apar topar merkeze götürdü.Suçumu sorirem söylemezler.Yine sorirem yine söylemezler.En sonunda eli yüzü düzgün bir komutan açıkladı durumu: ‘ Evladım,devletten gübre almışsınız ama parasını hala ödememişsiniz,ayıp değil mi?’ dedi. Biz şaşırmışız oğul.. –Ne gübresi komutan ? –Ben ne bileyim ne gübresi.Devlet yalan mı söyleyecek Aha işte imzalarınız.. Ben o an işi uyanmışam oğul.Ne desek ne dil döksek derdimizi anlatamadık.Mahkemeye çıktık,hakim bize üzüldü ama elde kanıt yok,imzalar var.. Mecbur tam 6 ay yattık içeride. Ben söze girdim: – Ne diyorsun amca? Suçsuz yere altı koca ay ? –Evet oğul.. Altı ay sonunda mahpustan çıkınca doğru ağanın yanına gittik sözde hesap sormaya. Her zamanki köşesinde bağdaş kurmuş oturuyordu.Bizi çok sıcak karşıladı.Ayran ikram etti ve söze başladı : ‘ Eh be aslanlarım,hiç akıl yok mu sizde, ne diye benim adımı verdiniz mahkemede?Ya bana bir şey olsa ? Ya benim düşmanlarım bu kozu kullansa? Hiç düşünmüyorsunuz bana bir şey olursa size ve bu marabalara kim ekmek verir oglim..’ Biz ağzımızı açamıyorduk.Ağa konuşmasını bitirince hepimize zarf içinde beş yüz lira verip elini öptürüp yolcu etti bizi.Arkamızdan da sırtımızı sıvazladı.. İşte böyle.. Haydi bana müsaade oğul… Bu yaşanmış hikayeden sonra donup kalmıştım.Halil İbrahim Amca’yı tirene uğurlarken bile suskundum.. Kurgulayacağım öykü düşünüp dururken Halil İbrahim Amca çıkıp gelmişti..Ne tesadüf değil mi? Ama şaşmamak lazım,burası Türkiye..Düşünmeye vakit kalmadan gerçekler tokat gibi karşınıza çıkabiliyor.. Kumandadaki kırmızı tuşa kuvvet uygulayıp televizyonu açtım.Tayyip Erdoğan açılımı anlatıyor..Ne tuhaf değil mi..? ( öyküdeki olay gerçektir. İsim ve ikametgah adresi sahibinin onayı alındıktan sonra tarafımca yayınlanmaktadır. Köylü ; Halil İbrahim Kazan – Ufacıklı Köyü -Pazarcık –Maraş Ağalığı elinde bulunduran aile ; Bozdağ ailesi. ) |
|
Anahtar Kelimeler: feodalizm-halil ibrahim amca-ismail sürücüoğlu-köşe yazıları-Maraş-Ufacıklı Köyü-yazar-yazıları |
|