Kuaza
       
ARA
giris
XXI.Yüzyılın Genç Sisifos’u

- SPONSOR REKLAMLAR -

XXI.Yüzyılın Genç Sisifos’u

              Sisifos söylencesini bilirsiniz. Umutsuz bir kaderi her defasında tekrar tekrar yaşayan tutsak bir kralın ibret-i âlem olsun diye yazılmış bir öyküsüdür bu söylence. Sanırsınız ders olsun diye yazılmıştır ve sırf bunun için yaşanmıştır bu akıllara zarar korku mitosu. Sanki bizlerin değişmez kaderinin kaçınılmaz bir parçasıdır. Ve aslında hepsi, topu topu bir benlik olma kaygısıdır. Kim bilir aynı olayları kaç defa tekrarladınız, bu yaşamı bir labirent gibi hep aynı şekilde kim bilir kaç kere dolanıp da sonlandırdınız! Kim diyebilirdi ki bu kader, yüzlerce yıl önce yazılmış bir Sisifos’ta tekrar edecekti kendini. Bize bizleri tanıtıp, bizleri toptan geçmişe sevk edecekti… Ah Sisifos, seni yazanların kaderi, seninkinden çok mu farklıydı sanki? Ya da seni yazmak bir mecburiyetti de, bizler, yüzlerce yıl sonra bile olsa, bunun farkına varamamıştık, ne dersin? Bugünün, yani 21. yüzyılın insanları, bin bir farklı duygu ve düşünce içinde, belki de ortak tek bir payede birleşebiliyorlar: yaşamın kendisini, yaşamayı benimsiyorlar. Kaçınılmaz olarak tabii… Tek ortak noktamız; bir yaşamı sürdürüyor olmamız.

 

              Yaşamlarımız içinde her insan bambaşka olaylarla ve kişilerle karşılaşabilir, tanışabilir fakat sonuçta yine tek bir yaşamı ve yalnızca kendisi için yaşayabilir. Kurguya dayalı hemen her filmde rastladığımız başkasının yerine geçme isteği, filmler ve hayallerden öteye gidememekle birlikte, toplumsal bir problemi de gözler önüne seriyor aslında. Ben, biliyorum ki, benim baş ağrımı benim yerime çekecek birisini tutamam. Ya da benim yaşamım adına benden daha doğru kararlar alacak birisini görevlendiremem. Ben benimdir, sen de sen. Sen benim beni düşündüğüm kadar beni düşünemezsin. İşte individüalizm yani bireyselcilik ilk bu noktada başlar. Beraberinde egoyu da sürekler elbette. -Ayrıntılar için (Francesco Petrarca) De Vita Solitaria/Yalnız Yaşayış Üzerine- Fakat hiç kuşku yok ki, bu normal bir durumdur. İstisnaları dışında. Yüzyıllardan beri insanlar değer adını verdikleri bazı kriterler uğruna benliklerini ve yegâne varlıkları olan yaşamlarını hiçe sayabilmişlerdir, öyle değil mi? Kimisi malını; kimisi eşini, dostunu, sevdiğini; kimisi vatanını, kimisi dinini vs. sürüp giden zincirlerde yaşamlarını feda edenler olmuştur, olmaya da devam edecektir. Ancak bu, insanın sabah, güneşe karşı ilk uyanışından beri devam ede gelen süreci içerisinde yalnız doğduğu ve aslında bir bakıma yalnız öleceği gerçeğini değiştiremez. Kaldı ki yalnızlık; bireyi olgunlaştıran, sessizliğe mahkûm olduğunda düşünecek çok şeyi olduğunu hatırlatan ve söyleyecek çok sözü olan insanları meydana getiren farklı ve bir o kadar ulvi bir zaman makinesidir(!)

 

              Buna karşın insanın öyküsü hep Sisifos’un ki gibidir. Döner dolaşır ve hep o meşhur kürkçü dükkânına geri döner. Pişman mıdır, başı eğilmiş midir, dersini almış mıdır bilinmez ancak o, en azından kendi yaşamını kendisi için yaşamış ve bunun sonuçlarına katlanabilmiştir. O, doğrularını da hatalarını da herhangi bir yardım almaksızın kendisi keşfetmiş ve bu garip hayat oyununda çoklarına inat gerçek doğruyu, hakikati bulabilmiştir. Velhasıl vasiyetleri, Sisifos’un da öğütün de olduğu gibi, gelecek kuşaklara kalmış ve tamamlanamayacak bir görev olmuştur. Yine de tüm olumsuzluklara karşın bu, hepimiz için bir idea, bir ütopya idi; tıpkı kardeşlik, hoşgörü ve insanlık gibi, tıpkı Tevfik Fikret’in şu mısrasında olduğu gibi:

İNSAN MELEK OLSAYDI, CİHAN CENNET OLURDU*

*Haluk’un Defteri – Tevfik Fikret

Yorum Yap



EN SON YAZILAR
ANASAYFA | GÜNCEL | SPOR | MÜZİK | EĞİTİM | FOTO GALERİ | VİDEO İZLE | SİNEMA | DÜNYA | REKLAM VER | İLETİŞİM