Kuaza
       
ARA
giris
İstanbul’u Dinliyorum Gözlerim Kapalı

- SPONSOR REKLAMLAR -

İstanbul’u Dinliyorum Gözlerim Kapalı

İstanbul’u Dinliyorum Gözlerim Kapalı

 

Önce hafiften bir rüzgar eser. Yavaş yavaş sallanıverir yapraklar. Başındadır hep, o eski alemlerin sarhoşluğu. Sahipsiz bir sabaha ilk adım atışımda dinlerim bu mısraları, İstanbul’u dinlerim sonra, usüldendir, gözlerim daima kapalı…

 

            Hani bir kuş çırpınır ya eteklerinde, kalbinin vuruşundan anlarsın ya bir o kadar, işte öyle bir şeydir İstanbul’u dinlemek!

 

            Bilmem dinliyor musunuz sizde, hayat sokaklardan gürül gürül akıyor, sefaleti de beraberinde sürükleyerek… Bundandır belki de ne vakit dinlesem bu şarkıyı, duyarım hep o hüzünlü mısraları. İstanbul’u dinlerim çünkü ben, evvela gözlerim kapalı….

 

            İnsanların yüzlerinde acı bir tebessüm görürüm nedense. Gülmenin de ağlamanın da yeri unutulmuş sanki. Kalbin vuruşundan anlaşılmıyor artık her şey, eskisi gibi değil! Zaman gibi insan da, o insanın değerleri de değişiyor. Neden sonra her telden ayrı bir nota(!) yükseliyor.

 

 Zamanı geldiğinde ise bilin ki her şeyi söylemek mümkünleşiyor, malum sona epeyce yaklaşılıyor. Kulağınıza Orhan Veli mi fısıldamaktadır ne? Bu düşünceler sizden mi geliyor(?)

***

 

Ya şiir? Şiirde geçen o meşhur loş kayıkhaneleriyle bir yalı, çoktan yıkılmıştır; bir gökdelen inşası uğruna. Ya da kim bilir bir tankerin dümeni kilitlenmiştir de boğaz bir tehlike daha atlatmıştır, yalıda ondan nasibini almıştır…

 

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı… Kapalı çünkü, biliyorum ki gözlerimi açacak olsam tüm bu büyü bozulacak. Orhan Veli’nin İstanbul’u yerle bir olacak…

 

***

 

İstanbullaşmak deyimi pek moda oluverir siz gelince. Çekiç seslerini duymaya başlamanızsa gecikmez, dok işçilerinin yüreklerinde!

 

Bir bakmışsınız dışarıda öksüz yağmur patladı patlayacak. Bir an pencereyi aralar ve bir nefes çekersiniz. Sonra bir nefes daha… İstanbul’un buğusu, tozu dumanı içinize dolar.

 

Kokusu bulaşır.Ve işte ancak o zaman, içimdeki ben, neden bir zaman sonra İstanbullaşır, diye sormaya başlarsınız.

 

***

 

Issız sokaklarında yürüyorum İstanbul’un.Yağmur bitmek üzere.Yollardan tarifsiz bir kir boşalıyor. İnsanlar bir o yana bir bu yana kaçışıyor. Hemen sonra insanlar birbirinden kaçıyor! Yağmur bitimi bir kuytuda toplanan kalabalık, dağılıveriyor hemen. Yağmur bir başka diyara doğru gidiyor, kalabalık bir başka diyara…

 

İstanbul’un keşfine çıkıyorum, ani bir kararla. İstanbul’u yeniden keşfetmek…

 

 

İki yakayı düşünüyorum ilkin. Birbirine bağlı iki şehri.

 

Birine danışıyorum. Evliya sözler bekliyorum ya, gecikmiyor. Karşının insanı, diyor tanımaz buradakini. Buradakilerin tanımadığı gibi. Onları ayıran koca bir deniz(!) büyür büyür ve okyanuslara dönüşür adeta. Kimi zaman rıhtımda İstanbul kokusudur ortak noktaları. Kiminde de köprülerle bağlanırlar birbirlerine, hiç ayrılmamacasına. Hem ne fark eder? Vapurların çığırtkan ıslıklarında ya da binbir minareden yükselen ezanlarda “bir” değil midirler sanki?

 

Oysa ki,diyorum bende; Anadolu’yla Avrupa’nın ayrımı nedense(!) -en çok- İstanbul’da hissedilmez mi? Sessizliği dinliyoruz, İstanbul yerine…

 

***

 

Veda…

 

Geri döneceğime dair sözümü verdikten sonra, kucaklaşıyorum İstanbul’la. Gözyaşları mavi mavi akıyor. İstanbul’un mavi gözleri, ara sokaklarına girmediğim müddetçe, biliyorum ki beni izliyor… Gözlerimi gözlerinde kaybettim ey İstanbul…

 

Bir kaşıntı gibi sardı her yanımı telaşın. Bu gürültüyü özlüyorum. Veda ediyorum…

 

Ve son sözü bir öpücük gibi konduruyorum alnına…

 

Malumun ilamıdır vedalar,diyorum. Bundandır sanırım bizlere neden aramaya gerek duymaksızın bir “son”u hatırlatırlar. Ve o malum sonun geleceğini her seferde –çok iyi- bilirken kabullenmek istemeyiz. Ve yine istemesek de kabul ederiz…

 

***

 

Ve en son.

 

Bir şiir çıkarırım kuytu köşelerinden aklımın, ezberimi bozan mısralar gibi, ansızın başlayan bir şarkı gibi yankılanır durur içimde…

 

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalı çarşı
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;
Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul’u dinliyorum.

 

 

Yorum Yap



EN SON YAZILAR
ANASAYFA | GÜNCEL | SPOR | MÜZİK | EĞİTİM | FOTO GALERİ | VİDEO İZLE | SİNEMA | DÜNYA | REKLAM VER | İLETİŞİM