- SPONSOR REKLAMLAR -
Zaman her zaman ki sinir bozucu ”tik tak” larını savuruyor sonsuzluğa .. Kemiklerimin yorgunluğunu hissediyorum. Zamanı elma dilimlerine ayırmaya karar verdim fakat her lokması boğazımda kalıyor.
İnce belli bardakta çay içerken gitmesini istedim dudaklarımdaki yoksulluğun. Yüreğimdeki aydınlığın yitip gitmemesiydi tek isteğim. Bir ”ahh” la ciğerimden kopup gelirdi pişmanlıklarım. Hayıflanmalar, yerinmeler, bazen sevinçler gelirdi ardı sıra. Oysa hayatın ben çırpınmaya başladığımda içeri çeken bataklık canavarı olduğunu her seferinde unutuyordum. Anlamadım ben bu işten bir şey. Şimdi bana kim anlamış ki diyeceksin? Aslında haklısın kim anlamış ki? Kim anlamış ki insanoğlunun bencilliklerini, küçük hesaplarını, kendisine ve çevresine zarar veren hırslarını, her bir hücreye zarar verişini? Kafasındaki tüm soruların anlamsız cevaplarını?
O yorgun akşamlarda, uyku girmeyen gözlerimi tavana dikip öylece kalakaldığımda, uzun süre ne kadar düşündüm bilemezsin, içim nasıl titredi kestiremezsin. Sonra puslu bir gelecek belirdi gözlerimde, yitip giden zamana birde umutlarımı ekledim. Ardından varlığımın her zerresinde hissettim o acıyı; soğuk bir ayrılık vakti, bir bıçak yarası, yavaş yavaş zehirlenmek gibi…
Hayat böyle bir şey demek. Zehir gibi acı, bir çocuk gibi saf, su gibi güzel, yıkık bir ülke gibi karışık. Günün birinde tetikte elimiz, diğerinde namlunun ucundayız. Boşuna akan ırmaklar var yüreğimde, sebepsiz coşkun bir denizde maviye hasretim. Hep ertelediğim anı yaşamak için hayal kurmaya mahkumum. Ne yazık ki düşlerimin bekleyişini yalnızca bir hüsran karşılayacağından eminim.
Aynaya bakıyorum, gözlerimin parlaklığı her geçen gün azalıyor, yaşlanıyor muyum diye sormadan edemiyorum kendime. Sonra içimden bir ses 22 yaşındaki ‘Yorgun Demokrat diyor. Oysa çırılçıplak gelmiştim dünyaya katıksız bir savunmasızlıkla merhaba dedim hayata! Kendimden başka bir şey getiremedim dünyaya. Evren bile benim olsa, yine tek başına, yanıma bir şey almadan gideceğim. Gerek doğarken, gerekse giderken herkese eşit davranılıyor. İlahi adalet; hem karşılıyor hem uğurluyor.
Yaşarken çok sayıda fırsatlar geliyor önüme, bütün ihtişamıyla göz kırpıyor hayat. Üstelik bunlardan nasıl yararlanacağımı fısıldıyor kulağıma. Gerisi bana kalıyor. En önemlisi de bunlardan neler öğrendiğim.
Hayatın benden istediği bedelleri ödeyerek onun güzelliklerine sahip olabildim mi?
Kaybetmenin yaşamımda bir alışkanlık haline gelmesine izin verdim mi?
Yaşamımı dimdik ve yüreklilikle karşılayıp onu tüm benliğimle duyumsayabildim mi?
Neler yitirdim şu hayatta, geçmek bilmeyen zamanlar gibiydi, yitirdim ve özledim ama en çok seni özledim be anne. Zıvanadan çıkmış gibi umutsuzluklara, mutsuzluklara, karamsarlıklara…. İzin verdim. Çoktan kaybettim ihtiyacım olan gözlerimdeki ışık hüzmelerini. En kötüsüydü bu. Çünkü onlardı beni karamsarlıklardan kurtaracak, onlardı kalemimi kılıç yapacak, uykudan yoksun gecelerimde…
Bazen bir kavgada yitirdim dostlarımı, bazen canım dediklerim oldu canımı alma planları yapan, sevdiğim adamı anarken yürek sızıntısı hissettim her seferinde, ondan geriye hırslı bir bakış saklı kaldı nefret aşılayan. Maksat doymak değil paylaşmanın tadına varmaktı oysa. Zor zamanlara sığdırdım hasretlerimi. Bir ışık yansın artık yönümü bulmak istiyorum. Anlamıyorum bazen yaptığım anlamsızlıkları. Gitsem diyorum bırakmıyor bu şehir, tutsak ediyor yağmurlarıyla, gidemiyorum bir türlü. Bu şehir serseri, bırakmıyor peşimi.
Nasıl anlatmalıyım bunu sana bilmiyorum, dalıp dalıp uzaklara gidişimi, tüm yitirilmiş duygularımı, saçlarımı okşarcasına esip geçen rüzgarla beni hayata bağlayışını…
Bazen susmak konuşmaktan daha etkiliymiş, uzun sessizliğin ardından haykırdı paslı sevgim. Beynimdeki nefret körükledi bu ateşi. Günlerime sığdıramadım güneşin doğuşunu. Kızıl güneşin gökyüzündeki renkli dansıydı hayal kuruntularım.
Mutfağa gidiyorum sebzelikten bir elma çıkarıp yıkıyorum. Dilimliyorum sonra. Anladım her seferinde neden boğazımda kaldığını bundan böyle yutmayacağım, azı dişlerimle çiğneyeceğim. Tüm varlığımla çabalayacağım, kendimi bu sözü gerçeğe dönüştürmeye adıyorum…
AYLİN SAPAZ
ANASAYFA | GÜNCEL | SPOR | MÜZİK | EĞİTİM | FOTO GALERİ | VİDEO İZLE | SİNEMA | DÜNYA | REKLAM VER | İLETİŞİM |
”Oysa hayatın ben çırpınmaya başladığımda içeri çeken bataklık canavarı olduğunu her seferinde unutuyordum. Anlamadım ben bu işten bir şey. Şimdi bana kim anlamış ki diyeceksin? Aslında haklısın kim anlamış ki? Kim anlamış ki insanoğlunun bencilliklerini, küçük hesaplarını, kendisine ve çevresine zarar veren hırslarını, her bir hücreye zarar verişini? Kafasındaki tüm soruların anlamsız cevaplarını?” yazının tamamında kendi düşüncelerimle çakıştığımı fark etsem de özellikle bu satırlar çok daha çarptı yüreğime.Elinize sağlık,güzel olmuş..