- SPONSOR REKLAMLAR -
Çocukluğumda şımarık yetiştirilmiştim, çokta fırlamaydım.
Evde kırılıp dökülenleri annem yakaladığında bir hışımla sorardı
-Kim yaptı?
Kız kardeşim ‘’ablam yaptı’’ derdi.
Annem de ‘’kafanı kırarım senin derdi’’ ayağındaki terliği fırlatınca her seferinde kafama isabet ederdi. Nasıl başarırdı bunu hep şaşırırdım.
Bir keresinde attığı terlikle kapının kirişine yapışmıştım. Kolum soyulmuştu. Aynı anne oksijenli su ile temizledi merhem sürüp gazlı bezle sardı.
Hem bana zarar verir hemde yaramı sarardı. Kısmen devlet ana gibi.
Bugün artık devlet ana demiyoruz. Devlet Baba kavramı daha uygun görünüyor.
Kırıp döken yaralar açan devlet ama ne yazık ki ortada yaralarımızı saran yok. Devlet baba yaramıza gazlı bez sarmıyor.
Oksijenli su yerine tuz basıyor.
Oysa Türkiye Cumhuriyeti nin yapı taşını oluşturan aynı zamanda bir siyasi partinin simgesi olan 6 oktan sondan üçüncü okun arkasındaki çentik Devletle Halk arasındaki kopmaz duygusal bağı ifade ediyor…
Atatürk batılılaşmak için kararlar alırken diğer taraftan Türk ulusunun ezikliği bırakıp kendine güvenmesini, çalışmasını sonra da övünmesini öğretti.
Aradan 86 yıl geçti, dünyada çok anlamlı değişiklikler oldu fakat Devlet Baba kendimize güvensizliğin, batıya güvenin olağan bir durum olduğunu öğretti.
Kendi üretimimiz fabrikalar kapatıldı, bir zamanlar uçak ürettiğimiz fabrikalarımız…
Milletimizin efendileri köylüler ve emekleri hiçe sayıldı, hakaret edildi, gencecik fidanlarımız şehit edilirken kimse sesini çıkarmadı,şehit edenlere açılımlar düzenlendi ve onlardan yol haritası beklendi,tüm bunların adına da Demokrasi dendi.
Tarihin tekerrürden ibaret olunduğu bilinci yok edildi, kendi çıkarları uğruna ülke menfaatlerini hiçe sayan sahte kahramanlar türedi.
86 yıl bir devlet için uzun süre olmayabilir fakat bağımsızlığı çoktan yabancı devletlere teslim etmiş bir ülke olmak utanç verici.
Osmanlı dan beri onlar gibi olma politikaları hedefini hala devam ettiren bir zihniyet tarafından yönetiliyoruz.
Önümüze hedef koyma yerine ülkemizin vagonunu hala AB treninin arkasına bağlayıp kurtulmak istiyoruz.
Ulus olarak bize sadece istemek öğretildiğinden biz üretemez hale geldik sonuç: borç içinde yüzüyoruz.
86 yıl önce devrim yapılmış,
70 yıldır kendi içimizde bir kamu kuruluşu gibi örgütlenmeye çalışmışız,
Toplumsallığı bir kenara bırakıp bireyselliği özgür olmak saymışız,
Örgütlü toplum güçlü toplumdur kavramı unutturulmuş ve bunu yaparken televizyon ve radyolarla kültürel çöküşümüz pompalanmış….
Herkes şikayetçi.
Devlet Baba nın halkın haklarını savunamayışından….
Yönetcileri seçen halk kendilerine benzeyen kişileri seviyor başımıza getiriyor. Sonra Allah bizi korur diyor.
Cahil Halkı suçlamak ahmakça fakat halkı yoksul eğitimsiz bırakanları başa getirmeye çalışmak ta aptalca..
Üniversitelerin itibarı tüm bölümlerin taban puanlarının düşmesinden anlaşılıyor.
Gençlerin baskı altında meslek edinme yolları araması,
Diploma edinmeyi kolaylaştırmak için ülkenin defalarca intihara sürüklenmesinin nedenlerinden sadece biridir.
Kültürel yozlaşma, ilgi yeteneği, eğitimi yetersiz niteliksiz bir çok insanımız yaptığı iştende mutlu olamıyor.
Ne yazık ki bu ülkenin birçok önemli işlerinin başına, çoğunluk düzeni uyarınca onlar geçiyor…
Konuyla hiçbir ilgisi olmayan politikacıları onların yönlendirmesi de aptal yerine konulan bu halkı çileden çıkartıyor.
Örneğin kanayan yaramız 17 Ağustos 1999 Marmara depreminin üzerinden tam 10 yıl geçti. O günlerde Bayındırlık ve iskan bakanı aynı zamanda bir kasaba müteahhidi zorla diploma edindirilmiş teknik bir kadroyla şu cümleleri sarf etti:
-‘’Parayı bize versinler 3,5 ayda konutları bitiririm’’
Bir insan canının karşılığı bu cümleleri kuran bayındırlık ve iskan bakanı gibi ne kadar da ucuzmuş.
Ulaşımla ilgili kazalar, yapı manzaraları, bozulan yollar ve mali yetersizlik yaygarasını ısıtıp ısıtıp önümüze getire dursunlar, politikacıların ve teknik kadrolarının bilgi yetersizliğinden ve dolayısıyla sorumluluğun bilincinde olmayışından kaynaklandığını biliyoruz.
Artık bir kültür haline gelmiş şefkat, yüreklendirme, gizli mazaret; olsa olsa toplumun doğuş döneminde geçerli olabilir.
86 yıl sonra, gerçekleri görmekten kaçan kadrolar hala durumu saptırmayı sürdürüyorlar… Gelişmiş toplumlarda yaşam şefkatle değil başarıyla ölçülür, başarılı insan yüreklendirilir.
Bence Ütopyası olmayan devletlerden yaratıcılık beklemek ahmahlık olur…
Uyumayalım, Uyuşturulmayalım…
Aylin SAPAZ
19,08,2009
ANASAYFA | GÜNCEL | SPOR | MÜZİK | EĞİTİM | FOTO GALERİ | VİDEO İZLE | SİNEMA | DÜNYA | REKLAM VER | İLETİŞİM |