Kuaza
       
EN AHLAKLI, EN DOĞRU, EN KUTSAL YOLLARDAN BİRİ
EN AHLAKLI, EN DOĞRU, EN KUTSAL YOLLARDAN BİRİ
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
Loading ... Loading ...
123 Okunma


              Hayat; oyunculuğunu insanoğlunun yaptığı tiyatrodur, doğa ve tarih sahneyi oluşturmaktadır. Bu tiyatroda düzenleme ve içerik açısından her geçen gün biraz daha dramatik bir oyun sergilenmektedir. 

 

              Şiddet; insanların etkisi altında savaş ortamı yaratan ekonomik ve sosyal etmenlerden kaynaklanır. Sanayi Devrimi ile insanın doğaya karşı şiddeti tahrip edici boyutlara ulaşmıştır. 20.y.y.da sanayinin doğaya verdiği zarar sonucu milyarlarca yıllık doğa mirası yok edilmiştir. Bunun sebebi ise insanoğlunun kapıldığı bir türlü doymak bilmediği hırsı ve sürekli globalleşen dünyada tüketimi perçinleyen ekonomi politikalarının yürütülmesidir. 

               Barış; doğaya insana ve değerlerine bakışıyla ilgili bir kavramdır ve insan hakkı olduğu için yaşamak ve yaşatmak borçtur. Ülkeler arasındaki çatışmalar doğal çevreden geriye kalanların zenginleştirilmesi yerine sürekli sömürülmesi, elimizdeki değerlerin anlamını ve yaşamımızdaki yerini sorgulamaya itmektedir. Bireyler arasındaki uyumu kanalize etmek gerekir. Devletlerin merkezi yönetim kademelerinden değil, yaşamı sürdürmekte olan her bilinçli insanın oluşturabileceği olgudur. Tüm devletlerin, insanların işbirliğini sağlayan dinamik bir harekettir sağlanması hiç kolay olmamıştır olmayacaktırda uzun ve yorucu bir süreçtir fakat bunun yanı sıra 

En ahlaklı, en doğru, en kutsal yoldur.. 

               Toplumların ekonomik gelişimleri arttıkça uluslar arasındaki huzursuzluk baskı ve anlaşmazlıklarında arttığına hepimiz şahit olmaktayız. Doğal kaynaklar biranda yok olmasalarda ambargo altındalardır… Benim barış la ilgili net tahlilim doğaya insana ve değerlerine bakışıyla ilgili bir durumdur ve insanların hakkı olduğu için yaşamak ve yaşatmak gerekmektedir. İnsanlığın ve yeryüzünün varlığını sürdürmesinin değişmez ve zorunlu koşuludur barış. 

 

              Geleneksel savaş ve barış tariflerini yaptıktan sonra bir çevre kültürünün oluşmasını sağlayıcı insan ile doğa arasındaki uyumla bilim ve kültürler arası toplumsal yapılar arasındaki oluşturulması gereken adaptasyon, bilimsel keşiflerin insan ve toplum yararına kullanılmasını sağlayıcı çalışmalar toplumların iç dinamiği sağlayıcı dengede şiddet karşıtı barış tarifini yapılabilir kılabilir. 

               Sürekli artan yaygınlaşan ve şiddet olgusu eğitim sistemi ile doğrudan ilgilidir. Ve bu ülkemizde çok sık rastladığımız bir durumdur. İçinde bulunduğumuz eğitim sistemi çocuklarımızı ezen onların kişiliklerinin gelişmesini engelleyen katı ve otoriter bir sistemdir, soran sorgulayan araştıran bireyler olma yerine susan itaat eden soru sormayan ve karşısındakini dinlemeyen insan tipi üreten bir eğitim sistemidir. Öğretmenlerimizin yetiştirilme sistemi barışı sevgiyi hoşgörüyü çocuğa kazandıracak şekilde olursa şiddet ortadan kalkar eğitim bireyi yetiştirmek geliştirmek için değilde köşeyi dönmek itaat etmesini öğretmek için yapılıyorsa her neredese olursa olsun kaçınılmaz olarak şiddet kültürü egemen olacaktır. 

               Barışın gerçekleşmemesinin sebebi toplumda varolan temel çelişkilerin devam etmesidir. Devletlerin devletlere karşı savaşlarına bir ülkedeki siyasetin birbirine karşı savaşımına karşı çıkmadan,i dinlerin birbirlerinin etkisi altına alma çabasına karşı çıkmadan , devletin demokratik hak ve özgürlüklerin kullanılmasını önlemesine karşı çıkmadan birey olarak işkencenin kötü muamelenin karşısına çıkmadan şiddette karşı yürütülen mücadelenin başarı şansı yoktur. 

               Zenginlik ve fakirlik cehalet sürdükçe dünyanın barışa ulaşamayacağı bir gerçektir. Çeşitli nedenlerle ortaya çıkan şiddetin ve şiddet kültürünün etkisinin azaltılması ya da bunun çoğalması ve şiddet karşıtı barış kültürünün oluşturulmasında eğitim temel faktördür. 

               Eğitim ve sanat topluma mesajlar iletilmesinde ve insanı eğitmekte çok etkili bir araçtır. Eğitimde temel amaç kişinin kendi kendisini gerçekleştirmesinde olanak ve ortam sağlamaktadır Sanatçılarımıza da barış kültürünün yaratılması için hem yurt içinde hemde yurt dışında dostluk köprülerinin kurulması önyargıların kaldırılması konusunda önemli görevler düşmektedir. 

               Eğitimi bilim olarak algılamak gerekir.. okullarımız ise çocukların idealleri arasından seçim yapmalarına olanak veren mekanlardır. Çocuklarımıza kendi kişiliklerinin gelişmesine saygı duyan bol seçenekler sunan davranışlarının olumlu yönde geliştirmeye açık olanların belli kalıplar ve öğrenme modelleriyle sınırlamayan yeteneklerine ve kişiliklerine uygun seçimlerini uygunlanabilir yapabilecekleri bir eğitim sistemi oluşturulmalıdır. 

               Çocukların küçük yaşta şiddetten uzak daha hümanist bir yapıya yönlendirmede temelinde barış kültürünün bulunduğu sanat ve sporun tüm dallarının önemli fonksiyonlarının geçerli olduğu imkanlar sağlanmalıdır. 

 

              Örgütlü bir toplum yapısı gelişmişliğin göstergesidir. Barış kültürünün oluşturulması için örgütlü bir toplum yapısı ortaya konulmalıdır. Şiddetin arkasında çok büyük dünyayı yutmak isteyen inanılmaz derecede örgütlü güçlü küreselleşmiş dev çıkarlar söz konusudur. 

               Barıştan bu kadar çok söz edildiği 20.y.y. terörün milyonlarca insanı katlettiği bir yüzyıl olmuştur ve masum insanlar katledilmeye devam edilmektedir. Barışın sağlanması konusunda toplumda birey ve kuruluş olarak herkese bir görev düşmektedir. STK, devlet kuruluşları yada bireylerin bu toplumdaki her öğenin barışın sağlanması için kendi uzmanlık alanlarına uygun olarak izleyecekleri değişik yollar vardır. Tam bu noktada Finlandiya lıların hayranlık uyandıran milli şuurlarını ve düşünce gelişimini anlatmak istiyorum; Finler, asırlar boyu kimi zaman İsveçlilerin, kimi zaman da Rusların egemenliği altında hayatlarını sürdürmüşlerdir. Bu süre zarfında savunma ve diplomasi alanında çaba içinde olmayıp, bütün güçleriyle milli bir Fin kültürü meydana getirmeye çalışmışlardır. 

               Finlandiya kamu kuruluşlarının, okullarının ve askeri kurumlarının birbiriyle işbirliği yaparak ülkeyi kalkındırmak ve yükseltmek adına yüreklilikleri açıkça göstermiş, özellikle Finlandiya’nın yükselmesi için bazı kişilerin gösterdikleri fedakarlık ve başarıları alkışlanacak bir davranıştır.. 

               Finlandiya, doğal zenginliklerinden yoksun, kıraç göllerle dolu bir ülke, yabancı kamçısı altında inlemekte. Bu ülke 60-70 yıl içinde devrim yapmış, ülkenin dört bir yanına kütüphaneler sanata dair bir çok merkezler açmışlardır.. Bu ilerlemeyi büyük bilim adamları, güçlü liderleri olmadan yapmış, ama güçlü nesiller, büyük yurtseverler, çalışmayı seven yurttaşlar, inançları sağlam bir toplum yaratmışlardır. Bu insanlar, isimsiz kahramanlar, yer altında çalışan işçiler, halkın aydınlanması için çalışan kültür savaşçılarıdır. Yalnızca yurtlarını ve halklarını düşünmüşler ve bu uğurda her şeylerini feda etmekten çekinmemişler. 

               Bugün aynı ülke yani Finlandiya, Doğu Türkistan özerk bölgesinde yaşayan Uygur halkına karşı Çin devleti tarafından uygulanan şiddete, katliama sessiz kalmıyor. Başkent Helsinki’deki parlamento binası yakınında toplanan grup, bildiri dağıtarak “Uygur halkına yapılan zulme dünya sessiz gözlerle bakmamalı” çağrısı yaptı. 

               Aralarında Uygur, Fin, Türk ve Azeri Türklerinin bulunduğu grup, polis kortejinde şehrin ana caddeleri üzerinde protesto yürüyüşü yaparak, “Soykırımı durdurun, Uygurlara bağımsızlık ve özgürlük” sloganları attılar. Gruba önderlik eden elektrik mühendisliği öğrencisi Uygur Türkü Rüstem Abdülhalil, Çin’de yaşananları vahşet olarak tanımlarken “masum insanlar, sokaklarda öldürülüyor. Dünya buna sessiz kalamaz, kalmamalı.”açıklamasını yaptı. 

               Grup Avrupa Birliği merkezi önünde bir süreliğine durdu. AB’ye Çin’i kınaması çağrısı yapıldı. Daha sonra grup buradan sakin bir şekilde parlamento binasına doğru yürüyüşe geçti. Göstericiler arasında ellerinde dövizlerle yürüyen bir başka Finli olan Saloa Tilma ise “Biz burada olarak ‘herkes Uygurluların arkasında durmalı’ mesajını vermek istiyoruz. Çin hükümeti baskıyı durdurmalı, insanları öldürmemeli. Doğu Türkistan özerk bir bölge ve Uygurlular daha çok insan haklarına sahip olmalı.”dedi. 

               Peki Uygur Türkleri’ne Çin’in katliamı karşısında hiçbir şey yapamayacağını adı gibi bilen Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ne dedi: “Bu adeta soykırımdır’’ dedi.. Evet orada “soykırım” yapılıyor, peki bunun karşılığında başbakan ne yapıyor? 

               Hükümetin Dışişleri Bakanı’nın Çin li dışışişleri bakanını arayıp 70 dakika telefonda düzeltme yapmasıda ‘’tükürdüğün surata bakmayacaksın yada baktığın surata tükürmeyeceksin’’ çok değerli pek muhterem atalarımızın sözünü akla getiriyor “Çin mallarını boykot edelim” denildiğinde AKP bakanlarının buna karşı çıkmalarıda kendi tükrüklerinin içinde boğulduklarını anlatır vaziyette. 

               Son sözler: üç barış vardır: birinci barış, en önemli barıştır. insan ruhundadır. insan, kainatla ve kainatın bütün güçleri ile olan ilişkisini, beraberliğini farkettiğinde, kainatın merkezinde büyük ruh’un durduğunu ve bu merkezin her yerde, her birimizin içinde olduğunu farkettiğinde birinci barış sağlanmıştır. bu gerçek barıştır, diğerleri sadece bunun akisleridir. ikinci barış iki fert arasında olan barıştır. üçüncü barış ise iki millet arasında yapılır. fakat hepsinden önce, anlamalısınız ki ‘gerçek barış’ dediğim birinci barış, insanın ruhundaki barış yoksa ne fertler ne de milletler arasında barış olabilir. 

 

              ’’Her barış hareketinin arkasında savaş arzusundan daha yüksek bir tutku olmalıdır. barış için mücadele etmeye ve barış için ölmeye hazır olmayan kimse pasifist olamaz’’… 



EN SON YAZILAR