<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Düşeyazanlar.Com - Kültür Sanat ve Edebiyat Portalı &#187; KÜLTÜR SANAT</title>
	<atom:link href="http://www.duseyazanlar.com/kategori/kultur-sanat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.duseyazanlar.com</link>
	<description>Kültür Sanat ve Edebiyat Portalı</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 09:52:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Torpilin Belgesi</title>
		<link>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/torpilin-belgesi.html/</link>
		<comments>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/torpilin-belgesi.html/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Feb 2012 09:25:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin2</dc:creator>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[rüşvetin belgesi]]></category>
		<category><![CDATA[zabıt katipliği sınavı torpil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.duseyazanlar.com/?p=5691</guid>
		<description><![CDATA[Hep söylenegelmiştir rüşvetin belgesi olur mu diye. Elimize geçen bir belge  bizleri buna bir kez daha ikna etti. Rüşvetin belgesi aynen resimdeki göründüğü gibi olabiliyor.On binlerce genci girmek için can attığı zabıt katipliği sınavına arkasında vekil olanlar sizden daha kolay girecekler bunu unutmayın.İşte o belge : &#160; Benzer Yazılar :Balkondan Balkona Fark VarSizi ilgilendiren haberleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hep söylenegelmiştir rüşvetin belgesi olur mu diye. Elimize geçen bir belge  bizleri buna bir kez daha ikna etti. Rüşvetin belgesi aynen resimdeki göründüğü gibi olabiliyor.On binlerce genci girmek için can attığı zabıt katipliği sınavına arkasında vekil olanlar sizden daha kolay girecekler bunu unutmayın.İşte o belge :</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/torpilin-belgesi.html/attachment/torpil/" rel="attachment wp-att-5705"><img class="alignleft size-full wp-image-5705" title="torpil" src="http://www.duseyazanlar.com/wp-content/uploads/2012/02/torpil.jpg" alt="" width="502" height="720" /></a></p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar :</h3><ul><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/balkondan-balkona-fark-var.html/" rel="bookmark" class="crp_title">Balkondan Balkona Fark Var</a></li><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/reklam/sizi-ilgilendiren-haberleri-kacirmayin.html/" rel="bookmark" class="crp_title">Sizi ilgilendiren haberleri kaçırmayın!</a></li><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/sinema-tiyatro/ferzan-ozpetek-filmi-odule-doymuyor.html/" rel="bookmark" class="crp_title">FERZAN ÖZPETEK FİLMİ ÖDÜLE DOYMUYOR</a></li><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/turk-adalet-sisteminin-hazin-sonu.html/" rel="bookmark" class="crp_title">TÜRK ADALET SİSTEMİNİN HAZİN SONU!</a></li><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/alkole-en-cok-gelir-harcayan-il-kars.html/" rel="bookmark" class="crp_title">ALKOLE EN ÇOK GELİR HARCAYAN İL  KARS!</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/torpilin-belgesi.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sanki Türkiye&#8217;yi Anlatıyor &#8211; Canavar</title>
		<link>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/kitap-kultur-sanat/sanki-turkiyeyi-anlatiyor-canavar.html/</link>
		<comments>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/kitap-kultur-sanat/sanki-turkiyeyi-anlatiyor-canavar.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Feb 2012 09:56:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin2</dc:creator>
				<category><![CDATA[KİTAP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.duseyazanlar.com/?p=5688</guid>
		<description><![CDATA[Tam da içinde bulunduğumuz Türkiye halinin kitabı.. Suçu kanıtlanana kadar herkes masumdur.. “Suçu kanıtlanana kadar herkes masumdur,” dendi, hep dendi, hâlâ da denir. “Suçu kanıtlanana kadar herkes tutukludur,” diyense olmadı hiç. Oysa, ender istisnalar dışında bunun aksi hiç görülmedi, başka türlüsü bilinmedi. Sanık ya da suçlu arasındaki fark tanımsal bir farkla sınırlı kaldı ve yalnızca [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tam da içinde bulunduğumuz Türkiye halinin kitabı.. Suçu kanıtlanana kadar herkes masumdur..</p>
<p>“Suçu kanıtlanana kadar herkes masumdur,” dendi, hep dendi, hâlâ da denir. “Suçu kanıtlanana kadar herkes tutukludur,” diyense olmadı hiç. Oysa, ender istisnalar dışında bunun aksi hiç görülmedi, başka türlüsü bilinmedi. Sanık ya da suçlu arasındaki fark tanımsal bir farkla sınırlı kaldı ve yalnızca metinlere yansıdı. Hayattaki yansımasıysa, tutukluluğun ve mahkûmiyetin, sanıklığın ve hükümlülüğün aynı şekilde yaşanmasıydı: Hapis, tecrit ve aşağılanma.<br />
Gazetelere, haber bültenlerine, uluorta anlatılanlara ve söylenenlere, algılarımızdan hafızamıza ve yüreğimize günbegün sızıp da bizi devamlı aciz bırakan tanıklıklara girmiyorum burada. Edebiyatta kalalım biz, kurgudan şaşmayalım; en azından şimdilik.<br />
2011 yılında okuduğum üç roman oldu bu konuda. Zan, suç ve hapis üzerine. İtham, tutukluluk ve ucu karanlık bir bekleyiş üzerine. Üçü de genci konu etmiş, genç okuru hedeflemişti: ‘Yalancı Şahit’ti biri, Müge İplikçi’den; ‘Suçlu’ydu diğeri, Magali Wiéner’den; ‘Canavar’dı öteki, Walter Dean Myers’tan. Ben ‘Yalancı Şahit’i okudum, o da benim canıma okudu. Ne de iyi etti ama. Ben ‘Suçlu’yu çevirdim, o da beni yoldan çevirip attı daha dar bir dört duvarın arasına. Ben ‘Canavar’ı ilk okuduğumdaysa gençler için bir edebiyat yayıncılığı olduğunu yeni yeni öğreniyordum. Başka bir hayranlık ve mutluluktu yaşadığım, başka hislerdi bir öfkenin ve mutsuzluğun doğmasını engelleyen. Sonra büyüdüm, adam oldum, ‘Canavar’ı yine aldım elime ve anladım o zaman anlamadığım şeyi: Suçlu bulunman için kanıt gerekir; ‘canavar’ olman içinse tek bir kanı yeterlidir.</p>
<p><strong>Gerçeğe tutunarak, ama ona sarılmadan </strong><br />
“Ağlamak için en uygun zaman, ışıkların kapalı olduğu ve dayak yiyen birinin yardım çığlıkları attığı gece saatleri,” diye başlıyor sözüne Steve Harmon, siyahi, genç, Amerikalı, romanın başkahramanı, işbu “canavar.” Kendisi, işlemediğini söylediği bir suçla yargılanıyor; o bir sanık. Ortada bir suç varsa, Steve’e göre bu, yanlış zamanda, yanlış yerde olmak. Bir de önyargıların hedefi bir ırka, renge ve sosyal yapıya doğmuş olmak. Süreç ise, tutuklu yargı süreci. Gergin bir bekleyiş, boğucu bir yalnızlık, sonu gelmeyen bir huzursuzluk hali ve yaşam korkusu. Yitirildikçe umudu kemiren, geri kazanılmayacağını bildiğin zaman. Uçup giden gençlik, dışarıda bırakılanlar ve seni sevenler için duyulan endişe. Ağlamak bir ihtiyaç. Ama sessizce, duyurmadan. “Burada zayıf olmak hiç iyi değil.”<br />
Bu suçlamadan alnının akıyla çıkmak, Steve’in davaya ve sürece odaklanmasına bağlı. Eğer işlemediği bir suçtan hüküm giymek istemiyorsa avukatıyla işbirliği yapmak, ona yardımcı olmak, zihnini her an açık tutmak zorunda. Ama zihin açıklığı dediğin şey başka bir işkence. Steve öyle bir yerde ki, “koşullar ne denli kötü olursa olsun kendinizi öldüremeyesiniz diye ayakkabı bağlarınızı ve kemerlerinizi alıyorlar.” Çünkü “yaşamamızı sağlamak da cezanın bir parçası.” Akli dengeyi korumak, bir diğer mesele. Ama Steve akıllıca bir yol buluyor: Tüm yaşadıklarını, hapis günlerini, yargı sürecini, hepsini bir senaryo halinde yazmak. Canlı, eşzamanlı, o anda. Gerçeklerden kopmadan, detayları kaçırmadan, sonraki adımı da olabildiğince hesaba katarak, ama bir film izler gibi. Bir kurgunun içindeymişçesine ve onu kendin yönetiyormuşçasına. Gerçeğe tutunarak, ama ona sarılmadan, teslim olmadan.</p>
<p><strong>At çamuru, hemen kurur </strong><br />
“İyi bir insan gibi görünmek istiyorum. Kendimi iyi bir insan gibi hissetmek istiyorum, çünkü öyle olduğuma inanıyorum. Oysa böyle insanlarla burada bulunurken, farklı olduğunu düşünmek çok zor.” Birini tutuklamak ve onu sindirmek o kadar kolay ki. Suçlu olsun ya da olmasın, onu suçlu hissettirdin mi, işin kolaylaşır. Hele o tutuklu, bir gençse. At çamuru gence, hemen kurur onun üstünde. Genç ya, karşı koysa ne yazar. Belertir gözlerini (ağlamıyorsa), belki basar en âlâsından bir küfür (dilini yutmadıysa korkudan), tükürür senin gibi bir sistem çarkının suratına en fazla (nefreti, korkusunu bastırmışsa), iki yumruk sallar taş çatlasa (kolları hâlâ tutuyorsa)&#8230; Ha çatlar da o taş, yarılır da orta yerinden, korkutmaz seni yine de. Ne korkacaksın ki, en fazla biraz kum çıkar içinden. Nasıl olsa sen onu tıktığında karanlığa, yalnızlığa, dışlanmışlığa; içindeki yağları vurduğun kilitlerle eritirken o hiç sönmeyen, yakıtı meçhul kaynağında; ve döndüğünde sırtını, kirli kalın enseni o gence&#8230; Eh, ağlar o. Duyurmaz sana sesini, ama ağlar göz pınarlarını kuruturcasına. Sen sadece üzerindeki lekeyi gör, çamurun lekesini. Neyi savladığı bilinmez savcı, neye hâkim olduğu bilinmez bir hâkim halleder gerisini.<br />
“Bütün bunların yalnızca bir film olmasını o kadar çok isterdim ki,” diyor Steve. İçerideyken, zan altındayken, asla işlemediğine emin olduğu bir suçla yargılanırken, ispatlanmaya çalışılan şeyin suçluluğu mu suçsuzluğu mu olduğundan emin bile değilken, bu üç kitaptaki üç genç de kuşkusuz aynı hayali kuruyor: Hepsi bir film olsa. Tatsız bir oyun, ya da&#8230; Hayata verilen geçici bir es, sabahtan açılıp akşama kapanacak bir parantez, az sonra sona erecek bir ara. Olsa olsa, kötü bir şaka. Bir de izi kalmasa ya bugünden yarına&#8230;</p>
<p><strong>Hayatının en zor evresini yazmak </strong><br />
“Özel bir hayatım olduğunu düşünüyorum,” diyor yazar Walter Dean Myers. “Bir açıdan bakınca, tüm hayatımı sevdiğim şeyi yaparak, yazarak ya da yazmayı düşünerek geçiriyor olmam tuhaf geliyor kulağa. Eğer herkes, en azından hayatının bir kısmında benim yaşadığım gibi yaşama şansını elde etseydi, dünya çok daha güzel bir yer olurdu,” diye de ekliyor. Batı Virginia eyaletinde doğmuş, ama Harlem’de yaşayan Herbert Dean adlı bir adama verilmiş küçük Walter. Bugün büyük Walter bile bilmiyor bunun nedenini. Herbert, siyahi Amerikalı, eşi Florence da Amerikan yerlisi bir Alman’mış. Walter’ı çok sevmişler. Çok sevilmiş, çok kollanmış. Mahalle kollamış onu, din de rehberlik görevini istemiş. Walter ise, yapabildiği ölçüde karşı koymuş tüm bunlara. Liseyi de bırakmış yarıda; her ne kadar söz konusu lise onu hâlâ mezunları arasında ansa da. Bırakmış bırakmasına ama, yanına almış alacağını da: Bir öğretmeni, “Ne olursa olsun, yaz,” demiş ona. Unutmamış bunu Walter. On yedi yaşına bastığı gibi orduya katılmış. Basketbolmuş tutkusu, yaptığı maçlar, <a href="http://www.radikal.com.tr/index/NBA">NBA</a> hayalleri hiç çıkmazmış aklından. Sonra, bilinmez neden, New York’ta bir inşaatta çalışmaya başlamış. O zaman kulağında yeniden çınlamış öğretmeninin sözleri. Başlamış yazmaya, özellikle de geceleri. Hayatının en zor evresi üzerine yazmaya başlamış Myers; ilkgençliği ve gençliği.</p>
<p><strong>CANAVAR<br />
Walter Dean Myers<br />
Çeviren: Bahadır Argönül<br />
ON8, 2012,<br />
172 sayfa, 11 TL.</strong></p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar :</h3><ul><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/ne-nedir/edat-nedir-edatilgec-konu-anlatimi.html/" rel="bookmark" class="crp_title">Edat Nedir? Edat(İlgeç) Konu Anlatımı</a></li><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kose-yazilari/fikret-baykali/xxi-yuzyilin-genc-sisifosu.html/" rel="bookmark" class="crp_title">XXI.Yüzyılın Genç Sisifos&#8217;u</a></li><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/ileri-demokrasimizin-kurbanlari-ferhat-ve-berna-kacimizin-umurunda.html/" rel="bookmark" class="crp_title">İleri Demokrasimizin Kurbanı Ferhat ve Berna Kaçımızın Umurunda?</a></li><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/etkinlik/gercegin-yorumu-istanbul-modernde.html/" rel="bookmark" class="crp_title">&#8220;Gerçeğin Yorumu&#8221; İstanbul Modern&#8217;de</a></li><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/editorun-sectikleri/iklim-bayraktar-roportaji.html/" rel="bookmark" class="crp_title">İklim BAYRAKTAR Röportajı</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/kitap-kultur-sanat/sanki-turkiyeyi-anlatiyor-canavar.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Başka Yaza Doğru &#8211; Janet Frame</title>
		<link>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/kitap-kultur-sanat/bir-baska-yaza-dogru-janet-frame.html/</link>
		<comments>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/kitap-kultur-sanat/bir-baska-yaza-dogru-janet-frame.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Feb 2012 09:52:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin2</dc:creator>
				<category><![CDATA[KİTAP]]></category>
		<category><![CDATA[janet frame]]></category>
		<category><![CDATA[yeni çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[yeni kitaplar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.duseyazanlar.com/?p=5686</guid>
		<description><![CDATA[Evinde yalnız, ama yapayalnız&#8230; Küçükken kendine ait iki yer bulduğunda, tamamen kendisine ait olduklarını hissettiğinde ne kadar yalnızsa, o kadar yalnız. O zamanlar belki de bilmiyordu göçmen bir kuş olduğunu. Ama şimdi biliyor, henüz başkalarına söyleyemese bile. Kendi güneşli, havası açık, hayvanları ile çiçekleri farklı yurdunda değil gerçi, İngiltere’de: buz gibi soğuk, güneş buralara uğramıyor [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Evinde yalnız, ama yapayalnız&#8230; Küçükken kendine ait iki yer bulduğunda, tamamen kendisine ait olduklarını hissettiğinde ne kadar yalnızsa, o kadar yalnız. O zamanlar belki de bilmiyordu göçmen bir kuş olduğunu. Ama şimdi biliyor, henüz başkalarına söyleyemese bile. Kendi güneşli, havası açık, hayvanları ile çiçekleri farklı yurdunda değil gerçi, İngiltere’de: buz gibi soğuk, güneş buralara uğramıyor pek, sırılsıklam yağmur&#8230;<br />
Janet Frame’in 1963’te yazdığı son romanı ‘Bir Başka Yaza Doğru’nun otobiyografik kahramanı, bir yazar, Grace Cleave. Yalnızlığı tercih etmiş, Londra’da bir dairede oturuyor, “çiçek desenli kılıfları” olan bir takımı var. New Yorker’da hikâyeleri yayımlanacak ve yazar hiç sevmese de BBC ile söyleşi yapacak kadar bir şöhrete sahip. Grace, yazdığı romanın ikinci ve üçüncü bölümleri arasında sıkışıp kalmış. Kendisinin de bir göçmen kuş olduğunu fark etmiş. Tam o sırada onu tanıyan iyi niyetli ama pek de zeki olmayan bir gazeteci, İngiltere’nin kuzeyinde, ailesiyle birlikte bir hafta sonu geçirmeye davet ediyor. Karısı, babası, kendisi&#8230;<br />
Philip Thirkettle, Relham’daki ısının Londra’dakinden çok daha makul olduğunu söylüyor. Grace’i gelip de buranın keyfini çıkarmaya davet ediyor. Öylesine bir hafta sonu yolculuğu işte. Ama “eğer aklınız dilimlere bölünmüş tehlikelerle dolu dış dünyadan korunaklı gizli iç dünyaya getir götüre koşturan bir gezgin ise hiçbir şey basit değildir”. Yolculuğun zorlukları bir yana (ona özel zorluklar, çoğu) Grace’in insanlarla bir araya gelmesi, kısa süreler için bile olsa, cesaret gerektiriyor. Bu hafta sonunda da kendi geçmişine dönüyor. Başkalarının yanında hissettiği tedirginliği, şimdiki ânı hatıralarıyla harmanlayarak gidermeye çalışıyor. Philip ve karısı Anne, bazen Grace oluyor, bazen de Grace’in annesiyle babası George ve Lottie. Çocuklar da onun kendi çocukluğunu davet ediyor olsa gerek. Evet, iki de çocuk var, Philip sözünü etmeyi unutmuş. Etseydi eğer, Grace büyük ihtimalle onun davetini kabul etmezdi. Neyse ki baba yok, bir yere gitmesi gerekmiş.<br />
Çocukluk hatıraları, Janet Frame’in otobiyografisinin ilk kitabını okuyanlara aşina gelecek. Mekânın, kişiliklerin ve metinlerin sınırları birbirinin içine geçiyor. Frame’in romanı ‘The Adaptable Man’in malzemesi ise sık sık, Grace’in yarıda kalan romanına ilişkin olarak su yüzüne çıkıyor.</p>
<p><strong>Acılı bir çocukluk </strong><br />
Janet Frame, Yeni Zelandalı bir yazar. Kitaplarını okumuş olabilirsiniz. Belki de yurttaşı Jane Campion’ın onun üç otobiyografik kitabından (To the Is-Land, An Angel at My Table, The Envoy from Mirror City) ikincisinin adıyla yaptığı 1990 yapımı filmi ‘An Angel at my Table’ı görmüşsünüzdür. Filmde Janet’i aktris Kerry Fox oynuyordu. Hayatına aşina olabilirsiniz. Jane Freeman’ın hayatının çoğu yazarınkinden farklı yanı, akıl hastanelerinde geçirdiği yıllar. Öğretmenlik yaparken, teftiş gününde onun çalışmasını izlemek için müdürle birlikte gelip sınıfında oturan müfettişten, bir dakika müsaade rica edip sınıftan çıkmış. Çıkış o çıkış!<br />
Hatıralarına pek benzemeyen çok acılı bir çocukluk geçirdi. O ve kızkardeşleri, yerel gazetenin çocuk bölümüne düzenli olarak katkıda bulunur ve kendilerini Brontë kardeşlere benzetirlerdi. Janet genç yaşta şair olmaya karar vermişti. Akıl hastanesinde kendisine konan şizofreni teşhisinden çok utandığını söylüyor. Doktorlar ise, daha önceki tedavilerin yanlış olduğunu düşünerek, kendi tedavilerini sürdürdüler. Sonunda, lobotomi kararı alındı. Neyse ki Frame, yazmayı ve yazdıklarını yollamayı sürdürüyordu. Lobotomiden birkaç gün önce, seçkin bir edebi ödül kazandı. Hastane idaresi operasyonu iptal etti. Frame, bir edebiyat bursuyla Avrupa’ya gitti. İbiza’da otuz iki yaşında bekaretini Amerikalı bir şaire verdi. Andorra üzerinden Londra’ya vardı, hastaneye yatırıldı. Orada doktorlar, şizofren olmadığına karar verdiler.<br />
Bu teşhis onu utandırmış. “Bir psikoz olarak şizofreni,” diyor otobiyografisinde, “bir başarıydı, sıradan sorumluluğu hastadan alıyordu. Bir yakınımı kaybetmiş gibiydim. Utanç içindeydim.” Doktorlara göre ise, zihni rahatsızlığının sebebi, daha önceki yanlış tedaviler. Onlar kendi tedavilerini sürdürüyor ve sonunda ona çok insani bir ‘reçete’ yazıyorlar. Janet Frame, ‘normal’ topluma uymaya çalışacağına, kendini en uygun olduğu şeyi yapmaya adamalı: yazmalı.</p>
<p><strong>Frame’in dolabındaki iskeletler </strong><br />
‘Bir Başka Yaza Doğru’, onun İngiltere’deki son günlerinde yazdığı bir kitap. O sıralar, kitabı fazla şahsi bulmuş ve kendisi hayattayken yayımlanmasını istememişti. Sonra bu kitaptan cümlecikler, fikirler başka kitaplarına geçti. Aynı malzemeyi farklı şekillerde ‘To the Is-land’da da görüyoruz. Ama mesele Frame’in dolabındaki iskeletler ya da hangisinin daha doğru olduğu değil, mesele Janet Frame’in gerçekliğin muhtelif versiyonlarıyla rahatlıkla oynayan bir yazar olması. Otobiyografik nitelikte bütün kitapları toplu olarak ele alınırsa, gerçek ile hatıraların, illüzyonların ve sanatın nasıl birbirinden ayrılmaz şekilde bir araya geldiklerini de görebiliriz. Üstelik, ‘Bir Başka Yaza Doğru’ onun yaratıcı sürecini en iyi anlatan kitap.<br />
Asıl düşündürücü olan, Janet Frame’in yazarlığından çok akli durumunun tartışılması, bu yazarlık sanki o durumun bir lütfuymuş gibi davranılması&#8230; İnsanlar, Sylvia Plath’e yöneltmedikleri şüpheciliği neden ona yöneltiyor? Frame, lobotomiden kurtuluşundaki mucizeye, çocukluğunun David Copperfield’e ve Brontë kardeşlerin aynı dönemine rahmet okutacak acıları, insanlarla ilişki kurmada çektiği zorluğun bazen hazin, bazen komik oluşu bir yana; dünya edebiyatının sayılı yazarlarından biri; kendi ülkesinin belki de en büyük yazarı. ‘Bir Başka Yaza Doğru’da, Z. Ceyil Özmen’in yazara dost çevirisinin de katkısıyla, onun narin ve tedirgin ruhuna nüfuz ediyoruz. Şiirden farksız anlatımıyla naklettiği bu hafta sonunu onunla birlikte yaşıyoruz.<br />
Peki, kitabın o yaşarken basılmasını neden istememiş? Nihayetinde, açıklanan bir sır da söz konusu değil. Belki de, gazeteci Philip’in, yani Guardian’dan Geoffrey Moorhouse’un hatırınadır. Yer yer Philip ile Anne’e karşı acımasızca davrandığı söylenebilir. Bir de, ‘Bir Başka Yaza Doğru’, biyografiden de ileri bir şey olduğu için belki. Bir otobiyografiden çok daha yaşanmış sanki, daha mahrem. Ayrıca da bize, bir romanın bir biyografiyle aynı olayları anlatırken bile ne kadar daha fazla şeyi açığa vurduğunu gösteriyor ki, bunlara yazma süreci de dahil&#8230;</p>
<p><strong>BİR BAŞKA YAZA DOĞRU<br />
Janet Frame<br />
Çeviren: Z. Ceyil Özmen<br />
Yapı Kredi Yayınları<br />
2012, 212 sayfa, 14 TL.</strong></p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar :</h3><ul><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/edebiyat/odullere-karsiyimbu-benim-yasam-bicimim.html/" rel="bookmark" class="crp_title">Ödüllere Karşıyım,Bu Benim Yaşam Biçimim..</a></li><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/etkinlik/bet-odulleri-sahiplerini-buldu.html/" rel="bookmark" class="crp_title">BET ÖDÜLLERİ SAHİPLERİNİ BULDU</a></li><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/siirler/unlu-sairler/asik-veysel-siirleri/ala-gozlu-benli-dilber.html/" rel="bookmark" class="crp_title">Ala Gözlü Benli Dilber</a></li><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/edebiyat/man-booker-odulu-rothun-oldu.html/" rel="bookmark" class="crp_title">Man Booker Ödülü Roth&#8217;un Oldu</a></li><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/edebiyat/kitabini-bitiren-yazar-depresyona-girer.html/" rel="bookmark" class="crp_title">KİTABINI BİTİREN YAZAR DEPRESYONA GİRER</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/kitap-kultur-sanat/bir-baska-yaza-dogru-janet-frame.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu Ülkede İşkencenin Cezası 30 TL</title>
		<link>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/bu-ulkede-iskencenin-cezasi-30-tl.html/</link>
		<comments>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/bu-ulkede-iskencenin-cezasi-30-tl.html/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2012 12:22:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin2</dc:creator>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[işkenceye ceza yok]]></category>
		<category><![CDATA[izmir karakol]]></category>
		<category><![CDATA[kadına şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[karakolda ilkence]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.duseyazanlar.com/?p=5682</guid>
		<description><![CDATA[İçişleri Bakanlığı müfettişleri, İzmir&#8217;de bir müzikholde gözaltına alındıktan sonra götürüldüğü karakolda polisler tarafından dövülürken görüntüleri ortaya çıkan Fevziye Cengiz&#8217;i darp eden polislerle ilgili araştırmasını tamamladı.Ne yazık ki dayakçı ( işkenceci) polisler görevlerine devam edecekler. Sadece 12 ay boyunca terfi edemeyecekler.. Bırakın kadın olmasını, bir insana bir devlet memurunun dayak atması bu kadar ucuz birşey mi, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>İçişleri Bakanlığı müfettişleri, İzmir&#8217;de bir müzikholde gözaltına alındıktan sonra götürüldüğü karakolda polisler tarafından dövülürken görüntüleri ortaya çıkan Fevziye Cengiz&#8217;i darp eden polislerle ilgili araştırmasını tamamladı.Ne yazık ki dayakçı ( işkenceci) polisler görevlerine devam edecekler. Sadece 12 ay boyunca terfi edemeyecekler.. Bırakın kadın olmasını, bir insana bir devlet memurunun dayak atması bu kadar ucuz birşey mi, karar sizlerin..</p>
<p>Bakan İdris Naim Şahin&#8217;in, “Konak Meydanı&#8217;nda darağacı kurup asalım mı&#8221; dediği 2 polis memuru için müfettişlerin hazırladığı raporda 12 ay kıdem tenzili cezası istendiği öğrenildi. Habertürk&#8217;ün haberine göre, müfettişlerin karakol personeli için ise disiplin cezasına gerek olmadığı yönünde rapor hazırladığı belirtildi. 12 ay kıdem tenzili cezası nedeniyle polis memurları 1 yıl boyunca kıdem alamayacak, bunun kişi başı faturası aylık 30 lira olacak.<br />
<strong><br />
POLİSLER DE DAVA AÇTI</strong><br />
İzmir&#8217;in Karabağlar İlçesi&#8217;nde 17 Temmuz 2011 günü uygulama yapan polis ekipleri, bir müzikholde Fevziye Cengiz&#8217;i kimliği olmadığı iddiasıyla gözaltına alarak polis karakoluna götürdü. Burada polisler tarafından dövülen Cengiz savcılığa giderek suç duyurusunda bulundu. Polisler de savcıya gidip, Cengiz&#8217;in kendilerine mukavemette bulunduğunu belirterek şikâyetçi oldu. Polislerin şikâyeti üzerine Cengiz hakkında “kamu görevlisini yaralamak ve hakaret suçlarından 6.5 yıla kadar hapis cezası talebiyle, dayak atan polis memurları hakkında ise 1.5 yıl hapis cezası istemiyle 2 ayrı dava açıldı. Ancak Fevziye Cengiz&#8217;in avukatının yaptığı itiraz üzerine polis memurları hakkında, “tehdit, hakaret, kasten yaralama suçlarından 4 yıl 4 ay ila 5 yıl 10 ay arasında değişen hapis cezaları istemiyle de yeni dava açıldı.<br />
<strong><br />
İKİ MÜFETTİŞ GÖREVLENDİRİLDİ</strong><br />
Karakolda bulunan kameralara yansıyan ve savcılığa gönderilen feci dayağın görüntülerinin ortaya çıkmasıyla kamuoyundan büyük tepki yükseldi. Bu tepkiler üzerine İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, cumhuriyet savcılığının yürüttüğü soruşturmanın yanı sıra, polisler hakkında da disiplin soruşturması açılması için iki müfettiş görevlendirdi.</p>
<p><strong>RAPORLAR ANKARA&#8217;DA </strong><br />
İzmir’de konuyla ilgili 1 aydır araştırma yapan müfettişler, hazırladıkları raporu Ankara’ya gönderdi. Müfettişlerin, Cengiz’i dövdüğü belirlenen 2 polis memuru hakkında 12 ay kıdem tenzili cezası istediği öğrenildi. Müfettişlerin karakol personeli için ise herhangi bir ceza istemine gerek olmadığına raporlarında yer verdikleri ifade edildi. İçişleri Bakanlığı’na gönderilen raporun önümüzdeki günlerde İzmir Valiliği’ne geri gönderilerek il polis disiplin kurulunda görüşüleceği öğrenildi. Kurulun onaylamasından sonra müfettişlerin istediği 12 ay kıdem tenzili cezasının yürürlüğe gireceği belirtildi.</p>
<p><strong>KIDEM TENZİLİ CEZASI NEDİR?</strong><br />
12 ay kıdem tenzili, memurun 12 ay bulunduğu kademede ilerlememesidir. Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü’nün 7. maddesine göre, iş sahiplerini ya da herhangi bir nedenle emniyet binalarına gelen ya da getirilenleri dövenlere 12 ay kıdem tenzili cezası veriliyor. Bu polisler 1 yıl geç emekli olacak ve 12 ay boyunca yapılan zamlardan yararlanamayacak.</div>
<div></div>
<div><strong><br />
</strong></div>
<div><strong>(habertürk)</strong></div>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar :</h3><ul><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/sirnakin-gunahi-ne.html/" rel="bookmark" class="crp_title">ŞIRNAK&#8217;IN GÜNAHI NE?</a></li><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/bakan-sahino-polisleri-daragacinda-asalim-mi.html/" rel="bookmark" class="crp_title">Bakan Şahin:&#8221;O Polisleri Darağacında  Asalım mı?&#8221;</a></li><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/isciye-kidem-kazigi.html/" rel="bookmark" class="crp_title">İŞÇİYE KIDEM KAZIĞI</a></li><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/nedim-senerin-tek-sucu-emniyetin-pisligini-aciga-cikarmak.html/" rel="bookmark" class="crp_title">NEDİM ŞENER&#8217;İN TEK SUÇU EMNİYETİN PİSLİĞİNİ AÇIĞA ÇIKARMAK !</a></li><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/cemaatler-hukuktan-daha-ustun.html/" rel="bookmark" class="crp_title">CEMAATLER HUKUKTAN DAHA ÜSTÜN!</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/bu-ulkede-iskencenin-cezasi-30-tl.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gül&#8217;ün Kartopu Keyfi ve Van&#8217;lı Depremzedeler</title>
		<link>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/gulun-kartopu-keyfi-ve-vanli-depremzedeler.html/</link>
		<comments>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/gulun-kartopu-keyfi-ve-vanli-depremzedeler.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Jan 2012 18:26:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin2</dc:creator>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah Gül]]></category>
		<category><![CDATA[çadır yangınları]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanı]]></category>
		<category><![CDATA[depremzedeler]]></category>
		<category><![CDATA[van depremi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.duseyazanlar.com/?p=5666</guid>
		<description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Abdullah Gül  kartopu oynarken çekilen fotoğraflarını facebookdaki hesabında  takipçileri ile paylaştığı zaman  aklımıza hemen Van&#8217;da kar ve soğuk ile mücadele eden depremzedeler geldi.Diyeceksiniz ki ne alaka? Bir tarafta hali vakti yerinde,gelinebilecek en büyük makama gelmiş bir kişi kar ile oynuyor ve bu fotoğrafları facebookta paylaşıyor; diğer tarafa  baktığınızda ise aynı kar  çok değil 3 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cumhurbaşkanı Abdullah Gül  kartopu oynarken çekilen fotoğraflarını facebookdaki hesabında  takipçileri ile paylaştığı zaman  aklımıza hemen Van&#8217;da kar ve soğuk ile mücadele eden depremzedeler geldi.Diyeceksiniz ki ne alaka?</p>
<p>Bir tarafta hali vakti yerinde,gelinebilecek en büyük makama gelmiş bir kişi kar ile oynuyor ve bu fotoğrafları facebookta paylaşıyor; diğer tarafa  baktığınızda ise aynı kar  çok değil 3 ay önce ilgileneceğiz,onları kışın koynuna bırakmayacağız dediğiniz depremzedelerin bir kabusu haline geliyor.</p>
<p>Üç ay önce tv ekranlarına çıkıp yardım gösterisi  yapan zengin burjuvalarımız şu dakika soğuktan çadırlarında titreyen  depremzedeleri düşünmüyor olabilirler, ancak bu ülkede bu yeryüzünde hala  mazlumları sonsuza kadar düşünecek olan insanlar var.</p>
<p>Trilyonları banka hesaplarında mışıl mışıl uyurken  depremzedelere olan üzüntülerini dile getiren ikyüzlülere inanacak kadar geri bir zekamız yoktur.Orduevleri, güneydeki oteller boş boş dururken oradaki depremzedeleri bu kış kıyametinde çadırlara mahkum eden devlet mekanizmasına da inanacak kadar geri zekamız yoktur ve hiç olmayacaktır.</p>
<p>Şu ana kadar Van&#8217;daki depremzede çadırlarında elektrikli soba yüzünden 127 çadır yandı ve dün 4 yaşındaki bir çocuğun ölümü ile ölü sayısı 11 oldu.</p>
<p>Ve aynı adaletsizliğe karşı cumhurbaşkanının İstanbul Üniversitesi&#8217;ne konferansa geldiği bir gün  üniversiteye cebinde yumurta olduğu gerekçesiyle alınmayan üniversite öğrencisi  cebinden çıkan her bir yumurta için 44 ay ceza istemi ile yargılanıyor,şu an hapiste.</p>
<p>Sadece hatırlatmak istedik.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em><strong>DÜŞEYAZANLAR</strong></em></p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar :</h3><ul><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/simdi-de-allah-yazili-yumurta.html/" rel="bookmark" class="crp_title">Şimdi de &#8220;Allah&#8221; Yazılı Yumurta</a></li><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/orhan-pamuku-savunacagimiz-aklimiza-gelmezdi.html/" rel="bookmark" class="crp_title">Orhan Pamuk&#8217;u Savunacağımız Aklımıza Gelmezdi..</a></li><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/aslolan-insandir-bu-cumhuriyette-devlet-degil.html/" rel="bookmark" class="crp_title">ASLOLAN İNSANDIR BU CUMHURİYETTE, DEVLET DEĞİL..!</a></li><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/edebiyat/turkiyede-universite-yok.html/" rel="bookmark" class="crp_title">TÜRKİYE&#8217;DE ÜNİVERSİTE YOK !</a></li><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/rabbi-yuru-ya-kulum-demis.html/" rel="bookmark" class="crp_title">RABBİ  YÜRÜ YA KULUM DEMİŞ !</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/gulun-kartopu-keyfi-ve-vanli-depremzedeler.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mehmet Altan&#8217;a Sahip Çıkmak</title>
		<link>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/mehmet-altana-sahip-cikmak.html/</link>
		<comments>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/mehmet-altana-sahip-cikmak.html/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Jan 2012 20:43:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin2</dc:creator>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[basın özgürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet altan]]></category>
		<category><![CDATA[star]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.duseyazanlar.com/?p=5656</guid>
		<description><![CDATA[Fikirleri sebebiyle çalıştığı gazetenin yönetimi tarafından görevine son verilen Mehmet Altan&#8217;ı  sevebilirsiniz,sevmeyebilirsiniz. Ancak fikirleri yüzünden bir gazetecinin bu şekilde işsiz bırakılması düşünce özgürlüğünün hala yerinde saydığının bir örneğidir.Bu şartlar altında Mehmet Altan&#8217;a sahip çıkmak sol düşüncenin gereğidir kanısındayız. İşine son verilmesinin ardından Mehmet Altan ile yapılan bir röportajı sizlere aktarmak istedik. Gazeteci-Yazar Mehmet Altan, hükümetin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Fikirleri sebebiyle çalıştığı gazetenin yönetimi tarafından görevine son verilen Mehmet Altan&#8217;ı  sevebilirsiniz,sevmeyebilirsiniz. Ancak fikirleri yüzünden bir gazetecinin bu şekilde işsiz bırakılması düşünce özgürlüğünün hala yerinde saydığının bir örneğidir.Bu şartlar altında Mehmet Altan&#8217;a sahip çıkmak sol düşüncenin gereğidir kanısındayız.</div>
<div></div>
<div>İşine son verilmesinin ardından Mehmet Altan ile yapılan bir röportajı sizlere aktarmak istedik.</div>
<div></div>
<div>Gazeteci-Yazar Mehmet Altan, hükümetin “müthiş bir biat kültürü ile sadece övgü ve alkış” istediğini belirtirken, Kürt sorunu konusunda ise “Din, ırk, mezhep üzerinden oyalıyor siyaset” dedi. Altan, “Çünkü rejimi değiştirmeye yönelik bir siyaset yok” eleştirisini yaptı.</p>
<p>Star Gazetesi&#8217;ndeki haftalık yazılarının sayısı 7&#8242;den 5&#8242;e düşürülen Mehmet Altan&#8217;ın, ANF&#8217;ye verdiği röportajdan sonra işine son verildi. Star Gazetesi yönetimi Altan&#8217;dan, &#8220;Amacım maksadımı aştı&#8221; şeklinde yazı yazmasını istedi. Yazmayı reddedince, işten çıkartıldı.</p>
<p>Bu noktaya gelinceye kadar Star Gazetesi&#8217;nde nasıl bir sonuç yaşandı? Liberal aydınlardan AKP&#8217;ye karşı yükselen eleştiriler ne anlama geliyor? Medya Uludere&#8217;de neden sustu? AKP yeni sivil ve demokratik bir anayasa yapabilecek mi? Altan Etkin Haber Ajansı’ndan Arzu Demir’e konuştu.<br />
<strong><br />
Star Gazetesi&#8217;nde yazılarınıza son verildi. Bu noktaya gelinceye kadar nasıl bir süreç yaşandı?</strong><br />
Gerçekten de bu bir süreçti. Orada işler çok tatlı gitmiyordu. Okur ya da medya bunları çok yakından izlemediği için kimi ayrıntıları da görmüyor. Ama hepsi arşivlerde var. Yazımın üstündeki &#8220;başyazı&#8221; ibaresi yeni mizanpajda kaldırıldı. Üstelik bana hiç söylenmedi. Birgün web sitesindeki yerimin değiştiğini gördüm. Gazetenin arşivlerine girilip bakıldığında yazılarımın anonslarının nasıl konulduğu da bir başka örnektir. Bir başka gün ilan nedeniyle yazılarımın 7&#8242;den 5&#8242;e ineceği söylendi. Aynı zamanda o gruba ait televizyona 3-4 yıldır çıkmıyorum. Bunları çok önemsemiyordum ama nereye, ne konuşacağım söz konusu edilince, işler çığrından çıktı. Nereye, nasıl konuşacağım konusunda bugüne kadar, askeri dönemlerde dahi görmediğim bir cüret, haddini aşan bir uslüp söz konusu oldu. Çünkü nihayetinde ben ilk yazısını 1968 yılında çok genç yaşta yayınlanmış, 30 yıllık hocalık yapan biriyim. Kime, nasıl konuşacağımı, en azından bu işi diğerlerinden daha fazla yapmam sebebiyle bilirim. O nedenle bu nezaketsizlik, bu uslüp ve bu hoyratlık işlerin sürdürülemeyeceğini çok net ve somut bir işaretiydi.</p>
<p><strong>ANF&#8217;ye verdiğiniz röportajın bu süreci hızlandırdığını düşünüyor musunuz?</strong><br />
O röportaj, resmi sitem olan mehmetaltan.com&#8217;da duruyor. Benim nereye konuşacağımı, ne söyleyeceğimi başkası tayin edecekse yanmışız.</p>
<p><strong>Röportajdan dolayı özür dilemeniz ya da benzeri bir şey istendi mi sizden?<br />
</strong>O röportajdan dolayı, &#8220;maksadımı aşan şeyleri söyledim&#8221; şeklinde bir şey yazmam istendi.<br />
<strong><br />
&#8216;BUGÜNKÜ SİYASİ YAPI 12 EYLÜL VESAYESİTİNİN PARÇASI&#8217;<br />
</strong><br />
<strong>İfade ettiğiniz şekilde mi söylendi?</strong><br />
Maalesef. Bu cümle sonradan ifade edildi, ancak bana söylenen, böyle bir açıklama yapmamdı. Bu dehşet verici bir şey. Gazetenin içindeki bu özensizlik, hoyratlık yetmiyormuş gibi, &#8220;Ne söylediğini, nereye konuştuğunu bilmez. Ama tashih ettiririz&#8221; anlayışı var. Bu nezaketsizlik, hoyratlık, özensizlik &#8211; en kibar deyimiyle söylüyorum- işin nereye geldiğini gösteriyor.</p>
<p>O röportajda sadece &#8220;askeri vesayet yok, siyasi vesayet de var&#8221; dedim. Çünkü bugünkü siyaset kurumunu 12 Eylül oluşturmuştur. Siyasi yapı, 12 Eylül vesayetinin bir parçasıdır. Siyasetçilerin ihtiyacı olanları konuşuyoruz ama toplumumuzun ihtiyacı olanları konuşmuyoruz. Bugün siyasi olarak var olan bütün partilerin varlıkları 12 Eylül hukukuna bağlıdır. 12 Eylül hukuku siyasi partiler yasasını oluşturmuş, seçim yine 12 Eylül&#8217;ün seçim yasasına göredir. Meclis iç tüzüğü ve seçim barajı da öyledir. 12 Eylül zihniyetini ve siyaset kurumunu oluşturan zihniyeti değiştirmeden siyasi vesayet ortadan kalkmaz. Bir kere parti içi demokrasi, çoğulculuk yok. Oradan nasıl bir çoğulculuğu topluma çıkartacaksınız. O nedenle tek adamlar dönemi, üç dört partinin liderleri üzerinden bir rejim oluşuyor. Bu beyanatımı da açıkladım. Bunun da altını çizeyim.<br />
<strong><br />
&#8216;ELEŞTİREMEDİĞİN ADAMI ÖVMEYE DALKAVUKLUK DENİR&#8217;</p>
<p>Medyayı da konuşmak istiyoruz sizinle. Uludere Katliamı&#8217;nı medya neden görmedi?</strong><br />
Bu yeni dönemde yazılamayanlar yavaş yavaş bir liste oluşturmaya başladı. Uludere, şike, maaşların geçirilme uslubu, aynı zamanda Deniz Feneri. Bütün mesele bizim arzu ettiğimiz çoğulcu bir toplum. Onun kuralı da evrensel düzeyde hukukun ilkelerinin belirlemesi. Siz Siyasetin çıkarlarına göre hareket etmeye başladığınız vakit orada özgürlük kalmıyor. Muazzam bir biyat. Mesele şimdi ne? Siz geldiniz benimle konuşuyorsunuz. Neden? Çünkü ben şu anda işsizim. Peki ne yapıyorum ben? Bir ömür yaptığım gibi yazı yazıp, yazıyı gazeteye gönderiyordum. Gazeteye de gitmiyordum. Geri kalmış ülke sen işini çok özenli yapmaya çalışırken, senin başına iş gelmesidir. Normalde bin yıldır ne söylüyorsam, aynı istikamette günlük olayları yorumlayan ve o ilkeler üstünden hareket eden birisiyim. Ama o benim başıma çeşitli şekillerde işler getirmeye sebep oluyorsa, o geri kalmış bir ülkedir zaten. Ben herhangi bilinmeyen, genç, yeni çıkmış birisi değilim. 35 kitabım var, yüz yıldır bu işi yapıyorum, ilkelerim var, ilkeler üstünden hayata bakışım belli. Uludere meselesinde de aynı ilkeler üzerinden bakıyorum. Dersim&#8217;de özür dilendiği vakit Başbakan&#8217;ı çok alkışlarım ama bir aydır Uludere&#8217;de ne oluyor, ne bitiyor bunun üstü örtülü kalıyorsa, bunu da eleştiririm, bu çok doğal. Ama siyaset yedikçe iştahı artan bir canavar gibi eleştiriden nefret ediyor, müthiş bir biat kültürü ile sadece övgü ve alkış istiyor. Aynı zamanda da Türkiye öyle bir geleneğe sahip ki! Birisini eleştiremiyorsan övme, eleştiremediğin adamı övmeye dalkavukluk denir çünkü.</p>
<p><strong>&#8216;TÜRKİYE&#8217;DE SİSTEM DEĞİŞMİYOR&#8217;</p>
<p>İşlerin bu noktaya geleceğini tahmin ediyor muydunuz?</strong><br />
Burası Türkiye. Gelmezse değişir dönüşür. Niye bir türlü dönüşemiyor. Turgut bey zamanında hepimizin alkışladığı, heyecanlandığı, Türkiye&#8217;nin bir daha geri dönmeyeceğini düşündüğümüz çok önemli hamleler oldu. Sonra 28 Şubat ile karşılaştık. Burada, sistem değişmiyor. Siyaset kendi ikbalini, kendi egosunu, kendi çıkarını, kendi siyasi iktidarda kalma meselesini her şeyin önünde telakki ediyor ve bütün siyasetini buna göre yapıyor. Yani, değişim siyaseti noktasına Türkiye gelmedi. Ne demek değişim siyaseti? İspanya&#8217;da çok güzel bir örneği var;Suárez. Franco faşizminden ülkeyi devraldı, 5 yılda AB üyesi yaptı ve siyaseti bıraktı. Siyaset meslek haline geldiği vakit, ilke kayboluyor ve devlet seni esir alıyor. Siyaset meslek haline gelmemeli. Değişimi gerçekleştirmeye yönelik bir araç olarak algılanmalı. Çünkü siyasetten para kazanmaya başlayanlar sınıf da atlıyorlar.</p>
<p>Kendi mesleklerinde bulamadıkları olağanüstü imkanları siyasette bulmaya başladıklarında bir daha siyasetten ayrılmıyorlar ve bir ömür orada kalma arzusu depreşiyor. Ve halk siyasetçi zümresini ve üstelik bugünkü yapısı itibariyle 12 Eylül&#8217;ün bir cüzü, bir parçası olan siyasi sistemi değerlendirmiyor. Siyasetçinin saraydaki duruşunu ve siyasetin saraya girme çabasıyla yapıldığını gözden kaçırdığı zaman neden 12 Eylül&#8217;ün oluşturduğu siyaset düzeninin değişmediğini de anlamak mümkün değil.</p>
<p><strong>Son dönemde &#8216;Yetmez Ama Evet&#8217;çilerin itirazları eleştirileri yükseldi. Neden şimdi?<br />
</strong>Şimdi burada bir mesele var, bunu da aşmak mümkün değil. Ben 1993&#8242;de 2. Cumhuriyet&#8217;teydim. Yani bu Cumhuriyetin demokratikleşmesi, Kemalizm yerine demokrasinin oluşması. İlkelerin üstünden hayata bakan biriyim. Ak Parti o ilkelere yakın durduğu zaman desteklerim, o ilkelerden uzaklaştığı zaman desteğimi çekerim. Biz herhangi bir partiye endeksli olarak varlığı sürdüren insanlar değiliz ki!</p>
<p><strong>Bu sorumu sadece sizin üzerinizden sormuyorum. Genel olarak liberal aydınlarda eleştiriler geliyor&#8230;</strong><br />
Türkiye değişsin istiyoruz. Birisi değişime yaklaştığı vakit de&#8230;<br />
<strong><br />
AKP&#8217;nin tutumu sizde hayal kırıklığı yarattı mı?</strong><br />
Hayalkırıklığı ne yaratacak!<br />
<strong><br />
Ancak beklentiniz karşılanmadı&#8230;</strong><br />
Tabi. Toplumsal gelişme böyle bir şey. Çok büyük imkan vardı yapılamadı. O anlamda hayıflanma nedeni ama siyasetçi, siyaset denilen bir şey var.</p>
<p><strong>&#8216;AKP devletleşti ya da devlet AKP&#8217;lileşti&#8217; yorumları da yapılıyor. Siz ne diyorsunuz bu konuda?<br />
</strong>Devlet kavramını algılamak önemli bir şey. Devlet kilit noktadaki bir takım insanların siyasetçiye iktidara yakın ya da uzak olmasına göre şekillenecek bir şey değil. Devlet ele geçirildiği anda devlet olmaktan çıkar. devlet ele geçirilemeyecek bir hukuksal yaşayan organizmadır, herkese eşit mesafededir. Genelkurmay, istihbarat bana yakın ya da uzak diyerek devlet anlayışını darlaştırıp, sığlaştırdığın vakit hiçbir şeyi kontrol edemezsin. Çünkü kontrol etmeye çalıştığın şey; zaten kontrol edilemez bir şey. Peki ne kontrol edecek devleti? Evrensel temel hukuk kuralları kontrol edecek. Zaten devleti yönetmek bir yere ayar vermek değil, bu toplumun temel hak ve özgürlüklerini sağlamaktır.</p>
<p><strong>&#8216;STATÜKOLAŞMAYA DOĞRU GİDİYOR&#8217;</p>
<p>AKP&#8217;yi bugünkü siyasetiyle nasıl bir kavrama oturtuyorsunuz?</strong><br />
Muhafazakarlaşmayla demokratikleşme dengesini tutturamayan, ilk baştaki dönüşümcü rejim tarafından &#8220;tü kaka&#8221; ilan edilen, muhalif duruşunu yitirmeye başlayan ve insanlar üzerinden devlete hakim olduğunu düşünen, cami- kışla rövanşını aşamamış, muhafazakarlaşma ile demokratikleşme dengesini kaçırmış, ileriye doğru reformcu bir noktaya değil, statükolaşmaya doğru çok hızlı bir şekilde hareket eden bir parti olarak görüyorum.<br />
<strong><br />
&#8216;EN ÖNEMLİ YASA ŞİKE YASASI MI?&#8217;</p>
<p>Bir yazınızda benim özlediğim Türkiye bu değil diye belirtmiştiniz.</strong><br />
Evet. Örneğin Uludere. 30 gün oldu. Şike Yasası. Toplumun vicdanının kabul edileceği bir şey mi? Kürtlerin alfesinin serbest bırakılması, Alevilerin cemevleri, Rumların ruhban okulları sorunu bekleyip duruyor. En önemlisi 12 Eylül Anayasası duruyor. Şimdi en önemli mesele şike yasası mı? Şikeyi yasalaştırarak meşrulaştırmak mı? Niye her şeyden önce bu? Bu zaten büyük bir kırılma gösteriyor. Arkasından Hrant Dink&#8217;in mahkemesinin sonucu. Denktaş&#8217;ın ölümünü bahane edip özel harbe yapılan güzelleme. Bunların bizi iyi bir yere götürmeyeceğini çığlık çığlığa bağırıyorum ama bunun karşılığı bir şekilde başka türlü geliyor.</p>
<p><strong>Yeni Anayasa tartışmaları yapılıyor. Bu tartışmalardan sivil ve demokratik bir anaya çıkar mı?</strong><br />
Siyasi Partiler Yasası&#8217;nı konuşmadan Anayasa&#8217;yı konuşmak toplumu oyalamak anlamına geliyor. Kim değişterecek bu anayasayı? Siyaset kurumu. Siyaset kurumunu oluşturan ne; 12 Eylül. 12 Eylül&#8217;ün yasalarına göre oluşmuş bir siyaset kurumunun 12 Eylül anayasını değiştirmesi mümkün mü? Madem bu kadar değişiklik arzusu var, neden çok basit değişiklikler yapılmıyor. YAŞ&#8217;ta oturma düzeni değişiyor. Önemli ama YAŞ&#8217;ı da değiştirmek lazım. Yüksek Askeri Şura Yasası&#8217;nın devam ettiği yerde oturma düzeninin değişmesi propanganda vesilesi. Geriye dönüş olacak diye korkuyorum. Yani rövanşist davranırsan, demokrasiye götürmezsen, bunun da rövanşı gelir.<br />
<strong><br />
&#8216;ÖZAL DÖNEMİNDE DE SİSTEM DEĞİŞMEDİ&#8217;</p>
<p>Kürt meselesini de konuşalım&#8230;</strong><br />
Kürt meselesi. Din, ırk, mezhep üzerinden oyalıyor siyaset. 2010 yılında AİHM&#8217;de en çok mahkum olmuş ülkeyiz. Hukuk konuşmadığı, siyaset hukuku dönüştürmediği vakit -devletin yapısı mevzuat noktasında radikal bir şekilde değişmediği vakit- Türkiye&#8217;nin sorunları aşılamaz. Aynı mevzuat duruyor. Turgut Özal dönemininde zaten en büyük eksikliği bu oldu. Sistem değişmedi. Değişen ne? Bir takım adımlar atılıyor. Bunları olumlu buluyoruz. Ama sonunda ne oluyor? İşte Hrant Dink cinayetinden çıka çıka &#8220;örgüt yoktur&#8221; fikri çıkıyor. Uludere&#8217;de çocukları F-16 füzeleri parçalıyor ve 30 gündür sonucunu öğrenemiyoruz. Şike her şeyden ağır basıyor. Parlamento en fazla onlara kulak kabartıyor. Çünkü rejimi değiştirmeye yönelik bir siyaset yok.</p>
<p><strong>&#8216;BU CUMHURİYETİN VATANDAŞI YOK&#8217;</p>
<p>Siyasi ve iktisadi liberalizm kitlelere çözüm olabilecek mi?</strong><br />
Siyasi ve iktisadi liberalizm dediğimiz şey; insanı devletten daha öncelikli sayan bir anlayış. Türkiye, ne sosyalizm, ne Marksizm ne de liberalizm üretti. Bu toplumdaki en derin düşünce milliyetçilik. Kürt meselesi ile ilgili soruda uzatmamak için girmedim. Siyaset nereden oy alıyor? Din, ırk, mezhep deyince oy alıyorsun. Bunun üzerinden siyaset Türkiye&#8217;nin bölünmesine ve Kürt sorununun çözülememesine neden oluyor. Bunu Kürt ve Türk siyaseti için söylüyorum. Mesele burada nedir? Türkiye Cumhuriyeti Devleti&#8217;nin Kürtlerin de vatandaşı olacak büyük bir değişeme uğraması. Bu bir hukuksal devrimdir. Bu cumhuriyetin vatandaşı yok. Hukuk kavgası üzerinden ifade edilmiyor, ırk ve din üstünden bir kavga olarak ifade ediliyor. Çünkü ırk ve din kavgası oy getiriyor. Kürtlerin temel hak ve özgürlükleri çözüldüğü vakit, zaten demokratik bir cumhuriyete dönüşmüş olacak. Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin Kürtlerin de devleti olması. Ama bundan nemalananlar buna karşı. &#8220;Kürt açılımı, Alevi açılımı, Roman açılımı&#8221; diye bir şey olur mu? Aynı zamanda bu kavga yönetme kavgası.</p>
<p><strong>Az önceki soruya dönersek&#8230;<br />
</strong>Liberalizm, &#8220;İnsan herşeyden önemlidir&#8221; der. Havel, Çek Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı&#8217;yken, &#8220;İnsanlar sınırlardan önemlidir&#8221; dedi. Bu yeni asrın en önemli anlayış sloganıdır. İkinci en önemli konu; beni kimin yönettiği değil, nasıl yönettiğidir. Her kesimin siyasetçisi, tek şey konuşuyor: Kim yönetecek? Benim derdim kimin yöneteceği kavgası değil. Onun için siyasetçinin aleti olmam. Tek hedefim var; yönetilenlerin yaşam kalitesi, standardı. Yönetilenler ne olacak? İkitelli&#8217;de kapalı arabayla işe götürülürken ölen 8 kadın, Afşin-Elbistan&#8217;da cesetleri toprak olan madenciler, Van&#8217;dan İstanbul&#8217;a getirilirken yanan mahkumlar, gelir dağılımında en alttaki kesimler, Türkiye&#8217;de bölgesel adaletsizlik, kadın-erkek eşitsizliği. İnsan üzerinden hayata bakmanın egemenliği. Liberalizm dediğiniz şey; insanı kutsamaktır. Bunu eleştirenlerin tek bir hedefi var, devlet ve yönetme arzusu.</div>
<div></div>
<div><strong><br />
</strong></div>
<p><strong>(etha)</strong></p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar :</h3><ul><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/hrantin-kani-ellerinizde-sayin-atalay.html/" rel="bookmark" class="crp_title">HRANT&#8217;IN KANI ELLERİNİZDE SAYIN ATALAY!</a></li><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/aslolan-insandir-bu-cumhuriyette-devlet-degil.html/" rel="bookmark" class="crp_title">ASLOLAN İNSANDIR BU CUMHURİYETTE, DEVLET DEĞİL..!</a></li><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/denizler-kurudu-mu-yoksa-okyanusa-mi-karisti-iste-butun-mesele-bu.html/" rel="bookmark" class="crp_title">&#8220;DENİZ&#8221;LER KURUDU MU YOKSA OKYANUSA MI KARIŞTI? İŞTE BÜTÜN MESELE BU!</a></li><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/editorun-sectikleri/mustafa-kemalin-yurekli-cocuguyla-roportaj.html/" rel="bookmark" class="crp_title">MUSTAFA KEMAL&#8217;İN YÜREKLİ ÇOCUĞUYLA RÖPORTAJ</a></li><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/ragip-zarakolu-yazdi.html/" rel="bookmark" class="crp_title">Ragıp Zarakolu Yazdı..</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/mehmet-altana-sahip-cikmak.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çin&#8217;de Şaşırtan Dinazor Keşfi</title>
		<link>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/bilim/cinde-sasirtan-dinazor-kesfi.html/</link>
		<comments>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/bilim/cinde-sasirtan-dinazor-kesfi.html/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Jan 2012 09:57:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin2</dc:creator>
				<category><![CDATA[BİLİM]]></category>
		<category><![CDATA[dinazor]]></category>
		<category><![CDATA[keşif]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.duseyazanlar.com/?p=5606</guid>
		<description><![CDATA[Çin&#8217;de yapılan kazılarda bugüne dek hiç bilinmeyen bir dinazor türü keşfedildi. Ulusal basındaki haberlerde, yeni keşfedilen türün Ornithischian türünde olan ve kuş kalçalı dinozorlar olarak da adlandırılan bir dinozor türünün iskeletlerinin incelenmesi sonucu ortaya çıktığı kaydedildi. Bilimadamlarının üç yıl boyunca iyi bir şekilde muhafaza edilmiş iskeletleri incelemesinin ardından bir hükme vardığı belirtilirken, yeni bulunan türe [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çin&#8217;de yapılan kazılarda bugüne dek hiç bilinmeyen bir dinazor türü keşfedildi.</p>
<p>Ulusal basındaki haberlerde, yeni keşfedilen türün Ornithischian türünde olan ve kuş kalçalı dinozorlar olarak da adlandırılan bir dinozor türünün iskeletlerinin incelenmesi sonucu ortaya çıktığı kaydedildi.</p>
<p>Bilimadamlarının üç yıl boyunca iyi bir şekilde muhafaza edilmiş iskeletleri incelemesinin ardından bir hükme vardığı belirtilirken, yeni bulunan türe &#8220;Yueosaurus Tiantaiensis&#8221; adı verildiği, Çince olarak da &#8220;Tientay Yüe Dinozoru&#8221; dendiği kaydedildi.</p>
<p>Yeni türün bugünlerde Tientay olarak adlandırılan kasabada bulunması ve eski dönemlerde 2 bin 500 yıl evvel Yüe devletinin o bölgede yaşaması nedeniyle bu ismin verildiği belirtildi.</p>
<p>Keşfedilen yeni türle ilgili çalışmanın bir İngiliz dergisi olan Mesozoik Araştırmalar dergisinde basıldığı ifade edildi.</p>
<p>Ornithischian türündeki Ornitopod ailesinden olan dinozorun Asya’da nadir görülen bir tür olduğu, bu türün otçul, hızlı koşabilen iki ayaklı küçük dinozorlar olduğu kaydedildi.</p>
<p>Bu türler yoğun bir şekilde Kuzey Amerika’da görülüyor ve Asya’da nadir olarak bulunduğu belirtiliyor.</p>
<p>Çin’de bulunan yeni türün ise gagalı, otçul ve 1,5 metre boyunda olduğu, eyalette bulunan en küçük dinozor türü olarak kayda geçtiği ifade edildi.</p>
<p>Cıciang eyaleti Çin’de dinozor ve dinozor yumurtası fosilleri açısından zengin bir bölge olarak biliniyor. Bu yeni türün keşfinden evvel yine aynı bölgede 3 otçul ve bir etçil tür keşfedilmişti.</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar :</h3><ul><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/bilim/4-kanatli-tuylu-dinazor.html/" rel="bookmark" class="crp_title">4 KANATLI TÜYLÜ DİNAZOR !</a></li><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/bilim/yari-pirimat-yari-insan-iskelet-bulundu-evrimin-en-onemli-halkasi-bulunmus-oldu.html/" rel="bookmark" class="crp_title">YARI PİRİMAT YARI İNSAN İSKELET BULUNDU!</a></li><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/bilim/kedi-kadar-dinazor.html/" rel="bookmark" class="crp_title">KEDİ KADAR DİNAZOR!</a></li><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/mozartin-2-yeni-eseri-kesfedildi.html/" rel="bookmark" class="crp_title">Mozart&#8217;ın 2 Yeni Eseri Keşfedildi</a></li><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/bilim/163-yeni-tur-ortaya-cikti.html/" rel="bookmark" class="crp_title">163 YENİ TÜR ORTAYA ÇIKTI</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/bilim/cinde-sasirtan-dinazor-kesfi.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ragıp Zarakolu Yazdı..</title>
		<link>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/ragip-zarakolu-yazdi.html/</link>
		<comments>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/ragip-zarakolu-yazdi.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Jan 2012 08:38:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin2</dc:creator>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce özgürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[ermeni meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[ragıp zarakolu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.duseyazanlar.com/?p=5585</guid>
		<description><![CDATA[Uluslarası alanda sayısız düşünce ve basın özgürlüğü ödülü sahibi  olan, ancak ülkemizde şu an fikirleri yüzünde hapis yatmakta olan Ragıp Zarakolu&#8217;nun cezaevinden yazdığı yazıyı sizlerle paylaşıyoruz.. Ragıp Zarakolu- 07/01/2012 Avrupa, İkinci Dünya Savaşı’nda sadece bir holokosta, yani bir soykırıma sahne olmadı. Bunu işleyen mantık, aynı zamanda 50 milyon insanın hayatını yitirmesine neden oldu. Bunun içindir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uluslarası alanda sayısız düşünce ve basın özgürlüğü ödülü sahibi  olan, ancak ülkemizde şu an fikirleri yüzünde hapis yatmakta olan Ragıp Zarakolu&#8217;nun cezaevinden yazdığı yazıyı sizlerle paylaşıyoruz..</p>
<p><strong>Ragıp Zarakolu- 07/01/2012</strong></p>
<p>Avrupa, İkinci Dünya Savaşı’nda sadece bir holokosta, yani bir soykırıma sahne olmadı. Bunu işleyen mantık, aynı zamanda 50 milyon insanın hayatını yitirmesine neden oldu.<br />
Bunun içindir ki orada ırkçılık, yabancı düşmanlığı en azından sözel ve formal olarak demokratik sistem tarafından bir tehlike olarak görülür (yani bizde olduğu gibi sosyalizm, farklı inançlar, azınlıklar, misyonerlik vb. değil). Bunun için okullarda soykırım konulu dersler verilir, ders kitapları nefret söyleminden arındırılır, filmler yapılır, kitaplar yazılır.<br />
Buna rağmen Avrupa’da ekonomik krizlerin, kazanılmış toplumsal hakların yitirilmeye başlanmasının da etkisiyle, 1930’larda olduğu gibi ırkçılık ve yabancı düşmanlığı yükselme eğilimi göstermekte, bunun siyasal arenadaki yansımaları da artmaktadır.<br />
ABD’de ifade özgürlüğü anlayışı, ilke olarak her türlü sınırlamaya karşıdır. ABD, aynı zamanda uluslararası savaş suçları ve bunların yargılanmasına ilişkin Roma Sözleşmesi’ni de imzalamamıştır. Nitekim ABD, 1948’de imzalanan BM Uluslararası Soykırım Sözleşmesi’ni de ancak 1986’da imzalamıştır.<br />
Bu nedenle Avrupa’da Hitler’in ‘Kavgam’ adlı kitabı yayımlanamaz, Nazi işaretleriyle dolaşılamaz. Fakat ABD’de bunlar mümkündür. Çünkü ABD toprakları, Avrupa gibi hiçbir dünya savaşında yıkıma uğramamıştır.</p>
<p><strong>Avrupa’da yasal adımlar </strong><br />
Soykırım ve nefret suçları, insanlığa karşı işlenen suçların övülmesi ve propagandası, bu nedenle insan hakları savunucuları tarafından ‘düşünce ve ifade özgürlüğü olarak kabul edilmezler’. Soykırım ve nefret suçlarına karşı olmak, aynı zamanda bir insan hakları savunucusu olmanın kriteridir. Nitekim kurucularından biri olmaktan onur duyduğum İnsan Hakları Derneği (İHD) 1985’te, 100 küsur yıllık tarihi olan Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu’na üyelik görüşmeleri yapılırken, kurumumuzun 1915 gerçekliğini kabul ettiği, genel başkan yardımcısı olarak bizzat benim tarafımdan beyan edilmiştir. 1993’te Ayşe Nur Zarakolu’nun yayımladığı Yves Ternon’un ‘Ermeni Tabusu’ adlı kitabının terör kapsamında yargılanması da Türkiye’de insan hakları savunucularının ‘ilkeli’ oluşunun bir örneği olarak kabul edilmiştir. Nitekim bu davaya ilişkin olarak Ternon/Zarakolu davasına, eski Paris Barosu başkanını gözlemci olarak yollamıştır. İHD, 1995’ten bu yana aynı zamanda azınlık haklarının da ilkeli bir savunucusu olmuş, daha 1990’larda Ara Sarafyan gibi araştırmacılara konferans verdirmiş, ilk 6-7 Eylül Olayları sergisini ve Tuzla Kampı’nın kapatılması sergisini düzenlemiş; 2005’ten itibaren de 24 Nisan’a ilişkin paneller düzenlemeye, açıklamalar yapmaya başlamıştır. İki yıldan beri Cumartesi Anneleri’nin kayıplar eylemliliğinde, kaybedilen Ermeni aydınlarından örneklere de sembolik olarak yer vermektedir.<br />
Bugün Avrupa’da ırkçı dalganın yeni bir boyutu da hedef alınan Afrikalılar, Romanlar, Asyalılar yanında, bir ‘İslamofobi’ artışıdır. Bu gruplardan olan insanlar, ırkçı ve neo-Nazi mantalite tarafından adeta 1930’larda Almanya’da ve kimi Avrupa ülkelerinde Yahudiler nasıl görülüyorsa, öyle görünmektedir. Avrupa seçimlerinde ırkçılığın yeniden prim yapmaya başlaması, Almanya’da Neo-Nazilerin işlediği sistematik cinayetler ve en son Norveç’te yaşanan ırkçı katliam, yükselmekte olan bu yeni dalganın somut örnekleridir. Öte yandan yıllardır saldırıya uğrayan Yahudi ve Müslüman mezarları ve Ermeni anıtları da ‘inkârcılık’ karşısında, bunun aynı zamanda bir ‘eylem’ boyutu olması karşısında anlaşıldığı kadarıyla ‘yasal’ bir düzenlemeyi zorunlu kılmıştır. Ve ünlü 301. ve 305. maddeler, düşünce ve ifadeyi ‘terör’, yazar ve gazetecileri ‘terörist’ kabul eden ve her türlü savunma hakkını kısıtlayan, ayrımcılık yapan yasal sistemimizle herhalde en son söz hakkı bize düşer.<br />
Bu bakımdan yükselen ırkçı ve neo-Nazi dalga karşısında demokratik sistemin, insanlığa karşı işlenmiş suçların inkârını yasal olarak önlemek istemesi anlaşılır bir şeydir. Her ne kadar bu tür eğilimlerin tek başına ‘yasa’ ile engellenmesinin mümkün olmadığı, çok daha köklü bir eğitim çalışmasına, daha fazla birlikte yaşama projesi üretilmesine ve her şeyden önce neo-faşist akımlarla, Soğuk Savaş kalıntısı derin ilişkilerin tasfiye edilmesine ihtiyaç olduğu açıktır.<br />
Avrupa toplumu son yirmi yıldır azınlık haklarının, bölgesel kültürlerin korunması konusunda önemli yasal adımlar attı. Uluslararası hukuk alanında da insanlığa karşı işlenen suçların, savaş suçlarının yargılanamaz olmasının önüne geçilmesi için Roma Sözleşmesi gibi uluslararası sözleşmeler imzalandı. Ruanda ve Bosna yargılamaları gerçekleşti</p>
<p><strong>Esas sefiller kim? </strong><br />
Türkiye’de, Fransa’da çıkan yasaya ilişkin tartışmalardaki önyargı ve cehalet beni şaşırtıyor. Daha metnini okuyup üzerinde düşünmemiş olanlar, ahkâm kesiyor, saçmalıyor ve Türkiye’yi küçük düşürüyorlar.<br />
Dersim trajedisi için özür dileyenle inkâr edenin bir araya gelip ortak tavır koyması, bizi bin kat daha derin düşünmeye sevk etmesi gerek; bayram değil, seyran değil Kılıçdaroğlu bizi niye öptü diye; büyükelçi emeklisi Elekdağ niçin ekranları kapladı diye. Perinçek-Kerinçsizler, şöyle deseler haksız olmazlar mı: “Zihniyetimiz egemen, biz hapisteyiz.”<br />
Elekdağ-Baykal ikilisinin 2005’te TBMM’yi sevk ettiği yanlış yol, bugün yine tekerrür ediyor. O zaman İngiliz parlamentosuna, bugün de Fransız parlamentosuna ders verdiriyor aynı mantık.<br />
Şu anda hakikatleri araştırma komisyonu gibi çalışan Radikal’in ‘Les Misérables’ başlığı, bana çok irrite edici geldi. Acaba sefilleri oynayan kim? Türkiye’de şu anda yaşananlar bu sefaletten başka bir şey mi? Türkiye bir ceset tarlasına dönüşmüşken, bir yerler kazılırken neden bahsediyoruz Allah aşkına?<br />
Türkiye basınında görebildiğim kadarıyla sadece Milliyet, Fransa’da çıkan yasanın tam metnini vererek gazetecilik yaptı. Ve Türkiye’de aklı başında olan insanlar, metinde tek bir ‘Ermeni’ kelimesi geçmediğini gördü.<br />
2000’de Fransız senatosu çatısı altında yapılan Türk-Ermeni aydınları diyaloğunun düzenlenmesinde Türkiye ayağı için çalışmıştım. Ve bu tartışmada Cezayir olayında, o çatı altında Fransa’yı Cezayir konusunda kabul ve özre çağıran kişi, Fransız ordusunun işkenceden geçirdiği Fransız komünist yazar, Cezayir/Yahudi kökenli büyük insan Henri Alleg oldu. Kendisine Jean Claude ile başkanlık önerdiğimizde “Beni kabul etmezler” demişti.<br />
Cezayirliler ise “Bizim adımızı ağzınıza almayın, acımızı sömürmeye kalkmayın2 dedi, 2000’de TBMM’ye Cezayir inkâr yasası geldiğinde.<br />
Fransa’da yaşayan Ermeni kökenli yurttaşlar gibi, Cezayir kökenliler de kendilerine yönelik kıyımın tanınması için mücadele verip, bu yasa sayesinde bu gerçeğin inkârını engellemek için çalışacaktır.<br />
Bu yıl soykırım inkâr yasasını hazırlayan Sosyalist Parti önemli bir adım atarak (bizim Dersim adımı gibi), 1961’de Paris’in göbeğinde Cezayirli protestocuların kıyıma uğratılıp Seine Nehri’ne dökülmesinden dolayı özür diledi.<br />
2000’li yılların ortasında Hrant Dink beni ikna etti. Fransız parlamentosuna Ermeni soykırımını kabul eden yasa tasarısı geldiğinde, bunun ‘düşünce özgürlüğü’ açısından ele alınması gerektiğini söyledi. İkna oldum, ifade özgürlüğü açısından ‘Amerikan’ yaklaşımını değil, ‘Avrupalı’ yaklaşımını benimsedim. 2001’de son bir umut Paris’e gitmiştik rahmetli eşim Ayşe Nur ile birlikte. Jean Claude Kebabcıyan, onunla son bir röportaj yaptı. Ayşe bu röportajda 19 Aralık 2000’de yapılan ‘Hayata Dönüş’ katliamından acıyla söz etti ve Fransız parlamentosunun Ermeni Soykırımı’nı tanımasını eleştirmenin yanlış olduğunu söyledi. Anadolu’nun sağ kalmış insanları, elbette yaşadıkları her yerde bir haksızlığın giderilmesi ve kabul edilmesi için çaba harcayacaklardı. Ben de bir insan hakları savunucusu olarak, inkârın insanlığa karşı işlenen suçları meşru gösterdiği, nefret söylemlerini teşvik için ifade özgürlüğü kapsamında olmadığını düşünüyordum.</p>
<p><strong>Hrant tasarıya karşıydı </strong><br />
2006’da ise Hrant, beni Etyen Mahçupyan ile birlikte Fransa’da parlamentoda bu yasanın çıkmaması için üçlü deklarasyonu imza etmeye ikna etti. Kendimi Hrant’tan daha ‘iyi’ bilir kabul edemezdim. Eğer o, soykırım kurbanı bir halkın çocuğu olarak Fransa’daki tasarıya karşı çıkıyorsa, ona ‘Hayır’ demek haddim değildi.<br />
Hrant, “Bu yasayı Fransa’da çiğneyeceğim” dedi. Öte yandan Türkiye’de ‘soykırım’ tanımlamasını kullanmaktan kaçınmamaya başladı. Ve 301’den mahkûm oldu. Ve artık Hrant aramızda yok. Ve onu kaybettikten sonra, şanlı adaletimiz onu 1915’i ‘soykırım’ diye tanımladığı için mahkûm etti.<br />
Ben eğer yaşasaydı Ayşe Nur’un, Taner Akçam gibi, Hrant ve Etyen Mahçupyan ile imzaladığımız üçlü deklarasyona katılmayacağını biliyorum. Bilinç altından belki de bu çabanın Hrant’ın yaşamasına olanak sağlayacağını düşünmüştüm. Heyhat, ne yanılgı!<br />
Hrant’ın ölümünden sonra katıldığım konferanslarda, onun ölümüyle inkârcılığın nasıl maddi bir tehdit olduğunu anladığımı ifade ettim.<br />
Bizzat Fransız parlamentosu önünde düzenlenen bayraklı protestolar, bu tehdidin ne kadar maddi olduğunu algılamamıza neden oldu. Ne Ermenilere ne Türklere değinen soykırımı inkâr yasası, adeta bir itirafa neden oldu.<br />
Bu yasanın çıkmasına yol açan olaylar zincirini hatırlamak istemiyoruz. Resmi inkârcılık sadece ülkede değil, yurtdışında da faaliyette. İnsanların ‘yas gününde’ ne kadar çok taciz edildiğini biliyor musunuz? Kaç anıtın bombalandığını, kaç mezarlığın tahrip olduğunu, hakaret yazıları yazıldığını biliyor musunuz? Sadece Lyon kentinde kaç olay yaşandı?<br />
Bizim açımızdan manevi değeri olan yerlere bu tür şeyler yapılsa ne hissedersiniz?<br />
Eğer böyle yasalar çıkarılıyorsa, bunun kaynağının resmi inkârcılık olduğunu görmek zorundayız. Bütün bu olayların 12 Eylül faşist darbesinden sonra tırmanması bir tesadüf mü?<br />
Bugün Asılsız Soykırım İddiaları ile Mücadele Koordinasyon Kurulu (ASİKK) gibi bir ‘ucube’ hâlâ devam ediyorsa, ortak bir ‘tarih komisyonu’ kurmaktan nasıl bahsedilebilir? Bunun samimiyetine kim inanır? İlk ASİKK Başkanı Devlet Bahçeli’ydi.<br />
Sayın Abdullah Gül ise 2006’da ASİKK kurulu başkanıydı. Bugün bu kurulun başkanının kim olduğunu bilmiyoruz bile. O zaman siz neden bahsediyorsunuz, neye karşı çıkıyorsunuz Allah aşkına?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Radikal.com.tr</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar :</h3><ul><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/hrant-dink-dun-hukumetce-katledilmistir-halkimiza-duyurulur.html/" rel="bookmark" class="crp_title">HRANT DİNK DÜN HÜKÜMETÇE KATLEDİLMİŞTİR! HALKIMIZA DUYURULUR..</a></li><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/sinema-tiyatro/cannesde-turk-pasaportu.html/" rel="bookmark" class="crp_title">Cannes&#8217;de &#8220;Türk Pasaportu&#8221;</a></li><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/ne-yani-dedemler-soykirimci-mi-oldu-simdi-anne.html/" rel="bookmark" class="crp_title">NE YANİ? DEDEMLER SOYKIRIMCI MI OLDU ŞİMDİ ANNE ?</a></li><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/hrantin-kani-ellerinizde-sayin-atalay.html/" rel="bookmark" class="crp_title">HRANT&#8217;IN KANI ELLERİNİZDE SAYIN ATALAY!</a></li><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/edebiyat/naziler-tarafindan-kursuna-dizilen-adiyamanli-ermeni.html/" rel="bookmark" class="crp_title">NAZİLER TARAFINDAN KURŞUNA DİZİLEN ADIYAMANLI ERMENİ !</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/ragip-zarakolu-yazdi.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Başaran Şanlı Olur,Başaramayan Zanlı</title>
		<link>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/basaran-sanli-olurbasaramayan-zanli.html/</link>
		<comments>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/basaran-sanli-olurbasaramayan-zanli.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Jan 2012 08:27:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin2</dc:creator>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[can dündar]]></category>
		<category><![CDATA[darbe günlükleri]]></category>
		<category><![CDATA[ilker başbuğ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.duseyazanlar.com/?p=5583</guid>
		<description><![CDATA[Son dönemde siyasi alanda meydana gelen   balyoz,ergenekon,paşaların ve Başbuğ&#8217;un içeri alınması,vs  gibi konularda bizce en açıklayıcı  yazıyı 07/0172012 tarihinde Milliyet Gazetesi&#8217;ndeki köşesinde Can Dündar yazmıştır. İlgili yazıyı dikkatinize subar okumanızı tavsiye ederiz. &#160; BAŞARAN ŞANLI OLUR,BAŞARAMAYAN ZANLI  &#8211; Can Dündar 07/01/2012 Milliyet Devrimlerin ve darbelerin genel kuralıdır: Başarırsan şanlı olursun, başaramazsan zanlı&#8230; Yargılayamayanı, yargılarlar. Siyasi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemde siyasi alanda meydana gelen   balyoz,ergenekon,paşaların ve Başbuğ&#8217;un içeri alınması,vs  gibi konularda bizce en açıklayıcı  yazıyı 07/0172012 tarihinde Milliyet Gazetesi&#8217;ndeki köşesinde Can Dündar yazmıştır. İlgili yazıyı dikkatinize subar okumanızı tavsiye ederiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>BAŞARAN ŞANLI OLUR,BAŞARAMAYAN ZANLI </strong> &#8211; Can Dündar 07/01/2012 Milliyet</p>
<p>Devrimlerin ve darbelerin genel kuralıdır: Başarırsan şanlı olursun, başaramazsan zanlı&#8230;<br />
Yargılayamayanı, yargılarlar.<br />
Siyasi tarihte, örneği çoktur.<br />
* * *<br />
İkinci ilke şu:<br />
Hiçbir demokraside, hükümetin faaliyetlerini karalamak üzere karşı kaldırımdaki bir devlet binasında kara propaganda hazırlanması gibi bir garabete göz yumulamaz.<br />
Bunu emreden Genelkurmay Başkanı ise yargılanır.<br />
“Genelkurmay Başkanı’nı bile içeri aldılar” paniği, ayrı bir psikolojinin eseridir; işin özünü değiştirmez.<br />
Ortada suç varsa, rütbeye, mevkie bakılmaz.<br />
Hukuka, “Girilmez” levhası, dokunulmazlık zırhı işlemez.<br />
Normalleşme bunu gerektirir.<br />
“80 darbesini yapanlar yargılansın” denirken “&#8230;ama öbür darbe hazırlıkları ya da psikolojik harp çalışmaları yargılanmasın” demek inandırıcı olmaz.<br />
* * *<br />
Üçüncü ilke:<br />
Sen siyasete bodoslama dalıp orada ana aktör haline gelirsen, yargıya emirler verip savcıları karşında hazırola dikersen, sevmediğin politikacılar hakkında karalama kampanyaları açıp beğenmediğin gazetecileri “Bunlar askerin siyasete müdahalesine karşıdır” diye listelersen, “Kimse bana dokunamaz” havası içinde sana yönelik iddiaları “Bu, kâğıt parçası, öbürü boru parçası” diye geçiştirirsen, gün olur o “kâğıt parçası” başına iş açtığında “Yargıya baskı yapıyorlar, savcılar emir alıyor. Bizi karalıyorlar. Yandaş basın belaltı vuruyor” diye yakınmaya hakkın kalmaz.<br />
* * *<br />
Dördüncü ilke:<br />
Sana yapılmasını suç saydığın şeyi sen hiç yapmamalısın.<br />
Oysa son dönem, askere yönelik tam bir “kara propaganda” çalışması yapıldı.<br />
Dengeler değişip de dünün mağdurları bugünün mağrurları koltuğuna oturunca, kara propagandanın adresi değişti; bu kez, Genelkurmay’ın karşı kaldırımından psikolojik savaş başlatıldı.<br />
Dava öncesi yandaş basın, suçlanan komutanlara yönelik cadı avı örgütledi. Soy kütükleri elden geçirildi, özel konuşmaları deşifre edildi, mahrem aile fotoğrafları sızdırıldı.<br />
Kara propagandacıların uyguladığı taktikler, tam da 28 Şubat’ta yaka silktikleri taktiklerdi.<br />
Canavar, savaşta kendine bir kopyasını yaratmıştı.<br />
Ama tarih bize diyor ki:<br />
Dün size yapılanların aynını bugün siz uyguluyorsanız, diyalektik olarak sıra yine size geliyor demektir.<br />
* * *<br />
Beşinci ilke:<br />
Bu yaşananda hukuk yok; “Güç bende artık” diye böbürlenen bir iktidarın pazu gösterisi var.<br />
Tutuklayarak cezalandırma var.<br />
“Görürsün sana neler edeceğim” mesajı var.<br />
Genelkurmay Başkanı’nı “terörist” diye içeri almak, her muhalif faaliyete bir “terör örgütü” damgası vurmak, Türkiye’yi dünyada en çok terör suçlusunun yaşadığı memleket mertebesine çıkarmak, 12 Eylül’ün “anarşikler” mantığıdır.<br />
* * *<br />
Velhasıl, ortada ne “demokrasi bayramı” var kutlanacak, ne de devletin sonu manzarası, vahvahlanacak&#8230;<br />
İki tarafında da olmak istemeyeceğimiz, çirkin bir ip çekme yarışı bu&#8230;<br />
Vesayet bitmiyor, el değiştiriyor.<br />
O yüzden de, ne dünün cebbarlarına üzülmemizi beklesinler, ne de bugünkülere destek vermemizi&#8230;<br />
Çok şükür ki, iki dönemin andıçlarında da adımız var.<br />
Çünkü dünün Başbuğ’larına ne kadar karşı idiysek, bugünün başbuğlarına da aynı şekilde karşıyız.</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar :</h3><ul><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/ideal-formul-herkes-icin-tutuksuz-yargilamadir.html/" rel="bookmark" class="crp_title">İDEAL FORMÜL HERKES İÇİN TUTUKSUZ YARGILAMADIR</a></li><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/apodan-onemli-uyarilar.html/" rel="bookmark" class="crp_title">APO&#8217;DAN ÖNEMLİ UYARILAR !</a></li><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/umur-taludan-nazli-ilicaka-gazetecilik-dersi.html/" rel="bookmark" class="crp_title">UMUR TALU&#8217;DAN  NAZLI ILICAK&#8217;A GAZETECİLİK DERSİ</a></li><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/sokagi-rahat-birak.html/" rel="bookmark" class="crp_title">Sokağı Rahat Bırak !</a></li><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/hukukcular-yuruyor.html/" rel="bookmark" class="crp_title">HUKUKÇULAR YÜRÜYOR !</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/basaran-sanli-olurbasaramayan-zanli.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Oyuncak Müzeleri Birleşti</title>
		<link>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/sinema-tiyatro/oyuncak-muzeleri-birlesti.html/</link>
		<comments>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/sinema-tiyatro/oyuncak-muzeleri-birlesti.html/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Jan 2012 10:20:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin2</dc:creator>
				<category><![CDATA[SİNEMA-TİYATRO]]></category>
		<category><![CDATA[oyuncak müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[sunay akın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.duseyazanlar.com/?p=5579</guid>
		<description><![CDATA[Sunay Akın&#8217;ın liderliği ile kurulan Avrupa Oyuncak Müzeleri Topluluğu ilk toplantısını yaptı. Müzeden yapılan açıklamaya göre, Avrupa Oyuncak Müzeleri Birliğinin kurulması amacıyla İstanbul Oyuncak Müzesi&#8217;nde gerçekleştirilen toplantıya, Brüksel Oyuncak Müzesi, Roma Çocuk Müzesi ve Portekiz Oyuncak Müzesi yetkilileri ile Antalya Büyükşehir Belediyesi Oyuncak Müzesi ve bu yıl açılacak olan Gaziantep Belediyesi Oyuncak Müzesi&#8217;nin temsilcileri katıldı. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sunay Akın&#8217;ın liderliği ile kurulan Avrupa Oyuncak Müzeleri Topluluğu ilk toplantısını yaptı.</p>
<p>Müzeden yapılan açıklamaya göre, Avrupa Oyuncak Müzeleri Birliğinin kurulması amacıyla İstanbul Oyuncak Müzesi&#8217;nde gerçekleştirilen toplantıya, Brüksel Oyuncak Müzesi, Roma Çocuk Müzesi ve Portekiz Oyuncak Müzesi yetkilileri ile Antalya Büyükşehir Belediyesi Oyuncak Müzesi ve bu yıl açılacak olan Gaziantep Belediyesi Oyuncak Müzesi&#8217;nin temsilcileri katıldı.</p>
<p>Toplantıda, İstanbul&#8217;da çocuk, oyuncak ve oyun tarihine ışık tutacak geniş katılımlı bir konferans ve sergi organizasyonu gerçekleştirilmesine ve bundan sonraki buluşmaların Antalya ve Gaziantep&#8217;te gerçekleştirilmesine karar verildi.</p>
<p>İstanbul Oyuncak Müzesi kurucusu Sunay Akın da yaptığı açıklamada, oyuncak ve çocuk müzeleri arasında birliktelik kurup deneyimlerin ve bilgilerin paylaşılması konusunun uzun süredir planlandığını ifade ederek, şunları kaydetti:</p>
<p>“İstanbul&#8217;un böyle bir buluşmaya ev sahipliği yapıyor olması, ülkemizin çocuğa verdiği değerin öne çıkması açısından da çok önemli. Avrupa&#8217;daki çocuk ve oyuncak müzeciliğini İstanbul&#8217;da bir araya getirmek ülkemiz adına büyük bir kazançtır. Antalya Oyuncak Müzesi ve kurulacak olan Gaziantep Oyuncak Müzesi&#8217;nin de bu çalışmalara ev sahipliği yapması, ülkemizin çocuğa ve müzeciliğe verdiği değerin Avrupa tarafından algılanmasına önemli bir rol oynamaktadır.”</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar :</h3><ul><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/etkinlik/karikatur-muzeleri-yoneticiler-bulusmasi-2009.html/" rel="bookmark" class="crp_title">KARİKATÜR MÜZELERİ YÖNETİCİLER BULUŞMASI 2009</a></li><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/ilber-ortayli-uyardi.html/" rel="bookmark" class="crp_title">İlber Ortaylı Uyardı</a></li><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/etkinlik/chagall-resim-sergisi-istanbulda.html/" rel="bookmark" class="crp_title">CHAGALL RESİM SERGİSİ İSTANBUL&#8217;DA !</a></li><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/etkinlik/picasso-gurcistanda.html/" rel="bookmark" class="crp_title">PİCASSO  GÜRCİSTAN&#8217;DA</a></li><li><a href="http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/etkinlik/bir-baskentin-8000-yili-sergisi-acildi.html/" rel="bookmark" class="crp_title">&#8220;BİR BAŞKENTİN 8000 YILI&#8221; SERGİSİ AÇILDI</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/sinema-tiyatro/oyuncak-muzeleri-birlesti.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

