| 15 Şubat, 2010 |
Cümbüş apartmanı.. İstanbul’un orta halli semtlerinin birinde dışarıdan kendi halinde görünen tipik bir apartman..
Mehmet bey ise kendi halinde bir işçidir. Çocukları olmamasına rağmen yirmi yıl büyük bir aşkla hayatını paylaştığı eşini kanser yüzünden kaybettikten sonra ev değiştirmeye karar vermiş ve her gün işe gidip gelirken önünden geçtiği cümbüş apartmanındaki satılık ilanlarının çokluğu dikkatini çekmişti. Oysa ki Mehmet Bey kiralık bir daire istiyordu.Yine de bir konuşmaya karar verdi. Bir gün iş çıkışı Cümbüş apartmanının önüne geldi.Öncelikle apartmanı dışarıdan incelemeye koyuldu, binanın boyası filan dışarıdan gayet hoş duruyordu. Apartmana girer girmez bazı şeylerin ters gittiği anlaşılıyordu. Ancak neyin ters gittiğini anlamak mümkün değildi.Görünürde her şey tipik bir apartman havasındaydı fakat gerek seslerin karışıklığı gerekse de kimi dairelerin önlerinin temiz kimilerinin çok kirli olmasından bile bazı şeylerin ters gittiği anlaşılabiliyordu.Mehmet Bey güneş gören taraftan gözüne kestirdiği ve ev sahibine daha önceden telefon ederek randevulaştığı dairenin kapısına geldi ve zile bastı.Boş dairenin kapısı, başında kasketi,elinde tespihi ve üzerinde son model takım elbise olan elli yaşlarında ince bıyıklı biri tarafından açıldı.Mehmed Bey şaşırmıştı: “selamun aleyküm “ dedi.Ev sahibi de: “ve aleykum selam” diyerek içeri buyur etti Mehmed Bey’i. Tanışma faslından sonra adamın adının Abdullah olduğunu öğrendi. Epey dil döktükten sonra dairesini satmaktan başka aklında bir fikir olmayan Abdullah Bey’i daireyi kiralamaya ikna eden Mehmed Bey mutluydu. Ev sorununu çözmüştü.
Mehmet bey apartmana taşındı. İlk dikkatini çeken apartmanın girişindeki küçük oda idi. Bu odanın ne olduğunu kapıcı Vahideddin’ e sordu. Vahideddin otuz beş – kırk yaşlarında , iki çocuk sahibi, sakin görünüşlü bir tip idi.Mehmet Bey’e sık sık uğrar bir isteği olup olmadığını sorardı. Ama hemen anlaşılıyordu ki asıl derdi dertleşmek dedikodu yapmak idi. Yine bir sabah Mehmet Bey’in kapısı çaldı. Vahideddin gelmişti yine elinde sepeti ile. Vahideddin’in kendine has mahçup bir selam verme tarzı vardı. Yine o selamını verdi. Mehmet Bey’e ekmeği uzatırken gözlerinin içine bakıyordu. Kim bilir belki bir bahşiş belki de bir çift dedikodu yapmak istiyordu. Mehmet Bey’in aklına apartman girişindeki oda geldi. Apartmanın girişindeki odayı Vahideddin’e sordu:
– Vahideddin Bey
– Buyur beyim
– Apartmanın girişindeki sağ taraftaki oda neyin nesidir ?
– Ha o odamı, sana ev sahibi söylemedi mi beyim ?
– Neyi söylemedi mi?
– Bu apartmanda bazı “ricalar” vardır.
Mehmet bey anlamamıştı :
– Ne ricası?
– Hacı amca sana anlatmamış anlaşılan. Bir ara uğrayım sana da dertleşelim,ben de anlatırım ricaları sana.
– O oda ne peki ?
– 25 numaradaki Yüzbaşı Aziz Bey’in ricası. Apartmana örf ve adetlerimize ve sarı paşanın kurallarına uygun olmayan kıyafetlerle girenlerin apartman girişinde üzerlerini ricaya uygun şekilde düzeltmeleri için yaptırıldı o oda.
Mehmet bey şaşırmıştı. Şaşkınlığını gizleyemedi. “Allah Allah” diye mırıldandı. Vahideddin izin isteyip diğer katlara servise devam etti.
Akşam eve dönerken apartmanın girişinde sol tarafta bulunan kapıcı masasının üzerindeki kara kaplı defter Mehmet Bey’in dikkatini çekmişti.“ Sabah Vahideddin’e sorarım” diyerek evine çıktı. Ertesi sabah Vahideddin yine aynı saatte Mehmet Bey’in zilini çaldı. Her zamanki utangaç selamdan sonra Mehmet Bey konuya girdi:
– Vahideddin, şu apartman girişindeki masanın üzerindeki kara kaplı defter de neyin nesi ?
– Beyim o bürokrat Nedim Bey’in ricası .
– Nasıl yani ?
– Apartman sakinleri apartmana giriş ve çıkışlarında o deftere imza atıyorlar. Amaç apartmanda düzeni sağlamakmış. Hangi dairenin hangi saatlerde apartmanda olduğunu bilmek imiş. Nedim Bey’in ricası..
Mehmet Bey yine şaşkına dönmüştü. “Allah Allah” diye mırıldandı yine.
Apartmanın her gün yeni bir tuhaflığını görerek hayretler içinde kalan Mehmet Bey’in bir gün doğup büyüdüğü mahalleden çocukluk arkadaşları yemeğe geldiler. Daha doğrusu henüz gelemeden Mehmet’i telefonla aramak zorunda kaldılar :
– Alo
– Mehmet biz geldik dostum ama apartmanın otoparkında bir adam var para istiyor.
– Ne parası ya , dur hemen geliyorum ben.
Mehmet otoparka inince gerçekten de bir görevlinin misafirlerinden park ücreti istediğini görür. “Bu da ne demek oluyor” diye sorar. “Burası bizim işletmemiz altında” cevabını alınca şok olur. Nasıl olabilir, kendi apartmanlarının otoparkı.. ! Hemen Vahideddin’e giden Mehmet Bey, bu olayın aslının ne olduğunu sorar :
– Misafirlerim arabalarını park edecekler ,ama adamın biri para istiyor bizden, bu nasıl iştir Vahideddin ?
– Beyim, doğru ya, sen bilmiyorsun onu da. 11 numaradaki bankacı Asım Bey’in ricası.
– Nasıl yani ?
– Eskiden bizim otoparkımız hiçbir zaman dolmazdı. Kimsede araba yoktu çünkü. Boş boş duruyordu.Asım Bey’de kafasını çalıştırıp bu otoparkın boş boş duracağına bir işletmeye satılmasına apartman sakinlerini ikna etti. Ve gelen parayı da hane sahipleri arasında bölüştürdü. Yani diyeceğim odur ki beyim, otoparkımız özel işletme tarafından işletiliyor. Aslında 9 numaradaki Vehbi Bey’ler de şikayet ediyorlar bu durumdan, apartmanda artık herkesin arabası var,ama otoparkımız bizim değil.. Ama ne yaparsın işte, Asım Bey’in ricası kabul edildi bir kere..
Misafirleri arabalarını iki mahalle ilerideki sokağa park etmek zorunda kaldılar.
Mehmet Bey yine hayretler içinde kalmıştı.
Ertesi gün kapıcı servis saatinde Mehmet Bey apartmandaki ilginçlikler konusunda Vahideddin’e dert yandı.Ayrıca apartmandan hiç eksik olmayan kavga ve gürültü konusuna da değindi. Vahideddin de elindeki sepeti yere bırakarak kapı girişindeki tabureye oturdu:
–Bak beyim, bu apartmanda çok patırtı olmasına bakma.Eskiden daha kötüydü. Allahın günü kavga olurdu. Ancak apartmanda herkesin saygı duyduğu belki de tek kişi olan rahmetli Rıza Amca “bu artık böyle gitmez” diyerek olaylara el koydu. Hepimizi çevresine topladı.”Herkesin bir “rica” hakkı var. Herkes ricasını söyleyecek ve diğerleri buna uyacak”dedi. Bu fikir herkesin aklına yattı. Herkes ricasını söyledi. Sana her gün bahsettiğim rica kavramı işte buradan geliyor.O toplantının sonunda Rıza Amca ekledi : “ Bundan sonra apartmanı her dönem bir yönetici yönetecek.Herkes onun kararlarına saygı gösterecek.” Biz o günden önce yönetici nedir ne yapar hiç bilmezdik.
İşte beyim, yeni gelenlerin ilk günlerde şaşkınlık içinde kaldığı ancak sonraki günlerde alıştığı ricalarımız o günden kalma. Yöneticilik ise şu anda 26 numaradaki Hacı Fehmi Bey’de.O sana daha detaylı bilgi verir zaten.Hadi bana müsaade beyim. Servise devam edeyim. Ha bu arada sen sormadan söyleyeyim. Bodrum katındaki kilitli oda da mescit olarak kullanılıyor. Senin ev sahibin olan hacı amcanın ricası. O saatte evi müsait olmayan apartman sakinleri ve yakınları rahatça namazını kılsın ve cemaat havası oluşsun, komşuluk ilişkileri sıcak olsun diye yaptırıldı.
Hadi kal sağlıcakla beyim..
Mehmet Bey ağzı açık dinlemişti Vahideddin’i. Her zaman şaşkınlığından iki kere tekrarladığı “Allah Allah” kelimesini bu defa dört kez tekrarladı,Allah.. Allah.. Allah.. Allah. !
Bir sabah Mehmet Bey gece mesaisinden yorgun argın henüz gelmiş iken gürültüden uyuyamadı.Kapıyı açarak koşuşturmalara baktı. Tam o sırada Vahideddin’i gördü, kolundan tutup sordu :
– Hayrola ne oluyor ?
– Hacı Fehmi Bey ile Yüzbaşı Aziz Bey birbirlerine girdiler.
–Neden?
– Gel sende beraber öğrenelim olayı beyim.
Kapıcı Vahidedin ile Mehmet Bey Hacı Fehmi’nin evine gittiler. Herkes oradaydı. Hacı Fehmi Bey’in iddiasına göre apartman yönetici defteri Yüzbaşı Aziz tarafından çalınmaya ya da üzerinde oynama yapılarak Fehmi Bey hatalı gösterilmeye çalışılmış. Sabah kalktığında defteri aynı yerde bulamayan Fehmi Bey defteri odanın az ilerisinde yerde bulmuş ve hanımı da yerde yüzbaşı pırpırına benzeyen bir kumaş parçası bulunca olayı yüzbaşı Aziz’in yaptığına (zaten ona göre Aziz Bey’in yöneticilikte gözü vardı) hükmetmiş ve bu sebeple Aziz Bey’in kapısına dayanmış kızılca kıyamet kopmuştu. Tüm apartman bu olay üzerine Hacı Fehmi Bey’in evinde toplandı. Hacı Fehmi Bey’in yaramaz torunları da evde koşuşturuyorlardı. Herkes bir şey söylüyor kimse birbirini dinlemiyordu.Zaman zaman da Aziz Bey ve Fehmi Bey birbirlerinin üzerlerine yürüyorlar oradakiler hemen araya girince yerlerine oturuyorlardı.Mehmet Bey ise Vahideddin ile birlikte en arkada gözlerinden uyku akar bir şekilde curcunayı izliyordu.Taşındığı günden beri gürültü ve stres eksik olmayan apartmana taşındığına bin pişman olan Mehmet Bey pek nadir olan sinirlenme nöbetlerinden birini geçiriyordu ancak efendiliğini bozmuyordu.Yorgundu, uykusuzdu, bu kadar emeğine karşı aldığı maaş da üç kuruş bir şey idi. Tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de apartmandaki eksik olmayan entrika curcuna ve gürültü…
Toplantı curcunası devam ederken içlerinde belki de diğerlerine göre bir nebze olsa sakin ve akıllı olan Muhasebe Müdürü Ahmet Bey sesini yükselterek araya girdi :
– Beyler beyler bu böyle olmayacak.
Kalabalıktan cevap geldi :
– E ne yapalım Ahmet Bey ?
Ahmet Bey yanıtladı :
– Polis çağırın,defterdeki parmak izlerini incelesin olaya el koysun. Polis çağrılması ve olayın adalete havale edilmesini oylara sunuyorum herkes fikrini söylesin.
Herkes olumlu oy kullandı ve fikirlerini söyledi. Sıra Mehmet Bey’e gelince Vahideddin söze girdi :
–Ağabeylerim, bildiğiniz gibi Mehmet Bey daha yeni taşındı ve buradaki herkesin Rıza Amca döneminden kalan bir rica hakkı halen uygulanmaya devam ediyor. Sadece Mehmet Bey’in ricasını henüz bilmiyoruz,onun da bir rica hakkı yok mu sizce ?
Kalabalıktan kısa bir sessizlikten sonra “evet” sesleri geldi. Mehmet Bey’ e söz verdiler. Mehmet Bey yorgun ve bitkin ve kan çanağına dönen gözleri ile yavaşça ön tarafa geldi, koltuğa oturan biri Mehmet Bey’in halini görüp yer verdi. Fehmi Bey’in gelini de bir bardak su getirdi Mehmet Bey’e. Sudan bir yudum aldıktan ve sessizliğin zor da olsa sağlanmasından sonra Mehmet Bey sözlerine başladı:
– Polisi çağırın tamam efendiler, olay adaletli şekilde çözülsün,eyvallah. Ricama gelince , hepiniz uyacağınıza söz veriyor musunuz ?
Herkes “evet” diye mırıldandı. Mehmet Bey daha gür sesle tekrarladı :
–Hepiniz ricama uyacağınıza söz veriyor musunuz ?
Bu sefer daha net bir şekilde “evet” sesleri yükseldi.
Mehmet Bey :
–Benim ricam şu apartmanda biraz sessizlik,birbirinize güven ve huzurdur.. Uyumak istiyorum artık, uyumak..
PARMAĞA VURULAN ÇEKİÇ
İNSANLIK ONURU VE AKP
HALİL İBRAHİM AMCA , FEODALİZM VE AÇILIM
KEMALİZM KADAR KAFANIZA TAŞ DÜŞSÜN !
MİHRİBAH-SADULLAH VE 3.SELİMDiğer Haberler
En Çok Okunan Yazılar
Düşeyazanlar | Kültür Sanat ve Edebiyat Portalı | 2008-2010