|   Reklam
|   Künye
|   İletişim   |
Şu an sitemizde 134> kişi var
               

CÜMBÜŞ APARTMANI

CÜMBÜŞ APARTMANI
15 Şubat, 2010

Cümbüş apartmanı..    İstanbul’un  orta halli  semtlerinin  birinde dışarıdan kendi halinde görünen tipik bir  apartman..

Mehmet bey ise  kendi halinde bir işçidir. Çocukları olmamasına  rağmen yirmi yıl büyük bir aşkla hayatını paylaştığı eşini  kanser yüzünden kaybettikten sonra ev değiştirmeye  karar vermiş ve  her gün işe gidip gelirken  önünden geçtiği cümbüş apartmanındaki   satılık ilanlarının  çokluğu dikkatini çekmişti. Oysa ki Mehmet Bey kiralık bir daire istiyordu.Yine de  bir konuşmaya karar verdi. Bir gün iş çıkışı Cümbüş apartmanının  önüne geldi.Öncelikle apartmanı dışarıdan incelemeye  koyuldu, binanın boyası filan  dışarıdan gayet  hoş duruyordu.   Apartmana girer girmez bazı şeylerin ters gittiği anlaşılıyordu. Ancak neyin ters gittiğini anlamak mümkün değildi.Görünürde  her şey  tipik bir apartman havasındaydı fakat gerek seslerin karışıklığı gerekse de    kimi dairelerin önlerinin temiz kimilerinin   çok  kirli olmasından bile  bazı şeylerin ters gittiği anlaşılabiliyordu.Mehmet Bey  güneş gören taraftan  gözüne kestirdiği  ve ev sahibine daha önceden  telefon ederek randevulaştığı dairenin kapısına geldi ve zile bastı.Boş dairenin kapısı,  başında kasketi,elinde tespihi ve üzerinde son model takım elbise olan elli yaşlarında ince bıyıklı biri tarafından  açıldı.Mehmed  Bey şaşırmıştı: “selamun aleyküm “ dedi.Ev sahibi de: “ve aleykum selam” diyerek içeri buyur etti Mehmed Bey’i. Tanışma  faslından sonra adamın adının Abdullah olduğunu  öğrendi. Epey dil döktükten sonra dairesini satmaktan başka  aklında bir fikir olmayan Abdullah Bey’i  daireyi kiralamaya  ikna  eden Mehmed Bey  mutluydu. Ev sorununu  çözmüştü.

Mehmet bey apartmana taşındı.  İlk dikkatini  çeken   apartmanın girişindeki  küçük oda idi. Bu odanın ne olduğunu kapıcı  Vahideddin’ e  sordu. Vahideddin  otuz beş – kırk yaşlarında ,  iki çocuk sahibi,  sakin görünüşlü bir tip idi.Mehmet Bey’e  sık sık  uğrar bir isteği   olup olmadığını sorardı. Ama   hemen anlaşılıyordu ki asıl derdi  dertleşmek dedikodu yapmak idi. Yine bir sabah Mehmet Bey’in kapısı çaldı. Vahideddin gelmişti yine  elinde sepeti ile. Vahideddin’in kendine has  mahçup bir selam verme  tarzı vardı. Yine o selamını verdi. Mehmet Bey’e  ekmeği uzatırken gözlerinin içine bakıyordu.  Kim bilir belki bir bahşiş belki de bir çift dedikodu yapmak  istiyordu. Mehmet Bey’in aklına apartman girişindeki oda geldi.   Apartmanın girişindeki odayı Vahideddin’e sordu:

– Vahideddin Bey

– Buyur beyim

– Apartmanın girişindeki  sağ taraftaki   oda  neyin nesidir ?

– Ha o odamı, sana  ev sahibi  söylemedi mi beyim ?

– Neyi söylemedi mi?

– Bu apartmanda bazı “ricalar” vardır.

Mehmet bey anlamamıştı  :

– Ne ricası?

– Hacı amca  sana anlatmamış anlaşılan.  Bir ara uğrayım sana da  dertleşelim,ben de   anlatırım  ricaları sana.

– O  oda ne peki ?

– 25 numaradaki Yüzbaşı Aziz Bey’in ricası.  Apartmana    örf ve adetlerimize ve sarı paşanın    kurallarına uygun olmayan kıyafetlerle  girenlerin  apartman girişinde  üzerlerini   ricaya uygun şekilde düzeltmeleri için  yaptırıldı o oda.

Mehmet bey şaşırmıştı.  Şaşkınlığını gizleyemedi. “Allah Allah” diye mırıldandı. Vahideddin izin isteyip   diğer katlara servise devam etti.

Akşam eve dönerken apartmanın girişinde  sol tarafta  bulunan kapıcı  masasının üzerindeki   kara kaplı defter Mehmet Bey’in dikkatini çekmişti.“ Sabah Vahideddin’e sorarım” diyerek   evine çıktı. Ertesi sabah Vahideddin yine aynı saatte Mehmet Bey’in  zilini  çaldı. Her zamanki  utangaç selamdan sonra  Mehmet Bey konuya girdi:

– Vahideddin,  şu apartman girişindeki masanın üzerindeki kara kaplı defter de neyin nesi ?

– Beyim o  bürokrat Nedim Bey’in ricası .

– Nasıl yani ?

– Apartman sakinleri  apartmana giriş ve çıkışlarında o deftere imza atıyorlar.  Amaç apartmanda  düzeni sağlamakmış. Hangi dairenin  hangi saatlerde  apartmanda olduğunu bilmek imiş.  Nedim Bey’in ricası..

Mehmet Bey yine  şaşkına dönmüştü. “Allah Allah” diye mırıldandı yine.

Apartmanın  her gün  yeni bir  tuhaflığını  görerek  hayretler içinde kalan Mehmet Bey’in  bir gün   doğup büyüdüğü mahalleden çocukluk arkadaşları yemeğe geldiler. Daha doğrusu  henüz gelemeden  Mehmet’i  telefonla aramak zorunda kaldılar  :

–  Alo

– Mehmet biz geldik  dostum  ama    apartmanın  otoparkında  bir adam var para istiyor.

– Ne parası ya , dur hemen geliyorum ben.

Mehmet otoparka inince gerçekten de  bir görevlinin     misafirlerinden park ücreti istediğini  görür. “Bu da ne demek  oluyor” diye  sorar.  “Burası bizim işletmemiz altında” cevabını alınca şok olur. Nasıl olabilir,  kendi apartmanlarının otoparkı.. !   Hemen Vahideddin’e  giden Mehmet Bey,   bu  olayın aslının ne olduğunu sorar :

–  Misafirlerim arabalarını park edecekler ,ama  adamın biri  para istiyor bizden, bu nasıl iştir  Vahideddin ?

– Beyim,  doğru ya, sen bilmiyorsun onu da. 11 numaradaki bankacı Asım Bey’in ricası.

– Nasıl yani ?

– Eskiden bizim otoparkımız hiçbir zaman  dolmazdı.  Kimsede araba yoktu çünkü. Boş boş duruyordu.Asım Bey’de kafasını çalıştırıp  bu otoparkın boş boş duracağına bir işletmeye  satılmasına  apartman sakinlerini ikna etti. Ve gelen parayı da  hane sahipleri arasında bölüştürdü. Yani diyeceğim odur ki beyim, otoparkımız özel işletme tarafından işletiliyor. Aslında 9 numaradaki  Vehbi Bey’ler de şikayet ediyorlar bu durumdan,  apartmanda  artık herkesin arabası var,ama  otoparkımız bizim değil.. Ama ne yaparsın işte,  Asım Bey’in ricası kabul edildi bir kere..

Misafirleri arabalarını  iki mahalle  ilerideki sokağa  park etmek zorunda kaldılar.

Mehmet Bey yine hayretler içinde kalmıştı.

Ertesi gün  kapıcı  servis saatinde  Mehmet Bey apartmandaki ilginçlikler konusunda  Vahideddin’e  dert yandı.Ayrıca apartmandan hiç eksik olmayan  kavga ve gürültü konusuna da değindi. Vahideddin  de elindeki  sepeti yere bırakarak kapı girişindeki  tabureye oturdu:

–Bak beyim, bu apartmanda çok patırtı olmasına bakma.Eskiden daha kötüydü. Allahın günü kavga olurdu. Ancak  apartmanda  herkesin  saygı duyduğu  belki de tek kişi olan  rahmetli Rıza Amca  “bu artık böyle gitmez” diyerek olaylara  el koydu. Hepimizi çevresine topladı.”Herkesin  bir “rica” hakkı var. Herkes ricasını söyleyecek ve diğerleri buna uyacak”dedi. Bu fikir herkesin aklına  yattı. Herkes ricasını söyledi. Sana  her gün bahsettiğim rica kavramı işte buradan geliyor.O toplantının sonunda Rıza Amca ekledi : “ Bundan sonra  apartmanı her dönem bir yönetici  yönetecek.Herkes onun kararlarına saygı gösterecek.” Biz  o günden önce yönetici nedir ne yapar hiç bilmezdik.

İşte beyim,  yeni gelenlerin ilk günlerde şaşkınlık içinde kaldığı ancak sonraki günlerde alıştığı ricalarımız o günden kalma. Yöneticilik   ise şu anda 26 numaradaki Hacı Fehmi Bey’de.O sana daha detaylı bilgi verir zaten.Hadi bana  müsaade  beyim. Servise devam edeyim. Ha bu arada sen sormadan söyleyeyim. Bodrum katındaki kilitli oda da mescit olarak kullanılıyor. Senin ev sahibin olan  hacı amcanın ricası. O saatte evi müsait olmayan apartman sakinleri ve yakınları   rahatça namazını kılsın ve cemaat  havası oluşsun, komşuluk ilişkileri sıcak olsun diye yaptırıldı.

Hadi  kal sağlıcakla  beyim..

Mehmet Bey ağzı açık dinlemişti Vahideddin’i. Her zaman şaşkınlığından  iki kere tekrarladığı   “Allah Allah” kelimesini bu defa   dört kez tekrarladı,Allah.. Allah.. Allah.. Allah. !

Bir   sabah Mehmet  Bey gece mesaisinden yorgun argın henüz gelmiş iken  gürültüden uyuyamadı.Kapıyı  açarak  koşuşturmalara baktı. Tam o sırada  Vahideddin’i gördü,  kolundan  tutup sordu :

– Hayrola ne oluyor ?

– Hacı  Fehmi Bey ile Yüzbaşı Aziz Bey birbirlerine girdiler.

–Neden?

– Gel sende  beraber öğrenelim olayı beyim.

Kapıcı  Vahidedin ile  Mehmet Bey   Hacı Fehmi’nin evine gittiler. Herkes  oradaydı. Hacı Fehmi Bey’in iddiasına göre  apartman yönetici defteri Yüzbaşı Aziz tarafından çalınmaya  ya da üzerinde  oynama yapılarak Fehmi Bey hatalı gösterilmeye çalışılmış. Sabah kalktığında defteri  aynı yerde bulamayan  Fehmi Bey   defteri odanın az ilerisinde  yerde bulmuş ve hanımı da  yerde yüzbaşı pırpırına benzeyen bir kumaş parçası bulunca  olayı yüzbaşı Aziz’in yaptığına (zaten ona göre   Aziz Bey’in  yöneticilikte gözü vardı)  hükmetmiş ve  bu sebeple Aziz Bey’in  kapısına dayanmış kızılca  kıyamet kopmuştu. Tüm apartman  bu olay üzerine  Hacı Fehmi Bey’in  evinde toplandı. Hacı Fehmi Bey’in yaramaz torunları da  evde koşuşturuyorlardı. Herkes bir şey söylüyor kimse birbirini dinlemiyordu.Zaman zaman da   Aziz Bey ve Fehmi Bey birbirlerinin üzerlerine yürüyorlar oradakiler  hemen araya girince yerlerine oturuyorlardı.Mehmet Bey ise Vahideddin ile birlikte  en arkada  gözlerinden uyku akar bir şekilde curcunayı izliyordu.Taşındığı günden beri   gürültü ve stres eksik olmayan  apartmana  taşındığına bin pişman olan Mehmet Bey   pek nadir olan sinirlenme  nöbetlerinden birini  geçiriyordu ancak  efendiliğini bozmuyordu.Yorgundu, uykusuzdu, bu kadar emeğine  karşı  aldığı maaş da üç kuruş bir şey idi. Tüm bunlar yetmezmiş gibi   bir de  apartmandaki eksik olmayan entrika curcuna ve gürültü…

Toplantı curcunası  devam ederken  içlerinde belki de  diğerlerine göre bir nebze olsa   sakin ve akıllı olan  Muhasebe Müdürü Ahmet Bey  sesini yükselterek  araya girdi :

– Beyler beyler  bu böyle  olmayacak.

Kalabalıktan   cevap geldi :

– E ne yapalım Ahmet Bey ?

Ahmet Bey yanıtladı  :

– Polis çağırın,defterdeki  parmak izlerini  incelesin  olaya el koysun. Polis  çağrılması ve olayın adalete  havale edilmesini oylara  sunuyorum herkes  fikrini söylesin.

Herkes  olumlu oy kullandı ve fikirlerini söyledi. Sıra Mehmet Bey’e  gelince   Vahideddin söze girdi :

–Ağabeylerim, bildiğiniz gibi  Mehmet   Bey  daha yeni taşındı ve buradaki herkesin  Rıza Amca  döneminden kalan  bir rica hakkı  halen uygulanmaya devam ediyor. Sadece  Mehmet Bey’in  ricasını henüz bilmiyoruz,onun da bir rica hakkı  yok mu sizce ?

Kalabalıktan kısa bir sessizlikten sonra  “evet”  sesleri geldi. Mehmet Bey’ e söz verdiler. Mehmet Bey  yorgun ve bitkin ve kan çanağına  dönen  gözleri ile   yavaşça  ön tarafa  geldi, koltuğa oturan biri   Mehmet Bey’in halini görüp  yer verdi. Fehmi Bey’in gelini de  bir bardak su getirdi Mehmet Bey’e. Sudan bir yudum aldıktan ve sessizliğin zor da olsa sağlanmasından  sonra Mehmet Bey  sözlerine başladı:

– Polisi çağırın tamam efendiler, olay adaletli şekilde  çözülsün,eyvallah. Ricama  gelince , hepiniz uyacağınıza söz veriyor musunuz ?

Herkes  “evet”  diye mırıldandı. Mehmet Bey daha  gür sesle  tekrarladı  :

–Hepiniz  ricama  uyacağınıza söz veriyor musunuz ?

Bu sefer daha net bir şekilde  “evet” sesleri  yükseldi.

Mehmet Bey :

–Benim ricam  şu apartmanda biraz sessizlik,birbirinize güven ve huzurdur.. Uyumak istiyorum artık, uyumak..


Yorum yapın

duseyazanlar

   Diğer Haberler



   En Çok Okunan Yazılar

ASLOLAN İNSANDIR BU CUMHURİYETTE, DEVLET DEĞİL..!
HAFTANIN SANAT ETKİNLİKLERİ
Gökhan Türkmen Rüya Yeni Klibi İzle 2010 - Video İzle
Doğal Güneş Kremi Tarifi - Güneş Yanıkları İçin Doğal Krem
Tarkan Öp 2010 Dinle - Tarkanın Son Klibi Öp Video İzle
MUZAFFER BUYRUKÇU'NUN 4. GÖÇ YILDÖNÜMÜ
HAWKİNG:MODERN FİZİKTE TANRIYA YER YOKTUR!
NURİ İYEM ÖDÜLLERİ SAHİPLERİNİ BULDU
Birbirinden Güzel Resimli Aşk Şiirleri - Resimli Şiir
CEZMİ ERSÖZ RÖPORTAJI

Yönetim

Hakkkımızda

Düşeyazanlar Kültür Sanat ve Edebiyat Portalı.
2008 - 2010

Düşeyazanlar | Kültür Sanat ve Edebiyat Portalı | 2008-2010