İSMAİL SÜRÜCÜOĞLU
   İsmail SÜRÜCÜOĞLU


ALLAH KORKUSU

E-posta Yazdır PDF
   

Kapıyı anahtarı ile açıp  elindeki poşetleri kıyıya bıraktı Necati:

 

 

- Ahey ahey ahey! Bursum yatmış beyler !Bu ay  su satmak zorunda kalmayacağım.

 

Necati bir ay yatıp üç ay yatmayan bursunu almanın sevinci içinde evine gitmişti.Ayakkabılarını çıkarıp yine boş bulduğu bir köşeye  rasgele fırlattı. Öğrenci evinde hiçbir şeyin kuralı yoktu. Olsa bile en fazla bir hafta yaşayabiliyordu. Salonda ev arkadaşları  bardak gibi  dizilmiş kız istemeye giden damat edasıyla oturuyorlardı. Necati kafasını salona biraz daha  yaklaştırdı:

 

-- Len hırbolar, ne oldu başbakan mı geldi de böyle  paşa paşa oturuyorsunuz?

 

Odaya girince Necati’nin yüzü kıpkırmızı olmuştu. Bardak gibi dizilen arkadaşlarının tam karşısında mısır sultanı gibi gerile gerile oturan cüce ev sahipleri  Aleaddin idi.Trabzonlu bir hacı olan Aleaddin öğrencileri oldu olası sevmezdi.Bu evi de muhtarın bin bir ricası üzerine  bu çocuklara vermişti.Ama bu gelişi hayra alamet gözükmüyordu.

 

Kısa bir sessizlikten sonra hacı Aleaddin yarı kızgın yarı aşağılayıcı bir tavırla :

 

 

-- Zaten aklınız fikriniz  hay huyda.Şu laflara bak. Gençlik nereye gidiyor fesupanallah!

 

 

Ev sahipleri gidince beş öğrenci arkadaş kara kara düşünmeye başladılar.Hacı Aleaddin evden çıkmalarını söylemişti.Tüm yalvarmalarına,kış günü nereye gideriz hacı amca gibi  sözlerine karşı   hacı Aleaddin'in laz inadı tutmuştu.Nuh diyor  peygamber demiyordu.

 

 

İki sebep öne sürmüştü hacı Aleaddin.İlki komşulardan gelen  yüksek ses ve gürültü şikayeti, ikincisi ise öğrencilerin kilitli odayı açması.

 

 

Aleaddin evin iki odasını kilitlemiş ve öğrencilere burayı yasak etmişti.Evi eşyalı şekilde kiraya vermesine rağmen bu iki oda yasaktı.İki gün önceye kadar da öğrenciler bu yasağa  uyuyorlardı.Ancak iki gün önce gece kesilen elektrikler ile birlikte  kilitli odalardan birinde  ‘çıt çıt’ şeklindeki sesler gelmesi üzerine paniğe kapılan öğrenciler yan hanede oturan  elektrik teknisyeni Nuri Bey’i çağırdılar. Nuri Bey evin sigortalarını aradı ama ne mümkün.Hiç bir yerde bulamıyor.En sonunda kilitli odadaki ses onun da dikkatini çekti ve çocuklar  kapıyı kıracağız yoksa ev yanar mazaallah. İçlerinden en iri kıyım  olan Batmanlı İrfan şöyle bir gerildi ve  omuz darbesi ile tahta kapıyı kırdı.İçeri girdiler.Evin sigortaları bu odadaydı. Ses sigortalardan geliyordu.Nuri Bey  sigortaları değiştirdi.Ucuz atlattık deyip  yattılar o gece.

 

 

Aleaddin en çok buna kızmıştı kontrole geldiğinde. Küplere binmişti.Karısı da ondan farklı değildi.Sonradan Necati’ye anlattıklarına göre Aleaddin  olayı gördüğünde  bunlara dönüp :

 

 

-- Bu ney böyle  kim kırdı bu kapıyı ?

 

--Biz kırdık hacı efendi ama..

       

Aleaddin küplere binmiş sözlerini kesmiş kimseyi dinlemiyormuş.

 

-- Siz ne terbiyesüz görgüsüz  insanlarsınız da. Sizin aileniz size hiç ahlak vermedi mi? Bu nedir da?  Görüyor musun hanum eşkıya bunlar eşkıya! Deyyus pezevenkler. Yahu tepinmeden duramıyor musunuz siz? Sizi buraya tepinesiniz diye mi gönderdi babalarınız. Ne biçim uşaksınız siz böyle?

 

Karısı söze girdi :

 

--Ne uşağı bey, kazık kadar bunlar,eşek  gibi olmuşlar!

 

 

Çanakkaleli söze girmeye durumu anlatmaya çalışıyor ama ne mümkün.Aleaddin’in  dili sahneye çıkmıştı yine.

 

-- Off allahum  vallah şimdi polis çağıracağum. Allah sevgisi yok bunlarda Allah sevgisi.

 

 

Karısı içeri girdi ve ikinci çekmeceye baktı. ‘buradaymış bey’ dedi. Öğrenciler bir şey anlamadılar.Aleaddin  öğrencilere dönerek :

 

 

-- Burada yencenuzun  ziynetleri vardur. Onlara bir şey olsa  mahvederdim sizi.Çıkın evimden istemiyorum sizin gibi eşekleri.

 

 

Öğrenciler şaşırmıştı.Olayı anlatırken bile aralarında  söyleniyorlardı aleaddine. ‘Ziynetleri nasıl kilitli odaya bırakır abi’ dedi Necati. ‘Ya hırsız girip çalsaydı. Bizden bilecekti. Bizim üzerimize bu kadar  büyük bir yük yüklenir mi,ne cahilmiş bu adam  böyle!’‘Yeni mi anlıyorsun’ dedi Erzurumlu İhsan.

 

 

İyi ama şimdi ne yapacaklardı. Kışın ortasında ev de bulmaları çok zordu.O gece efkarlarından elliye yakın birayı  beş arkadaş bitirdiler.sabaha karşı sızmışlardı.Diğer gün derse girmediler. Harıl harıl ev arıyordu hepsi.Bekledikleri haberi Çanakkaleli getirmişti.Mahallenin başındaki ev boşalmıştı.kiralık yazısı vardı.hepsi çok sevindiler.hemen  arayıp  bu yeni evin ev sahibini evlerine görüşmeye davet ettiler.Diğer gün  akşama doğru kapı çalındı.Kapıyı Necati açtı.uzun boylu,uzun siyah kalın pardisölü, yer yer kır  düşen saçları geriye taranmış ,elinde tespih kasıla kasıla içeri girdi muhittin bey.

 

 

-- Vay vay vay..  Hepiniz bu kadar mısınız yahu ! Yarım manga asker var burada  ula.

 

 

Hepsine  nereli olduklarını falan sordu. En son sözü kendi aldı:

 

--Bakun  uşaklar. Baştan söyleyim. Ben Rizeliyim.Adım Muhittin. Müteahhitim. Evi size veririm. Ama ben Allah korkusu olan adam isterum. Gönüller pir olsun, anlayışlı olalum gerisi kolay. İyi niyetli türüst olun bana, size her türlü kolaylığı yaparum. Ben yamuk adam istemem evimde. Ben de zar zor okumuştum, anamgil sağolsun zor büyüttü beni, yokluk içinde büyüdüm, o sebepten  anlarım  yoksulun halinden.

    

 

Çocuklar ‘olacak bu iş ‘ sevincine kapılarak  tebessüm etmeye  başladılar.söze Çanakkaleli girdi.durumu anlattı. Evsiz kaldıklarını da anlattı. Erzurumlu ise can alıcı soruyu sordu: ‘ abi kaç para istiyorsun aylık?’   Muhittin şöyle bir  toparlandı.  Sol ayağının altı ile koltuğa sıkışan pardisösünü düzeltti. Saçlarını elleri ile yana  yatırdı  ve Demirel gibi uzun bir nutuk atmaya başlayacakmış havası içinde söze başladı :

 

 

-- Bakun çocuklar. Ben yalan dolanu,   çakalluğu sevmem. Bana türüst olun  ne dilerseniz dileyin. Her türlü yardımı görürsünüz benden. Ben bu evi 15 sene evvel idi  bizim eski ortak Artvinli Mahmut ile birlikte  yapmıştım. Gel zaman git zaman  on beş sene olmuş. Hey gidi dünya hey. Ne yoklukla yapmıştık bu evi. O zaman  buralar    şimşirlikti . Her bir yanda şimşirlik var idi. Onları kestirene kadar belediyeye az rüşvet vermedik. Erzurumlu bir  Seyyid vardı belediyede.  Sonunda ona  hatırı sayılır bir para ödedik de   kestirdi bu şimşirleri. Sonradan bu Seyyid  özel kalem müdürü olmuş dediler idi. Hey gidi  rüşvetçi Seyyid hey.

 

Laf aramızda  ilk çapkınlıklarımızı da bu evde yaptuk ha.. Sizin var mı sevgilileriniz? Kaç tane var?’ Çocuklar utanmış bir şekilde tebessüm ettiler, hiç kimse ses çıkarmadı. Müteahhit Muhittin devam etti :

 

-- Ulan duymamış olayım. Hiç mi yok sevgiliniz, oynaşunuz? Şimdi olmadı işte. Erkek adamın  oynaşu olmaz mı hiç yav. Her neyse,, belki görmüşsünüzdür yanımda.  Benim sekreter  nazan ile  hep bu evde  kalırdık  sizden önce. Benim hanum duymasın,siz de ağzınızdan kaçırmayın   sonra karışmam haa..’

 

Muhittin  hükmeden bir kral gibi sırıtıyordu.gençler de  ona ayıp olmasın diye  tebessüm ediyorlardı. Erzurumlu az önce sorduğu ama cevap alamadığı sorusunu bir daha sordu :

 

-- Muhittin  amca  kaç lira kira istiyorsun bizden?

  

Muhittin yine   sanki daha büyük ihalelerini düşünür de bu evini  çok da  önemsemez bir tavırla  gerilerek  söze başladı :

 

-- Bana türüst olun ne dilerseniz dileyun benden. Ben Allah korkusu olan adamı severim. Gönüller bir olsun gerisi kolay. Benim  Gebze'deki kiracımı anlatmadım ben size.  Kaç ay  kira vermedi. Evden de çıkmadı. Süründürdü beni peşinden deyyusun dölü.  Ah kanun nizam olmayacaktı da görecekti o  evimden çıkmamak ne demekmiş.  Aynısını  Bursa' daki kiracım da   yaptı.tam iki ay kira vermedi.kaç kez tehdit ettim çıkmadı. Mahkeme  halan sürüyor ,ah bu kanun nizam olmayacaktı da görecekti o  terbiyesuz adam. Peki ya  Tarabya'daki  bekar kiracıma ne demeli?   Çok sonra öğrendim ki hristiyan gavuruymuş  deyyusn dölü. Hemen evden çıkacaksın dedim. Çıkmıyorum dedi. Mahkemeye verdim,  hakim o deyyusu haklı buldu, kanunları kuşa çevirdi bu hükümet, hakim ne yapsın.  Din elden gidiyor  ama  kanunun bir şey yaptığı yok. En son  geçen ay tehdit ettim. Bakalım korkup çıkacak mı.. ah şu kanunlar bir olmayacaktı da..

 

 Bu insanlar  ne kadar hain oldu böyle .  ahlak gidiyor uşaklarım ahlak. Herkes ahlaksız artık. Herkes  kazık atmanın yollarını arıyor. Fırsatını buldu mu da  evlat babasına bile kazık atıyor. ‘

   

Çocuklar hala  fiyatı öğrenememişlerdi. Sadece Muhittin konuşuyor ve çocuklar dinliyordu.biraz sonra  Muhittin nin  horon  melodili telefonu çaldı. Muhittin gerilerek telefonun  ‘yes’ tuşuna   basarak  başbakan edası ile  ‘aluu’  dedi.  ‘ ne var? Kim, o deyyus mu, tamam  bekletin ben  hemen geliyorum, tamam deyurum da, bekletun azcuk’   deyip telefonu kapattı. Telefonu pardisösünün iç cebine koyması ile kalkması bir oldu.

 

-- Gençler ben gideyrum. İki dakika bırakmaya gelmiyor şu işleri. Dediğim gibi, gönüller bir olsun. Ben yalan dolan sevmem.  Allah korkusu olan adam isterum. Bana türüst olun  gerisi mühim değil. İstediğiniz zaman  taşının eve.

 

Çocukların hepsi Muhittin nin elini öptü  ama akıllarında hala  Muhittin’in kaç lira kira isteyeceği vardı.Ne yapacakları konusunda hepsi şaşkındı.  Muhittin kapıya doğru yöneldi.siyah  boyalı  ayakkabılarını   eli  yardımı ile giymek için yere eğildi. Belindeki  on dörtlü de ayakkabıları gibi  yeni cilalanmıştı. Parlıyordu. Kapı önünde duran arabası da tam  Çanakkalelinin rüyalarındaki araba gibiydi. Siyah bir range rover.

 

Muhittin tam kapıdan çıkarken çocuklara dönüp :

 

-- Ha uşaklar unutmadan söyleyim. Kira için  bin lira isteyrum. İki kira peşin alırım normalde ama siz öğrencisiniz sizden sadece bir kirayı peşin alayım. Ha bir de bin lira   kaparo  verirsiniz.  Hadi kalun sağlıcakla. Allaha emanet olun. Sıkmayın canınınzı. Kovarsa kovsun sizi o ev sahibiniz. Muhittin amcanız var sizin burada  aslan gibi.  Dışarıda bırakmam sizi evel Allah. Hadi kalın sağlıcakla allaha emanet olun.

 

Muhittin arabasına binmiş kapısını kapatmıştı. Selam vermek amaçlı kornasını çalarak  siyah range rover ı ile oradan uzaklaştı.  Çocukların ağzı açık kalmıştı. Bu evdeki kiraları  sadece  altı yüz lira idi. Bunu bile zar zor veriyorlardı.  Akşama doğru  emlakçıya gittiler. Emlakçı da onlara , ‘ bu mevsimde daha ucuza ev bulamazsınuz istanbulda gençler.  Ne yapalım  piyasa böyle’ deyince umutları tükenmişti.  Ve hemen hepsi  telefonlarına  sarılıp  babalarını aradılar:

 

-- Baba ben yurda çıkacağım. Evsiz kaldık.

 

Baba:

 

-- Tamam oğlum. Bizim nalbur hacı  Muhsin bey in orada tanıdığı  dini bütün  ahlaklı yurt işleten tanıdıkları varmış. Onların yanına yerleştiririm seni. Sen canını sıkma.

 

-- Tamam babacım. Hadi  güle güle.

 

Baba:

 

Hadi allaha  emanet ol oğlum..

 

 

 

E-Posta: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Yorum ekle

BİLİM HABERLERİ

 

YARIŞMALAR

 

ETKİNLİK HABERLERİ

 

GÜNCEL HABERLER