Kapıyı anahtarı ile açıp elindeki poşetleri kıyıya bıraktı Necati:
- Ahey ahey ahey! Bursum yatmış beyler !Bu ay su satmak zorunda kalmayacağım.
Necati bir ay yatıp üç ay yatmayan bursunu almanın sevinci içinde evine gitmişti.Ayakkabılarını çıkarıp yine boş bulduğu bir köşeye rasgele fırlattı. Öğrenci evinde hiçbir şeyin kuralı yoktu. Olsa bile en fazla bir hafta yaşayabiliyordu. Salonda ev arkadaşları bardak gibi dizilmiş kız istemeye giden damat edasıyla oturuyorlardı. Necati kafasını salona biraz daha yaklaştırdı:
-- Len hırbolar, ne oldu başbakan mı geldi de böyle paşa paşa oturuyorsunuz?
Odaya girince Necati’nin yüzü kıpkırmızı olmuştu. Bardak gibi dizilen arkadaşlarının tam karşısında mısır sultanı gibi gerile gerile oturan cüce ev sahipleri Aleaddin idi.Trabzonlu bir hacı olan Aleaddin öğrencileri oldu olası sevmezdi.Bu evi de muhtarın bin bir ricası üzerine bu çocuklara vermişti.Ama bu gelişi hayra alamet gözükmüyordu.
Kısa bir sessizlikten sonra hacı Aleaddin yarı kızgın yarı aşağılayıcı bir tavırla :
-- Zaten aklınız fikriniz hay huyda.Şu laflara bak. Gençlik nereye gidiyor fesupanallah!
Ev sahipleri gidince beş öğrenci arkadaş kara kara düşünmeye başladılar.Hacı Aleaddin evden çıkmalarını söylemişti.Tüm yalvarmalarına,kış günü nereye gideriz hacı amca gibi sözlerine karşı hacı Aleaddin'in laz inadı tutmuştu.Nuh diyor peygamber demiyordu.
İki sebep öne sürmüştü hacı Aleaddin.İlki komşulardan gelen yüksek ses ve gürültü şikayeti, ikincisi ise öğrencilerin kilitli odayı açması.
Aleaddin evin iki odasını kilitlemiş ve öğrencilere burayı yasak etmişti.Evi eşyalı şekilde kiraya vermesine rağmen bu iki oda yasaktı.İki gün önceye kadar da öğrenciler bu yasağa uyuyorlardı.Ancak iki gün önce gece kesilen elektrikler ile birlikte kilitli odalardan birinde ‘çıt çıt’ şeklindeki sesler gelmesi üzerine paniğe kapılan öğrenciler yan hanede oturan elektrik teknisyeni Nuri Bey’i çağırdılar. Nuri Bey evin sigortalarını aradı ama ne mümkün.Hiç bir yerde bulamıyor.En sonunda kilitli odadaki ses onun da dikkatini çekti ve çocuklar kapıyı kıracağız yoksa ev yanar mazaallah. İçlerinden en iri kıyım olan Batmanlı İrfan şöyle bir gerildi ve omuz darbesi ile tahta kapıyı kırdı.İçeri girdiler.Evin sigortaları bu odadaydı. Ses sigortalardan geliyordu.Nuri Bey sigortaları değiştirdi.Ucuz atlattık deyip yattılar o gece.
Aleaddin en çok buna kızmıştı kontrole geldiğinde. Küplere binmişti.Karısı da ondan farklı değildi.Sonradan Necati’ye anlattıklarına göre Aleaddin olayı gördüğünde bunlara dönüp :
-- Bu ney böyle kim kırdı bu kapıyı ?
--Biz kırdık hacı efendi ama..
Aleaddin küplere binmiş sözlerini kesmiş kimseyi dinlemiyormuş.
-- Siz ne terbiyesüz görgüsüz insanlarsınız da. Sizin aileniz size hiç ahlak vermedi mi? Bu nedir da? Görüyor musun hanum eşkıya bunlar eşkıya! Deyyus pezevenkler. Yahu tepinmeden duramıyor musunuz siz? Sizi buraya tepinesiniz diye mi gönderdi babalarınız. Ne biçim uşaksınız siz böyle?
Karısı söze girdi :
--Ne uşağı bey, kazık kadar bunlar,eşek gibi olmuşlar!
Çanakkaleli söze girmeye durumu anlatmaya çalışıyor ama ne mümkün.Aleaddin’in dili sahneye çıkmıştı yine.
-- Off allahum vallah şimdi polis çağıracağum. Allah sevgisi yok bunlarda Allah sevgisi.
Karısı içeri girdi ve ikinci çekmeceye baktı. ‘buradaymış bey’ dedi. Öğrenciler bir şey anlamadılar.Aleaddin öğrencilere dönerek :
-- Burada yencenuzun ziynetleri vardur. Onlara bir şey olsa mahvederdim sizi.Çıkın evimden istemiyorum sizin gibi eşekleri.
Öğrenciler şaşırmıştı.Olayı anlatırken bile aralarında söyleniyorlardı aleaddine. ‘Ziynetleri nasıl kilitli odaya bırakır abi’ dedi Necati. ‘Ya hırsız girip çalsaydı. Bizden bilecekti. Bizim üzerimize bu kadar büyük bir yük yüklenir mi,ne cahilmiş bu adam böyle!’‘Yeni mi anlıyorsun’ dedi Erzurumlu İhsan.
İyi ama şimdi ne yapacaklardı. Kışın ortasında ev de bulmaları çok zordu.O gece efkarlarından elliye yakın birayı beş arkadaş bitirdiler.sabaha karşı sızmışlardı.Diğer gün derse girmediler. Harıl harıl ev arıyordu hepsi.Bekledikleri haberi Çanakkaleli getirmişti.Mahallenin başındaki ev boşalmıştı.kiralık yazısı vardı.hepsi çok sevindiler.hemen arayıp bu yeni evin ev sahibini evlerine görüşmeye davet ettiler.Diğer gün akşama doğru kapı çalındı.Kapıyı Necati açtı.uzun boylu,uzun siyah kalın pardisölü, yer yer kır düşen saçları geriye taranmış ,elinde tespih kasıla kasıla içeri girdi muhittin bey.
-- Vay vay vay.. Hepiniz bu kadar mısınız yahu ! Yarım manga asker var burada ula.
Hepsine nereli olduklarını falan sordu. En son sözü kendi aldı:
--Bakun uşaklar. Baştan söyleyim. Ben Rizeliyim.Adım Muhittin. Müteahhitim. Evi size veririm. Ama ben Allah korkusu olan adam isterum. Gönüller pir olsun, anlayışlı olalum gerisi kolay. İyi niyetli türüst olun bana, size her türlü kolaylığı yaparum. Ben yamuk adam istemem evimde. Ben de zar zor okumuştum, anamgil sağolsun zor büyüttü beni, yokluk içinde büyüdüm, o sebepten anlarım yoksulun halinden.
Çocuklar ‘olacak bu iş ‘ sevincine kapılarak tebessüm etmeye başladılar.söze Çanakkaleli girdi.durumu anlattı. Evsiz kaldıklarını da anlattı. Erzurumlu ise can alıcı soruyu sordu: ‘ abi kaç para istiyorsun aylık?’ Muhittin şöyle bir toparlandı. Sol ayağının altı ile koltuğa sıkışan pardisösünü düzeltti. Saçlarını elleri ile yana yatırdı ve Demirel gibi uzun bir nutuk atmaya başlayacakmış havası içinde söze başladı :
-- Bakun çocuklar. Ben yalan dolanu, çakalluğu sevmem. Bana türüst olun ne dilerseniz dileyin. Her türlü yardımı görürsünüz benden. Ben bu evi 15 sene evvel idi bizim eski ortak Artvinli Mahmut ile birlikte yapmıştım. Gel zaman git zaman on beş sene olmuş. Hey gidi dünya hey. Ne yoklukla yapmıştık bu evi. O zaman buralar şimşirlikti . Her bir yanda şimşirlik var idi. Onları kestirene kadar belediyeye az rüşvet vermedik. Erzurumlu bir Seyyid vardı belediyede. Sonunda ona hatırı sayılır bir para ödedik de kestirdi bu şimşirleri. Sonradan bu Seyyid özel kalem müdürü olmuş dediler idi. Hey gidi rüşvetçi Seyyid hey.
Laf aramızda ilk çapkınlıklarımızı da bu evde yaptuk ha.. Sizin var mı sevgilileriniz? Kaç tane var?’ Çocuklar utanmış bir şekilde tebessüm ettiler, hiç kimse ses çıkarmadı. Müteahhit Muhittin devam etti :
-- Ulan duymamış olayım. Hiç mi yok sevgiliniz, oynaşunuz? Şimdi olmadı işte. Erkek adamın oynaşu olmaz mı hiç yav. Her neyse,, belki görmüşsünüzdür yanımda. Benim sekreter nazan ile hep bu evde kalırdık sizden önce. Benim hanum duymasın,siz de ağzınızdan kaçırmayın sonra karışmam haa..’
Muhittin hükmeden bir kral gibi sırıtıyordu.gençler de ona ayıp olmasın diye tebessüm ediyorlardı. Erzurumlu az önce sorduğu ama cevap alamadığı sorusunu bir daha sordu :
-- Muhittin amca kaç lira kira istiyorsun bizden?
Muhittin yine sanki daha büyük ihalelerini düşünür de bu evini çok da önemsemez bir tavırla gerilerek söze başladı :
-- Bana türüst olun ne dilerseniz dileyun benden. Ben Allah korkusu olan adamı severim. Gönüller bir olsun gerisi kolay. Benim Gebze'deki kiracımı anlatmadım ben size. Kaç ay kira vermedi. Evden de çıkmadı. Süründürdü beni peşinden deyyusun dölü. Ah kanun nizam olmayacaktı da görecekti o evimden çıkmamak ne demekmiş. Aynısını Bursa' daki kiracım da yaptı.tam iki ay kira vermedi.kaç kez tehdit ettim çıkmadı. Mahkeme halan sürüyor ,ah bu kanun nizam olmayacaktı da görecekti o terbiyesuz adam. Peki ya Tarabya'daki bekar kiracıma ne demeli? Çok sonra öğrendim ki hristiyan gavuruymuş deyyusn dölü. Hemen evden çıkacaksın dedim. Çıkmıyorum dedi. Mahkemeye verdim, hakim o deyyusu haklı buldu, kanunları kuşa çevirdi bu hükümet, hakim ne yapsın. Din elden gidiyor ama kanunun bir şey yaptığı yok. En son geçen ay tehdit ettim. Bakalım korkup çıkacak mı.. ah şu kanunlar bir olmayacaktı da..
Bu insanlar ne kadar hain oldu böyle . ahlak gidiyor uşaklarım ahlak. Herkes ahlaksız artık. Herkes kazık atmanın yollarını arıyor. Fırsatını buldu mu da evlat babasına bile kazık atıyor. ‘
Çocuklar hala fiyatı öğrenememişlerdi. Sadece Muhittin konuşuyor ve çocuklar dinliyordu.biraz sonra Muhittin nin horon melodili telefonu çaldı. Muhittin gerilerek telefonun ‘yes’ tuşuna basarak başbakan edası ile ‘aluu’ dedi. ‘ ne var? Kim, o deyyus mu, tamam bekletin ben hemen geliyorum, tamam deyurum da, bekletun azcuk’ deyip telefonu kapattı. Telefonu pardisösünün iç cebine koyması ile kalkması bir oldu.
-- Gençler ben gideyrum. İki dakika bırakmaya gelmiyor şu işleri. Dediğim gibi, gönüller bir olsun. Ben yalan dolan sevmem. Allah korkusu olan adam isterum. Bana türüst olun gerisi mühim değil. İstediğiniz zaman taşının eve.
Çocukların hepsi Muhittin nin elini öptü ama akıllarında hala Muhittin’in kaç lira kira isteyeceği vardı.Ne yapacakları konusunda hepsi şaşkındı. Muhittin kapıya doğru yöneldi.siyah boyalı ayakkabılarını eli yardımı ile giymek için yere eğildi. Belindeki on dörtlü de ayakkabıları gibi yeni cilalanmıştı. Parlıyordu. Kapı önünde duran arabası da tam Çanakkalelinin rüyalarındaki araba gibiydi. Siyah bir range rover.
Muhittin tam kapıdan çıkarken çocuklara dönüp :
-- Ha uşaklar unutmadan söyleyim. Kira için bin lira isteyrum. İki kira peşin alırım normalde ama siz öğrencisiniz sizden sadece bir kirayı peşin alayım. Ha bir de bin lira kaparo verirsiniz. Hadi kalun sağlıcakla. Allaha emanet olun. Sıkmayın canınınzı. Kovarsa kovsun sizi o ev sahibiniz. Muhittin amcanız var sizin burada aslan gibi. Dışarıda bırakmam sizi evel Allah. Hadi kalın sağlıcakla allaha emanet olun.
Muhittin arabasına binmiş kapısını kapatmıştı. Selam vermek amaçlı kornasını çalarak siyah range rover ı ile oradan uzaklaştı. Çocukların ağzı açık kalmıştı. Bu evdeki kiraları sadece altı yüz lira idi. Bunu bile zar zor veriyorlardı. Akşama doğru emlakçıya gittiler. Emlakçı da onlara , ‘ bu mevsimde daha ucuza ev bulamazsınuz istanbulda gençler. Ne yapalım piyasa böyle’ deyince umutları tükenmişti. Ve hemen hepsi telefonlarına sarılıp babalarını aradılar:
-- Baba ben yurda çıkacağım. Evsiz kaldık.
Baba:
-- Tamam oğlum. Bizim nalbur hacı Muhsin bey in orada tanıdığı dini bütün ahlaklı yurt işleten tanıdıkları varmış. Onların yanına yerleştiririm seni. Sen canını sıkma.
-- Tamam babacım. Hadi güle güle.
Baba:
Hadi allaha emanet ol oğlum..














