<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Düşeyazanlar.Com - Kültür Sanat ve Edebiyat Portalı</title>
	<atom:link href="http://www.duseyazanlar.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.duseyazanlar.com</link>
	<description>Kültür Sanat ve Edebiyat Portalı</description>
	<lastBuildDate>Thu, 17 May 2012 14:28:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>Aşka Veda</title>
		<link>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/edebiyat/aska-veda.html/</link>
		<comments>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/edebiyat/aska-veda.html/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 14:28:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin2</dc:creator>
				<category><![CDATA[EDEBİYAT]]></category>
		<category><![CDATA[aşka veda]]></category>
		<category><![CDATA[can dündar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.duseyazanlar.com/?p=5956</guid>
		<description><![CDATA[Değişen zaman hiçbir şeyin aslına sadık kalmasını istemiyor; tanıdık duyguların hepsi artık yabancı! Bundan yirmi yıl önce, henüz cep telefonu denen meret elimize düşmemişken nasıl buluşuyorduk sevgiliyle? Nasıl buluyorduk birbirimizi? Ve sevişmek, sevmekten gelmiyor muydu öteden beri? Dizilerden mi öğrenir olduk sevmenin hallerini?… Can Dündar’ın yeni kitabı Aşka Veda, değişen dünyanın biçim bozumuna uğrattığı kadın-erkek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Değişen zaman hiçbir şeyin aslına sadık kalmasını istemiyor; tanıdık duyguların hepsi artık yabancı! Bundan yirmi yıl önce, henüz cep telefonu denen meret elimize düşmemişken nasıl buluşuyorduk sevgiliyle? Nasıl buluyorduk birbirimizi? Ve sevişmek, sevmekten gelmiyor muydu öteden beri? Dizilerden mi öğrenir olduk sevmenin hallerini?…</strong></p>
<div>Can Dündar’ın yeni kitabı Aşka Veda, değişen dünyanın biçim bozumuna uğrattığı kadın-erkek ilişkilerine mercek tutuyor. Beş bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde Can Dündar;  edebiyatta aşkı, yalnızlığı, özlem duygusunu, yazar ve şairlerin aşk anlayışını anlatıyor. “Ey Aşk, Sen Nelere Kadirsin” adlı ikinci bölüm ise adından da anlaşılacağı gibi eşine az rastlanır sevda öyküleri açığa çıkıyor: Sırrı Sakık’ın Kürt davasını hiçe sayan tutkusu, Aziz Nesin’in yaşlı genç, tüm sevgililerine yazdığı ama bir türlü yollayamadığı mektuplar, İzmirli bir kızın Mardinli bir Kürt gence duyduğu karşılıksız aşk ve bir delikanlının vitrin mankenine olan imkansız aşkı…</div>
<div></div>
<div><strong>“Kadın / Erkek, Bizim Kadınlarımız ve Erkeklerimiz”</strong> adlı bölüm, hem kadın ve erkeklerin farklı doğalarına dair saptama ve gözlemleri, hem popüler kültürün yarattığı isimleri (İbrahim Tatlıses, Fatmagül, Seğer Ağa, Hülya Avşar) hem de Nazım Hikmet gibi yakın tarihten önemli isimlere dair anekdotlar ışığında, Türk milletinin kadın-erkek ilişkisi tipolojisi üzerine değerlendirmeleri barındırıyor. Değişen kültür, aşınan feodal dünyanın getirdiği absürtlükler, bir kan kaybeden bir cevvalleşen maço kültür ve bunun cinsel ilişkilerde yola açtığı tuhaf tezahürler, bu bölümde işlenen temalardan bazıları.</div>
<div></div>
<div><strong>“Aşkın Dünü Bugünü”</strong> adlı bölümdeyse yazarın mensubu olduğu 70’ler ile günümüzün aşk ve cinsellik anlayışı karşılaştırılıyor: Ana tema, ilişkilerin serbestleşmesi ama şefkatsiz şehvetin yol açtığı ciddi sorunlar. Eskiden cinsellik bir tabuydu, oysa bugün her yerde, elimizin altında ama insanlar, gençler hiç de mutlu değil. Çünkü aşk, her alanda kendini gösteren piyasa ekonomisinin etkisiyle büyük yara aldı. Günümüzde, her an değişen modaya koşut olarak, erkek ve kadın tipleri de sürekli değişim halinde, bu nedenle “vitrin” öne çıktı. Oysa eskiden, kadın ve erkek ilişkisi toplumun ve geleneklerin baskısı altındaydı ama, belki hayal gücünün de etkisiyle daha sıcak, daha gerçek duyguları yaşamak da mümkündü.</div>
<div></div>
<div>Son bölüm;<strong> “Piyasanın Güdümündeki Eros”</strong>. Vitrinin, görüntünün, imajın en önemli mesele haline geldiği günümüzde Eros’un ve aşkın giderek piyasa ekonomisinin emrine girmesi anlatılıyor. Bunun sonucu olarak, genç nüfusta patlayan imaj çılgınlığı, seks saplantısı, sadakatin, sevdanın giderek geri plana itilmesi, elbise değiştirir gibi sevgili değiştirmek  temaları bu bölümde işleniyor. Evlilik kurumunun bitmek bilmeyen artçı sarsıntılarına da bu bölümde değiniliyor.</div>
<div></div>
<div>Maço kültürü, feodal toplum yapısı, şiddet, tecavüz ve hepsinin karşısında can çekişen Eros… Can Dündar, her ne kadar merhametli bir dille anlatmak istese de Aşka Veda, şimdiye dek yazılmış en güçlü protesto kitaplarından biri olarak zihinlere kazınacak!</div>
<div></div>
<div><strong>CAN DÜNDAR</strong></div>
<p><img title="Can Dündar" src="http://www.edebiyathaber.net/wp-content/uploads/2012/05/Can-D%C3%BCndar-222x300.jpg" alt="" width="222" height="300" /></p>
<div>16 Haziran 1961’de Ankara’da doğdu. 1982’de AÜ, SBF Basın- Yayın Yüksek Okulu’ndan mezun oldu. 1986’da İngiltere’de London School of Journalism’i bitirdi. 1988’de, ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nde Siyaset Bilimi dalında yüksek lisansını tamamladı. 1996’da aynı bölümde doktora derecesi aldı. 1979 yılından beri gazetecilik, belgesel yapımcılığı, TV programcılığı yaptı. 2001 yılından beri Milliyet gazetesinde köşe yazıları yazıyor. Kitapları: Demirkırat (M.A. Birand ve B. Çaplı’yla birlikte, 1991), Sarı Zeybek (1994), 12 Mart: İhtilalin Pençesinde Demokrasi, (M.A. Birand ve B. Çaplı’yla birlikte, 1994), Gölgedekiler (1995), Hayata ve Siyasete Dair (1995), Yağmurdan Sonra (1996), Ergenekon (Celal Kazdağlı’yla birlikte, 1997), Yârim Haziran (1998), Benim Gençliğim (1999), Köy Enstitüleri (2000), Nereye? (2001), Yaveri Atatürk’ü Anlatıyor: Salih Bozok’un Anıları (2001), Uzaklar (2002), Yükselen Bir Deniz (2002), Savaşta ne Yaptın Baba? (2003), Bir Yaşam İksiri: Dr. Nejat F. Eczacıbaşı (2003), Mustafa Kemal Aramızda, (Ülkem Özge Sevgilier’le birlikte, 2003), Büyülü Fener (2003), Duvar (Ege Dündar’la birlikte, 2003), Yıldızlar (2004), Sedat Alp: İlk Türk Hititoloğun Yaşam Öyküsü, (Fatma Sevinç’le birlikte (2004), Kırmızı Bisiklet (2005), Nâzım (2005), İlk Durak-İETT, (Nebil Özgentürk’le birlikte, 2005), Özel Arşivinden Belgeler ve Anılarıyla Vehbi Koç I. (2006), Yüzyılın Aşkları (2006), Karaoğlan, (Rıdvan Akar’la birlikte, 2006), İsmet Paşa, (Bülent Çaplı’yla birlikte, 2006), Yakamdaki Yüzler (2007), Ecevit ve Gizli Arşivi (Rıdvan Akar’la birlikte, 2008), Ben Böyle Veda Etmeliyim: İsmail Cem (2008), Özel Arşivinden Belgeler ve Anılarıyla Vehbi Koç II. (2008), Mustafa (2009), Anka Kuşu (2009), Lüsyen (2010), Canım Erdalım Sevgili Babacığım (2011).</div>
<div></div>
<div><strong>edebiyathaber.net (17 Mayıs 2012)</strong></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/edebiyat/aska-veda.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Savaşları,Kralları ve Filleri Anlat Onlara</title>
		<link>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/edebiyat/savaslarikrallari-ve-filleri-anlat-onlara.html/</link>
		<comments>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/edebiyat/savaslarikrallari-ve-filleri-anlat-onlara.html/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 14:25:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin2</dc:creator>
				<category><![CDATA[EDEBİYAT]]></category>
		<category><![CDATA[notre dame de sion]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.duseyazanlar.com/?p=5954</guid>
		<description><![CDATA[Notre Dame de Sion Fransız Lisesi ve Notre Dame de Sion&#8217;lular Derneği tarafından bu yıl 4.sü düzenlenen Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü&#8217;ne, &#8220;Savaşları, Kralları ve Filleri Anlat Onlara&#8221; adlı romanıyla Mathias Énard layık görüldü. Ödül töreni Fransa’nın Türkiye Büyükelçisi Laurent Bili’nin himayesinde dün akşam İstanbul’daki Fransız Sarayı’nda yapıldı. Birincilik Ödülünü Fransa&#8217;nın Türkiye Büyükelçisi Laurent [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Notre Dame de Sion Fransız Lisesi ve Notre Dame de Sion&#8217;lular Derneği tarafından bu yıl 4.sü düzenlenen Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü&#8217;ne, &#8220;Savaşları, Kralları ve Filleri Anlat Onlara&#8221; adlı romanıyla Mathias Énard layık görüldü.</strong></p>
<div>Ödül töreni Fransa’nın Türkiye Büyükelçisi Laurent Bili’nin himayesinde dün akşam İstanbul’daki Fransız Sarayı’nda yapıldı.</div>
<div></div>
<div>Birincilik Ödülünü Fransa&#8217;nın Türkiye Büyükelçisi Laurent Bili&#8217;nin elinden jüriye teşekkür ederek alan Mathias Enard çevirinin başarısına da dikkat çekerek; &#8220;Çevirisiyle eseri daha da kıymetli hale getirdi&#8221; sözleriyle Aysel Bora&#8217;yı övdü.</div>
<div></div>
<div>Büyükelçi Laurent Bili de Birincilik Ödülünü takdim ettiği Enard&#8217;a şu sözlerle seslendi:</div>
<div></div>
<div>&#8220;Eserinizde; Michelangelo’nun 1506’da, Sultan II. Bayezid’in Haliç’te bir köprü yapımı siparişini karşılamak üzere İstanbul’a gidişini düşlüyorsunuz. Burada, Bab-ı Âli ile Batı arasındaki paylaşımın tüm zenginliğini ve de tüm karmaşıklığını sezmek olanaklı.</div>
<div></div>
<div>Romanınızda Michelangelo, Leonardo’yu aşmak ister ve yeteneği sayesinde padişahın takdirini ve büyük Osmanlı şairi Mesihi’nin de dostluğunu kazanır. Bu, aynı bizim de başka bir dünyayla tanışmak üzere gidip bir yere bağlandığımızda ve artık o diyâr bizim bir parçamız haline geldiğinde yaşadığımız gibi, fısıldaşmalar, şaşkınlıklar ve tereddütlerle dolu bir yolculuktur.</div>
<div></div>
<div>Ömürleri boyunca hem Fransa’nın tadını, aksanını ve orayı tanıma isteğini hem de  Frankofon olsun ya da olmasın, başka kültürleri keşfetme isteğini içlerinde yaşayacak olan liseli gençlere kalacak olan da, aynı bu diğerinden bir parçadır. Burada; onların öğretmenlerine ve iki ülke arasında yüzyıldır var olan uyumu aralıksız gayretleriyle yaşatan ve geliştiren herkese teşekkür  borçluyuz.&#8221;</div>
<div></div>
<div>Mansiyon ödülünü ise Fransa’nın İstanbul Başkonsolosu Hervé Magro&#8217;nun elinden Jean Louis Fournier katılamadığı için yayıncısı Yapı Kredi Kültür-Sanat Yayıncılık Genel Müdürü Tülay Güngen aldı. Magro, çeviri mansiyon ödülünü ise Aslı Genç&#8217;e sundu.Jüriye teşekkür plaketlerini ise, Beyoğlu Kaymakamı Mehmet Öykü ve NDS’lular Derneği Başkanı Lale Murtezaoğlu birlikte sundular.</div>
<div></div>
<div>NDS Fransız Lisesi Müdürü Yann de Lansalut açış konuşmasında törenin yüksek himayelerinde Fransız Sarayı’nda gerçekleşmesine imkan verdikleri için Bili ve Magro’ya teşekkür ederek; “Bu yaklaşımınız, yazarlara ve edebiyata duyduğunuz yakınlığın güçlü bir kanıtı, Büyükelçiliğin, Başkonsolosluğun ve çeşitli Dernek ile Enstitülerin sanat ve kültüre olan desteğinin bir simgesidir.” dedi.</div>
<div></div>
<div>Projenin her aşamasında beraber çalıştığı dernek yönetimine, Edebiyat Ödülü’nün Genel Sekreterliğini üstlenen ve iletişimi sağlayan Mireille Sadege’e, bu projeye katılan Can Yayınları ve Yapı Kredi Yayınları ile jüriye de teşekkür eden Lansalut; “Bu ödül Fransızca konuşulan ülkeler ile Türkiye arasındaki kültür alışverişine katkıda bulunmayı, yeni yazarların geniş bir okur kitlesiyle buluşmasını sağlamayı amaçlamaktadır. Bununla birlikte okuma mutluluğunu paylaşmayı, bilgi birikimini çoğaltmayı, görüş ufkumuzu genişletmeyi, başka düşüncelere açık olmayı sağlayan bir “zamanı yararlı kullanma fırsatı” da yaratılmış olacaktır.” diyerek salonu selamladı.</div>
<div></div>
<div>Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü, Frankofon ülkeler ve Türkiye arasındaki kültürel diyaloğu güçlendirmek amacıyla, dönüşümlü olarak bir yıl Türkçe yazılan, diğer yıl Fransızca yazılıp Türkçeye çevrilen eserlere veriliyor. Bu sene ödül alan Énard’ın “Savaşları, Kralları ve Filleri Anlat Onlara” isimli kitabı, Can Yayınları tarafından yayımlandı, Fransızcadan Türkçeye Aysel Bora tarafından çevrildi. Mansiyon alan Fournier’n “Nereye Gidiyoruz Baba?” adlı anlatı kitabı ise, Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlandı. Fransızca’dan Türkçeye Aslı Genç tarafından çevrildi.</div>
<div></div>
<div><strong>Mathias Énard Kimdir?</strong></div>
<div></div>
<div>Sultan II. Bayezid’in daveti üzerine Michelangelo’nun İstanbul’a gelişini konu edinen romanıyla büyük ilgi gören, edebiyat dünyasının önemli ödüllerinden Goncourt des Lycéens’i kazanan Fransız yazar, 1972’de Fransa’da doğdu. Doğu Dilleri Enstitüsü’nde Arapça ve Farsça eğitimi gördü, Ortadoğu’ya uzun süreli yolculuklar yaptı. “Kralları, Savaşları ve Filleri Anlat Onlara” isimli kitabı, çarpıcı dili ve etkileyici hikayesiyle, Énard’ın kısa sürede önemli bir okur kitlesine ulaşmasını sağladı. Yazar 2000 yılından beri Barcelona’da yaşıyor ve Barcelona Üniversitesi’nde Arapça dersleri veriyor.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/edebiyat/savaslarikrallari-ve-filleri-anlat-onlara.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Orhan Kemal Roman Ödülü Sahibini Buldu</title>
		<link>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/etkinlik/orhan-kemal-roman-odulu-sahibini-buldu.html/</link>
		<comments>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/etkinlik/orhan-kemal-roman-odulu-sahibini-buldu.html/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 14:22:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin2</dc:creator>
				<category><![CDATA[ETKİNLİK]]></category>
		<category><![CDATA[orhan kemal]]></category>
		<category><![CDATA[orhan kemal roman ödülü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.duseyazanlar.com/?p=5951</guid>
		<description><![CDATA[41. Orhan Kemal Roman Armağanı, Yiğit Bener&#8217;in &#8221;Heyulanın Dönüşü&#8221; romanına verildi.  Orhan Kemal Kültür Merkezi&#8217;nden yapılan yazılı açıklamaya göre, 2012 yılı Orhan Kemal Roman Armağanı Seçiciler Kurulu, bugün Orhan Kemal Kültür Merkezi&#8217;nde bir araya geldi. Tahsin Yücel, Osman Şahin, İnci Aral, Özdemir İnce, Erol Erdinç, Turhan Günay ve Nazım Öğütçü&#8217;den oluşan kurul, &#8221;41. Orhan Kemal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>41. Orhan Kemal Roman Armağanı, Yiğit Bener&#8217;in &#8221;Heyulanın Dönüşü&#8221; romanına verildi. </strong></p>
<p>Orhan Kemal Kültür Merkezi&#8217;nden yapılan yazılı açıklamaya göre, 2012 yılı Orhan Kemal Roman Armağanı Seçiciler Kurulu, bugün Orhan Kemal Kültür Merkezi&#8217;nde bir araya geldi.</p>
<p>Tahsin Yücel, Osman Şahin, İnci Aral, Özdemir İnce, Erol Erdinç, Turhan Günay ve Nazım Öğütçü&#8217;den oluşan kurul, &#8221;41. Orhan Kemal Roman Armağanı&#8221;nın, Yiğit Bener&#8217;in Can Yayınları tarafından yayımlanan &#8221;Heyulanın Dönüşü&#8221; romanına verilmesini uygun buldu.</p>
<p>Ödül töreni, 1 Haziran&#8217;da Orhan Kemal Kütüphanesi Konferans Salonu&#8217;nda gerçekleştirilecek olan Orhan Kemal&#8217;i anma etkinliğinde yapılacak.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/etkinlik/orhan-kemal-roman-odulu-sahibini-buldu.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fuentes Yaşamını Yitirdi</title>
		<link>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/edebiyat/fuentes-yasamini-yitirdi.html/</link>
		<comments>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/edebiyat/fuentes-yasamini-yitirdi.html/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 14:20:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin2</dc:creator>
				<category><![CDATA[EDEBİYAT]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[fuebtes]]></category>
		<category><![CDATA[fuentes öldü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.duseyazanlar.com/?p=5949</guid>
		<description><![CDATA[Meksika devriminin başarıya ulaşmamış amaçlarını irdeleyen Latin Amerikan romancılığında oynadığı belirleyici rolle tanınan, Cervantes ödülü sahibi Carlos Fuentes başkent Mexico&#8217;daki Angeles del Pedregal hastanesinde 83 yaşında hayatını kaybetti. Fuentes&#8217;in doktoru Arturo Balesteros, evinde ani bir iç kanama geçirerek bilincini kaybeden ünlü yazarın kaldırıldığı hastanede hayatını kaybettiğini belirtti. Fuentes&#8217;in ölümü sosyal paylaşım sitesi Twitter aracılığıyla tüm [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><strong>Meksika devriminin başarıya ulaşmamış amaçlarını irdeleyen Latin Amerikan romancılığında oynadığı belirleyici rolle tanınan, Cervantes ödülü sahibi Carlos Fuentes başkent Mexico&#8217;daki Angeles del Pedregal hastanesinde 83 yaşında hayatını kaybetti.</strong></div>
<div></div>
<div>Fuentes&#8217;in doktoru Arturo Balesteros, evinde ani bir iç kanama geçirerek bilincini kaybeden ünlü yazarın kaldırıldığı hastanede hayatını kaybettiğini belirtti.</div>
<div></div>
<div>Fuentes&#8217;in ölümü sosyal paylaşım sitesi Twitter aracılığıyla tüm dünyada ve Meksika radyolarında, Meksikalı yazarlardan Elena Poniatowska ve Jorge Volpi&#8217;den, Calle 13 grubunun reggea sanatçısı Rene Perez&#8217;e kadar geniş bir kesim tarafından üzüntüyle karşılandı.</div>
<div></div>
<div>
<div>Meksika Devlet Başkanı Felipe Calderon da Twitter hesabında yayınladığı mesajında &#8221;Çok sevilen ve beğenilen Meksikalı evrensel bir yazar olan Carlos Fuentesimizin ölümünden derin bir üzüntü duyuyorum&#8221; ifadesini kullandı.</div>
<div></div>
<div><strong>Carlos Fuentes Kimdir?</strong></div>
<div>Panama&#8217;da 11 Kasım 1928&#8242;de Meksikalı bir anne babadan dünyaya gelen Fuentes&#8217;in tüm hayatı yurt dışında geçti. Uruguay&#8217;ın Montevideo, Brezilya&#8217;nın Rio de Janeiro, ABD&#8217;nin başkenti Washington, Şili&#8217;nin başkenti Santiago ve Arjantin&#8217;in başkenti Buenos Aires&#8217;te yetişen Fuentes&#8217;in hayatı daha sonra Meksika&#8217;nın başkenti Mexico ve yazılarının çoğunu kaleme aldığı İngiltere&#8217;nin başkenti Londra&#8217;daki evleri arasında mekik dokuyarak geçti.</div>
<div></div>
<div>&#8221;Havanın Temiz Olduğu Yer&#8221; adlı ilk romanını 29 yaşında yazan Fuentes, 1960&#8242;lı ve 1970&#8242;li yıllarda çağdaş İspanyol edebiyatında görülen patlamanın temelini attı.</div>
<div></div>
<div>Fuentes, çağdaşları olan dünyaca ünlü Kolombiyalı Gabriel Garcia Marquez ve Perulu Mario Vargas Llosa ile birlikte Latin Amerika&#8217;nın diktatörlerce yöneltildiği bir dönemde Latin Amerikan kültürüne dünyanın her kesiminden ilgi ve okuyucu çekmeyi başardı.</div>
<div></div>
<div>Yazdığı bugün Latin edebiyatının klasikleri arasında yer alan &#8221;Aura&#8221; &#8221;Terra Nostra&#8221; (Bizim Toprak) &#8221;The Good Conscience&#8221; (Vicdan Rahatlığı) romanlarıyla tanınan Fuentes&#8217;in, 1910-1920 Meksika Devrimi sırasında kaybolan San Franciscolu bir gazeteci olan Ambrose Bierce&#8217;nin öyküsünü anlatan &#8221;Yaşlı Gringo&#8221; adlı romanı, 1989&#8242;da başrollerini Gregory Peck ile Jane Fonda&#8217;nın paylaştığı bir filme çevrildi.</div>
<div></div>
<div>ABD&#8217;nin Harvard, Princenton, Columbia ve Brown üniversitelerinde öğretim üyeliği yapan Fuentes ayrıca 1975&#8242;ten 1977&#8242;ye kadar Meksika&#8217;nın Paris Büyükelçiliği görevinde bulundu.</div>
<div></div>
<div>İspanyol dilinin en önemli edebiyat ödülü olan Cervantes ödülünü 1987 yılında, İspanya&#8217;da verilen Prince Asturia Ödülü&#8217;nü 1994&#8242;te alan Fuentes, 1997 yılında Fransa&#8217;nın Ulusal Liyakat Nişanı&#8217;na layık görüldü.</div>
</div>
<p><strong>Kaynak: ntvmsnbc.com (16 Mayıs 2012)</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/edebiyat/fuentes-yasamini-yitirdi.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Henry Miller&#8217;ın Yasaklı Kitabı Türkçe&#8217;de</title>
		<link>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/edebiyat/henry-millerin-yasakli-kitabi-turkcede.html/</link>
		<comments>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/edebiyat/henry-millerin-yasakli-kitabi-turkcede.html/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 14:17:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin2</dc:creator>
				<category><![CDATA[EDEBİYAT]]></category>
		<category><![CDATA[henry miller]]></category>
		<category><![CDATA[yeni kitap]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.duseyazanlar.com/?p=5947</guid>
		<description><![CDATA[“Parasızım, çaresizim, umutsuzum. Dünyanın en mutlu adamıyım.” (Henry Miller, Yengeç Dönencesi.) Henry Miller’ın otobiyografik nitelikler taşıyan ve büyük ses getiren romanı &#8216;Yengeç Dönencesi&#8217;, yazarın Paris yıllarını, dünya sancısını ve yaşam savaşının bütününü konu alıyor. Yengeç Dönencesi, yaşam adı da verilen kaosa dair yazılmış en güçlü metinlerden biri. Fransa’nın Obelisk Yayınevi tarafından yayımlandıktan sonra ABD ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><br />
</strong></p>
<div><em><strong>“Parasızım, çaresizim, umutsuzum. Dünyanın en mutlu adamıyım.” </strong></em>(Henry Miller, Yengeç Dönencesi.)</div>
<div></div>
<p><img title="394495_2" src="http://www.edebiyathaber.net/wp-content/uploads/2012/05/394495_2-207x300.jpg" alt="" width="207" height="300" /></p>
<div>Henry Miller’ın otobiyografik nitelikler taşıyan ve büyük ses getiren romanı &#8216;Yengeç Dönencesi&#8217;, yazarın Paris yıllarını, dünya sancısını ve yaşam savaşının bütününü konu alıyor. Yengeç Dönencesi, yaşam adı da verilen kaosa dair yazılmış en güçlü metinlerden biri.</div>
<div></div>
<div>Fransa’nın Obelisk Yayınevi tarafından yayımlandıktan sonra ABD ve İngiltere’de neredeyse otuz yıl boyunca yasaklı kaldığı gibi gümrük yasaklarıyla da karşılaşan Yengeç Dönencesi, ABD’de hakkında açılan altmışın üzerinde davadan ‘beraat’ ederek 1964 yılında yayımlanmış ve çağdaş edebiyatta bir dönüm noktası olarak kabul edilmiştir.</div>
<div>
<div></div>
<div>Henry Miller, cebinde 10 dolarla geldiği Paris’te 10 yıl boyunca yaşamıştır. Bu yıllara dair belgesel nitelikler taşıyan Yengeç Dönencesi, karın gurultuları eşliğinde yazılmış, dünya sancısıyla yoğrulmuştur; edebiyatı hayata “iade etme” kaygısıyla kaleme alınmış, hayatın gerçeklerini yumuşatmaksızın ifşa eden, öfkeli, coşkulu, cesur bir metindir. Yaşama rağmen yaşamanın, hayatta kalmanın romanıdır Yengeç Dönencesi ve işte tam da bu yüzden, hiçbir yasak, hiçbir engel kitabın okuruna ulaşmasının önünde duramamıştır.</div>
<div></div>
<div>“Sahip olduğum her şeyi kaybetmenin, sokaklarda açlık ve polis korkusu içinde yürümenin ne olduğunu bilmekle birlikte, korkunç denebilecek bir şey gelmemişti başıma o güne dek. Tek bir arkadaş bile bulamamıştım henüz, ki üzücü olmaktan çok şaşırtıcıydı çünkü o güne kadar gittiğim her yerde çok kolay olmuştu arkadaşlık kurmak. Ama dediğim gibi, korkunç denebilecek hiçbir şey gelmemişti başıma.</div>
<div></div>
<div>Arkadaşsız da yaşayabilir insan, sevgisiz, hatta parasız bile. İnsan Paris’te sadece keder ve ıstırapla yaşayabilir, bunu keşfetmiştim. Acı bir perhiz gerçi, kimileri için en iyisi belki de. Her neyse, tükenmemiştim henüz. Felaketle cilveleşiyordum sadece.”</div>
<div></div>
<div><strong>Kaynak: ntvmsnbc.com (16 Mayıs 2012)</strong></div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/edebiyat/henry-millerin-yasakli-kitabi-turkcede.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ey Aşk Sakın Gelme Kafam Bozuk</title>
		<link>http://www.duseyazanlar.com/kose-yazilari/aylin-sapaz/ey-ask-sakin-gelme-kafam-bozuk.html/</link>
		<comments>http://www.duseyazanlar.com/kose-yazilari/aylin-sapaz/ey-ask-sakin-gelme-kafam-bozuk.html/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 May 2012 10:08:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin2</dc:creator>
				<category><![CDATA[AYLİN SAPAZ]]></category>
		<category><![CDATA[aylin sapaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.duseyazanlar.com/?p=5945</guid>
		<description><![CDATA[İlk görüşte aşk denen şey var mı ki? İlk karşılaşma desek ya şuna. Birlikte vakit geçirmek istediğin insanı aslında bilirsin. Avuçlarının terlemesi, ismini söylediğinde bi garip oluşun, belirtileridir tehlikenin. Yani sen bunu hissedersin karşılaştığında.  Evet evet kesinlikle bunun adı tehlike.  Tehlikenin farkına varmak önemli olan. ilk görüşte aşk denilmesi bundan mütevellit hatadır. Hisset! Çünkü sen, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;" align="center">
<p style="text-align: left;" align="center">İlk görüşte aşk denen şey var mı ki?</p>
<p style="text-align: left;" align="center">İlk karşılaşma desek ya şuna.</p>
<p style="text-align: left;" align="center">Birlikte vakit geçirmek istediğin insanı aslında bilirsin. Avuçlarının terlemesi, ismini söylediğinde bi garip oluşun, belirtileridir tehlikenin. Yani sen bunu hissedersin karşılaştığında.</p>
<p style="text-align: left;" align="center"> Evet evet kesinlikle bunun adı tehlike.</p>
<p style="text-align: left;" align="center"> Tehlikenin farkına varmak önemli olan.</p>
<p style="text-align: left;" align="center">ilk görüşte aşk denilmesi bundan mütevellit hatadır.</p>
<p style="text-align: left;" align="center">Hisset!</p>
<p style="text-align: left;" align="center">Çünkü sen, bütün bedeninle, ve ruhunla, onunla bir olmak için, çırılçıplak kalman gerektiğini, onun bedeniyle seninkinin birleşeceğini, ruhunun onun ayakları önüne serileceğini ve hayatın boyunca eksik kalacağını da hisset.</p>
<p style="text-align: left;" align="center"> Ve Kork!</p>
<p style="text-align: left;" align="center"> Bu kadar tehlikeyi göze alacağın insanın, tüm bunlara değip değmeyeceği konusunda otur düşün, yıpranmana, hayatını altüst edeceğine, aklına gelebilecek her şey için fedakarlık yapacağına, ve sahip olduğun en değerli şeyi hiç düşünmeden ona vereceğine değecek biri mi bu adam?</p>
<p style="text-align: left;" align="center"> En önemli soru, bu adam bir gün çekip gittiğinde dayanabilecek misin tek başınalığa?</p>
<p style="text-align: left;" align="center"> Yapma be adam? Yüreğine saklanacaktım, bütün sıkıntılarım gitti sen geleli, sana her gün olduğu gibi yeniden aşık olacaktım, olurken yeniden doğacaktım demen bir şey ifade eder mi? Taşırınca bardaktaki suları.</p>
<p style="text-align: left;" align="center"> Biliyorum duygularını kontrol etmek zor, ama bu senin nefsini terbiye etme konusunda yardımcı olacaktır. Hatta ilahi bir güç gibi görünen bir iradenin sen kontrol ettiğini düşüneceksin.</p>
<p style="text-align: left;" align="center"> Diren!</p>
<p style="text-align: left;" align="center"> Tıpkı doğum gibi, bir bebeği hayatla buluşturmak gibi, umut dolu ama hep endişeli…</p>
<p style="text-align: left;" align="center">
<p style="text-align: left;" align="center">Aşk var mı?</p>
<p style="text-align: left;" align="center">Aşk hiç biter mi?</p>
<p style="text-align: left;" align="center">Aşk ölüm gibi mi?</p>
<p style="text-align: left;" align="center"> Nasıl öleceğini hissederse insan, mücadele etmekten vazgeçerse, aşık olan da pes eder ve razı olur kaderine.</p>
<p style="text-align: left;" align="center"> Kader: Çocukluğumdan beri duyduğum, küçük dünyamda anlamakta güçlük çektiğim olaylarda önüme konuluverilen bir çözüm, bir kaçış kapısı…</p>
<p style="text-align: left;" align="center"> Aşık olmak gibi, birisine bir şey olduğunda yada kötü bir olay karşısında söylenen söz gibi.</p>
<p style="text-align: left;" align="center"> Pişmanlık: Keşke sözcüğü artık söylenmez, kurcalar kurcalar içine oturur pişmanlık. Kaptırmasaydım kendimi, fedakarlık etmeseydim, ölmeseydim yoluna, perişan olmasaydımlar gelir artık. Sonra da Açarsın müziğin sesini, Sezen Aksu devam eder yetersiz kaldığından sözcükler…</p>
<p style="text-align: left;" align="center">
<p style="text-align: left;" align="center">‘’Geçer geçer daha öncekiler gibi,</p>
<p style="text-align: left;" align="center">Buda geçer neler neler geçmedi ki</p>
<p style="text-align: left;" align="center">Yine düşer deli divane gönlüm aşka&#8230;aşka&#8230;</p>
<p style="text-align: left;" align="center">Aşka vurgunum ben</p>
<p style="text-align: left;" align="center">Hep aynı heyecan aynı çocuksu hayal</p>
<p style="text-align: left;" align="center">Ben böyle biraz deli sende biran öyle kal</p>
<p style="text-align: left;" align="center">Nasıl olsa geçer&#8230;’’</p>
<p style="text-align: left;" align="center">
<p style="text-align: left;" align="center">
<p style="text-align: left;" align="center"><strong>Aylin SAPAZ</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.duseyazanlar.com/kose-yazilari/aylin-sapaz/ey-ask-sakin-gelme-kafam-bozuk.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dindar Nesil İçin Abdestli Pepe</title>
		<link>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/dindar-nesil-icin-abdestli-pepe.html/</link>
		<comments>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/dindar-nesil-icin-abdestli-pepe.html/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 May 2012 09:22:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin2</dc:creator>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[abdestli pepe]]></category>
		<category><![CDATA[dindar nesil]]></category>
		<category><![CDATA[pepe]]></category>
		<category><![CDATA[sünni eğitin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.duseyazanlar.com/?p=5933</guid>
		<description><![CDATA[TRT 3 üzerinden yayımlanan Meclis TV yayınlarını haftada 3 gün 5’er saatle sınırlayan TRT, TRT Anadolu’yu Diyanet’e tahsis etti. 17 Temmuz’da yayına başlayacak Diyanet TV, günde 12, haftada 84 saat tamamen dini yayın yapacak. Geri kalan 12 saatte ise Yerel Televizyonlar Birliği’nin belirleyeceği, ancak Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yayınlarına aykırı olmayan programlara yer verilecek. Diyanet TV’de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>TRT 3 üzerinden yayımlanan Meclis TV yayınlarını haftada 3 gün 5’er saatle sınırlayan TRT, TRT Anadolu’yu Diyanet’e tahsis etti. 17 Temmuz’da yayına başlayacak Diyanet TV, günde 12, haftada 84 saat tamamen dini yayın yapacak. Geri kalan 12 saatte ise Yerel Televizyonlar Birliği’nin belirleyeceği, ancak Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yayınlarına aykırı olmayan programlara yer verilecek. Diyanet TV’de naklen cuma namazı, gurbette dini yaşam, dini soruları yanıtlama gibi programların yanı sıra çizgi filmlere de yer verilecek. Bu kapsamda oluşturulacak çizgi film karakteri çocuklara abdest almayı, namaz kılmayı öğretecek.Ancak bu yine devletin temel mezhebi olan sunni inançlara göre olacak.Trt bu ülkedeki tüm inançların kanalı olduğunu unutmuşa benziyor.</p>
<p>TRT ile Diyanet İşleri Başkanlığı arasında önceki gün imzalanan protokolle çalışmaları başlatılan Diyanet TV 17 Temmuz’dan itibaren yayına başlayacak. Yayın dönemi öncesinde kanalın logosu ve program içeriği bir toplantıyla kamuoyuna açıklanacak. İlk etapta 12 saat yayın yapacak kanal başarılı olursa yayın süresi 24 saate çıkacak.</p>
<p>Protokolün imza töreninde kanalın yayın politikasına ilişkin bilgiler veren TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, TRT’nin ünlü çocuk çizgi filmi Pepe benzeri bir karakterin de Diyanet TV için oluşturulacağını belirterek şunları söyledi:</p>
<p>“Belki Yusuf veya Yusufçuk gibi bir karakter öne çıkacak bizim TRT Çocuk’taki Pepe, Keloğlan karakteri gibi. Bu markalarla belki yavruların, çocukların dini, milli duygularını geliştirici çalışmalar üreteceğiz. Adı başka bir şey olabilir ama Yusuf, abdest alacak, namaz kılmayı öğrenecek, umreye gidecek, Kuran öğrenecek.”</p>
<p>Kanalda belgesel programlarına da yer vereceklerini anlatan Şahin, bu çerçevede ezan belgeseli, ihtida öyküleri, mihrap, minber, minare, mevlit, hac, camilerin yapılışı belgeselleri yayınlanacağını söyledi.</p>
<p>Şahin’in verdiği bu bilgilerin ardından gözler kanala ilişkin protokole çevrildi, ancak protokol “özel maddeler” içerdiği gerekçesiyle gizli tutuluyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gerçek Gündem</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/dindar-nesil-icin-abdestli-pepe.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Roboski Cephesinde Yeni Bir Şey Yok</title>
		<link>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/roboski-cephesinde-yeni-bir-sey-yok.html/</link>
		<comments>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/roboski-cephesinde-yeni-bir-sey-yok.html/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 May 2012 08:40:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin2</dc:creator>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[devlet terörü]]></category>
		<category><![CDATA[Roboski]]></category>
		<category><![CDATA[Uludere Katliamı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.duseyazanlar.com/?p=5930</guid>
		<description><![CDATA[Uludere (Roboski) Katliamının üzerinden 135 gün geçmesine rağmen hala bu kazanın! ( katliamın) sorumluları ortaya çıkarılamadı.Konuyu titizlikle takip eden yazar arkadaşımız Ezgi Başaran  Radikal&#8217;deki köşesinde konuya değindi.Evlatlarını kaybetmiş ailelere  olayın sorumlularının bulunup özür dileneceği yerde bir de kaymakamı darptan (savcıya göre kasten öldürme girişimi imiş) davalar açılıyor. Acılı bir babanın hak aradığı komutan ise devletin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uludere (Roboski) Katliamının üzerinden 135 gün geçmesine rağmen hala bu kazanın! ( katliamın) sorumluları ortaya çıkarılamadı.Konuyu titizlikle takip eden yazar arkadaşımız Ezgi Başaran  Radikal&#8217;deki köşesinde konuya değindi.Evlatlarını kaybetmiş ailelere  olayın sorumlularının bulunup özür dileneceği yerde bir de kaymakamı darptan (savcıya göre kasten öldürme girişimi imiş) davalar açılıyor.</p>
<p>Acılı bir babanın hak aradığı komutan ise devletin içindekileri kelimelere döküveriyor : “Bunu unutun. Kazaydı. Devlet kaza yaptı. Kapatın. Diyelim ki ben yaptım, n’olcak? Siz devlete karşı ne yapabilirsiniz ki?”</p>
<p>Biz bu olayı unutmayacağız.Barolardaki avukat arkadaşları bu insanların haklarını aramalarına yardımcı olmaya çağırıyoruz.Ezgi Başaran&#8217;ın 10/06/2012 günü Radikal Gazetesi&#8217;ndeki yazısını ilginize sunuyoruz .<br />
<strong><em>Uygar insan olmanın gereği olan soruyu unutuyoruz: Roboski katliamını kim yaptı, emri kim neden verdi?</em></strong></p>
<p><strong><em> Hayat aynen devam ediyor. Etmesin, bir ara versin, düşünsün diye hatırlatma ihtiyacı hissediyorum. Hayata, kendime, size&#8230;</em></strong></p>
<p><strong><em> Roboski katliamının üstünden 135 gün geçti. 34 insanı kim düşman belledi, kim bombalama emrini verdi, hâlâ bilmiyoruz.</em></strong></p>
<p><strong><em> Adalet cephesinde hiçbir şey ol-mu-yor!</em></strong></p>
<p><strong><em> Haksızlıklar mı? Sıralayayım. </em></strong></p>
<p><strong><em> *** </em></strong></p>
<p><strong><em> Kerem Enç iki gün önce Uludere’deki savcılığa gitti. Çünkü oğlu Ahmet hakkında (birçok başka Roboskili gibi) soruşturma açılmıştı. Katliamdan birkaç gün sonra köye gelen Uludere Kaymakamı’nı tartaklamaktan. Pardon, savcılığa göre ‘kasten adam öldürmeye teşebbüsten’. Kerem Bey, savcıya saldırının bir videosu olduğunu işittiği için gitmiş. Köy meydanında güvenlik kameralı dükkân ya da MOBESE olmadığından kastedilen video hepimizin televizyonda izlediği videodur. Savcı, “Önce oğlunu ifadeye getir, sonra sana videoyu gösteririm” diye yanıtlamış.</em></strong></p>
<p><strong><em> Kerem Bey diyor ki, “Götürmem oğlumu. Geçen hafta aynı şeyi söyledi, bizim Cabbar ifade vermeye gitti, tutukladılar. Bırakmam oğlumu.”</em></strong></p>
<p><strong><em> Kerem Enç, kardeşini Roboski katliamında kaybetti. Yetmedi, şimdi de oğlunu devletin nefesinden korumaya çalışmakla uğraşıyor.</em></strong></p>
<p><strong><em> “Savcıya dedim ki, ‘Siz 34 insanımızın katilini bulacağınıza, bizim üstümüze geliyorsunuz’. Hiçbir şey demedi savcı. Onlar hep haklı, biz hep suçlu.” </em></strong></p>
<p><strong><em> *** </em></strong></p>
<p><strong><em> Roboski katliamında bir yakınını yitirenlerin büyük bölümü korucuydu. O gün bugündür, çalışmıyorlar.</em></strong></p>
<p><strong><em> 5 gün önce Roboski Alay Komutanı tarafından çağrıldılar: Hüseyin Encü’nün babası İslam, Cemel Encü’nün babası Süleyman, Bedran Encü’nün babası Şehmi, Fadıl Encü’nün babası Sait, Selahattin Encü’nün babası Nezmi ve Selem Encü’nün babası Ahmet..</em></strong></p>
<p><strong><em> Neler olduğunu Süleyman Bey anlatsın: “Komutan, yani Abdullah Paşa bizi çağırdı. Biz 20 senedir korucuyuz. Yani 20 senedir devletle beraberiz ama o günden beri göreve çıkmıyoruz. Komutan bize ‘Ya göreve çıkın ya da silah bırakın’ dedi. Biz de önce Roboski katilleri ortaya çıksın, sonra görev dedik.”</em></strong></p>
<p><strong><em> Komutan, cevap olarak devletin 135 gündür yaptığını kelimelere dökmüş.</em></strong></p>
<p><strong><em> “Bunu unutun. Kazaydı. Devlet kaza yaptı. Kapatın. Diyelim ki ben yaptım, n’olcak? Siz devlete karşı ne yapabilirsiniz ki?” </em></strong></p>
<p><strong><em> *** </em></strong></p>
<p><strong><em> Siz ne yapabilirsiniz ki?</em></strong></p>
<p><strong><em> Gerçekten böyle bir devlete karşı ne yapabilirler ki?</em></strong></p>
<p><strong><em> Sait Bey’in bir cevabı var: “Biz bırakacağız bu işi, koruculuğu. 19 yaşında evladımı kaybetmişim, bana ‘unutun’ diyor komutan. ‘Unut, göreve çık’ diyor. Çıkmam.”</em></strong></p>
<p><strong><em> Ahmet Bey’i de dinleyin: “Tazminatı alın, kapatın diyorlar. Oğlum gitmiş ne tazminatı. 22 bin lira mı bizim hakkımız. Bu işin sorumlusu kimse bulun, bize gösterin.”</em></strong></p>
<p><strong><em> *** </em></strong></p>
<p><strong><em> Her gün önümüze başka başka konuları Mikado çöpleri atıp gidiyorlar. Tinimini uğraşıyoruz biz de ne dedi, ne manaya geldi, neler olacak.</em></strong></p>
<p><strong><em> Uygar insan olmanın gereği olan soruyu unutuyoruz: Roboski katliamını kim yaptı, emri kim, neden verdi?</em></strong></p>
<p><strong><em> Yine cevap yok.</em></strong></p>
<p><strong><em> Çünkü, ‘Diyelim ki ben yaptım n’olcak devleti’nde değişen hiçbir şey yok.</em></strong></p>
<p><strong><em> NOT 1: Söz konusu komutana ulaşmak için büyük gayret göstermeme, konuyu emir erine anlatmama rağmen maalesef başarılı olamadım. Kendisi benimle görüşmek için müsait olamadı.</em></strong></p>
<p><strong><em> NOT 2: Roboskililerin davalarını takip edecek zeki, çevik ve vicdanlı avukatlara, hukuki manada ciddi yardıma ihtiyaç var. Bilgilerinize&#8230;</em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/roboski-cephesinde-yeni-bir-sey-yok.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Denizleri Anmak ve Özalları,Demirelleri Tanımak</title>
		<link>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/denizleri-anmak-ve-ozallaridemirelleri-tanimak.html/</link>
		<comments>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/denizleri-anmak-ve-ozallaridemirelleri-tanimak.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 May 2012 11:35:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin2</dc:creator>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[deniz gezmiş]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin İnan]]></category>
		<category><![CDATA[süleyman demirel]]></category>
		<category><![CDATA[turgut özal]]></category>
		<category><![CDATA[üç fidan]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Aslan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.duseyazanlar.com/?p=5925</guid>
		<description><![CDATA[Adaletli,eşit bölüşen  bir dünya mümkün diyerek çıktılar yola.Bunun için işe kendi ülkelerinden başladılar.Evet belki üretim gücünü elinde tutan sınıfa yani işçi sınıfına dahil değillerdi sadece öğrenciydiler ancak  geleceklerini ve ülkelerinin geleceğini tehlikede gördükleri için sosyalizmden aldıkları güçle protestolara,eylemlere ve sonu darağacında bitecek olan bir uğraşa giriştiler.Deniz Gezmiş,Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan&#8217;ın idam edilmelerinin üzerinden tam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Adaletli,eşit bölüşen  bir dünya mümkün diyerek çıktılar yola.Bunun için işe kendi ülkelerinden başladılar.Evet belki üretim gücünü elinde tutan sınıfa yani işçi sınıfına dahil değillerdi sadece öğrenciydiler ancak  geleceklerini ve ülkelerinin geleceğini tehlikede gördükleri için sosyalizmden aldıkları güçle protestolara,eylemlere ve sonu darağacında bitecek olan bir uğraşa giriştiler.Deniz Gezmiş,Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan&#8217;ın idam edilmelerinin üzerinden tam 40 yıl geçti.</p>
<p>Bu haberi hem üç fidanın aziz hatıralarını yad etmek için hem de Can Dündar&#8217;ın  06/05/2012 tarihli Milliyet Gazetesi&#8217;nde yayınladığı Turgut Özal&#8217;ın bu idamlar olmadan önce yazdığı bir mektubu sizlere duyurmak için yazıyoruz.</p>
<p>7 Nisan 1972 günü, yani idamlara 4 hafta kala, Tercüman gazetesinin 2. sayfasında Ahmet Kabaklı’nın köşesinde bir mektup yayımlanmıştı.<br />
Mektubu Amerika’dan yollayan, Turgut Özal’dı.<br />
DPT müsteşarlığından ayrılmış Dünya Bankası’nda danışmanlığa gitmişti.Mektubun şu kısımlarını paylaşmak istiyoruz :</p>
<p>“<em>Muhterem Ahmet beyefendi,</em><br />
<em> Teknik Üniversite duvarlarına, bir tarafa köprü karikatürü, diğer tarafa da 6. Filo’yu koyarak ‘Köprü ve bekçisi’ diyen komünistlerin, aslında neyin peşinde oldukları bugün daha iyi anlaşılmıyor mu?</em><br />
<em> Bir senelik bir Örfi İdare, bütün melanet ve hıyanetlerini meydana çıkardığı gibi, Türkiye’nin kalkınması için sarf edilen insanüstü gayretlere yapılan insafsız hücumların kasti hüviyetlerini de ortaya çıkarmıştır. Zaman, muhakkak durumu daha iyi gösterecektir.</em><br />
<em> <strong></strong></em><br />
<em> Tarihten, tecrübeden ders alacak mıyız, yoksa sözde bir acıma duygusu ile karıştırılan, aslında maksatlı birtakım oyunlara alet olarak Türkiye’yi yıkmak isteyenlere bir şans daha mı vereceğiz?</em><br />
<em> Türkiye hiçbir zaman komünist olmayacaktır, ama kalkınma yolunda kaybettiğimiz zamanları geri getirmenin mümkün olmamasından korkuyorum.”</em></p>
<p>Türkiye Özal&#8217;ın tavsiyesine uymuş ve üç fidanına bir şans daha vermeyerek onları idam etmişti.Bugün idamlarının 40. yılında sosyalizme olan inançla bu bayrağı taşımak sosyalistlerin görevidir.</p>
<p>Ve son olarak, Denizlerin meclisteki idam kararı oylamalarına çift el kaldırarak &#8216;evet&#8217; diyen Süleyman Demirelleri, yazdığı mektupta &#8216;bu komunist gençlere bir şans daha mı vereceğiz&#8217; diyerek idam ortamına körükle giden Turgut Özalları  hiçbir insan evladının &#8216;demokrat&#8217; ya da  &#8216;insan&#8217;  diye nitelemesini kabul etmiyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em><strong>Düşeyazanlar</strong></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.duseyazanlar.com/kultur-sanat/guncel/denizleri-anmak-ve-ozallaridemirelleri-tanimak.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İKİLEM</title>
		<link>http://www.duseyazanlar.com/kose-yazilari/ismail-surucuoglu/ikilem-3.html/</link>
		<comments>http://www.duseyazanlar.com/kose-yazilari/ismail-surucuoglu/ikilem-3.html/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 May 2012 11:30:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EROL KARA</dc:creator>
				<category><![CDATA[İSMAİL SÜRÜCÜOĞLU]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.duseyazanlar.com/?p=5920</guid>
		<description><![CDATA[Böyle şoför her zaman bulunmaz, fazlasıyla cömert, kılimayı sonuna kadar açtı. Dışarıda amansız bir yağmur ve fırtına. Otobüsün içi ısındığından camlar buğulu. İş çıkış saatleri, otobüs tıklım tıklım. Şanslıydı Mine, durağa erken gelmenin avantajıyla orta kapının bir önündeki koltuk çiftinin pencere kenarına oturmuş, eliyle buğuyu silip cama yasladığı başıyla da yağmuru izliyor. Günün ve haftanın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Böyle şoför her zaman bulunmaz, fazlasıyla cömert, kılimayı sonuna kadar açtı. Dışarıda amansız bir yağmur ve fırtına. Otobüsün içi ısındığından camlar buğulu. İş çıkış saatleri, otobüs tıklım tıklım. Şanslıydı Mine, durağa erken gelmenin avantajıyla orta kapının bir önündeki koltuk çiftinin pencere kenarına oturmuş, eliyle buğuyu silip cama yasladığı başıyla da yağmuru izliyor. Günün ve haftanın yorgunluğu gözlerinden akıyor.</p>
<p>&nbsp;<br />
Bir avukatlık bürosunda sekreter. Telefonlara cevap vermek ve a4 kağıtları dosyalamak için mi okudu sanki? Üniversiteyi bitireli iki sene olmuş ama bulup bulabildiği yegane iş bu. Abisi babasıyla kavgalı, beş senedir abisiyle görüşmüyorlar. Diğer kardeşi lise son sınıf. Üniversite sınavlarına hazırlanıyor. Dershaneye bir dünya para vermeleri gerek. Babasının emekli maaşıyla ev kirasını mı verecekler, faturaları mı, mutfak masraflarını mı, dershane parasını mı?.. Çaresi yok, çalışmak zorunda Mine.</p>
<p>&nbsp;<br />
Üst komşularının işsiz güçsüz oğluyla anlaşıyordu altı aydır. Anlayamadığı bir çekime kapılmıştı sanki. Ne vardı bu çocukta çözemiyordu. Belki de geçim derdi yüzünden hayatın zorluklarla dolu sahnesinde ansızın bulunca kendini, bu çocuğun ilgisi ona bir liman gibi gelmişti. Annesi biliyordu bu durumu ama babanın haberi yok. Anne asla onaylamıyor bu ilişkiyi. Mine eve biraz geç gelince “yine mi o berduşlaydın sen” diye hiddetleniyor. Kaba bir çocuk epey maço. Erkekliği böyle öğrenmiş onun suçu yok. Kadınlar pısırık erkekleri sevmez tek bildiği bu. Erkek dediğin hükmedecek. Mine de bilmiyor ki, bu kabalıklar hoşuna mı gidiyor yoksa gitmiyor mu.. Artık önemi de yok.. Bu hafta terk etti çocuk Mine’yi. Üstelik o malum işin olmasının üzerinden sadece on gün geçmişti.. Mine çırılçıplak kalmış gibi hissediyor kendini. Dünyada üzerine bir daha giyecek kıyafet bulamayacak gibi duygular içinde çırpınıyor. Çırpınmıyor aslında çırpınamayacak kadar şaşkın ve çaresiz. Çok sevdiği oyuncağı elinden alınan bir bebek ağlar, zırlar, ortalığı yıkar. Ama çok sevdiği oyuncağı kırılan, yok olan bir bebek bile o şaşkınlıkla ağlayamaz, bakar kalır. Mine işte tam bu durumda.</p>
<p>&nbsp;<br />
En yakın arkadaşı Betül. Liseden beri arkadaşlar. Mine ona her şeyini anlatır ancak Betül Mine’ye göre oldukça alımlı ve bakımlı olduğundan sanki aralarında görülmemiş bir duvar var. Belki bu sadece Mine’nin iç dünyasında oluşan bir duvardır. Acaba Betül’de de böyle bir his var mı diye merak edip durmakta Mine. Tüm bu soru işaretlerine rağmen tüm derdini paylaştığı, omzunda ağladığı, beraber sevinip beraber üzüldüğü en yakın arkadaşı o. Bu akşam evden önce Betüllere mi uğrasa diye düşünüyor. Yine kendini kötü hissediyor. Dertleşip rahatlamak ona iyi gelebilir. Neyse, inince karar veririm nasılsa evlerimiz yakın deyip dışarıyı izlemeye devam ediyor.<br />
Otobüs tıklım tıklım doldu. İçeride sadece oksijen taneciklerine geçiş izni var. O da nefes alacak kadar. Şoförün arkalara doğru ilerleyin yakarışları en arkadakilerin cevapları ile amaçsız kalıyor : ‘otobüsü kısa yapmışsınız ne yapalım.’ Mine kendini şanslı hissediyor. Bu yorgunluğun üzerine bu uzun yol ayakta çekilmezdi. Çantasından taksitle aldığı çakma ıphone’u çıkardı. Birbirine dolaşan kablolar yine büyük dert. Neyse ki üstesinden çabuk geldi.</p>
<p>&nbsp;<br />
Otobüs eski model Man’lardan. Titreşimli bir cep telefonu gibi her dakika sallıyor. Mine’nin cama yaslanmış duran başı ise bu titreşimi adeta bir ninni gibi algılıyor. Otobüste uyumak uykuların en güzeli. Ne de olsa ev ile işyeri birbirine çok uzak. Keyifli bir uyku için her şey müsait. Gözleri yarı kapalı yarı açık şekilde duran Mine’nin ilgisi ayakta zar zor durmaya çalışan yaşlı bir amcaya takıldı.60-65 yaşlarında, kareli eski tarz kıravatı, kareli ve bol kesim gömleği, sağ elde pazar poşeti, sol elde ise günlük gazete olan bu yaşlı amcanın saçları yana doğru muntazam taranmış. Tarak izleri hala üzerinde. Emekli öğretmen olabilir belki de DSİ’den emekli bir memurdur. Mütevazi bir mahallede muhtar olma ihtimali de oldukça kuvvetli.</p>
<p>&nbsp;<br />
Otobüsün sıkışık trafikte her fren yapışı yaşlı amcanın sağa sola savrulmasına yetiyor. Yüzündeki mütevaziliği ve masumluğu hiç bozmadan ayakta durmaya çalışan bu adam Mine’nin dikkatini çekti. Uyumaya dünden razı olan göz kapakları bu yaşlı amcanın etkisiyle zaman zaman açılıp amcaya bakıyor. Acıyor muydu ona? Hayır, ne de olsa erkekti . Yaşlı bir teyze olsa belki verebilirdi yerini. Hem bastonu filan da yok, demek ki yürüyebiliyor, bir sorunu yok. Hem ne olmuş yaşlı ise, gençken spor yapsaydı şimdi dinç olurdu. Ama öyle deme Mine, sen de yaşlı olacaksın,insanın ne olacağı belli mi olur, belki sen de böyle olacaksın, yazıktır adamcağıza, baban da böyle olacak on sene sonra, ona böyle yapılmasını ister misin, hayır.. Diyordu içindeki diğer bir ses.</p>
<p>&nbsp;<br />
Tam kalkıp yerini verecekken yorgunluğu bir isyan halinde üzerine yürüdü. Doğrulamadı. Gözünden akan uyku ve yorgunluk, göz bebeklerinde yoğrulan acıma hissiyle birleşip otobüsün buğulu camlarında kayboluyor.</p>
<p>&nbsp;<br />
Hayatın onu pek çok konuda bıraktığı gibi yine arada kalmıştı. İdealleri ile para kazanmak arasında sıkışan Mine, kendi düşünceleri ile ailesinin ve toplumun düşünceleri arasında sıkışan Mine, otobüste yaşlı adama yer vermek ile karın tokluğuna çalıştığı işinin yorgunluğu arasında sıkışan Mine hep aynı Mineydi. Milyonlarca Mine’den biriydi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.duseyazanlar.com/kose-yazilari/ismail-surucuoglu/ikilem-3.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

