| 26 Ocak, 2010 |
Ünlü Sırp yazar Duşan Kovaçeviç’in ‘Profesyonel’ adlı oyununu sahneye koyan Işıl Kasapoğlu soruyor:
‘İktidarlar kimi sever?’
İster 70’lerin Türkiyesi’ni canlandırın gözünüzde, ister bugünden hiç uzaklaşmayın. Birbirine sığınan ama hiç güvenmeyen iki ayrı sınıftan, iki adam; bir polis ve bir yazar, bir komünist ve bir liberal… İkisi de yalnız, inançsız… “O kadar keskin bir topluma dönüştük ki hepimiz karmakarışık durumdayız” diyor, sonra da soruyor Kasapoğlu: İktidarlar kimi sever? Yanıt da ondan: Yarım olanları. İktidarlar yarımların üstlerini hemen tamamlar. Onların elinde oyuncak olmamak için yarımlıktan kurtulmak lazım.
Teodor; bir yayınevinde genel yayın yönetmenliği yapan bir yazar, bir ‘özgürlükçü’. Bugüne ait olduğunu sanıyor sanki. Öyle mi? Luca; gizli polis, 18 yıl boyunca Teodor’un peşinde, oysa polisliği kadar saklı hayatının izini sürmüş bir ‘eski zaman insanı’. Geçmişte asılı mı kalmış. Kim bilir?
Bugünün parçalanmış Yugoslavyası’ndan, Tito dönemi ve sonrasından, ne eskide, ne bugünde var olabilen ‘başka başka dünyaların mümkünatına’ inanan bu iki karakterin yolları kesiştiğinde anlıyoruz kaybolmuşluklarını. İkisi de yarım, ikisi de eksik. Gizli polis, takip ettiği yazarın geçmişiyle ikizleşirken yazar polisle geçmişine bakıyor tekrar. Oysa ne geçmişleri tam ne gelecekleri var. Başkalarının hayatlarını yaşamışlar gibi. İstenilen başarılmış, onlar kayıp bir zamanda asılı kalmış…
Sırp yazar Duşan Kovaçeviç’in sinemaya da uyarlanan oyunu “Profesyonel”i yöneten Işıl Kasapoğlu’nun, etkisi yeni yeni fark edilen bu yakın geçmişi sorgulaması boşuna değil.
Emir Kusturica’nın Yugoslavya’nın dağılışını tüm dünyaya sürreel bir hikâye gibi anlattığı “Underground” filminin de senaristi Kovaçeviç’in bir diğer oyunu “İntiharın Genel Provası” da şu sıralar Şehir Tiyatroları’nda sahneleniyor. Tüm bunlar tesadüf değil Kasapoğlu’na göre.
“Sovyetler’in dağılmasıyla Balkanlar’a da yayılan parçalanmanın etkilerini yeterince kavrayamadık” diyor, “Toplumları derin bir değişime uğratan sürecin yansımaları, bir çatışma olarak karşımıza çıktı. Ana olarak iki ayrı görüşü; eskide ısrar edenler ve değişimden yana olanları karşı karşıya getiren bu çatışmanın yarattığı dinamik sanata da, siyasete de tezahür etti. Bugün Romanya’da, Rusya’da yazılan iyi hikâyelerde de bu bölünmeyle yaşanan çatışmanın dinamiği var.”
‘Yetkin’ oyuncu Bülent Emin Yarar, oyunculukta kendinden ‘emin’ ve ondan hiç de geri kalmayan Yetkin Dikinciler’i seyrederken canlandırdıkları iki karakteri de düştükleri boşluktan çekip çıkarmak istiyorsunuz. Tanık olunan çatışma da Kasapoğlu’nun anlattıklarına denk düşüyor haliyle. “Çünkü bir kaosun ortasındayız. Müthiş bir değişim için yola çıkan aydınlar ‘acaba kandırıldık mı’ diyor, değişime direnenlerse değişimin neye karşılık geldiğini anlayamıyor. Nasıl ki 1 ve 2. dünya savaşlarının ardından bir sürü akım ortaya çıktı, bugün de bu değişim yeni akımlara ve fikirsel tartışmalara gebe.”
Türkiye bu hikâyenin hiç de dışında değil elbette, hatta belki de göbeğinde. İster 70’lerin Türkiyesi’ni canlandırın gözünüzde, ister bugünden hiç uzaklaşmayın. Birbirine sığınan ama hiç güvenmeyen iki ayrı sınıftan, iki adam; bir polis ve bir yazar, bir komünist ve bir liberal… İkisi de yalnız, inançsız… “O kadar keskin bir topluma dönüştük ki hepimiz karmakarışık durumdayız” diyor, sonra da soruyor Kasapoğlu: İktidarlar kimi sever? Yanıt da ondan: “Yarım olanları. İktidarlar yarımların üstlerini hemen tamamlar. Onların elinde oyuncak olmamak için yarımlıktan kurtulmak lazım. Kendimizi kaptırdığımız, teslim olduğumuz zaman hiçiz, biteriz.”
“Profesyonel”, bu sert ve yoğun göndermelerine, şizofrenik yapısına rağmen gülümseten bir oyun, bir kara mizah.
Metnin zenginliğinin yanı sıra, anlatıcı rolüne de bürünen Teodor’un (ne de olsa o bir yazar) iç sesi, izleyiciyi hem hikâyenin hüznüne teslim etmiyor, hem de durumun absürdlüğüne ayna tutuyor. Bu, yönetmen ve oyuncuların işini ne kadar zorlaştırmış olabilir? “Bıçak sırtı bir oyun, biz metni yazarı gibi bir kara komedi olarak ele alabilmek için bayağı yorulduk. Oyuncularla aynı dünyayı paylaşamasaydık metnin derinlerine indiğimizde, içinde bulunduğumuz halle hazin bir yere de çıkabilirdik.”
Çıkış yolunun bir kez daha hep hayata, sanata açıldığını anlatmak için, sürprizini sona saklayan oyunlardan “Profesyonel”. İşte bir ipucu; ya bu oyun olmasaydı, oyunun içindeki diğer oyun, bütün o sanatla, umutla anlatılmak, paylaşılmak istenen nasıl çıkardı ortaya? (Oyun 26, 27, 28 Ocak, 3, 4, 5, 6, 7 Şubat tarihlerinde DT Küçük Sahne’de.)
ÖZLEM ALTUNOK
HAFTANIN SANAT ETKİNLİKLERİ
KARİKATÜR CEPHESİ 12 EYLÜL’Ü SESLEYECEK
HAFTANIN SANAT TAKVİMİ
FAZIL SAY JAPONYA’DA !
HAFTANIN ETKİNLİK TABLOSUDiğer Haberler
En Çok Okunan Yazılar
Düşeyazanlar | Kültür Sanat ve Edebiyat Portalı | 2008-2010