İKTİDARLAR KİMİ SEVER ?

E-posta Yazdır PDF

Ünlü Sırp yazar Duşan Kovaçeviç’in ‘Profesyonel’ adlı oyununu sahneye koyan Işıl Kasapoğlu soruyor:

‘İktidarlar kimi sever?’

İster 70’lerin Türkiyesi’ni canlandırın gözünüzde, ister bugünden hiç uzaklaşmayın. Birbirine sığınan ama hiç güvenmeyen iki ayrı sınıftan, iki adam; bir polis ve bir yazar, bir komünist ve bir liberal… İkisi de yalnız, inançsız… “O kadar keskin bir topluma dönüştük ki hepimiz karmakarışık durumdayız” diyor, sonra da soruyor Kasapoğlu: İktidarlar kimi sever? Yanıt da ondan: Yarım olanları. İktidarlar yarımların üstlerini hemen tamamlar. Onların elinde oyuncak olmamak için yarımlıktan kurtulmak lazım.

 


Teodor; bir yayınevinde genel yayın yönetmenliği yapan bir yazar, bir özgürlükçü’. Bugüne ait olduğunu sanıyor sanki. Öyle mi? Luca; gizli polis, 18 yıl boyunca Teodorun peşinde, oysa polisliği kadar saklı hayatının izini sürmüş bir eski zaman insanı. Geçmişte asılı mı kalmış. Kim bilir?

Bugünün parçalanmış Yugoslavyasından, Tito dönemi ve sonrasından, ne eskide, ne bugünde var olabilen başka başka dünyaların mümkünatınainanan bu iki karakterin yolları kesiştiğinde anlıyoruz kaybolmuşluklarını. İkisi de yarım, ikisi de eksik. Gizli polis, takip ettiği yazarın geçmişiyle ikizleşirken yazar polisle geçmişine bakıyor tekrar. Oysa ne geçmişleri tam ne gelecekleri var. Başkalarının hayatlarını yaşamışlar gibi. İstenilen başarılmış, onlar kayıp bir zamanda asılı kalmış

Sırp yazar Duşan Kovaçeviçin sinemaya da uyarlanan oyunu Profesyoneli yöneten Işıl Kasapoğlunun, etkisi yeni yeni fark edilen bu yakın geçmişi sorgulaması boşuna değil.

Emir Kusturicanın Yugoslavyanın dağılışını tüm dünyaya sürreel bir hikâye gibi anlattığı Underground filminin de senaristi Kovaçeviçin bir diğer oyunu İntiharın Genel Provasıda şu sıralar Şehir Tiyatrolarında sahneleniyor. Tüm bunlar tesadüf değil Kasapoğluna göre.

Sovyetler’in dağılmasıyla Balkanlara da yayılan parçalanmanın etkilerini yeterince kavrayamadık diyor, Toplumları derin bir değişime uğratan sürecin yansımaları, bir çatışma olarak karşımıza çıktı. Ana olarak iki ayrı görüşü; eskide ısrar edenler ve değişimden yana olanları karşı karşıya getiren bu çatışmanın yarattığı dinamik sanata da, siyasete de tezahür etti. Bugün Romanyada, Rusyada yazılan iyi hikâyelerde de bu bölünmeyle yaşanan çatışmanın dinamiği var.

Yetkin oyuncu Bülent Emin Yarar, oyunculukta kendinden eminve ondan hiç de geri kalmayan Yetkin Dikincileri seyrederken canlandırdıkları iki karakteri de düştükleri boşluktan çekip çıkarmak istiyorsunuz. Tanık olunan çatışma da Kasapoğlunun anlattıklarına denk düşüyor haliyle. Çünkü bir kaosun ortasındayız. Müthiş bir değişim için yola çıkan aydınlar acaba kandırıldık mı diyor, değişime direnenlerse değişimin neye karşılık geldiğini anlayamıyor. Nasıl ki 1 ve 2. dünya savaşlarının ardından bir sürü akım ortaya çıktı, bugün de bu değişim yeni akımlara ve fikirsel tartışmalara gebe.

Türkiye bu hikâyenin hiç de dışında değil elbette, hatta belki de göbeğinde. İster 70lerin Türkiyesini canlandırın gözünüzde, ister bugünden hiç uzaklaşmayın. Birbirine sığınan ama hiç güvenmeyen iki ayrı sınıftan, iki adam; bir polis ve bir yazar, bir komünist ve bir liberalİkisi de yalnız, inançsızO kadar keskin bir topluma dönüştük ki hepimiz karmakarışık durumdayızdiyor, sonra da soruyor Kasapoğlu: İktidarlar kimi sever? Yanıt da ondan: “Yarım olanları. İktidarlar yarımların üstlerini hemen tamamlar. Onların elinde oyuncak olmamak için yarımlıktan kurtulmak lazım. Kendimizi kaptırdığımız, teslim olduğumuz zaman hiçiz, biteriz.

Profesyonel, bu sert ve yoğun göndermelerine, şizofrenik yapısına rağmen gülümseten bir oyun, bir kara mizah.

Metnin zenginliğinin yanı sıra, anlatıcı rolüne de bürünen Teodorun (ne de olsa o bir yazar) iç sesi, izleyiciyi hem hikâyenin hüznüne teslim etmiyor, hem de durumun absürdlüğüne ayna tutuyor. Bu, yönetmen ve oyuncuların işini ne kadar zorlaştırmış olabilir? Bıçak sırtı bir oyun, biz metni yazarı gibi bir kara komedi olarak ele alabilmek için bayağı yorulduk. Oyuncularla aynı dünyayı paylaşamasaydık metnin derinlerine indiğimizde, içinde bulunduğumuz halle hazin bir yere de çıkabilirdik.

Çıkış yolunun bir kez daha hep hayata, sanata açıldığını anlatmak için, sürprizini sona saklayan oyunlardan Profesyonel. İşte bir ipucu; ya bu oyun olmasaydı, oyunun içindeki diğer oyun, bütün o sanatla, umutla anlatılmak, paylaşılmak istenen nasıl çıkardı ortaya? (Oyun 26, 27, 28 Ocak, 3, 4, 5, 6, 7 Şubat tarihlerinde DT Küçük Sahnede.)

 

 

ÖZLEM ALTUNOK

E-Posta: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Yorum ekle

BİLİM HABERLERİ

 

YARIŞMALAR

 

ETKİNLİK HABERLERİ

 

GÜNCEL HABERLER