Kuaza
       
TÜRKİYE-LATİN AMERİKA VE KARAYİPLER BULUŞMASI
TÜRKİYE-LATİN AMERİKA VE KARAYİPLER BULUŞMASI
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
Loading ... Loading ...
488 Okunma

Ülkemizde ilk kez düzenlenecek olan Türk-Latin Amerika ve Karayipler Forumu’na bölge ülkelerinden çok sayıda devlet adamı, akademisyen, yazar, sanatçı, uzman ve diplomatik temsilci katılıyor…

TASAM(Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi) ve TUKLAD(Karayipler ve Latin Amerika Ticaret Derneği) işbirliği ve organizasyonunda Bahçeşehir Üniversitesi’nin ev sahipliğinde İstanbul’da Bahçeşehir Üniversitesi’nin Beşiktaş Yerleşkesi Fazıl Say Salonu’nda düzenlenen forumun teması “Sosyoekonomik İş Birliği ve Kültürel Etkileşim” olarak belirlendi.  

 

 

Forumun katılımcıları arasında Emekli Büyükelçi Murat Bilhan, St.Lucia Başbakanı ve Maliye Bakanı Stephonson King, St.Kitts and Nevis Federasyonu Maliye Bakanı Dr. Timothy S. Haris, Grenada Maliye Bakanı Nazım Burke, Doğu Karayipler Örgütü Genel Direktörü Dr. Len Ishmael, Aurora Adame, Reinaldo Rojas, Dr.Estaban Emilio Mosonyi, Prof. Dr. Mahzar Al-Shereidah, Prof. Dr. Hernan G. H. Taboada, Prof Dr. Adalberto Santana Hernandez, Patricia Salomone, Luis Domingo Mendiola, Dr. Celia Szusterman gibi isimlerin yanı sıra, TASAM Başkanı Süleyman Şensoy ve TUKLAD Başkanı Aykut Eken’de iştirak ettiler.

 

FORUMDAN NOTLAR:

 

 

Foruma soru-cevap kısmındaki ilginç diyaloglar damgasını vurdu. Özellikle İstanbul Üniversiteli öğrencilerin geniş katılım göstermesi dikkat çekiciydi.

 

Elcano Real Enstitüsü(Madrid-İspanya) üyelerinden Prof. Dr. Carlos Malamud’a Amerika kıtasını sömürgeleştiren İspanya ile ilgili olarak çok özel sorular soruldu.

 

Küresel Güvenlik ve Jeopolitik Başlıklı ikinci oturumda Malamud’a Düşeyazanlar ekibi adına sorduğumuz sorulardan bir tanesi:

 

Sn. Malamud, konuşmasında Hugo Chavez’in ABD’nin küresel bağlamda gerek siyasi gerek ekonomik olsun kıta ve dünya üzerinde hegemonya kurmak istediğini, söylemesini eleştirdi. Ancak bu noktada az önce ifade ettiklerinizin tersine tarih Hugo Chavez’i doğrulamakta. Nitekim emperyalizm tarih boyunca adını birçok kez değiştirdi ama sömürme amacı değişmedi.

 

İspanya, Amerika kıtasının bir bölümünü işgal ettiğinde, yahut İngilizler koloniler kurduğunda, Amerika kıtasına, bugün diğer işgal altında olan ülkelere yapıldığı gibi, medeniyet ya da özgürlük mü getirmek istemişlerdi yoksa Hugo Chavez’in de dediği gibi bir kaynak mı oluşturmak istemişlerdi, bugün ABD’nin diğer sömürge kaynaklarını kullanmak istemesi gibi… 

 

Örneğin Osmanlı’da bir imparatorluktu fakat kölelik yoktu. İnsanları köle yapan, derilerini yüzen bu sömürge imparatorlukları hangi insanlık amacını, özgürlüğünü güdüyorlardı? İspanya ve İngiltere ve diğer tüm sömürgecilerin(ABD) öldürdüğü insanların haklarını kim savunacak? Ve son olarak İspanya’da kölelik ne zaman kaldırıldı?

 

 


            Malamud’un verdiği cevap ise beklendiği üzere tatminkar değildi. İspanya’da köleliğin ne zaman kaldırıldığı sorusunu yanıtlamadığı gibi, tarihi geçmişin hesabının sorulamayacağını, siyah-beyaz ayırımının yapılmaması gerektiğini söyledi. Halbuki geçmiş için siyah-beyaz ayırımı yapılabilmeliydi ki suçlular öncelikle özür dilesin(!) sonrasında da uluslar arası ortamda yargılansın.          

 

Malamud, her ülkenin kendi geleceğini kendi belirleyeceğini ifade etti. Ve yine güçsüz ülkelerin, doğa kanunlarını ülkeler arası kanuna tabi tutan bir sosyal darwinizmle, sömürge ve açık pazar olmalarını doğal karşıladı.                   

 

Kültürel İşbirliğinin Geliştirilmesi, Karşılıklı Etkileşim ve Turizm başlıklı bir diğer oturumda Arjantin’in eski S.Arabistan Büyükelçisi Luis Domingo Mendiola’ya sorduğumuz soru:

 

…Biz tarihi az çok biliriz sayın büyükelçi…

 

Sn. Mendiola’nın konuşmasında değindiği bir noktaya açıklık getirmek istiyorum. Bir örnekle açıklayım. Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuzey Afrika’da toprakları vardı. Yüzlerce yıl orada bulundu. Ama bugün, Kuzey Afrika’da, Mısır, Cezayir, Libya, Tunus, Fas; tüm ülkelere bakalım. Hiçbiri Osmanlıca yani Türkçe konuşmuyorlar. Ama tarihte İspanya’nın hakimiyet sahasına girmiş ülkeler bugün İspanyolca konuşuyor. Biz tarihi az çok biliriz sayın büyükelçi.  

 

Osmanlı İmparatorluğu dünyadaki üçüncü romadır. İstanbul’u alan Fatih Sultan Mehmed, kendini Roma Kayzeri, İmparatoru sayar. Osmanlı’nın önemli bir tarihi geçmişi vardır. Yani başlı başına bir medeniyettir. Osmanlı’da Helenlikten Latinlikten ve Orta Asya’dan gelen zengin bir kültür birikimi vardır. Ama benim anlayamadığım nokta, Kuzey Afrika’daki insanlar bu, zengin, üstün medeniyet karşısında neden dillerini korudular? Yani Osmanlı Medeniyeti, İspanyol Medeniyetinden daha mı önemsiz, küçük ve etkisizidir?

 

…batı kendi dilini, dinini, kültürünü tüm dünyaya evrensel bir medeniyet olarak sunmuştur…

 

 Ya da bu Osmanlı’nın başarısızlığından mıdır? Yoksa İspanya, bir sömürge imparatorluğu olarak dilini, dinini yaymış mıdır? Açıkçası benim gözümde batı kendi dilini, dinini, kültürünü tüm dünyaya evrensel bir medeniyet olarak sunmuştur ve hâlâ sunmaktadır. Ve kendisi dışında tüm dil, din ve kültürleri önemsiz bulmakta, yok saymaktadır. Örneğin 1900’lere kadar Avrupa’da basılan tüm dünya haritalarında Avrupa Kıtası, haritanın tam ortasında yer alır. Yani Avrupalılarda ben merkezci bir tutum olduğu aşikardır.

 

Sayın Büyükelçi. Afrika’da bir hikaye anlatılır, bizim ülkemizde çok iyi bilinir. Bilmediğinizi var sayarak kısaca anlatmak istiyorum. Orada yerliler şöyle derler, Avrupalılar geldiler, bizim topraklarımıza ayak bastılar. Ellerinde dini kitaplar, İnciller vardı. Gözlerini kapatın ve diz çökün dediler. Diz çöktük ve gözlerimizi kapadık. Gözlerimizi açtığımızda onların İncilleri bizim elimizdeydi, bizim topraklarımız onların ellerinde. Sonuç olarak tespitlerim, bilmem, yanlış mıdır? Bu İspanyolca konusuna açıklık getirebilirse sevinirim. Siyah-beyaz ayırımı yapmadan. Ve son sorum, kendisini hangi ülkenin vatandaşı hissediyor?  

 

Mendiola’nın verdiği cevaplarda beklendiği üzere tatminkar değildi… Kendisini Uruguay’a da yakın hissedebileceğini, dedelerinin İspanya’dan geldiğini, ve bunu kendi ortak tarihi geçmişi olarak gördüğünü kaydetti. Misyonerliğin tarihte görüldüğünü, bunun(sömürgeciliğin) kendisi de üzdüğünü ifade ederken, sorunun geniş bir perspektifle, tarihi bir süreçle ele alınmasına sevindiğini, ancak bugün için bir şey ifade etmediğini, söyledi. Bu tip bir soru bekliyordum, diyen büyükelçi, soruya karşı hazırlıklı olmalıydı ki, sorunun direkt konu aldığı hiçbir noktaya açıklık getirmedi.

 

Mendiola’nın hemen ardından söz alan Emekli Büyükelçi Sencar Özsoy’da, Kuzey Afrika’daki Türkçe konusunu aydınlatmaya çalışırken, aslında Osmanlı padişahının bir halife olduğu gerçeğini ifade etmedi. Bunun yanı sıra bunun Osmanlı’nın hoşgörüsüne dayanmadığını ifade etmeye çalıştı. Kendisiyle oturum sonrası yaptığımız görüşmede, son cümleleri baskın bir şekilde söylemediği için eleştirdiğimiz büyükelçiyle, tartışmayla ilgili olarak öz düşüncelerini sorduk. Kendisinin bize katılmakla birlikte, geçmişteki olaylarla ilgili olarak direkt bir suçlamanın, konukları rahatsız edeceğini, aktardı.

 

Biz, misafirperverliğimizi en güzel şekilde sergilediğimiz gibi, sorulan soruların; gerçekçi ve insani(!) boyutlarını ele aldık. Burada ideolojik kaygılardan ziyade, insani problemler, hümanizm gibi temel kavramlar çerçevesinde yönelttiğimiz sorular, suçluların pişmanlık duymalarını sağlamaktı. Ancak pişmanlık, insanın vicdanına karşı duyduğu sorumluluğu yerine getirememesidir. Aslında bu vicdanın sesine kulak vermeyenlerden özür beklememiz yanlıştı. 

 

Ve bu toplantıdan böyle bir sonucun çıkması da acı vericiydi…    

  

 

AÇILIŞ KONUŞMALARINDAN NOTLAR:

 

Süleyman Şensoy:

 

  • İki bloktan birini seçme zorunluluğu, bütün olaylara siyah-beyaz bakmamıza yol açtı. Komplo teorilerinden ziyade, aslolan, çok boyutluluktur. Önemli olan budur.
  • Ulaşımın ve iletişimin gelişmesiyle Karayipler ve Latin Amerika artık eskisi gibi uzak değil.
  • Siyasi, sosyal ve kültürel ilişkileri güçlendirmek zorundayız. Yalnızca ekonomik, ticari bir işbirliği yeterli değil. Tarihsel bir geçmişimizin olduğu pek bilinmiyor.
  • Bu forumu siyasi bir olay, önemli bir seremoni kabul ediyoruz. Çok önemli, çok seviyeli bir başlangıç kabul ediyoruz.

 

St.Lucia Başbakanı ve Maliye Bakanı Stephonson King, dünyanın küresel bir köy olduğunu kaydetti. Ayrıca, bu konferansla ülkenizi tanıma fırsatı bulduk. Türkiye ile ilişkilerimizi geliştirmek istiyoruz. Küçük bir ülke olmamız, potansiyelimiz olmadığı anlamına gelmez, demeçleriyle siyasi mesaj verdi.

 

TUKLAD Başkanı Aykut Eken’de Karayipler ve Latin Amerika’nın; Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi’ne seçilmesinde önemli destekleri olduğunu ve bundan memnuniyet duyduklarını ifade etti

 

Konferans kapanış bildirgesiyle 9 Ekim’de son buldu.(Fazıl Say Salonunda Yapılan Forum 8-9 Ekim 2009)

 

Oturumlarda yer alan konular:

 

  • Türkiye-Latin Amerika ve Karayipler İlişkileri: Tarihsel Gelişim ve Geleceğe Yönelik Beklentiler
  • Küresel Güvenlik ve Jeopolitik
  • Türkiye-Lak Ülkeleri arasında Sosyoekonomik ve Siyasi İlişkiler
  • Kültürel İş Birliğinin Geliştirilmesi, Karşılıklı Etkileşim ve Turizm
  • Türkiye-Lak Ülkelerinde Küresel Mali Kriz: Benzerlik ve Farklılıklar

 

 

DÜŞEYAZANLAR

FİKRET BAYKALI

8-9 EKİM 2009/İSTANBUL



EN SON YAZILAR