Kuaza
       
ARA
giris
Osmanlı Seks Metinleri ve İnternet Sansürü
Osmanlı Seks Metinleri ve İnternet Sansürü

İnternet sansürünün, ve çeşitli yasakların gündemde olduğu şu günlerde Osmanlı arşiv metinlerini tarayarak oluşturduğum çalışmamı sizlere sunuyorum.

Giriş

“Cinsellik bizim toplumumuzda hep tabu olmuştur” diye bir söz vardır.Acaba bu gerçekten böyle mi idi? Bugün töre denilen, ayıp denilen şeyler tarih boyu hep öyle miydi? Devlet tarafından aşağıda size aktaracağımız cinsel konularda mecmua yayınlamanın ve hatta son internet sansürüyle porno sitelere bile girmenin yasak olduğu günümüzde böyle kitapları yayınlamanın mümkünatı yoktur.

Sizler için arşivlere girdik ve Osmanlı’daki cinsellik içeren metinleri taradık.İlginizi çekeceğini düşündüğümüz bazı bölümleri aşağıda sizlere aktarıyoruz.

İlk olarak Elhac Mustafa Râkım’ın “ Mürşid-i Müteheehhilin” yani “Evlileri İrşad Kitabı” adlı eserinden örnekler vereceğiz.1872 yılında Mercan yokuşundaki Pastırmacı Han’da basılan kitabın yazılış zamanı hakkında bir bilgiye erişemedik.

Bölüm 1

CİMANIN ŞEKLİ: Erkek,hatunun üstüne çıka ve uyluklarını kaldıra.Tamam oynayıp memelerini sıka,sonra fercini sıkıp zekerini ovalayıp vaktaki kemal-i neşat ve ikbâl geldikte ( zevkin olgunluğuna ulaştıkça)zekerini ferci içine soka.Sonra meni döke.

Amma avrat üste çıksa meni güç dökülür,zevki az olur ve zeker içinde meni kalır ve mesaneyi bozar.

MALUM İŞİ NE ZAMAN YAPMALI?

– Gerek zor ile gerek rızâ ile hamamda ilişkide bulunanın veledi ahmak olur.

– Ayın evveli ve ortası ve sonunda cima edenin veledi mecnun(deli) olur.

– Cumartesi gecesi cimâ edenin veledi şarapçı (alkolik) olur.

– Pazar ve Çarşamba gecesi cimâ edenin veledi hayasız(utanmaz) olur.

– Öğle vakti cimâ edenin veledi şaşı olur.

– Kurban Bayramı gecesi cimâ edenin veledi altı parmaklı, ayakta cimâ edenin veledi ise altına çiş kaçıran veled olur.

– Hıyn-i cimâda (ilişki sırasında) fecrine ( organına bakanın) veledi orta malı olur.

– Sefere gideceği gece cimâ edenin veledi asi olur.

– Ayın evvelinde ve sabaha karşı cimâ edilirse veled cömert olur.

– Salı gecesi cimâ edilirse veled şefkatli olur.

– Perşembe günü öğleden evvel cimâ edilirse veled alim olur.

– Cuma namazından evvel cimâ edilirse veled cennetlik yahud şehid olur.Bu cümle bütün hadis ile sabittir.

 

CÜCE MAHMUD BAHNÂMESİ

Şimdi de 18.asrın ortalarında yazılmış olan Cüce Mahmud isimli Bahnâme’ye bir göz atalım.

1.Kısım: İstilka (Yatar Durumda Cinsel İlişki)

Posizyon 1 : Mahbube (kadın) arkası üzre yatıp bacaklarını göğsüne doğru kaldıra ve erkek dahi uyluğu arasına girip parmakları üzerine dura.Mahbubenin karnı üstüne düşüp ağırlık vermiye.Hemen sarılıp öpe ve kemâl gösterip dilini tutup ve dudaklarını ısırıp burun nağmeleri ve boğaz sadalarıyla zekerini (penisini) fercine( vajina) idhâl eyleye.(soka)

Pozisyon 2 : Yine mahbube arkası üzre yatıp bacaklarını kaldıra.Ve erkek dahi üzerine uzanıp zekerini(penisini) kasığa dayıya. Bu hıynde ( bu sırada) şehvet hasıl olup zekeri kuvvet ve salâbet buldukta (sertleştiğinde) hemen var kuvveti bazuya vererek zor ve şiddet ile öyle hamle eyleye ki mahbube(kadın) dahi sadmesini tahammül edemeyip kah aşık-ı biçâre-i dilhune (gönlü kanlı çaresiz aşık) gibi eğile ve kâh hevay-i aşk-ı deruni (derin bir aşk havası) ile ateş alan biçare gibi ah edip ızdırap ederek zevkten oynayıp yana.

…..

Pozisyon 8 : Mahbube ayaklarını uzatıp otura.Erkek bacağının arasına girip zekerini dahi fercine idhal eyleye.Ve mahbube nazikane şiveler edip soluyarak yata ve ikisi de inzal olalar.(boşalalar)Bunun ismine “niyk-i Acem” derler.

2.Kısım:Kuudat (oturur durumda cinsel ilişki pozisyonları)

….

3.Kısım: Iztıca (yan yata durumda ilişki pozisyonları)

4.Kısım: İntibâ (yüzüstü yatar durumda yapılan cinsel ilişki)

Pozisyon 1: Mahbube yüzü koyun yata,ayaklarını uzata ve erkek mahbubenin uyluğuna otura ve şehveti tam oldukta hemen yerleştire.Bunun adına “rahatü’s-südur” derler.

Pozisyon 2 : Mahbube yüzünü yere koya.Erkek zekerini yerleştirip çalkalayarak lezzetyab olalar ki bunun adına “fellat” derler.

…..

Pozisyon 7 : Mahbube yüzünü yastığa koyup dizi üstüne gele.Yani domala.Erkek dahi ardından dübürü önüne çekip zekerini idhal ile mahbube dahi başını yastıktan kaldırıp şehvetinin harikinden (ateşinden) safa edeler.Bunun ismine “ferahu’l afiye” derler.

Pozisyon 9 : Mahbubeyi pehlusundan (belinden) kucaklayıp ve ikisi dahi çalkalayarak( kalçalarını çalkalayarak) inzâl ola. (boşala)

Bunların haricinde adı geçen eserde ayakta ve eğilir durumda pozisyonları bölümler de yer almaktadır.

Yine aynı eserden ilginizi çekeceğini düşündüğümüz bir başka bölüm:

 

BUS OLUNACAK YERLER ( öpülecek yerler)

Mâlum ola ki mahbubenin bus olunacak yerleri yanakları,dudakları,gözleri ve alnı ve gerdanı ve sinesi ve gözbebeği etrafı olup billur gibi olursa lezizdir.Bu mevzilerde boğaz sadâları ederek doya doya öpüp okşayalar.

 

ŞEHVETİN BELİRTİLERİ

….

İmdi, anlayış sahibi kişiler derler ki, avradın ağzı büyük olursa ferci ( vajina) geniş olur.

Alt dudağı kalın olursa fercinin iki dudağı da kalın olur.

Alt dudağı ince olursa ferci kuru olur.

Burnunun ortası yumru olursa cimâya rağbeti az olur.

Yüzü büyük ve yoğun olursa poposu küçük ve ferci dar olur.

Baldırları etli olursa şehvetli ve cimâya karşı koyamaz olur.

….

KAÇ ÇEŞİT FERC VE ZEKER VARDIR ?

Bil ki avradların ferci üç türlüdür:Birisi gayet büyüktür,birisi gayet küçüktür ve birisi de ne büyüktür ne küçüktür.

Bil ki erlerin zekeri üç türlüdür:Birisi gayet uzundur ve on iki parmaktır.Birisi sekiz parmaktır ve birisi de altı parmaktır.

Büyük zeker(penis) ile küçük ferce cimâ etmek münasip değildir,zevk olunmaz.

 

ZENANNÂME –Kadınlar Kitabı-

İstanbul Üniversitesi kitaplığında bulunan bu eserin yazarı da dünya milletlerinden kadınları cinsellik ve çekiciliklerine göre yorumlamış.İşte birkaç örnek:

ACEM KADINLARI: Nedir o eşsiz cazibe,nedir o yanakların üzerindeki gözler? Serhoşu andıran o gözleri badem şeklindedir.Çatık kaşları vücutlarının kıvrımıdır.Hoş edalı hoş hareketli hoş seslidirler.Eteklerini kısa yapmak hepsinde eski bir adettir.

YEMEN KADINLARI: Hepsi hasta,bedenleri yıkılmış,tenleri nazende değil.Karınları su dolu sanırsın, çekici değüldürler.

ŞAM KADINLARI: Aşifteleri gayesizdir.Kötü mayaları çoktur.Evlatlarının kimi çarpık kimi şaşıdır.Şam kadınlarının hepsi kefen gibi bir şey örtünür.Ayaklarında gümüş bir halka vardır.Ama acayip bir kanunları var,fukarası bile dört kadın alıyor!

YAHUDİ KADINLARI:Bütün kadınları kendisini bize vermiş,avradı ve oğlanı bol.Ama kadını çirkin suratlı,temiz olmayan teni beyaz fakat kar helvasına benziyor,tatsız.

RUM KADINLARI :Nedir o dilinin ortasındaki incelik?Nedir o naz,o gönül çeken dil,o temayül?O konuşma ona mahsus,o ses ona mahkum.Naz ve edası cana can katar.Doğrusu sevgiliye böylesi lazım.Ama takdire ne kadar layıklarsa bir o kadar da huysuzdurlar.

ERMENİ KADINLARI: Hepsi kötü tavırlı,sadece edalı yürüyüşleri kalmış.Teni çirkin sohbeti tatsız.Fakat hepsi çirkin değil,içlerinde güzelleri de var.

BOŞNAK KADINLARI: Kadınlarının huyu vahşidir.Küçük bir hataya bile tırnak vermezler.Hiddet bunların belirgin özelliğidir ama içlerinden çoğu afettir.

RUS KADINLARI : Bu milletin kadınlarının hepsi çirkin olur.Sarı yüzlü,mavi gözlü uğursuzlar!Kiminin vücudu beyaz kar gibi,dili de soğuk yılan.Hepsi bir-iki bin kocaya sahip fahişeler..

 

SAKALLI SEVGİLİYE BEYİT !

Osmanlı’da doğal karşılanan şeylerden bazıları da ( yaygın demek daha doğru olur) eşcinsel ilişkilerdir.Bakınız bir şairimiz sakalları yeni yeni çıkmaya başlayan sevgilisine ne yazmış:

“Gelince hatt-ı muânber o meh cemalimize / Yazıldı mebhâs-ı sevda kitâb-ı halimize.”

(o ay yüzlü sevgilinin sakalları çıkmaya başlayınca, sevda kitabına onla ikimizin adı yazılmaya başlandı)

 

ARŞİVLERDE KAYITLI İLK FAHİŞELER KİMLERDİ !

Fahişeliğin Osmanlı’daki “resmi” tarihi oldukça eskiye dayanır :” 1565”.. Bu tarihten önce de muhtemel ki bu meslek yine vardı ancak arşivlerde ilk kez 1565 yılında rastlıyoruz.

Arşivlere göre İstanbul’un bilinen ilk fahişeleri Arap Fatı,Giritli Nârin,Atlıases Kamer,Kitreli Nefise ve Balatlı Ayni’dir. 1565 yılında mahalle halkının ihbarıyla Arap Fatı’nın evi basılır ama her ne hikmetse Arap Fatı baskından hemen önce baskını haber almış ve kaçmış.Mevzu saraya akseder ve Kanuni bir ferman ile bütün toplanılacak hayat kadınlarının sürgün edilmelerini emreder.

Aynı günlerde baskın yapılan bir diğer genelevde sefere gitmiş olan bir yeniçerinin karısı iş üstündeyken yakalanır.Evden çıkarılırken “kadınız da, imamınız da, şeriatınız da yerin dibine batsın” diye bağırır. Linç edilmekten imamın müdahalesi ile kurtulur.Ve kocası seferden dönünceye kadar Yedikule zindanlarına kapatılır.Sonrasını bilmiyoruz.

 

YASAK GELİR AMA ÇARE ETMEZ !

Tüm yasaklara rağmen fahişeler türlü yollar buluyorlardı.Bunlardan biri de bekar çamaşırhanelerin gizli genelev olarak kullanılması idi.Çamaşırını kapan bekarlar buralara gelir ve kirlenip gider imiş.

Bu işi yapmanın bir başka gizli yolu da kaymakçı dükkanlarıdır.Kaymak almaya gelen erkek ve kadınların içerde başka şeyler yaptıkları da pek çok kez kanıtlanmış.

Esir pazarlarında ise köle cariyeleri deneme amaçlı altına alan erkekler daha sonra uygun bulmadım deyip almazmış, bu hem dine hem de kanuna uygunmuş!

 

OSMANLI DEVLETİ’NDEKİ İLK VE TEK RECM CEZASI !

1680 yılında Sultanahmet Meydanı o güne kadar görmediği bir kalabalığa sahne oluyordu.Herkes, Aksaraylı Abdullah Efendi’nin karısı olan ve genç,yakışıklı bir Yahudi erkekle basılan kadının Rumeli Kazaskeri tarafından verilen recm (Osmanlı tarihinde ilk ve tek) cezasının uygulamasını seyretmek için toplanmışlardı.Hatta dönemin padişahı Avcı Mehmet bile bu ilginç olayı yerinde seyretti.

İstanbul’da zinadan kaynaklanan ikinci idam bu olaydan 50 yıl sonra genç bir ermeni erkekle basılınca boğdurulup denize atılmak suretiyle bir Müslüman kadınına uygulanmış.

 

İSTANBUL’UN İLK JİGOLOLARI

İstanbul’un ilk jigolosu fahişelikten de eski bir tarihte, Yavuz Selim zamanında karşımıza çıkıyor. Dönemin kahraman askerlerinden biri olan Bali Bey’in karısı eşi görevde iken türlü haltlar yiyerek genç erkeklere süslü kıyafetler alarak ve para yedirerek onlarla beraber oluyor.Bu jigololardan biri yakalanmış ve diğer jigolo arkadaşlarıyla birlikte mahkemeye çıkmış.Kadı tam kararını açıklayacağı sırada mahkemedekilerden biri kılıcını çekmiş ve orada bulunan 6 jigoloyu doğramış.Bu cinayetleri işleyen kişi toplumun namusunu kurtardığı için milli kahraman gibi itibar görmüş. Kadın bu olaylardan sonra da rahat durmaz.Daha pek çok sıkandalı kayıtlarda bulmak mümkün.Kocası da bunlardan bihaber seferlerde kılıç sallamaktadır.

Görüldüğü gibi şeklen pek çok şeyin yasak olmasına karşın Osmanlı’da da her halt yenmiş, ve hatta şimdiden belki de daha fazla şekilde yenmiştir.Buraya almamıza imkan olmayan, lezbiyenler, grup seks vs. ise işin cabası..

Bu araştırmayı yapmamızın asıl nedenine gelelim..İleri demokrasiye koştuğu söylenen ülkemizde internetten porno izlemenin bile yasak olduğu,Beyoğlu’nda kafelerde sevgililerin oturması için yapılan çiftli koltukların belediye kararıyla kaldırıldığı, otobüste öpüşen gençlerin yaka paça dışarı atıldığı şu çağda, bu eski metinleri göstererek ve bu metinlerin o zamanlar kitap olarak basıldığını da söyleyerek özgürlükler açısından geldiğimiz yeri sizlere göstermek istedik.

 

Kaynaklar

Fâzıl-ı Enderuni -Hübabnâme- İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi. T.Y 5502

Konur Ertop –Türk Edebiyatı’nda Seks- İstanbul 1977

Hacı Mustafa Râkım – Mürşid-i Müteehhilin- İstanbul 1299 –hicri-

Kâtipzade Mehmet Refi –Bahnâme- İstanbul Üniversitesi Küt. T.Y 2706

Çağatay Uluçay – Harem- Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1985

Murat Bardakçı – Osmanlı’da Seks – İnkılap Yayınları, İstanbul 2005

 

İSMAİL SÜRÜCÜOĞLU

Yorum Yapin “Osmanlı Seks Metinleri ve İnternet Sansürü”

  1. EROL KARA diyor ki:

    Başarılı bir çalışma…

  2. sebih oruç diyor ki:

    bunun içn ugraşmış olabilirsiniz ama turk tarihinin en büyük devleti olan ve avrupayı dize getiren şanlı ecdadımızı bu şekilde kötü yönleriyle tanıtılması hiç hoş degl illa örnek vercekseniz farklı bişey örnek verilse daha iyi olurdu

  3. özgün diyor ki:

    sen bir aptalsın dostum.adam ecdadını övdü.senin beyninden çok olmasaydı bu hale düşmezdi türkiye

  4. okinono diyor ki:

    Murat Bardakçı yıllar önce Hürriyet Gazetesinde hakarete varan bir üslupla yaptığı tenkitleri, kendince bir gazete röportajındaki isim hatasını bahane ederek ısıtıp ısıtıp okuyucunun önüne koyuyor. Okuyucularımızın ısrarı üzerine, ona cevap olsun diye değil, merak edenlerin okuması için o gün verdiğimiz cevapları aynen tekrar ediyoruz.

    1 Ekim 1995 tarihli Hürriyet Gazetesi’nin 20. sayfasında Sayın Murat Bardakçı’nın, Osmanlı’da Harem adlı eserimizle ilgili bir sayfalık tenkit yazısı çıktı. Bu yazı, bize göre çok güzel noktalara değinmek ile beraber, bazı hususlarda yine çarpıtmalarla doludur. Önemli olanlarından biri iki misal verelim:

    1) Osmanlı Sarayında Harem denilen Padişahın evinde herhalde Padişah kızlarının ve hanımlarının yemek yapmasını ve çamaşır yıkamasını bekleyemezsiniz. Elbette ki bunlar bu işleri yapamayacağına göre, bunları yürüten hizmetliler olacaktır. Bu hizmetliler de günümüzde olduğu gibi, kadın erkek karışık değil, sadece kadınlardan olacaktır. Hür kadınlar bu işi görmeyeceklerine göre, o zaman köle olan kadınlar yani câriyeler bu işleri göreceklerdir. İşte Osmanlı Hareminde sayıları 50’yi, 70’i ve bazen da 400-500’ü bulan câriyeler, bu manada kadın hizmetlilerdir. Bu gün evinize gelen hizmetli bir kadınla veya temizlikçi bir hanımla ev sâhibinin cinsî münâsebet kurması ne kadar çirkin ise, Padişahların da bu manada cariyelerle cinsî münâsebet kurmaları o kadar çirkindir. Elimizde Haremdeki çamaşırhânede ne kadar, mutfakta ne kadar ve sairede ne kadar câriye çalıştığı listeleri ile mevcuttur. Şu anda Çankaya Köşkünde ne kadar kadın görevli bulunduğu malumdur; ama Sayın Cumhurbaşkanının bunlar ile aile hayatı yaşadığını kimsenin ileri dahi süremeyeceği de çok iyi bilinmektedir.

    Haremde bulunan cariyelerin tamamının hizmetçi olduğunu, ibadetle meşgul olduklarını ve hiç bir şekilde Padişahın bunlarla cinsî hayat yaşamadığını Kitabın hiç bir yerinde zikretmedik. Bilakis, bu zamana kadar bir iftira mahiyetinde yazılan ve ileri sürülen, Padişahların yüzlerce kadınla ve Haremdeki bütün cariyelerle karı-koca hayatı yaşadığı iddiasının doğru olmadığını ifade ettik.

    Böyle bir kitabın, bütün gayesi İslâmı ve Osmanlı Devletini kötülemek olan bazı kalemleri memnun etmesini beklemek ise, elbette ki safdillik olacaktır. Belgeler konuştukça, bir kısım tabular da yıkılacaktır.”.

    Câriyelerin ikinci çeşidi ise, mâliklerinin ve sâhiplerinin hem intifâ‘ ve hem de istifrâş hakkına sahip olduğu cariyelerdir. Bunlar, bir nevi nikâhlı eş durumundadırlar. Cinsî hayat yaşadığı eşinden başkasına haramdırlar. Erkekler bunlara da kendi karısı gibi mu‘âmele etmek zorundadırlar. Bunlardan çocuk sâhibi olunca, ümm-i veled adını alırlar ve artık başkasına satılamazlar. Hür adamın çocuğunu doğurduklarından hürriyetlerine kavuşurlar ve beylerinin vefâtından sonra hürriyetlerini elde ederler. Hür kadınlardan farkları, nikâh akdi yapılmadığı sürece, dörtten fazla kadınla evlenme sınırının olmayışıdır. Bu câriyelerle, nikâh yaparak tamamen eş durumuna getirmek de mümkündür. Ancak başta Hanefi mezhebi olmak üzere, Kur’an’ın konuyla ilgili âyetine dayanan çoğu hukukçular, hür kadın varken, bu çeşit cariyelerle nikâh yapmayı tavsiye etmemişlerdir.

    Osmanlı Hareminde bulunan câriyelerin çok azı bu çeşit câriyelerdir. Daha da önemlisi, Osmanlı Padişahları, Fâtih Sultân Mehmed’e kadar hür kadınlarla evlilik yapmışlardır. Fâtih’den sonra gelen Padişahlar, iki üç evlilik müstesnâ, hür kadınlarla değil, ikinci gruba giren câriyelerle evlenmişler ve bazen da nikâh yapmışlardır.

    Mesele, hakkında 472 sayfalık kitap yazılmasına ve bu konu yanlış değerlendirildiği için Kitabın içinde iki defa tekrar edilmesine karşılık anlaşılamayınca, elbette ki konuyu soran Cumhurbaşkanına edeb dairesinde ve meseleyi anlatmak için böyle bir misal verilmesinde gayr-ı ilmîlik veya Cumhurbaşkanlığı makamına saygısızlık göremiyoruz. Asıl değerlendirmeyi, şuurlu okuyuculara bırakıyoruz.

    2) Osmanlı Padişahları ve haremde yaşayan kadınlar da insandır. Bunlar da hem sevecek ve hem de sevdiklerini kıskanacaklardır. Dolayısıyla insanlık gereği aralarında geçen bazı sürtüşmeleri veya aralarında alınıp verilen ve Osmanlı Devleti yıkılıncaya kadar aileye has kalan özel arşivlerdeki muhabbet mektuplarını, hep menfi manada değerlendirmek veya bunlar arasından suiistimal edilebilir birini seçip hepsine teşmil etmek doğru değildir.”

    3) Yine bu sebepledir ki, Topkapı Sarayı resim galerisinde mevcut olan Hurrem Sultân’ın muhtelif tablolarıyla kızı Mihrimah Sultân ve Gülnüş Sultân’a ait resimlerin otantik (güvenilir) olup olmadıkları üzerinde haklı olarak durup düşünmemiz icabetmez mi?” .

    Cumhuriyet döneminde haremle ilgili olarak kaleme alınan kitaplarda yer alan veya kitap kapaklarını teşkil eden gayr-i meşru resimlerin tamamı, batılı ressâmların hayal ürünleridir. Mesela Meral Altındal’a ait Osmanlı’da Harem adlı kitabın kapağındaki çıplak resim, Karl Briullov’a ait olduğu gibi, aynı yazarın Osmanlı’da Kadın adlı kitabının kapağındaki çıplak resim de Camille Rogier’e aittir.

    Sayın Bardakçı, Kitabımızın ikinci baskısında kendisinden istememize rağmen, tenkit yazısında kullandığı çıplak cariye resminin kaynağını henüz açıklamadı. Ancak biz açıklamak istiyoruz ve diyoruz ki, bu da tamamen Avrupalı bir ressâmın hayal ürünü olan bir resimdir. Bu resim, Jean-Auguste Dominique Ingres, La Grande Odalissque, sh. 180’den alındığını, Sayın Alev Lytle Croutier kayd etmektedir. Yani tamamen Avrupalı bir ressâmın hayal ürünüdür.

    Netice itibariyle İslâm Hukukundaki şer‘î hükümler nazara alınarak ve bu zamana kadar yapılan çalışmalar elden geldiğince değerlendirilerek kaleme alınan “Osmanlı’da Harem” adlı eserimiz daha da tartışılmaya devam edecektir. Ancak tenkitlerini bize yöneltenlerin, insaflı olmalarını, eseri iyice inceledikten sonra tenkitlerini yapmalarını istirham ve imlâ hataları konusundaki eksikliklerin yeni baskıda giderileceğini ifade ediyoruz. Ayrıca kitabın muhtelif yerlerinde açıkladığımız gibi, Osmanlı Padişahlarının masum olmadıklarını ve bir kısmının meşru dairede bazı suiistimalleri yapmış olabileceğini ve ancak bir iki insanın suiistimalinin bütün bir nesle teşmil edilemeyeceğini ve hele hele tamamen dindar olan bu insanların cinsî sapık aslâ ilan edilemeyeceğini ve bu zamana kadar cariyelik ve haremle ilgili yazılanların çoğunluğunun çarpıtma ve tahrîfatlarla dolu olduğunu ifade etmek istiyoruz.

    İslam toplumlarında ve dolayısıyla Osmanlı cemiyetinde, fertler, cinsî münâsebet konusunda, edebe ve meşruiyete aykırı olmayacak şekilde elbette ki bilgilendirilmiştir. Sayın Murat Bardakçı’nın zikrettiği ve bir kısmına bizim de atıf yaptığımız kitaplar, cimâ‘ın âdâbı başlığı altında âdâb-ı muâşeret veya tahsîsen bu konuya ait telif edilen kitaplarda belirtilen hususları ihtiva etmektedir. Elbette ki hem Kur’an’da, hem sünnette ve hem de bunlardan ilhâm alan İslâm âlimlerinin eserlerinde cimâ‘ yani cinsî münâse-betle ilgili bilgiler olacaktır. Cinsî hayatın makul ölçüler içerisinde ve meşru dairede yürümesinin şartı da budur. Eğer İbrahim Hakkı’nın Ma‘rifetnâme’sine ve Kabusnâme’nin ilgili bahislerine Sayın Bardakçı atf-ı nazar edebilirse, meşru dairede ve ancak her şeyi açıklayacak şekilde yani onun tabiriyle sansürsüz bir tarzda cinsî bilgilerin verildiğini görecektir. Bu, tamamen sıhhî ve ilmî olan bilgilerle bugünün seks dergilerini ve cinselliği suiistimalini kıyaslamak mümkün değildir. Sayın Murat Bardakçı’nın Aşk Mektupları adı altında zikrettiği mektuplar, hem karı-kocanın birbirine yazdığı ve gizli kalması gereken yazılardır ve hem de buna rağmen gayr-i meşru bir ifadeye ve hatta kendisinin seçip de naklettiği mektuplarda dahi edebe aykırı kelimelere rastlamak mümkün değildir. Yoksa aşk denilen olgunun, Müslümanlarda olmadığını söyleyen yoktur. Belki meşru dairede olduğunu ve bugünkü gibi gayr-i meşru aşkların yaşanmadığını söyleyen vardır. Bir de Sayın Bardakçı’nın naklettiği ve aşk mektupları dediği şeyler, I. Abdülhamid’in kendi hanımı yani Baş Kadın Efendisi olan Hatice Ruh Şah’a yazdığı mektuplardır. Bugün bile, bir insanın kendi hanımına yazdığı gizli mektuplar açıklansa, elbette ki umuma göre ayıplanabilecek bazı cümle ve kelimeler bulunabilir. Hâlbuki bu zikredilen mektuplarda şer‘an yasak olan bir ifade yoktur.

    Sayın Murat Bardakçı’nın yazısının dörtte birini teşkil eden ve bir çıplak cariye görüntüsü adı altında okuyuculara sunduğu resmin kaynağını açıklamasını arzu ediyoruz. Zira bu ve benzeri resimlerin tamamen Avrupalı seyyâhlarca ve ressâmlarca çizilmiş hayalî resimler olduğunu, insaflı olan bütün araştırmacılar kabul etmektedirler.

    Bu konuda ayrintili bilgi isteyenler Tarih-Lenklere Cevaplar kitabimiza muracaat edebilirler.

  5. okinono diyor ki:

    yani neymiş ? bla bla bla …

  6. Magdalena diyor ki:

    Tesekkurler Gulhan, zamanin vderiklerini paylasmaya calisiyoruz becerebiliyorsak ne mutlu tabi boyle guzel destekler iyi geliyor :) Kitap icin insallah diyorum ama epey kat edilecek yol var galiba.

  7. yansıma diyor ki:

    bu çalışma sex hastası insanların sınırsız hayallerini hatta inançlı olanların gel gitlerini sonlandırıp meşrulaştırmak için yapılmış milyonda bir rastlanmış olayları yazar ve yazıları derleyip sanki her 3 kişiden 2 si ahlaksız bir ruha sahipmişcesine lanse edilmiştir. esas mesele tüm örgürlükler hayvanlardaki gibi sizin olsa ve sizin gibiler her istediği yerde cinsel arzularını sergilese ne olur bir düşünün?tıpkı hayvalar gibi ye iç seviş boş bir hayat. ancak insan sadece bunun için yaratılmadı;insana diğer tüm yaratılan canlılardan farklı ve özel olan akıl nimeti de verildi. akıl sahibi bir insan sadece diğer yaratıklardan farkınıda fark etmeli ve her şey doğub büyüdüğü gibi yok olup gideceğini de düşünmeli. dayanılmaz gelen arzularının sadece dış etkenler yaşının verdiği heyecan ve biyolojik nedenlerle ortaya çıktığı ama asla kontrol edilemez olmadığı..
    duygularının esiri olmak istersen olursun kurtulmak istersende kurtulursun bütün mesele bu biz inançlı olmayı seçiyoruz ve helal daire keyfe kafidir diyoruz.ayrıca tüm sex kanalları yayın ve basımı ile uğraşanların hastalık ve ölümlerini neden konuşmuyoruz esas bu daha vahim acı çaresiz bir meseledir..insanı zallılaştıran saygınlığını kaybettiği bir son..Allah sapmışlar güruhuna karşı müslüman alemine yardım etsin ve onların tüm plan ve çabalarını bozguna uğratsın dilerim..

  8. M. F. E. diyor ki:

    En güzel cevâbı, rahmetli vermiş yine:
    “Hadi ordan!”
    http://www.youtube.com/watch?v=14qZHvKIkRs

Yorum Yap



ANASAYFA | GÜNCEL | SPOR | MÜZİK | EĞİTİM | FOTO GALERİ | VİDEO İZLE | SİNEMA | DÜNYA | REKLAM VER | İLETİŞİM
guncelportal.blogspot.com|www.guncelhaberleri.com|www.haberemek.com|www.erolkara.com|www.guncel-portal.com|www.guncel-portal.org|www.haberler2.com