Kuaza
       
MUSTAFA KEMAL’İN YÜREKLİ ÇOCUĞUYLA RÖPORTAJ
MUSTAFA KEMAL’İN YÜREKLİ ÇOCUĞUYLA RÖPORTAJ
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
Loading ... Loading ...
973 Okunma

Utku Erişik’in Ankara’ya geleceğini duyduğumda görüşmek ve mülakat için haber gönderdim. Bize vakit ayıracağını ve mülakatı kabul ettiğini öğrendiğimde çok sevindim…

Çok keyifli bir sohbet ve mülakat yaptık.

Son çıkan kitabı ”Mustafa Kemal’in Yürekli Çocukları” ismindede olduğu gibi Mustafa Kemal’in Yürekli Çocuğu Utku Erişik O yüce insanın ”ulusal sanat” düşünü gerçekleştirmeyi vazife olarak kabul etmiş.

Milli değelerimizi unutturmaya çalışanlara ”1923” ruhuyla tiyatral ve yazınsal olarak karşı koyuyor. Yolumuz açık olsun Utku Erişik…

Güzel ve inançlı yüreğindeki ateş sönmesin.

*MUSTAFA KEMAL’İN YÜREKLİ ÇOCUĞUYLA RÖPORTAJ*

*A.S.:** Eğitim hayatınızda devrimci bir yönünüz var. İdealleriniz uğruna büyük fedakarlık yapacak bi yapıya sahipsiniz. Sizin için idealler ne anlama geliyor?*

*U.E.:* İdeal başlı başına benim için bir hayat demektir.

Benim idealim canım annemin bana her zaman söylediği bir şey vardı “hangi meslekten olduğun hiç önemli değil ne olursan ol hiç bir zaman Mustafa Kemal’in idealinden Mustafa Kemal’in gösterdği yoldan ışıktan sapma” her
zaman bu öğretiyle büyültüldüm. Bu öğreti benim için idealin ta kendisiydi.

Mustafa Kemal’in ulusal sanat düşü vardı, bugün ne yazık ki sanat kurumları, Kültür Bakanlığı, tiyatro sanatçıları, sinema sanatçıları ve müzisyenler
Mustafa Kemal’in ulusal sanat düşünü dillendirmiyorlar.

Ben sahnedeyken bazen gökyüzünden iki mavi göz bakıyor ve özellikle ”Hoş Gelişler ola” oyunundan sonra gece eve gidip kafamı yastığa koyduktan sonra onun ”aferin çocuk, iyi bir iş yaptın ve yapmaya devam et” dediğini duyuyorum o benim için büyük bir idealdir.

röportaj 1

İdealime nispeten kavuştum ama ne zaman kavuştum dersem o zaman ideal biter.

Cennet bir vatanda yaşıyoruz. Cennet vatan tabirinin benim içinin ne kadar dolu olduğunu ben 4 yılda tiyatro turnesiyle memleketin 4 bir yanını gezip dolaşıp bitirdiğimde anladım. Yurt dışınada gitsem ben yine Türkiye ye aşık
dönüyorum. O yüzden benim için ideal demek bu topraktan aldığımı bu toprağa birazcık olsun verirsem benim için ideal olur.

***

*A.S.: “Hoş Gelişler Ola” oyunundan bahsedermisiniz? Oyunun proje süreci ve sonrasını nasıl değerlendiriyorsunuz?*

*U.E.: *”Hoş gelişler Ola” oyununda anlatılan Milli mücadele döneminin bilinmeyen ayrıntılarını, izleyicinin yine mi Kurtuluş Savaşı yine mi Milli Mücadele dediği noktada hayır bilmediğiniz o kadar çok ve güzel ayrıntılar
var ki demek istedik. 2.5 saatlik tek kişilik oyun olan ”Hoş Gelişler Ola” tiyatro tarihinde tiyatro anlamında çok kolay bir konu değildir.

Bugün Atatürk filmleri yapılırken dikkat ettiğimizde içinde ”antiemperyalist” ve ”tam bağımsızlık” sözü geçmez. Bu kavramları anmadan bu kelimeleri anmadan nasıl bir Atatürk anlatmaya çalışıyorlar ben hayretler içerisinde  izliyorum. Biz oyunda bunları söylüyoruz.

*A.S. Sizce sanatçı siyaset yapmalı mı?*

*U.E.: *Ben sahnede siyaset yapıyorum. Sanatçı siyaset yapmaz, tiyatroda siyaset olmaz diyenlere inat yapıyorum. 8 yaşındaki 9 yaşındaki çocuklara ilahiler okutturulduğu Allah’ımı seviyorum Pergamberimi seviyorum tarzı içi
tamamen şeriat propagandası ile dolu olan tiyatro oyunlarının izlettirildiği ve oynandığı bir ortamda, bunu sağlayan zihniyet bizim hiç istemediğimiz bir yere oturdu. Bunlar yetişirken,bunlar palazlanırken sanatın içinde siyaset
olmaz demeyenlere ”ben kemalist bir sanat cephesi yaratıyorum veya böyle bir cephenin içinde bende varım” diyorum. Mustafa Kemal’in sanat cephesi askeri olarak görüyorum kendimi.

Anadolu’ya gittiğimde gördüğüm bir damar var o damarı tıkamışlar o damarı ben açmaya çalışıyorum. Ben kimim ki diye sorulabilir evet ben birşey değilim ama en azından açmaya çalışan 100 kişi varsa 100 ayrı iş kolundan 100 ayrı sıfatla bende bir tiyatrocu olarak bu damarı açmaya çalışanlardan birisiyim. 100′ ümüz bir araya geliyoruz ki o damarı açıyoruz. Zaten Hoş Gelişler Ola’yla yapmaya çalıştığım buydu.

*A.S.: Yayınlanmış kaç tane yazılı eseriniz var ve içerik olarak neyi anlattınız?

röportaj 3

*U.E.:* 4 adet kitabım var İlk kitabım ”Bir Öz Kıyımın Özü” intiharı sorgulayan bir kitaptır. Bu kitapta intihar konulu seminerlere yurt çapında  örnek kitap olarak sunulmuştur. Türk Edebiyatında bu teknikle yazılmış bir
roman yoktur.

2.kitap ”Tünel Korkusu” ”Orhan Kemal Roman Armağanı” na aday olarak gösterildi. Almanya da Duisburg-Essen* *Üniversitesi’nde ders kitabı olarak okutuldu.

3.Kitap ”Hava Atışı” sanatın sporla olan ilişkisini irdeleyen yarı  akademik yarı sanatsal bir çalışmaydı. Bazı spor akademisi profesörlerinin savıdır. Dünya edebiyatında çok fazla örneği olmayan bir kitaptır.

4. Kitap ta ”Mustafa Kemal in Yürekli Çocukları” bu kitabın özelliği şu; Türkiye’de bir tiyatro topluluğu bir kitap yayınladı. *Tiyatro birileri*olarak izleyiciye yaptığımız oyunla değil yazdığımız kitaplada ulaşmak
istiyoruz. Mustafa Kemal in bu aydınlık yoluna çağırmak adına bu aynı zamanda benim son kitabım. Bu kitabı ben *Hoş Gelişler Ola* izleyicisiyle yazdım. Gezdiğim gördüğüm yerlerle, yaptığımız tartışmalarla beslendi bu
kitap bir oyunun kitaplaştırılması değil bir oyunun kitaba ruhunun verilmesi diye tanımlarım. Hoş Gelişler Ola’nın doğurduğu bir kitap oldu Mustafa Kemal’in Yürekli Çocukları.

*A.S.: **Türk Edebiyatının şu anki durumunu nasıl buluyorsunuz?*

*U.E.:*Üreten insanların şuanki yayıncılık dünyasına kendini kabul ettirememesi, üretmeyen insanların da bir takım popularitelerinden dolayı 3 dizide 10 dakika görünmenin, 2 haber programına çıkmanın yeterli olduğu bir
ortamda bu tip düşünceye sahip insanların kitaplarının yayınlanıyor olması gerçekten korkunç. O yüzden edebiyat olarak ta farkındaysanız çok sayıda ses getiremiyoruz hiçbir zaman. Orhan Pamuk’un Nobel Edebiyat Ödülü almasına hiç girmek dahi istemiyorum ve bunun Türk Edebiyatı’nın başarısı olmadığını Türkiye’yi her kulvarda satanın her zaman için kazandığı uluslararası piyasada bu döviz piyasası, yazar piyasası veya sanat piyasası olabilir. Her zaman Türkiye yi sırtından vuranının ister Türkiye’nin kendi içinden birisi olsun isterse başka bir ülkenin vatandaşı olsun her zaman için kazandığı bir ortamda Orhan Pamuk’un da Nobel Edebiyat Ödülünü alması çok şaşırtıcı değil.

röportaj 2

Birinci nedenini 12 Eylül öncesi ve 12 Eylül sonrası diye ayırıyorum. 12 Eylül sonrasında müthiş derecede eski sağlam yazarlarda bir yanlızlaşma bunalımı başlamıştır. Çünkü fazlasıyla işkenceden geçirilmiş fazlasıyla susması için her türlü baskının uygulandığı bir ortamda bazı yazarlar malesef sinmiştir. Sindirilmenin neticesindede Türkiye’de okur profili tamamen değişmiştir. Bugün Hanımın Çiftliği dizisi henüz gündemde yokken 6-7 yıl önce Kadıköy’de bir kitabevine gitmiştim. Orhan Kemal’in Hanımın Çiftliği romanı var mı diye sorduğuımda ”hııımmm Orhan Pamuk var burda bir tek” diyen kitabevi görevlisiyle karşılaştım. İşte Türk Edebiyatı’nın geldiği durum budur.

İkinci nedeni de şu: Nazım Hikmet’lerin Sabahattin Ali’lerin , Rıfat Ilgaz’ların, Aziz Nesin’lerin o dönemdeki diğer toplumcu gerçekçi şairlerin duyarlılığının kalmamış olması diğer yanı. Bize şu tarz kitaplar gelmeye başladı size Amerika’nın en çok satan kitabı bu, Avustralya’da 1 milyon adet basıldı sloganlarıyla gündeme getirilen kitaplar Türkiye’ye getirildi ve bunlar piyasaya sürüldü diğer taraftan değiştirlme kitaplar var. Avustralya’da yazılmış bir kitabı okuyan biri yazar olarak yazacağı romana dair araştırmıyor Avustralya’da çok satmış bir kitaba bakıyor neyi anlatmış fazla düşünme,layt yaşa, kırlarda gez, hayat güzeldir, dünya güzeldir tarzı çevirisini yapıyor kendi yazmış gibi götürüyor ve edebiyat adına hiçbirşey yapmıyor aslında. Bunun Türk Edebiyatına hiçbir katkısı olmadığı gibi bugün Nazım Hikmet’in, Sabahattin Ali’in, Rıfat Ilgaz’ın, Aziz Nesin’in kitaplarını her kitabevinde bulamazsınız. Raflarına bu tür sabun köpüğü litaplarla doldurmuşlardır. Aziz Nesin lere yer kalmamıştır.

A.S: Bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz Utku Bey.

U.E:Ben teşekkür ederim, iyi çalışmalar.

DÜŞEYAZANLAR/AYLİN SAPAZ

***



EN SON YAZILAR