- SPONSOR REKLAMLAR -
Dersim, Dersim, Dersim…
Türkiye’de Kürt sorunu hakkında birçok kesim, akademisyen, aydın, devlet adamı pek çok şey söyledi. Kimi belgelerle kimi o günün tanıklarıyla konuştu. Dersim bir katliamdır, Dersim bir İsyandır gibi birçok kitabı inceleyip bir sentezde bulundum bakın karşıma ne çıktı. Sosyal Kültürün bir yansıması olarak ezilenlerle ezenler arasında nasıl bir fark varmış, neden böyle olmuş, hatalı olanlar kimlermiş, bu olay neden bu kadar abartılmış ve siyasi malzeme olarak kullanılmış, bu isyanın arkasında bulunanlar kimlermiş, bugün ki PKK ile Dersim isyanını başlatan Hoybun Örgütüyle ne gibi benzerlikler varmış, Bağımsız Kürt Devleti’nin kurulmak istenmesi hangi dönemlere rastlıyormuş bunun araştırmasını yaptım. I. Dünya Savaşı içersinde ve sonrasında Anadolu’nun etnik yapısının İngilizler ve Fransızlar tarafından nasıl bir ordu olarak kullanıldığı savaş esnasında bu etnik kökenleri kullanıp savaş sonunda bile iç isyanlara sebep olduğunu görelim. Bu araştırma yazısında birçok şey söylenebilir ama bir gerçek vardır o da bu bir isyandır katliam değil. Bunu siz okuyuculara bırakalım ve o günün belgeleriyle Dersim İsyanını tekrar başlatalım.
Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesinin tanımlamasına göre: öldürmese bile bir millete veya ırka yöneltilen saldırılar soykırım sayılır ve katliam olsa bile bir millete veya ırka yöneltilmediği takdirde soykırım sayılmaz. Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi (9 Aralık 1948) 260 A-III BM Kararıdır. Jenosit (soykırım) kavramı Polonyalı hukukçu Raphael Lemkin tarafından ortaya atılmıştır. Raphael Lemkin, kavramı Yunanca “genos” (soy, kavim) ve Latince “cidus” (öldüren) kelimelerini bir araya getirerek oluşturmuştur. Ermeni Soykırımı tezi ve 11 Ağustos 1933′de Irak’ta yaşanan Süryanilere yönelik katliamı inceleyerek “Crime of Barbarity” (Barbarlık suçları) adlı yazısını hazırlayan Lemkin tarafından ortaya atılmıştır.
Verilen kaynak ve bilgilere göre yapılan araştırmalarda Ermeni halkı dönemin şartlarına göre sürgün edilmiştir. Savaş esnasında Ermenilerin iç tehdit olarak görülmesi Ermeni Tehcirine olanak sağlamıştır. Yine belgelerde Ermenilere yapılanların düzenli bir soykırım değil sürgün sırasında Ermeni halkına özen gösterilmemesidir. Buradan çıkarılacak sonuç ise savaşta Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde Ermeni çetelerinin Türklere yaptığı baskınlar ve öldürme hareketleri sebep gösterilebilir. Savaş şartlarında Ermenilere yapılanların dış kaynaklarca Türkiye Cumhuriyeti’ne nasıl bir koz olarak kullanıldığı bilmekte ve görülmektedir.

Osmanlı İmparatorluğunun yıkılışına doğru, tıpkı diğer Müslim, Gayrimüslim Sırp, Romen, Bulgar, Yunan, Rum, Ermeni, Arnavut ve Arap toplumları gibi, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde yaşayan Kürt asıllı aşiretler de Batılıların etkisinde kalarak yer yer isyan etmeğe başlamışlardı. Birinci Dünya Savaşı içinde özellikle İngiliz, Fransız ve Rus ajanlarının Ermeni isyanları üzerinde yoğunlaşan gayretlerinin hem Türkler ve hem de Ermenilere büyük acılar çektirdiğini hatırlıyoruz. Kürt meselesi sadece günümüzün sorunu değildi. Bu sorun Osmanlı döneminden intikal eden önemli iç sorunlardan biridir. Şimdi sırada ki acaba Dersim İsyanı ve 1937-1938 yılları arasında yaşanan olaylara Kürt Soykırımı yapıldı iddialarının destekçisi konumuna getirme politikası mıdır? 1925-1938 yılları arasında bölgede çıkmış irili ufaklı yüze yakın isyanın en önemlileri olan 18 Şubat 1925 Şeyh Said isyanı ve bunun devamı niteliğindeki Dersim İsyanına ayrıntılı bir şekilde bakalım.
Kürt Sorunu
Dersim ayaklanmaları, Osmanlı Devleti döneminde Dersim bölgesinde çıkmış isyanlara verilen addır. Osmanlı döneminde Dersim bölgesinde Tanzimat dönemini kabul etmeyen aşiretler tarafından ardı sıra birçok ayaklanma çıkartılmıştır. İlk ayaklanma 1847 yılında çıkmıştır. Tanzimat gereğince bütün illerde ki mutlak otoritelerin devlete bağlanmasıyla Dersim bölgesindeki mutlak otorite sağlanmıştır. Dersim bölgesi Hozat merkez alınarak sancak yapılmış aşiret yönetimi bozulmuştur. Bölgede ki milislerin Osmanlı yönetimini kabul etmeyip ilk ayaklanmayı gerçekleştirmesin sebebi bu olmuştur ve ayaklanma rahat bastırılır.
O sıralarda da Kafkasya’da Rus tehlikesine karşı yönetim doğudaki gücünü Kafkasya konuşlandırmış durumdaydı. Haydaran ve Demenan aşiretleri plan kurarak ayaklanmanın çıkacağı zamanı ayarlarlar ve 93 Harbi çıktığı zaman ayaklanmayı başlattılar. Gazi Ahmet Muhtar Paşa komutasında Kafkasya’ya giden ordu ayaklanma arasında kalır. Uzun bir süre devam eden çatışmalar sonucunda ordu uzun süre bölgede kalır. Bu ayaklanma dersim aşiretleri tarafından çıkarılan ilk ayaklanmadır. Bu isyan sonrasında bölgede yine Ermeni çete görevlilerinde kışkırtması ve desteği ile yeniden bir ayaklanma patlak verir. Bölge yine sancak olunca özellikle Koçgiri ve Şamuşaklı aşiretleri önderliğinde yeni bir ayaklanma daha başlatılır. Haydaran, Demenan ve Kureyşan aşiretlerinin de katılımıyla ayaklanma büyür ve Osmanlı Devleti bu ayaklanmayı bastıramaz daha sonra anlaşmalarla Dersim bölgesi tekrar durulur. 1907 yılında Şamuşaklı, Resikli, Koçuşağı ve Kureyşan aşiretleri birleşerek yeni bir ayaklanma çıkarırlar ama bu ayaklanma kısa sürede bastırılır. 1911 Haydaran aşireti ayaklanır ve bu ayaklanmayı tek başına sürdürür. 1914 yılında ise Kırgan aşireti bir ayaklanma çıkarır ve ayaklanmaya Kırgan aşiretinin müttefiki Ferhatuşağı aşireti de katılır bu ayaklanma kısa sürede büyüdür ve zor bir şekilde bastırılır.
Cemil Çeto İsyanı, Doğu Anadolu’da Kürtçülük çalışmaları İngilizler tarafından Şeriatın kaldırılmak istendiği şeklinde bir bahane ileri sürülerek kışkırtılırken, aynı zamanda bölgede Kürtçülük propagandaları da etkili oluyordu. 1920 Mayıs ayında Hıdranlı Aşireti Reisi Hüseyin Paşa, Garzan çevresinde “Kürt Teali Derneği” nin bir beyannamesini dağıttı. Bu beyannamede, İtilaf Devletleri’nin Kuva-yı Milliye’yi dağıtacağı ve bir Kürdistan kurulacağı belirtiliyor, silahlanarak, hazırlıklı bulunulması isteniyordu. Hüseyin Paşa’yı misafir eden Bahtiyar Aşireti Reisi Cemil Çeto, başka aşiretleri de Kürtçülük için kışkırtarak Garzan yöresinde güçlenmeye başladı. Cemil Çeto harekete geçtiyse de askeri birliklerin önlemleri karşısında isyancılar dağıldı ve Cemil Çeto, 4 oğlu ile 7 Haziran 1920′de teslim oldu.
Milli Aşireti Ayaklanması, Bir başka Kürtçülük olayı da Milli Aşireti’nin ayaklanması oldu. Osmanlı Devleti Kürtlere karşı daima hoşgörülü davranmış ve onları devletin en önemli mevkilerine getirmişti. Cibranlı Halit Bey, Haziran 1920′de Kürt aşiretlerini silahlanarak harekete geçmeleri için kışkırtıyordu. Ankara’da kurulan Hükümet’in Padişah’ı tanımadığı ve bu Hükümet’in Yunanlılar tarafından ortadan kaldırılacağını yayıyordu. Bu yolda yapılan kışkırtmalar bazı aşiretleri etkiledi. Aşiretler ayaklanarak Siverek’e doğru yürüdüler. Fakat burada bulunan Beşinci Tümen 19 Haziran’da üzerlerine gitti, Hükümete bağlı aşiretlerin de yardımıyla asileri yendi ve Milli Aşireti Suriye’ye kaçırdı.
Koçkiri Ayaklanması, Hafik (Koçhisar), Refahiye, Kemah, Divriği, Kangal, çevresinde 135 köyde yaşayan Koçkiri aşiretinin ayaklanması Ulusal Mücadele için önemli bir tehlike oldu. Hükümete bağlı olan Aşiret Başkanı Mustafa Paşa’nın oğlu Haydar Bey’in ayaklanma girişimleriyle huzursuzluk başladı. Haydar Bey, Mondros Ateşkesi sırasında “Kürt Teali ve Teavün Derneği”ne girmiş ve bu derneğin şubesini kendi yöresinde açmıştı. Ailesiyle Tunceli’ye (Dersime) yerleşti. 1921 yılı başlarında Kangal ilçesinin Hüseyin Abdal tekkesinde bir toplantı düzenlendi. Bu toplantıya Kürt aşiret reisleri katıldılar. Toplantıda, Sevr Antlaşması’nın uygulanması ve Diyarbakır, Van, Bitlis, Elazığ, Dersim ve Koçkiri’yi içine alan bağımsız bir Kürt devleti kurulması kararlaştırıldı. Tasarlanan plana göre; “İlk önce Dersimde Kürt istiklali ilan edilecek, Hozat’a Kürdistan bayrağı çekilecek, Kürt milli kuvveti Erzincan, Elazığ ve Malatya istikametlerinden Sivas’a doğru hareket ederek Ankara Hükümeti’nden Kürdistan istiklalinin tanınmasını isteyecekti.”
“Koçkırı Aşireti Reisi Alişan Bey, 1920 yılında Wilson Prensiplerine dayanarak Hozat’ta Kürdistan’ın bağımsızlığı için toplantı yaptı ve Ankara Hükümetine aşağıdaki muhtırayı verdi:
1. Kürdistan’ın bağımsızlığına olur diyen İstanbul Saltanat Hükümeti’nin kararını Mustafa Kemal Hükümeti’nin de resmen kabul edip etmeyeceğinin açıklanması.
2. Kürdistan bağımsızlık kararına Mustafa Kemal Hükümeti’nin görüş noktasının ne olduğu hususunda, Dersimlilere acele cevap verilmesi.
3. Elazığ, Malatya, Sivas ve Erzincan mıntıkaları hapishanelerinde mevcut bütün Kürt tutukluların hemen serbest bırakılması.
4. Kürt çoğunluğu bulunan mıntıkalardan Türk memurlarının çekilmesi.
5. Koçkırı mıntıkasına gönderildiği bildirilen askeri birliklerin derhal geri çekilmesine
Sivas yöresinde Zalim Çavuş Ağa diye anılan Şadan Aşireti’nden Hüseyin Ağa Zara’da saldırıya geçti. Ayaklanmayı bastırmak ve asker kaçaklarını toplamak için İmranlı’ya gelen 6. Süvari Alayı, büyük bir direnişle karşılaştı. Yakalanan Alay Komutanı Binbaşı Halis, Kürtler tarafından kurulan bir harp divanında ölüm cezasına çarptırılarak kurşuna dizildi; subay ve erler de tutuklandı. Ayaklanmanın büyümesi üzerine Merkez Ordusu Komutanı Nurettin Paşa, bir plan hazırlayarak Genelkurmay’a sundu. Kazım Karabekir’in oluşturduğu, Topal Osman komutasındaki Giresun Alayı da Nurettin Paşa’nın emrine verildi. Merkez Ordusu, 11 Nisan 1921 günü isyancıların üstüne yürüdü. Kürt aşiretleri ile Merkez Ordusu arasında büyük ve kanlı çarpışmalar oldu. Bu çarpışmalardan sonra ayaklanma 17 Haziran 1921 günü tümüyle bastırıldı. Liderler Alişan ve Haydar Beyler de teslim oldular.
Bu ayaklanma İkinci İnönü Savaşı’nın başladığı bir tarihte patlak vermişti. Yunan saldırısı ile Koçkiri Aşireti’nin ayaklanmasının aynı tarihlere rastlaması, bunun planlanmasında düşmanların nasıl programlı çalıştığını göstermektedir. Kürt bağımsızlığını kışkırtanların amacı, Yunan saldırısı sırasında, Yunan ordusuna üstünlük sağlamak için Dersim yöresinde ayaklanma çıkarıp, Türk ordusunu sıkıştırmaktı.
Cumhuriyet döneminde ilk isyan Seyh Said’le 1925 yılında, İngilizlerle Musul meselesinin yoğun bir şekilde tartışıldığı bir dönemde başlatıldı. Musul sorunu sahip olduğu büyük petrol rezervleri nedeni ile hem Türk Cumhuriyeti ve hem de İngiliz İmparatorluğu için hayati önemi haiz bir bölgeydi. Hatta 30 Ekim 1918 günü Mondros Ateşkes Anlaşması imzalandığı zaman Musul Bölgesi Türklerin elinde bulunuyordu. Ancak İngiliz hükümeti bölgedeki kuvvetlere Musul’u işgal etme talimatı verince İngilizler baskı yapmağa başladılar ve Hükümetin talimatı ile oradaki kuvvetler geri çekilince, ancak 4 Kasım günü Musul işgal edilebildi. Ne yazık ki Kuvayı Milliye güçleri Türkiye’yi kurtarmak için Batı’da Yunanlılarla çarpışırken Batı Dersim aşiret reisleri; Seyit Rıza’nın da desteği ile Koçkırı ayaklanmasını başlatmışlardı. Bu düşünceyi Dersim İsyanıyla Ankara hükümetini sıkıştırmak için Hatay sorunu ile birlikte 1937 isyanlarında Fransızlarda katılmıştır.
13 Şubat 1925 Şeyh Said İsyanı, Cumhuriyet’in ilk yıllarında uygulanan politikalar ve özellikle Mart 1924′te Hilafet’in kaldırılması Doğu Anadolu’da çeşitli muhalefet odakları doğurmuştur. Bu muhalefet odaklarından Kürt İstiklal Komitesi’nin çalışmaları açığa çıkarıldıktan sonra, örgütün önde gelen yöneticilerinin çoğu tutuklandır. 13 Şubat 1925’te Şeyh Said’e bağlı kişilerin Diyarbakır’ın Eğil nahiyesine bağlı Piran köyünde arama yapan bir jandarma müfrezesiyle çatışmaya girmeleri, kısa sürede genişleyecek yaygın bir ayaklanmanın kıvılcımını oluşturur. 16 Şubat 1925’te Genç vilayetinin kazası Darahini’yi basarak valiyi ve öteki görevlileri esir alan Şeyh Said, halkı İslam dini adına ayaklanmaya çağıran bir bildiriyle hareketi tek bir merkez altında toplamaya çalıştır. Bu bildiride “din uğruna savaşanların lideri” anlamına gelen mührünü kullandır ve herkesi din uğruna savaşa çağırır. Mistan, Botan ve mıhellemiler aşiretlerinin desteğini aldıktan sonra Genç ve Çapakçur üzerinden Diyarbakır’a yönelir. Maden, Siverek ve Ergani’yi ele geçirir. Şeyh Abdullah’ın yönettiği başka bir ayaklanma kolu da Varto üzerinden Muş’a doğru harekete geçmiştir. Varto’yu ele geçiren isyancılar, Muş’a ilerledilerse de halktan toplanan yardımcı kuvvetlerle Murat Köprüsü civarında mağlup edilip, Varto’ya geri çekilmeleri sağlanır.
Şeyh Sait isyanı Anadolu’nun Doğusunda büyük bir bölgeye yayıldığı halde bölgenin en sorunlu kesimlerinden biri olan Dersim bu isyana katılmadı. Bunun nedenini Milli Mücadele Döneminde Erzurum’dan beri Mustafa Kemalin yanında olup ona destek veren Dersim Mebusu ünlü Diyap Ağa şöyle anlatır: “Birdenbire Şeyh Sait’in isyan ettiğini duyduk. Elaziz’e gelmiş, hükümeti basmış, vallahi şaşırdık. Gökten mi indi? Yerden mi çıktı bu hain? Dedik. Bir kısmımız tepelerde bekledi, Dersime sokmadık. Herkes ne olursa odur. Bizde keçi koyun hırsızı çoktur, ama hain yoktur. Bu herif azmıştı, devlete asi oldu. Biz Cumhuriyete merbut (bağlı) insanlarız”
Dersimlilerin, özellikle Seyit Rıza’nın neden Şeyh Sait isyanına katılmadığını şöyle anlatılabilir: Şeyh Sait isyanının arifesinde, bölge aşiret liderlerinin tek tek isyan ettiği günlerde, Şeyh Sait yakında başlatacağı büyük isyan hareketine Dersimlileri de katmak istiyordu ve onların desteğini kazanmak için Seyit Rıza’yı ziyarete gelir. Aşiret reisleri kendisini ağırlarlar ve adet üzere kendisi için kurbanlar kesilmek için hazırlık yapılır. Seyit Rızanın adamları tam kurbanları kesmek için harekete geçerken, Şeyh Sait Dersim liderlerinden küçük bir ricada bulunur ve kurbanları kendi adamlarının kesmesini ister. Seyit Rıza hiç tepki vermeden olur tabii der ve adamlarına çekilmeleri talimatını verir. Koyunları Şeyh Sait’in adamları keser ve o gün büyük bir ziyafet verilir ve bölgenin önemli meseleleri derinliğine tartışılır. Gün sona ererken Şeyh Sait Seyit Rızaya beklenen soruyu yani kendisine destek verip vermeyeceğini sorar. Seyit Rızanın cevabı kısa ve özdür: “Sen dün desteği adamlarına kestirdin” Bu sözün anlamı açıktır. Şeyh Sait’in kurbanları Dersim’lilere kestirmek istememesinin nedeni onların Alevi olmasındandır. Şeyh Sait’in inancına göre Alevi bir elin kestiği et haramdır. Seyit Rıza, Alevi insanını bu derecede hakir gören bir lidere bir başka liderin yardım edemeyeceğini belirtmiştir. (Dr. M. Galip BAYSAN, Dersim İsyânı 1937-1938)
21 Şubat 1925’te gelişmeler üzerine hükümet doğu vilayetlerinde sıkıyönetim ilan eder. Ayaklanmacıların üzerine gönderilen ordu birlikleri 23 Şubat’ta Kış Ovası’nda Şeyh Said kuvvetleri karşısında tutunamayarak Diyarbakır’a çekilmek zorunda kalır. Ertesi gün Elazığ’a giren Gökdereli Şeyh Şerif yönetimindeki başka bir ayaklanma kolu kenti kısa süre de olsa denetim altına alır ve 7 Mart’ta Şeyh Said’in emrindeki 5,000 kişilik bir kuvvet Diyarbakır’a saldırır. Olayın başlangıcında isyanı ciddiye almayan Mustafa Kemal ciddiyeti anlayıp, Heybeliada’da rahatsızlığı nedeniyle dinlenen İsmet İnönü’yü acilen Ankara’ya çağırır. İnönü ve ailesini bizzat Ankara Garı’nda karşılayan Mustafa Kemal, olayları anlatmak için İsmet Paşa’yı Çankaya’ya götürür. Çankaya’da, İsmet Paşa’ya “Doğuda din elden gidiyor bahanesiyle İngiliz destekli provokatif ama ciddi bir ayaklanmanın başladığını” söyler ve derhal yapılması gerekenleri sıralar. İsmet Paşa’nın Ankara’ya gelmesi dedikoduların başlamasına neden olur. Ali Fethi Bey’in görevden ayrılacağı, yeni hükümeti İsmet İnönü’nün kuracağı ve önlemleri onun alacağı konuşulmaya başlanmıştır. Ayrıca Ali Fethi Okyar ile İsmet İnönü’nün arası açıktır. Ali Fethi Bey olayı isyan olarak tanımlamamıştır ve sıkıyönetimle durdurulacağına inanıyordur. Ancak, olayların hızla tırmanması karşısında Başbakan Ali Fethi Okyar’ın istifasını isteyen Mustafa Kemal Atatürk, 3 Mart’ta İsmet İnönü’yü yeni bir hükümet kurmakla görevlendirir. Bir gün sonra TBMM hemen Takrir-i Sükûn Kanunu’nu kabul ederek hükümete olağanüstü hal yetkileri tanır. Ayaklanmayla ilgili yayınlara konan yasak daha sonra başka önlemleri de kapsayacak biçimde genişletilir. Ayrıca Ankara ve Diyarbakır’da İstiklal Mahkemeleri kurulması kararlaştırılır. Bu sırada Diyarbakır’ı kuşatma altına alan Şeyh Said kuvvetleri, hükümet kuvvetleri tarafından püskürtülerek geri çekilmeye zorlanırlar. 26 Mart’ta geniş çaplı bir sevkiyatın ardından toplu saldırıya geçen ve bir bastırma harekâtıyla ayaklananların çoğunu teslime zorlayan askeri birlikler, İran’a geçmeye hazırlanan ayaklanma önderlerini Boğlan’da (bugün Solhan) sıkıştırılır. Şeyh Şerif ve yanındaki bazı aşiret reisleri Palu’da yakalanırken, 15 Nisan 1925’te Şeyh Said de Varto yakınlarında yakın bir akrabasının ihbarıyla Carpuh Köprüsü’nde ele geçirilir. Ayaklanmayı destekleyen eski Şuray-ı devlet reislerinden Kürt Teali Cemiyeti reisi Seyit Abdülkadir ve 12 arkadaşı İstanbul’da tutuklanarak yargılanmak üzere Diyarbakır’a getirilirler. 27 Mayıs 1925’te Yargılanma sonucunda Seyit Abdülkadir ve 5 arkadaşı ölüme mahkûm olarak, idam edilirler. 28 Haziran 1925’te Diyarbakır’daki Şark İstiklal Mahkemesi Şeyh Said ve 47 ayaklanma yöneticisi hakkında da ölüm cezası verir ve cezalar, başta Şeyh Said olmak üzere, ertesi gün infaz edilir. Şeyh Said Ayaklanması’nın bastırılması Cumhuriyet yönetiminin Doğu Anadolu’da denetimi sağlamasında önemli bir dönüm noktası olur. Kürt İsyancılar amaçlarına ulaşamamıştır. Ancak İngilizler bu isyanla amaçlarına ulaşmıştır.
1924 yılında Mustafa Kemal Musul’a asker göndermeyi ve bölgeden İngiliz’leri çıkarmayı planlıyordu. İngilizlerin desteklediği Yunan ordusu 150-200 bin askerini ve silahlarının %70 ini Anadolu’da bırakarak kaçmış, İngiltere’de Lloyd George hükümeti istifa etmek zorunda kalmıştı ve Musul’da Türk ordusu karşısında direnmeleri mümkün değildi. Ancak Doğu Anadolu’da ilk önce Nasturi Ayaklanması daha sonra Şeyh Said İsyanı çıktığı için harekât yapılamadı. Musul için hazırlanan kuvvetler çıkan isyanları güçlükle bastırabildi. Türkiye, kendisine karşı silahlı saldırıda bulunan Asurî kabileleri İngiltere’nin silahlandırdığını biliyordu. Neticede bu ayaklanma Türkiye’nin planlarını bozmuştu. İngilizlerin Doğu’daki Kürtleri bir piyon gibi kullanmasını Fransız kaynakları söyle anlatıyordu. 26 Ocak 1922 tarihli Fransızlara ait bir belgede yer alan konu; “Yunanlar önemli bir zafer kazanırsa, Kürt isyanı Türkiye’nin arkasını ciddi bir biçimde tehdit edebilir, ancak Batı’daki savaş Türklerin lehine gelişirse, Türkler ellerindeki yarım düzine yetenekli liderlerden biriyle Kürt sorunlarına son verebilir. İngilizler kuşkusuz bu durumu bilmektedirler, gene de Kürt durumuyla meşgul olduğu sürece Mustafa Kemal’in Musul’a el koyamayacağını düşünmektedirler. Dolayısıyla Kürt akımına yardımcı olmaktadırlar.” (Fransa Devlet Arşivleri) Görüldüğü gibi Şeyh Said İngilizlerle yaptığı anlaşma karşılı Vatana İhanet etmiş ve İstiklal Mahkemelerinde Vatan haini olarak yargılanıp asılmıştır. Ne yazık ki Şeyh Said Diyarbakır’da her 29 Haziran günü asıldığı ordu evinin karşında anılır. Bu sizce de düşündürücü değimlidir ve bu anma törenlerine devletin üst düzey bürokratları siz ne yapıyorsunuz demek yerine törene katılır ve Şeyh Said’i saygıyla anarlar.
Dersim İsyanı,14 Haziran 1934′te T.B.M.M.’ne sunulan İskân Yasa Tasarısı, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya tarafından açıklandı. Tasarıya göre topraksız köylüye toprak verilecekti. Bu sorun sadece bu bölgede değil, Türkiye’nin çoğu illerinde mevcuttu. Çok uzun tartışmalardan sonra yasa teklifi TBMM’de kabul edilerek yasallaştı. 1935 Kasımında Atatürk’ün gündeme getirdiği ve aynı yılın son günlerinde kabul edilen Tunceli Kanunu ile Dersim’de önemli aşamalar kaydedilmeye çalışıldı. 25 Aralık 1935 tarihinde 2884 sayılı Tunceli ilinin yönetimi hakkındaki yasa, TBMM.’de kabul edilerek, 2 Ocak 1936 tarihinde de yürürlüğe girdi. Vali ve komutan yetkilerini birleştirerek yönetim yetkilerini arttıran bu yasa ile Dersimin adı Tunceli (Tunç-eli) olarak değiştirildi ve bölgeye has bazı tedbirler planlandı. Bu gelişmelerden rahatsız olan ve bölgede, yüzlerce yıl neredeyse fiili bir bağımsızlık içinde yaşayan aşiretçi egemen güçler tepki göstermekte gecikmediler. Bu yasanın yürürlüğe girmesinden itibaren, Tunceli’de aşiret, ağalık, şeyhlik ve seyitlik yönetiminin yıkılarak, bu tip geleneksel kurumların egemenliğine son verilmek isteniyordu. Merkezi otoritenin Tunceli’de gittikçe güç kazanması üzerine aşiretler arasında kaynaşmalar başladı.
Yabancı devletlerin Milli Mücadele yıllarında “Hasta adam” diye nitelendirdikleri Osman Devletini yıkma politikasının bir parçası olan “Böl – Parçala – Yönet” stratejisi ile doğu illerimizde faaliyet gösteren Fransızlar, işgal sırasında Türkleri yenebilmek için Kürtleri ve Ermenileri kullanmışlardır. O dönem bölgeden geçen demiryolunu denetimi altında tutan Fransızlar kaçakçılık işlemini kendileri yapmıyor, Kürt ve Ermeni çetelerine yaptırıyorlar, kazançtan da pay veriyorlardı. Bunun yanında Kürtlere her türlü kolaylık sağlanıyordu. Bu durum Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ile her ne kadar geriletilmiş olsa da tamamen yok edilememişti. Çünkü yörede 1930’lu yıllara kadar başka demiryolu bulunmadığı ve demiryolu denetimi Fransızlarda olduğu için gerekli önlemler alınamıyor, alınsa bile Fransız memurlar Kürtlere her türlü kolaylığı sağladıkları, hatta teşvik ettikleri için bu durum sonlandırılamıyordu. Fransızlar bununla da kalmıyor zaman zaman Kürt aşiretlerinin liderleri ile toplantılar düzenliyorlar (Toplantıların çoğu Suriye’de gerçekleşmiştir) bu toplantılarda genellikle “İsyan” kararı alındığı için aşiretler birer birer Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı ayaklanma çıkartmışlardır.
1920′lerin ikinci yarısından sonra Dersim bölgesini tanımaya yönelik pek çok rapor hazırlanmıştır. Özellikle Hamdi Bey’in raporu, “Dersim bir çıbandır. Bu çıban okşamakla tedavi edilemez. Bu yarayı kökünden koparmak gereklidir” gibi söylemleri vardı. 1 Kasım 1936 yılında Atatürk tarafından da meclis kürsüsünden tekrar edilecektir. İnönü “Doğu Raporları”nda “Erzincan beyleri Dersimlileri maraba adıyla çalıştırıyorlar. Bu bir nevi Erzincan beylerinin Kürt himayesine sığınmasıdır”, I. Genel Müfettiş Cemal Bardakçı, “Dersim’deki huzursuzluğun sebebi açlıktır”, Fevzi Çakmak ise “Dersimlileri askere almayın, silah kullanmayı ve savaş taktiklerini öğrenirlerse bize saldırırlar” diyecektir.
Genelkurmay Başkanlığı arşivine göre, Dersim’deki gelişmeler belgelere şöyle yansıdı: Cumhuriyetin ilanını takip eden senelerde özellikle Şeyh Sait Ayaklanması’ndan sonra Ankara, Doğu illeri ile beraber Dersim’i dikkate almış ve ıslahatı için incelemeler başlatmıştı. Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey 2 Şubat 1926 tarihinde İçişleri Bakanlığı’na şu raporu sundu: “Yaptığım temasların bende hâsıl ettiği izlenime göre, Dersim gittikçe Kürtleşiyor, ülküleşiyor ve dolayısıyla tehlike büyüyor. Hükümeti senelerden beri meşgul etmekte bulunan Dersim meselesi, eski idarenin seyyiat (günah) mirasından başka bir şey değildir. Yeni hükümetin bazen adil davranış, bazen zayıf ve bazen de sebepsiz ve neticesiz şiddet gösterme gibi dengesiz politikası Dersim’i daimi hercümerç yuvası haline getirmiştir. Cehaletin, geçim darlığının, iç ve dış aldatmaların, Kürtlük eğilimlerinin, son irtica hareketini tedibden doğan intikam hislerinin, dini ve içtimai devrimler vesilesi ile kara kuvvetlerinin uyandırdığı kötü telkinlerin etkisi altında bulunan avam halk; reis, şeyh, bey ve ağanın esir ve oyuncağıdır. Şekavet, bunların kışkırtması ile olmaktadır. Tunceli Kanunları kapsamında, Kahmut, Sin, Karaoğlan, Amutka, Danzik ve Haydaran gibi bucak merkezlerinde yapılan karakol inşaatları, bölgedeki aşiret reisleri ile ağaları rahatsız etti.”
Diyarbakır Valisi Cemal Bey de Dersim’de yaptığı incelemelerin ardından Ankara’ya şu raporu geçti: “Dersim seyahatimde; Türkçe bilmeyene ve Kürt tipine rastlamadım. Sünniler, Alevilere Kürt, Aleviler de Sünnilere Türk derler. Kürtlerle komşu Dersim Ale-vilerinde Türkten başka bir millet oldukları kanısı vardır ve memurlar dahi bu hataya düşmüşlerdir. Dersimliler öldürülmekten, göç ettirilmekten korkuyorlar. ”
Bölgedeki eşkıya sayısı 1000 olarak gösterilirken, bölgedeki asker sayısı şöyleydi: “122 Subay, 36 askeri memur, 4683 er, 234 gayri muharip er, 828 hayvan, 545 çeşit araba, 259 çeşitli motorlu araç, 4323 tüfek, 261 hafif makineli tüfek, 32 ağır makineli tüfek, 12 dağ topu, 709 bin 965 tüfek mermisi.” Diyarbakır Valisi Cemal Bey’in Ankara’ya gönderdiği bu yazıda eşkıya sayısında yanıldığı bu sayının belirtilen sayıdan kat kat daha fazla olduğu yapılan ilk müdahaleden sonra anlaşılmıştır.
Raporlarda en çok üzerinde durulan noktalar ise, aşiretlerin birbiriyle olan ilişkileri, hangi aşiretin hangi dili konuştuğu, aşiret yapıları, Dersimlilerin gelenek ve görenekleri, aşiretlerin coğrafi sınırları ve nüfuzları, Dersimin stratejik noktalarıdır. Bunlar üzerine raporlar sunulmuştur ve başarılı bir Dersim Harekâtı için gereken önlemler bu raporlarda tespit edilmiştir.
Dersim denilince Kürt terör örgütü olan “Hoybun”dan bahsetmek gerekir. Şeyh Said ayaklanmasından sonra Fransızların yardımı ile yurtdışına kaçan Kürtler 1927 yılında Suriye’de Dr. Mehmet Şükrü Sekban başkanlığında “Kürt Milli Genel Kurultayı”nı toplamışlardı. Toplantıya katılan Kürt Teali Cemiyeti, Kürt Teşkilatı İçtimaiye, Kürt Millet Fırkası ve Kürt Ulusal Birliği adındaki dört örgüt toplantı sonrası Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı birleşme kararı aldılar ve bu birleşmesiyle Hoybun Kürt Terör Örgütü kurulmuş oldu. Ermeni Tehciri sırasında da bazı Dersimli Alevi Kürt aşiretler Dersim Ermenilerini Osmanlı hükümetine teslim etmeyi reddetmişler ve Ermeni kaynaklarına göre 20.000 ile 36.000 arası Ermeni’nin güvenli olarak kaçmasını sağlamışlardır. Birbirleri arasında ki bu yakınlık sayesinde bu toplantıya katılanlar sadece Kürtler değildi. Goms adıyla bilinen Ermeni Taşnak Terör Örgütü lideri Van’lı Papaz Vahan Papazyan ve yandaşları da katılmıştı. Bu toplantı sonrası ortak bir bildiri yayınlandı. Bildiri kısaca “Kürtlerin özgür ve bağımsız yaşama hakkı için savaş kararı” ve “Kürt – Ermeni dostluğunu” içeriyordu. Yani Fransızların yardımı ile Kürtler ve Ermeniler anlaşmışlardı. Ortak çıkarlar doğrultusunda birlikte hareket edeceklerdi. Zaten bu birlikteliğin temeli bu toplantıdan çok önce 1925 yılında Marsilya’da düzenlenen “Sosyalist Enternasyonal” da atılmıştı. Ermeni terör örgütü Taşnak bu toplantı da “Kürtlerin bağımsızlığını ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürtleri işgal ettiğini ve Kürt ulusal hareketlerini desteklediklerini” dile getiren bir bildiri yayınlamışlardı. Suriye’de ki toplantıdan sonra da bu birliktelik tamamen resmileşti. Bu toplantı sonrası Taşnak örgütü başta, Zürih ve Londra’daki toplantılar olmak üzere katıldığı her toplantıda “Kürtlerin bağımsızlığını” gündeme getirdi. Hoybun örgütünün kuruluşu Türkiye Cumhuriyeti için çok önemlidir. Çünkü Suriye’deki bu toplantıdan önce çıkarılan ayaklanmalar Şeyh Said isyanı hariç genellikle birkaç toprak ağasının ayaklanmasından ibaretti. Hoybun örgütünün kuruluşu ile Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı Ermeni, Kürt, Fransız, İngiliz işbirliği ile planlı programlı ayaklanmalar başlatılmıştır. Öyle ki dünyaca ünlü Albay(Casus) Lawrence bile Hoybun’la işbirliği yapmıştır. İngiltere’nin Tebriz’deki Başkonsolosu Stophone Palmer’den Londra’daki Dış İşleri Bakanlığında görevli bulunan Sir Cilve’ye gönderilen 11 Ağustos 1930 tarihli ve 145 sayılı gizli raporda Albay Lawrence’nin Kürtlere yardım ettiğini ve Lawrence’nin vasıtasıyla Ermeni Ruben Paşa’nın İngiliz Büyükelçiliğinden Kürtler için silah istediği haberini vermişti.
Hoybun örgütünün kurulması ile yani Ermeni ve Kürt işbirliğinin kurulmasından sonra Dersim için için kaynamaya başladı. Hoybun ve Taşnak terör örgütlerinin yardımıyla Kürt aşiretleri ve köylüleri silahlanmaya başladılar. Yukarı Abbas Uşağı aşireti reisi Seyit Rıza, Haydaran, Demenan, Yusufan, Kureyşan aşiretlerine adam göndererek, hükümet aleyhine ittifak sağladı. Dersim harekâtının başlamasına neden olan ilk olay 1937′de 20 Mart’ı 21 Mart’a bağlayan gece 23.00 sıralarında yaşandı. Pah bucağı ile Kahmut bucağını birbirine bağlayan Harçik Deresi üzerindeki tahta köprünün yıkılması ve telefon hattının tahrip edilmesi üzerine 4′üncü Genel Müfettişliği, askeri birlikleri bölgeye gönderdi. 26 – 27 Mart gecesinde Sin Karakolu ile bucağı arasındaki telefon irtibatı kesildi ve kimlikleri bilinmeyen kişiler tarafından ateş baskını yapıldı. 4′üncü Genel Müfettişlik bunun üzerine, bölgedeki askeri birliklerinin takviye edilmesini istedi. 27 Mart 1937 tarihinde Tunceli-Erzincan yolundaki bir köprü Haydaran ve Demanan aşiretleri tarafından yakılır. Diğer Türk Birlikleri ile bağlantı kurulmasın diye Kürtler tarafından bölgenin telefon hatları kesilir. Jandarma birliklerine pusu kurulur. Pax bucağı karakoluna baskın düzenlenir. Sin bucağının Hozat bölgesinde bulunan Askisor Karakolu saat 20.00 sularında 100 kadar eşkıya tarafından kuşatılır. Karakolda 36 kadar asker vardır ve çatışmalar sabaha kadar sürer.(genel Kurmay Arşivinden)” Seyit Rıza bizzat Sin Karakolu’nun da basılması için asi milislere emir verir. Bölgedeki 9. Seyyar Jandarma Taburu’na da baskın düzenlenir. Kendi vatandaşlarından kurulu düzensiz gerilla kuvvetlerine karşı savaşmak üzere eğitilmemiş ve bu yönde bir hazırlığı olmayan askeri kuvvetler kendilerini korumakta zafiyet içine düşerler. Birçok askeri birlik basılarak 56 asker öldürülür ve 108 asker yaralanır. Asiler Mazgirt Köprüsü’nü tahrip ederler. İhsan Sabri Çağlayangil’e göre, 1937 yılında Atatürk ve Başbakan Celal Bayar, Singeç Köprüsü’nün açılışını yapmak üzere Dersim’e gelecekti. Bu köprünün bir ucunda güvenliği sağlamak amacıyla bir askeri karakol bulunuyordu. İsmail Hakkı adlı bir teğmen’in komutasındaki karakola isyancılar tarafından saldırı düzenlendi. Karakol yakıldı ve 33 askerin tümü öldürüldü.
Öyle ki 1937’de yapılan gizli sayımlar neticesinde Dersim’de en az 20 bin kişinin silahlı olduğu anlaşılır. Ayaklanmaların arkası kesilmiyor, Dersimin silahlı Kürtleri civar şehirlerde de ayaklanmalara sebep oluyorlardı. Mutki, Alikan, Oramar ayaklanmaları güçlükle bastırılabilmişti. 7 Ekim 1925 yılındaki Ali Boğazı çevresinde yerleşik bulunan Koçuşağı aşiretinin başlattığı ayaklanmayı bastıran Mustafa Muğlalı Paşa’da bölgeye sevk edildi. Muğlalı Paşa’nın 28 Kasım 1926’da Mustafa Kemal Atatürk’e gönderdiği raporda bölgenin durumu şöyle anlatılıyordu. “Aziz vatanımızın bağrında adeta kangren haline gelmiş bir çıbandan başka bir şey olmayan Dersim acilen temizlenmelidir” Raporu okuduktan sonra ilk Meclis toplantısında açılış konuşması yapan Mustafa Kemal Atatürk meclis üyelerine “Dâhili işlerimizden en mühim bir safha varsa o da Dersim meselesidir. Dâhilde bulunan iş, bu yarayı, bu korkunç çıbanı, ortadan temizleyip koparmak ve kökünden kesmek işi her ne pahasına olursa olsun yapılmalı ve bu hususta en acil kararların alınması için hükümete tam ve geniş yetki verilmelidir” demiştir. Meclisten istediği yetkiyi alan Mustafa Kemal Paşa 4 Mayıs 1937’de Dersim’e önce Fevzi Çakmak Paşa’yı gönderdi. Fevzi Çakmak bölgede durumun ciddi boyutlara geldiğini ve önemle tedbir alınmazsa ileride daha büyük felaketlerin olabileceğini dile getirdi. Fevzi Çakmak’ın Atatürk’e sunduğu raporun sonu “Dersim asırlarca nüfuz edilememiş, hükümete önemli sorunlar çıkarmış, eşkıyalığı alışkanlık haline getirmiş mütecaviz ve soyguncu unsurları taşıyan bir adadır. Sadece taarruz hareketiyle iktifa ettikçe isyan olarak daimi yerinde bırakılmış olur. Bunun içindir ki silah kullanmış olanları ve kullananları yerinde ve sonuna kadar zarar veremeyecek hale getirmek, köyleri boşaltmak ve aileleri uzaklaştırmak lüzumlu görülmüştür. Dersimli okşanmakla kazanılmaz. Silahlı Kuvvetlerin müdahalesi Dersimliye daha çok tesir yapar ve iyileştirmenin esasını oluşturur. Kürtlük eritilmeli ve öz Türk hukuku uygulanmalıdır” olmuştu. Mustafa Kemal bölgeye müdahale etmek üzere iken İsmet Paşa, O’nu engellemiş ve bir de durumu kendisi görmek istediğini belirtmişti. Bunun üzerine İsmet Paşa doğu gezisine çıkmış ve o meşhur “Kürt Dosyasını” hazırlamıştı. Dosyayı hazırlamasına hazırlamıştı ama Dersim için sanıldığı gibi bir tehlike olmadığını, asıl tehlikenin Fransızlar olduğunu ve Fransızlarla sorun çözülürse ve Kürtlere asimilasyon uygulanırsa bölgede sorun kalmayacağını bildirmişti. Bir tarafta Kahraman Mustafa Muğlalı ve Fevzi Çakmak Paşa “Dersim temizlenmeli” derken, İsmet Paşa “durum o kadar vahim” değil diye bir rapor hazırlamıştı.
Ayaklanmanın liderliğini “Baytar Nuri” adıyla bilinen Mehmet Nuri yapıyordu. Kendisi aynı zamanda Hoybun Örgütünün lider kadrosundandı. Ermenilerden özellikle de Taşnak Örgütünden büyük destek alıyordu. Hem bölgedeki, hem civar illerdeki hem de dış ülkelerde ki Kürt aşiret reisleri ile sürekli temas halindeydi. Bir kolu Fransa’da, bir kolu Suriye’deydi. Ve çok geç geçmeden 1937 Temmuz başında “Dersim Ayaklanması” patlak verdi. Ama Mustafa Kemal Atatürk durumu iyi tahlil ettiği için hemen taarruza geçti. Önce Dersim çevresine uçaklar vasıtasıyla Türkçe ve Kürtçe olarak hazırlanmış bildiriler dağıtıldı. Bu bildiride Kürtlere “Her tarafınız sarıldı, 24 saat içinde ayaklanmayı sonlandırıp silahlarınızı Türk Ordusuna teslim edin, aksi takdirde silahlı kuvvetler harekete geçecektir.” Yazıyordu. 24 saat içinde hiçbir silah teslim edilmediği ve ayaklanma sonlandırılmadığı için Mareşal Fevzi Çakmak komutasındaki Türk Silahlı Kuvvetleri Dersim’e müdahale ettiler. General Abdullah Alpdoğan’ın düzenlediği ilk harekât başarısızlıkla sonuçlandı. Aşiretler ise bunun verdiği moralle tamamen silahlandı. Bu yüzden isyanı bastırmak iyice zorlaştı. Abdullah Alpdoğan yanına aldığı 50.000 asker (üç kolordu ) ile bölgeye gitti fakat dağları bir türlü aşamadı. Bunun sonucunda bir hava saldırısı gerektiğine karar verdi. Gerekli onayı alınca Sabiha Gökçen’i davet etti. Sabiha Gökçen de kabul edip Hava Kuvvetleri’nden 3 uçak filosu ile havadan saldırı gerçekleştirdi. İsyancıların saklandıkları en büyük yer olan Laş mevkiini yerle bir etti.
Yapılan harekât başarılı olmayınca, askerler bölgeye girmeyi başaramadı. 11-13 Eylül 1937 tarihleri arasında Seyit Rıza barış görüşmesi için Erzincan Vilayet konağına geldi ve o arada tutuklandı. Ertesi gün, Elazığ’da bulunan Umumi Müfettişliğe nakledildi. Askeri harekâttan sonra yapılan yargılama 15 Kasım 1937′de sona erdi. 11 kişi idama mahkûm oldu, fakat yaşların geçkin olmalarından dolayı içlerinden dördü hakkında idam cezası 30 sene ağır hapse tahvil edildi. 15-18 Kasım 1937 tarihleri arasında Seyit Rıza ve Halvori gözeleri’nde toplantı yapan 6 kişi idam edildi.
Seyit Rıza’nın İngilizlere mektubunda, “Sayın ekselansları, Türk Hükümeti yaptığı anlaşmalar sayesinde dış baskılardan kurtuldu, Dersim’e girmeye kalkıştı, Türk ordusunu başarısızlığa uğrattık, direnişimiz karşısında Türk uçakları bombalamaya başladı. Sayın ekselanslarına sesleniyorum, hükümetinizin yüksek manevi etkisinden Kürt halkını yararlandırmanızı istirham ediyorum, en derin saygılarımın kabulünü rica ediyorum” “İmza Seyid Rıza” (Londra’da The National Archives, “FO 371/20864/E5529”)
Seyid Rıza’nın idamından sonra Dersimde olaylar durmamış, yeni ayaklanmalar baş göstermişti. Dördüncü Genel Müfettişliğin 6 Ocak 1938′de hazırladığı bir raporda, “Dersimde o güne değin 5050 silah toplanmış ve bunun yararlı yanları da görülmeye başlanmış ve isyan Hatay Meselesinin Fransa ile yoğun bir şekilde tartışıldığı 1938 yılında sona erdirilebilmiştir. Temmuz 1938 ilk günlerine kadar Tunceli Harekâtının kayıp durumu şöyledir: İsyanla mücadele eden kuvvetler 33 şehit ve 60 yaralı, isyancılar da 163 ölü ve yaralı vermiş, 866 kişi hükümet kuvvetlerine sığınmış, bu arada 60 kadar köy de ağır hasar görmüştür.”
21 Temmuz 1938’de ise ayaklanmanın en önemli noktası olan Laç Deresi’nde silahlı ayaklanma kanlı bir şekilde bastırıldı. Daha sonra ikinci büyük ayaklanma 19 Ağustos 1938’de bastırıldı. Kürtler her ne kadar diğer yerlerde çatışmaya devam etseler de iki büyük hezimetten sonra ufak gruplara ayrıldıkları için 30 Ağustos 1938’de ayaklanma tamamen bastırıldı. Ayaklanma bastırıldıktan sonra Fevzi Çakmak, Mustafa Kemal Atatürk’e “ayaklanmanın bittiğini” bildiren bir telgraf yolladı. Mustafa Kemal ise Fevzi Çakmak’a cevap olarak : “Ordumuzun yüksek ve her zaman olduğu gibi milletin güvenine cidden layık kıymet ve kudretle dolu manevrasının, çok faydalı safhalarını göstererek bittiğini bildiren telgrafınızı aldım. Türk ordusunun yarattığı büyük zaferin yıldönümünde böyle bir başarıdan dolayı kalbim orduya karşı takdir ve şükran hisleri ile doludur….” telgrafını yolladı. Ayaklanma bastırıldıktan sonra Dersim vilayeti cezalı toprak durumuna düştü ve ayaklanma ile ilgisi bulunan herkes cezalandırıldı. Ayrıca yeni bir ayaklanmayı önlemek için “Dersim İskân Kanunu” ile 347 Kürt ailesi için sürgün kararı alındı. Bu aileler 3470 kişiden oluşuyordu. Bu ailelerden 76’sı Tekirdağ’a, 38’i Edirne’ye, 56’sı Kırklareli’ne, 65’i Balıkesir’e, 73’ü Manisa’ya, 39’ü İzmir’e sürgün edildi. Sürgünler için hazineden 300 Bin TL ödenek ayrıldı. O gün şartlarında çok büyük bir külfetti. Ama cezalandırılmayı hak edenlerin başında gelen ve Dersim ayaklanmasını başlatan Baytar Nuri ayaklanmanın ilk günlerinde Suriyelilerin yardımı ile sınırdan kaçırıldı.
Atatürk ve Bayar ile birlikte Doğu gezisine katılan Sabiha Gökçenin Dersim’e ilişkin anılarına göre, Atatürk’ü görmeye gelen bir Dersimli Mustafa Kemal’e “Biz namert insanlar değiliz Paşam. Biz nankör insanlar da değiliz. Ama gaflete geldik. … Ben ve daha birçok Dersimli Türkiye’nin esenliği için yabancı boyunduruğundan kurtulmak amacıyla senin emrin üzerine silaha sarıldık. Bu topraklar hepimizin Paşam. Ama kendini bilmez üç beş kişi, cahilleri kandırarak buraların adını lekelemek istediler. …”der.
Koyu bir Kürt Milliyetçisi olan ve Baytar Nuri diye bilinen Dersimli Veteriner Mehmet Nuri’nin yazmış olduğu “Kürdistan Tarihinde Dersim” isimli kitapta olayları anlatmıştır. Özellikle isyan çıkaran Koçkırlı Alişar ve Baytar Nuri, Seyit Rıza’yı etkilemişlerdir. Örneğin Türklere ölüm diye bağıran ve ayrıca yazan Baytar Nuri, abartılmış ölü oranlarını da verendir. İsyana katılan aşiretlerin toplam nüfusu 20.000 olmasına karşın, ölü sayısı 50.000 olarak, Kürtlerin mağaralara doldurarak zehirli gaz ile öldürüldüğünü söyleyen de Baytar Nuridir. Ne yazık ki bugün kürsülerden hitap edenler ve köşe yazarları bu kaynakları kullanmaktadırlar.
Baytar Nuri’nin kitabından alınmış olan bir alıntıda: “Türkiye, işgal edilmiş; Ankara’da yeni bir Meclis kurulmuştur. Yunan ordusu Batı Anadolu’dan Bursa’ya doğru işgalini sürdürmektedir. İşte tam bu sıradaki durumu Baytar Nuri şöyle anlatıyor: ‘Dersim’e giderek babam ve Seyit Rıza ile görüştüm. Alişer ile işbirliği yapmalarını sağladım. (…) Artık Dersim’de büyük bir kaynaşma başlamış ve Ankara hükümetinden Kürdistan’ın muhtariyetinin kabul edilmesi isteği ileri sürülmüştü. (…) Dersimliler adına mufassal (ayrıntılı) bir rapor tanzim ederek Kürdistan Teali Cemiyeti vasıtasıyla İtilaf Devletleri (işgalci devletler) temsilcilerine gönderdik. (…) bağımsız bir Kürdistan yaratılmasını istedik. (…) 336 yılı (1920) başlangıcında Kangal İlçesi’nin Yellice Nahiyesi’nin Hüseyin Abdal tekkesinde önemli bir toplantı yaptırmıştım. (…) toplantıda bulunanların cümlesi ant içerek Sevr Anlaşması’nın takibini ve Diyarbakır, Van, Bitlis, Elaziz, Dersim, Koçkırı mıntıkasını ihtiva eden bağımsız bir Kürdistan teşkilini başarmak için silaha sarılmaya ve sonuna kadar savaşmaya tam bir ittifakla karar verdiler. 15 Kasım 1920′de Hozat’ta bir toplantı daha yapılıp Kürdistan’ın tanınması için Ankara’ya ültimatom verilir. Yoksa silahla bu hakkı alacağız diyenler; Batı Dersim Aşiret Reisleri olarak ültimatoma imzalamışlardır.” (Baytar Nuri, Kürdistan Tarihinde Dersim, s. 129)
Seyid Rıza’nın Ankara hükümetine verdiği ültimatom :
1. İçimize karakollar yapmayacaksınız.
2. Kaza ve Nahiye merkezleri kurmayacaksınız.
3. Köprü ve yol yapmayacak, silahlarımıza dokunmayacaksınız.
4. Vergilerimizi önceden olduğu gibi pazarlık usulü vereceğiz. Diye yazıyordu.
(Seyit Rıza’nın taleplerini içeren mektuplar 30 Temmuz 1937 tarihli Genel Kurmay Harp Tarihi Dairesi)
Hukukçu yazar Hüseyin Aygün, Dersim Harekâtı ve sonuçları hakkında bugüne kadar yapılmış en kapsamlı bir araştırma olarak nitelendirilen Dersim 1938 ve Zorunlu İskân adlı kitabında, isyanın açıkça kışkırtılarak çıkarıldığını, Cumhuriyet dönemi ayaklanmaları içerisinde sivillere yönelik eziyetin ve kıyımın en şiddetlisine uğradığını, ardından da isyancılarla beraber aileleri ve hatta isyana iştirak etmeyenlerin eziyete ve kıyıma maruz kaldığını, binlerce sivil vatandaşın öldürülmüş ve kalan on binlercesinin de sürgün edilmiş olduğunu belirtmiştir. Askerî harekât, her ne kadar bazı aşiretleri sürgün etse de, harekât 1938 yılının sonuna doğru sona ermiştir. Harekât sonucunda 13.160 ile 40.000 arasında sivil ölürken, 2248 hane, 11.818 kişi başka yerlere sürgün edilmiştir. Hüseyin Aygün’ün kitabından alınan bu ayrıntı Başbakanımızın “hikâyesi yürek burkucudur” dediği Seyit Rıza’nın hikayesiyle aynı derecede yürek burkucudur!!!
Emre Uslu’nun köşesinden verdiği yazısında söylediği: “Başbakan Erdoğan’ın açıkladığı belgelerde açıkça görüldüğü gibi Dersim olayı hangi yönden bakılırsa bakılsın bir Kürt isyanı sayılamaz. Açıktan bir isyan değil Kürt kırımıdır. Zira Dersim isyanı diye anlatılan vakıa devletin planlı programlı “Dersimi Islah” projesinin adıdır. Dersimliler bu “Islah” projesine kendi yöntemleriyle direnmeye çalışmış. Yani ortada bir isyan filan yok. İsyan ve milliyetçilik literatürüne uygun dört başı mamur bir tek isyan PKK olayıdır. Kürt bilinciyle çıkmış, Kürtleri bilinçlendirmek için ve Kürt milliyetçiliğini yaymak için çıkmış tek isyandır PKK olayı. Şeyh Said İsyanı’nı bile milliyetçilik literatürüne göre bir Kürt isyanı saymak oldukça zordur.” Sözünden Emre Uslu’nun “Kürt isyanı kategorisinde incelenebilecek ilk ve tek örnek PKK olayıdır.” doktora çalışmasını nasıl verdiğini merak etmekteyim. Ayrıca Başbakan’ın Başbakanlık Devlet Arşivinden verdiği belgeler isyan sonunda kayda geçmiş olan yüzlerce belgenin sadece dört sayfasıdır. Ve Sadece isyanda ölen ve sürülenlerin sayını bildirmektedir.
Koçgiri ve Dersim ayaklanmalarının liderlerinden Alişan, 1914’te Rus Çarlığı’nın koruması altında “Özerk Kürdistan Devleti” kurmak istemiş, Sevr Anlaşması’nın uygulanması için de başvurularda bulunmuştu. Kürt sorunu, hiçbir zaman Kürtlere ve Türkler’e bırakılmış değildir. Bu soruna hep, ama hep Batılı emperyalist devletler karışmıştır. Bu Batılı ülkelerin de olası bir “Kürt Devleti”nden beklentileri vardır. Ayaklanmaları da terörü de bu açılardan değerlendirmek gerekiyor. Reform yapsanız da yapmasanız da terör sürecek, çünkü amaç başka. (Uğur Mumcu, Milliyet, 11 Nisan 1992)
Eylül 1922 – Temmuz 1924 yıllarında Iraklı Kürtler Süleymaniye merkezli yarı bağımsız Kürdistan Krallığı devletini kurmaya teşebbüs ettiler. Şeyh Mahmut Berzenci, Kürdistan Krallığı’nın kralı olarak kendisini ilan etti. Sevr Antlaşması’ndan sonra, Süleymaniye ile bütün bölge Birleşik Krallık yüksek komiserliğinin denetimi altına girdi. Eylül 1922′de Özdemir müfrezesinin İran’a çekilmesinden sonra, Birleşik Krallık Şeyh Mahmut Berzenci’yi vali olarak tayın etti. Şeyh Mahmut Berzenci Kasım’da tekrardan kendisini Kürdistan Krallığı’nın kralı olarak ilan etti. Lozan Antlaşması’ndan sonra Birleşik Krallık yüksek komiserliği, Irak’ın bütün bölgelerini birleştirmek isteyince Şeyh Mahmut Berzenci buna karşı çıktı. Mahmut Berzenci ve hükümetin teslim olmaması üzerine, Birleşik Krallık Hava Kuvvetleri Süleymaniye ve çevresini bombaladı ve bölge’de çatışmalar meydana geldi. 24 Temmuz 1924 yılında kesin olarak Birleşik Krallık Mezopotamya Mandası’na bağlandı. (İngilizlerin çıkarlarına göre yönlendirdiği Irak halkı) (Yaşar Ertürk, Büyük Oyunun Eski Perdesi, Doğu Güneydoğu ve Musul Üçgeni, (1918-1923)
“Dersim katliamının sorumlusu CHP ve devlettir” diyerek tartışmayı ne yazık ki bir CHP milletvekili olan Hüseyin Aygün’ün başlatmasına şaşırmış olmamak gerek… Bülent Arınç “Dersim katliamı ortaya çıkartılmalı ve gerçeklerle yüzleşilmelidir” derken kendi gerçekleriyle yüzleşemeyen Bülent Arınç’ın gerçekleriyle biz yüzleşelim bu yazıda ona da atıfta bulunalım Başbakan’ın dediği gibi önemli olan boy değil soydur prensibiyle birazcık soyunu araştıralım.
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, “İstiklal mahkemelerinin zabıtları açıklanmamaktadır. Buna Meclis Başkanlığı karar verir. Bir de onlar açıklanırsa kaç tane Dersim faciasının yaşandığını hep beraber göreceğiz” dediğinde neden bu kadar İstiklal Mahkemelerine takımıştı bakın neden? 1930′da gerçekleşen Menemen’de katliamın baş mimarı Derviş Mehmet’in öz be öz torunu olan Bülent Arınç’a kısa bir tarih dersi verelim. Derviş Mehmet ve yandaşlarının 3 Aralık 1930 günü Menemen’de yaptıkları isyan girişimi sırasında kendilerine engellemeye çalışan 43. Piyade Alayı’ndan Piyade Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay ile karşı karşıya geldiler. Kubilay ve beraberindeki askerler gruba uyarı ateş açtı. Fakat “silahlarında manevra mermisi bulunduğundan dolayı etkili” olamadılar… Bunu fırsat bilen Giritli mehdi Derviş Mehmet ise, “bakın bana mermi işlemiyor” diyerek kutsallığını ilan etti. Olaylar sırasında ağır bir şekilde yaralanan Kubilay, yaralı olarak meydandaki hükümet binasına girmek istedi. Ama binanın giriş kapısı kapalı olduğu için giremedi… Bu nedenle, hükümet binasının hemen yanındaki Kazez Camii bahçesine yöneldi. Giritli mehdi Derviş Mehmet, Giritli Şamdan Mehmet ile birlikte Kazez Camii bahçesinde bitkin bir vaziyette bulunan Kubilay’ın başını bağ testeresi ile canlı canlı gövdesinden ayırdılar. Sonrada, asteğmen Kubilay’ın başını yeşil bir bayrağın tepesine takarak Menemen sokaklarında dolaştırmaya başladılar. Kurşun işlemeyen sözde Giritli mehdi Derviş Mehmet’e ateş açıldı. Ve bu ateş esnasında Kubilay’ı şehit eden sözde Giritli mehdi Derviş Mehmet ile birlikte Giritli Sütçü Mehmet ve Giritli Şamdan Mehmet öldürüldü. Aralarında önceden Şeyh Sükuti’nin Menemen belediye başkanlığı yaptığı sırada yönetimde birlikte olduğu bilinen Hayımoğlu Yahudi Jozef, Erbilli Şeyh Esad’ın oğlu Mehmet Ali ve 37 kişinin idamına karar verildi. Nakşibendî Şeyhi Esad Efendi ise ilerlemiş yaşından dolayı 24 yıla hapis oldu. Fakat tutuklu bulunduğu sırada hastalığından dolayı öldü. Şeyh Esat ve tarikatının amacı Cumhuriyet kayıtlarına, “Hükümeti yıkmak, ATATÜRK ilke ve inkılâplarına aykırı olarak saltanat ve şeriatı getirmek, tekke ve zaviyeleri açmak, şapkayı yasaklayıp yeniden fesin kullanılmasını” sağlamak olarak geçti. Menemen isyancısı Derviş Mehmet’in (Menemen-Sümbüller Köyü) ikinci eşinden torunu, babadan Girit Rum’u, anadan Mısırlı Arap olan zat şimdi Başbakan yardımcılığı yapan Bülent Arınç’ın dedesidir. Dedesinin eli kanlı bir Cumhuriyet katili olması Bülent Arınç’ın da katil olduğunu göstermez… Ama içinde bulunacağı zihniyeti gayet tabi bir şekilde gösterir… Öyle olmasaydı Cumhuriyet Rejimine karşı söylemlerde bulunur muydu? (Nedim Çakmak, İşgal Günlerindeki İşbirlikçiler Hüsnüyadis Hortladı)
Olayların yankısı o kadar çabuk ilerledi ki, çünkü işin ucunda Atatürk vardı. Yaptıkları ve yapacakları hiçbir şekilde Uluönder’e yaklaşamayan onun büyük başarılarını kabul etmeyip onu kötülemek isteyenler için mükemmel bir fırsat çıkmıştı karşılarına çünkü kimse Atatürk’ü savunmuyordu isyanı çıkaranları haklı görüyordu oldu olacak versekte kurtulsak bu bölgeyi diye düşünenlerin başında gelen Cumhurbaşkanı, “Tartışılsın ama ölçüsü iyi bilinsin.” AKP Milletvekili Mehmet Metiner “Sabiha Gökçen Havaalanı’ndan, Sabiha Gökçen adı çıkartılsın” dedi. Dersim isyanının bastırılmasına savaş pilotu olarak katıldığı için. Yalnız bir şey dikkatimi çekti bu konuda eleştirenler Cumhuriyete yakın olan kişilerdi. Mesela Adnan Menderes, Celal Bayar gibi o dönemin içinde olan ve harekâtın yapılmasında bizzat imzası olan kişiler unutulmuştu sizce de unutuldu mu yoksa söylenmek mi istenmedi?
Dersimin bombalandığı 1937 ilk Dersim Harekâtı’nda Cumhurbaşkanı Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal, başbakan ise İsmet İnönü’dür. Birinci Dersim Harekâtını bizzat Mustafa Kemal Yürütmüştür. Ancak Dersim ayaklanmasının tümüyle temizlenmesi ve suçluların idam edilmesi sırasında İkinci ve Üçüncü Dersim Harekâtı Başbakanı Celal Bayar’dır (görev süresi, 25 Ekim1937 – 25 Ocak 1939). Yani bir anlamda bugün ki Hükümetin hamisidir. Mustafa Kemal Atatürk, çok hasta olduğu için Bayar ikinci dersim harekâtını bizzat yürütmüştür. Başbakan Celal Bayar Dersimdeki isyancılara karşı saldırıyı onaylamış ve 2 Ocak – 7 Ağustos 1938 İkinci Tunceli Harekâtı’nı başlatmıştır. En büyük can kaybı 1938 yılının 22-28 Haziran arasında Kalan bölgesindeki Baltalı-kürekli muharebesinde, 19-24 Temmuz arasında Laç Deresi’nde, 15 Ağustos’ta Zeç baskınında ve Zımek Çatışmasında yaşanır. Yani en ağır olaylar Celal Bayar’ın Başbakan ve etkili olduğu dönemde yaşanmıştır. Ancak bugünkü iktidarın manevi kurucusu olarak tanımlayabileceğimiz Celal Bayar için hiçbir şey söylenmemiştir.
Doğu ve Güneydoğu’daki başkaldırmalar içinde iki tane iki tanesi önemli: Şeyh Sait ayaklanması ile Dersim ayaklanması. Şey Sait ayaklanmasının arkasında İngiltere vardı. İngiltere’nin amacı, bu ayaklanma sayesinde, Musul üzerindeki isteklerini Türkiye’ye kabul ettirmekti. Kuzey Irak petrollerini kendi denetimi altına almaktı. “Din elden gidiyor” görünümü altındaki ayaklanma bastırıldı. Ama İngiliz emperyalizmi de amacına ulaşmış oldu. Gerek Moskova, gerekse Türkiye komünistleri, Şeyh Sait ayaklanmasına ( 1925 ) destek vermediler. Dersim tarihi, ayaklanmalarla dolu. Padişahlara karşı ayaklanmışlar. Meşrutiyette ayaklanmışlar. Jön Türk hareketinde ayaklanmışlar. Sonuncu olarak da cumhuriyet yönetimine karşı ayaklanmışlar. Kimler bunlar? Osmanlının bile Tımar sistemine dâhil edemediği şeyhler, ağalar, aşiret resileri… Yani yargı da kendileri olan, vergiyi de kendileri toplayan gençleri askere yollamayıp kendi muhafızları yapan, haydut çeteleri oluşturan feodal güçler.. Derebeyleri. Niçin ayaklanıyorlar? Bu geri düzen değiştirilmek istendiği için. Komintern belgelerinde ( 1937 ), son Dersim ayaklanmasına neden olan ortam şöyle anlatılıyor. Feodal unsurlar, Kemalist parti tarafından gerçekleştirilen reformlara rağmen, bugüne kadar ülkenin bu sapa bölgesinde barınmayı başarmışlardır. Dersim, Türkiye’nin ulusal ekonomisinin dışında kalmaktaydı. Öyle ki başka bir vilayetten hiçbir tüccar, Dersim’de iş yapmayı göze alamazdı. Devletin Dersim’de askerlik yükümlülüğünü gerçekleştirmesi ve yasal vergileri toplaması, bugüne kadar mümkün olmamıştır.” Ve ekleniyor: “İsyanın arifesinde tapu kadastro idaresi, feodal aşiret reislerinin elinde bulunan halka ait malların incelenmesi ve saptanmasına ilişkin hükümet önlemlerini uygulamaya başlamıştı. Bu durumda feodalizm, kendi yasadışı egemenliğinin iktisadi temellerini yitirme tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu hissetti. İşte, özellikle bu önlem, isyana yol açan neden olmuştur.” Son Dersim ayaklanmasının çok kanlı bir biçimde bastırıldığı doğrudur. Hareketi yöneten komutanın, bu nedenle görevden alındığı da bilinmektedir. Ama Dersim ayaklanması nedeni ile Atatürk’ü ve Kemalizmi suçlamaya çalışanların öncelikle şu soruyu yanıtlamaları gerekir: “Suçlamalar doğru ise Tunceli – yani Dersim – niçin yıllar boyu Atatürk’ün partisine oy vermiştir? Türkiye’de Kemalist partiye – ya da başka bir partiye – verilen oyların yüzde 70′leri aştığı başka bir il var mıdır?” İşte Dersim gerçeği!.. Gerisi “laf-ı güzaf.” (A.Taner Kışlalı – Bir Türkün Ölümü, s.22-24)
Ancak bütün bunlar tarihi gerçeği kendi kısa çıkarlarımız için saptırmaya yeltendirmemelidir. Osmanlının da Türkiye Cumhuriyetinin de burada sürekli askeri baskı kurmuş olduğunu kimse ret edemez. Ancak çok sayıda insan öldürülmüş olsa bile buranın halkına soykırım yapıldığını söylemek insafsızlık olur. Hele bunun Atatürk ve o günün devlet büyüklerinin talimatlarıyla yapıldığını söylemek Türkiye Cumhuriyetine ihanet olur. Çünkü silahlı başkaldırı söz konusudur ve en önemlisi bu ülkenin geleceğine göz dikmiş ülkelerin tetikçiliğine soyunma gibi küçültücü bir rolle bürünmüşlerdir. Bir türlü suların durulmağı bölge olarak adını sıkça duyuran ve geçmişten bu güne sürekli Türkiye Cumhuriyetine sorunlar çıkaran o coğrafyada bilinmesi gereken en önemli konu savaşların çıkması ya da isyanlardır. Savaşlar ve İsyanların bastırılması demek askeri güç ile doğru orantılı olup kansız bir şekilde sonuçlanması rüya görmekten başka bir şey değildir. Evet dersimde katliamlar olmuştur. Bu duygusuz gözü dönmüş Türk askerleri önlerine çıkan çoluk çocuk herkesi öldürmüş ya da sürmüşlerdi eğer böyle olsaydı o bölgelerde hala bu tarz bir sorun yaşanır mıydı? Medeniyetin beşiği uygarlıkların kurucusu tarihi kanla yazılmış Avrupa’nın sayfalarını çevirmeme gerek yok sanırım. Bize medeniyet ve Demokrasi dersi veren Avrupa halkı bu durumda olsaydı özellikle de dış destekli bu tarz isyanlara karşı tutumunu eminim hepiniz biliyorsunuzdur. Peki, sorumlusu Türkiye Cumhuriyeti daha özele girecek olursak CHP ve Mustafa Kemal Atatürk müydü?
Deniz Ilıman / Düşeyazanlar
KAYNAKÇA
- Doğan Avcıoğlu, Millî Kurtuluş Tarihi 1838′den 1995′e, Tekin Yayınevi, 1998
- M. Kalman, Belge ve tanıklarıyla Dersim Direnişleri, İstanbul, 1995,
- Muhsin Batur, Anılar, Görüşler, Üç Dönemin Perde Arsası, Milliyet Yayınları, 1985
Hasretyan, M. A. Türkiye’de Kürt Sorunu (1918-1940)
- Yusuf Halaçoğlu, Ermeni Tehcirine Dair Gerçekler (1915), Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara, 2001.
- Gazi Mustafa Kemal, Nutuk – Söylev, Cilt III, Vesikalar, Vesika 220, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1981
- Halil Paşa, (haz. Taylan Sorgun), İttihat ve Terakki’den Cumhuriyet’e Bitmeyen Savaş, Kamer, İstanbul, 1997.
- Faik Bulut, Devletin Gözüyle Türkiye’de Kürt İsyanları, Yön Yayıncılık, İstanbul, 1991.
- Mim Kemâl Öke, Belgelerle Türk-İngiliz ilişkilerinde Musul ve Kürdistan sorunu, 1918 – 1926, Türk Kültürünü Araştırma Enst., Ankara 1992
- Metin Töker, Şeyh Sait ve İsyanı, Bilgi Yayınları, Ankara, Temmuz 1994.
- İsmail Beşikçi, Tunceli Kanunu (1935), Belge Yayınları, 1990.
- Erdal Aydoğan, “Üçüncü Umumi Müffetişliği’nin Kurulması ve III. Umumî Müffetişi Tahsin Uzer’in Bazı Önemli Faaliyetleri”, Atatürk Yolu, Ankara Üniversitesi Türk İnklâp Tarihi Enstitüsü,
- Ahmet Refik, (haz. Hamide Koyukan), İki Komite İki Kıtal, Kebikeç Yayınları, Ankara, 1994.
- Ebubekir Pamukçu, Dersim Zaza Ayaklanmasının Tarihsel Kökenleri, Yön Yayınları, 1992
- Suat Akgül, Amerikan ve İngiliz Raporları Işığında Dersim
- Celal Yıldız, Dersim Dile Geldi 1938′in Çocukları Konuştu, Su Yayınları.
- Nedim Çakmak, İşgal Günlerindeki İşbirlikçiler Hüsnüyadis Hortladı, Kum saati Yayınları, Yayın Yılı: 2007.
- İsmet Demir, Musul-Kerkük ile ilgili arşiv belgeleri (1525 – 1919). Başbakanlık Basımevi, Ankara 1993
- Uğur Mumcu, Kürt – İslam Ayaklanması 1919-1925, Tekin Yayınları, İstanbul, 1991.
- Hüseyin Aygün, Dersim 1938 ve Zorunlu İskân,
- Genelkurmay Arşivleri
- Yaşar Ertürk, Büyük Oyunun Eski Perdesi, Doğu Güneydoğu ve Musul Üçgeni, (1918-1923)
- A.Taner Kışlalı, Bir Türkün Ölümü, s.22-24., Ümit Yayıncılık, 1997.
- A.Taner Kışlalı, “Komintern Belgelerinde Türkiye – Kürt Sorunu”, Kaynak Yay., İstanbul, 1994
- Dersimli Veteriner Mehmet Nuri (Baytar Nuri) “Kürdistan Tarihinde Dersim”
- Dr. M. Galip Baysan, Dersim İsyânı (1937-1938) Makalesinden
- Prof. Dr. Ali Demirsoy, Dersim tartışması nereye gidiştir? Makalesi, Hacettepe Üniversitesi.
ANASAYFA | GÜNCEL | SPOR | MÜZİK | EĞİTİM | FOTO GALERİ | VİDEO İZLE | SİNEMA | DÜNYA | REKLAM VER | İLETİŞİM |