Kuaza
       
ARA
giris
“Edebiyatımızda Kalem Savaşları” – ” Nazım Hikmet’in Peyami Safa ve Yakup Kadri ile Polemikleri…”
“Edebiyatımızda Kalem Savaşları” – ” Nazım Hikmet’in Peyami Safa ve Yakup Kadri ile  Polemikleri…”

Edebiyatımızda  90’lara kadar devam eden  edebiyatçılar arası  “atışma(polemik)”  kültürü ne yazık ki günümüzde  pek  rastlanan , bilinen bir şey değildir. Zaman zaman bel altı seviyesine inse bile   bu polemikler  dönemin edebi çevreleri tarafından yakından takip edilir ve bir nevi “düello” havasına bürünürdü. Atışma, buna    giren edebiyatçılar için  zaman  kaybı olmakla birlikte,  kitlesini genişletmek, edebi rakibinin bileğini bükmek anlamlarında  olumlu sonuçlara sahipti ve sanatçılarda gayet baskın olan   üstünlük  egosunun tatminini  sağlıyordu.

Son yirmi yılda değişen imkanlar ve değişen dünya ile birlikte edebiyat   tüm dünyada bir kabuk değiştirme, kimlik bulma arayışına girdi. Bunu bir geçiş süreci olarak nitelersek yanlış yapmış olmayız. Çünkü  bilgiye erişme olanakları, sosyal medya , kitap okuma oranlarının düşmesi , dünya algısının özellikle yeni kuşaklarda bireyciliğe indirgenmesi gibi sebepler yüzünden edebiyat bu değişen dünyaya er ya da geç uyum sağlayıp  yine eskide olduğu gibi büyük edebiyatçılar çıkaracaktır diye umut ediyoruz.

Bu yazıda Tanzimat ve Servet-i  Fünun   dönemi ortaya çıkan ilk edebi polemiklere değinmekle birlikte esasen Cumhuriyetin  ilanından sonraki  ilk on beş yılı ele alacağız. Bu ilk on beş yılda da edebi polemik deyince  karşımıza tek bir isim çıkıyor : “Nazım Hikmet.”

Aşağıda da göreceğiniz üzere yeni bir edebiyat anlayışı getirdiği için Nazım Hikmet’e eskilerden ve hatta bir süre sonra yenilerden de ( Peyami Safa gibi) türlü sataşmalar, dokunmalar gelmiştir. Bu yüzden yazımızın ana temasına Edebiyatımızda Polemikler demenin yanı sıra Nazım Hikmet’in Polemikleri demeyi de uygun gördük.

 

TANZİMAT VE SERVET-İ FÜNUN DÖNEMİ  EDEBİ POLEMİKLERİMİZ

Türk edebiyatında ilk edebî polemik (tartışma), Tanzimat dönemi edebiyatının birinci kuşak sanatçılarından Şinasi ile Sait Bey arasında çıkar. “Mesele-i mebhûsetü anha” olarak edebiyat tarihimize geçen bu polemik, edebiyat dışında başlamış ve bazı tamlamaların yazımı noktasında edebî bir niteliğe bürünerek birkaç ay devam etmiştir. Recaizade Mahmut Ekrem’in Talîm-i Edebiyat adlı eserinin yayımlanmasından sonra eski edebiyat taraftarlarının yönelttikleri eleştiriler sonucu bir başka polemik doğmuştur. Bundan bir süre sonra da Recaizade Mahmut Ekrem ve Muallim Naci arasında “Zemzeme-Demdeme” kavgası yaşanmıştır. Ekrem ve Naci arasındaki bu kavga, “eski-yeni kavgası” olarak onların takipçileri tarafından değişik zamanlarda sürdürülmüştür. “Şiir”, “şiirde hayal ve hakikat” konularında Beşir Fuat ile Menemenlizade Tahir arasında hararetli tartışmalar yaşanmıştır. Tanzimat döneminde, dil polemiklerinin en çok hırpalanan adı ise, Şemsettin Sami olmuştur. Eski ve yeninin temsilcileri arasında süren bu polemiklerin çoğunda yenen ve yenilen taraf belli olmamış, ancak zaman yeniyi savunanların haklı olduğunu göstermiştir.

Tanzimat’ta tartışılan kimi konular Servet-i Fünûn döneminde de tartışılmıştır. Ancak bunlardan ikisi polemik özelliği kazanmıştır. Klâsiklerin çevrilmesi konusu bu dönemin polemiklerinden birini oluşturur. Klâsikler konusunu tartışmaya açan Ahmet Mithat olur. Ahmet Mithat’ın “İkrâm-ı Aklâm”yazısı ile bu yazıya gelen cevaplar ve Ahmet Mithat Efendinin iddialarında ayak diremesi birkaç ay süren tartışmalara yol açar. Bu tartışmalarda Ahmet Mithat, Türk dili ve edebiyatının klâsik oluşturacak duruma gelemediği, bu düzeye gelinceye kadar Batı klâsiklerinin çevrilmesi ve örnek alınmasının gerekli ve yararlı olduğu düşüncesini savunur. Karşı cepheyi oluşturanların başında yer alan Cenap Şehabettin ise Türk edebiyatının klâsiklere ihtiyacı olmadığını ve klâsiklerin örnek alınmasının edebiyatımıza bir yararı olmayacağını ileri sürer.

Bu iki görüşün yanında ve karşısında olanlar tartışmaya katılırlar. Tartışma Sait Bey’in katılmasına kadar edebiyatımız için yararlı olabilecek bir düzeyde sürer. Sait Bey işin içine girince tartışma polemik halini alır. Çünkü Sait Bey’in amacı tartışmak değil, Ahmet Mithat’la uğraşmaktır. Zaman zaman Ahmet Mithat’la alay eder, zaman zaman da hakaretlerde bulunur. Ahmet Mithat da bunların altında kalmaz. O da “Sait Beyefendi Hazretlerine Cevap” başlıklı dizi yazısını yayımlar. Daha sonra bir araya getirilerek eski takvime göre 1314′te basılan bu yazılar, 206 sayfalık bir kitap oluşturur.

Dekadanlık tartışmasında üç ad öne çıkar: Ahmet Mithat, Şemsettin Sami ve Hüseyin Cahit. Bilindiği gibi Ahmet Mithat tartışmanın başlatıcısı, bir yerde sorunun kaynağıdır. Şemsettin Sami ise sorunun çözümünde payı olan kişidir. Hüseyin Cahit ise bu tartışmalarda Servet-i Fünûn’un en ateşli savunucusudur. En ateşli savunucu olarak en çok eleştirilen ve uğraşılan o olur. O, hem savunma yapmış, hem de yeri geldiğinde rakiplerinin silahlarını da kullanarak hücuma geçmiştir. Bu tartışmada Servet-i Fünûncular daha ağır başlı davransalar da suskun kalmamışlardır. Sık olmamakla birlikte onlar da hırçın ve tarizkâr olmuşlardır. Ama eski taraftarlarının çoğu pişmanlık göstermezken, yeniciler kimi yazılarıyla öz eleştiri yapmışlardır. Biraz gecikmeli de olsa bu gerçekleşmiştir. “Timsâl-i Cehâlefte Ahmet Mithat için ağır sözler söyleyen Tevfık Fikret, “Veli Baba” şiirinde onu peygambere benzetmiştir. Ahmet Rasim’e karşı Hüseyin Cahit’in şaşırtıcı yumuşak tavrı buna bağlanabilir.

 

Servet-i Fünûn döneminin en uzun ve önemli tartışması olan “Dekadanlık” tartışmasını da Ahmet Mithat başlatmıştır. Bu tartışma, adını da onun bir makalesinden alır. Ahmet Mithat, Servet-i Fünuncuların dilini eleştiren “Dekadanlar” adlı bir makale yazar. Bu yazısında Servet-i Fünûncuların dillerinin edebiyat ve dille haşır neşir olanlarca bile anlaşılmadığını ileri sürer. Burada bir karşılaştırma yaparak Servet-i Fünûncuların dilinin Veysilere, Nergisilere rahmet okuttuğunu söyler. İşte Ahmet Mithat’ın bu makalesi ve özellikle burada kullandığı “dekadan” sözcüğü, o günden sonra Servet-i Fünûncuları eleştirmekte kullanılan bir sözcük olur. Bu eleştirilere Servet-i Fünûncular önceleri önem vermezler. Bu nedenle eleştirileri dikkate alıp cevaplandırma gereği duymazlar. Ama polemik yapanların gözünde, susmak ve sessiz kalmak yenilmek anlamına gelmektedir. Bunu gören Servet-i Fünûncular yavaş yavaş kendilerini savunmaya başlarlar. Bu savunma gayet olgun bir üslûpla yapılır. Bu ciddî yazılarda Servet-i  Fünûncular öncelikle dekadanlık üzerinde dururlar. Cenap Şebabettin ve Hüseyin Cahit, Dekadizm ve dekadan sanatçılar hakkında düşüncelerini ortaya koyarlar. Dekadizm’den ne anladıklarını açıkladıktan sonra kendilerine yöneltilen eleştirileri ve yapılan dekadanlık yakıştırmasını uygun görmediklerini belirtirler. Fakat eski cephesinin eleştirileri kesilmez. Bazı Servet-i Fünûncular “İki Söz” , “İki Söz Daha” başlıklı makalelerle savunma  yaparlar .

Servet-i  Fünûncular’a  karşı eski edebiyatın savunucuları tarafından yöneltilen bu  oklar  bazı eleştirmenler tarafından eski edebiyatın son çırpınışları olarak da nitelendirilse de edebiyatta yeniyi savunanlara karşı eleştiriler yakın gelecekte de devam edecekti.

 

 

CUMHURİYET DÖNEMİ EDEBİ POLEMİKLERİMİZ

 

Nazım Hikmet  1929 yılında Babıali’de  bütün genç edebiyatçıların lideri olarak yer almıştı. Yeni bir şiir, yeni bir sanat anlayışı,yeni bir edebiyat anlayışı ile bütün gözleri üzerinde toplamış, yeniciliğin sembolü olmuştu. Babıali’de  eskiden solduğu gibi  yeniler – eskiler gurupları teşekkül etmiş, Güzel Sanatlar Birliği Edebiyat Şubesi  bu yeniler – eskiler guruplarının mücadele ocağı halini almıştı. Türk Ocağı’da  bu tartışma içinde Hamdullah Suphi’nin liderliğinde  eskiyi savunanların  merkezi olarak görülüyordu.

Nazım Hikmet  hem Resimli Ay dergisinde çalışıyor hem de Hareket’ e yardım ediyordu. Nazım Hikmet’in dilden dile dolaşan şiirleri ile  Babıali’ye hakim olması eski edebiyatı savunan edebiyatçıları çileden çıkarmaya başlıyordu.

 

Saman Ekmeği Yiyen Nesil ve Nazım Hikmet

Yakup Kadri(Karaosmanoğlu)  Gençliğe Karşı

Gençler  yeni sanat anlayışının hızı ve gücüyle yayınlarını yaparlarken Yakup Kadri’nin bir yazısı  Babıali’de sert bir tartışmanın başlamasına yol açtı. Yakup Kadri diyordu ki :

“ Bugünkü yeni nesil namı altında toplanan zümrenin gösterdiği tereddi ve hezal  manzarasına bakıp da ümitsizliğe düşmemeliyiz.Bu zavallı nesil bize bin beladan arta kaldı.

…… İşte bugünkü gençlik bu kaosun içinden , bu uğultulu ve karanlık inkılap dehlizinin içinden çıktı.İtilerek,kakılarak bin zahmet içinde bu devrin aydınlığına doğru yürüdü. Eğer daha  ilk adımda dizleri titriyor, gözleri uyuşuyor , kafaları sersemleşiyorsa  bunun kabahatı  kendilerinde değil,yetiştikleri devrin sayısız fecaatlarındadır. Düşünün ki en büyüğü harbi umumide daha yirmisini bulmamış  bu gençler ekmek yerine saman karışık hamurla beslendiler ve irfan yerine Babıali gündelik matbuatından ısmarlama harp edebiyatından başka bir şey okumadılar.                                                                                           …… Anın içindir ki şimdi onlardan bir şey istemeğe hakkımız yoktur.” ( 30 Mayıs 1929 – Milliyet)

Bu yazıdaki iddialar, hele saman ekmeği yiyen nesli küçük gösterme büyük bir tepki uyandırdı. Üniversite gençliğinin büyük bir çoğunluğu  bir çok pırofesörle birlikte Yakup Kadri’yi pırotesto gösterileri düzenlediler. Yakup Kadri’ye karşı ilk tepkiyi  Nazım Hikmet’in de çalıştığı Hareket Dergisi verdi. Konuyla ilgili  5 Haziran 1929 tarihli Suat Tahsin imzalı uzun bir eleştiri yazısı yayınladı.

 

Saman Ekmeği Yiyen Nesil ve Tereyağlı Ekmek Yiyen Nesil Tartışması

Peyami Safa’dan Yakup Kadri’ye Çok Sert Bir Cevap

 

Tartışmaya Peyami  Safa da heyecanla katılarak  Yakup Kadri’yi eleştirdi.” Biz Sizden Değiliz” başlıklı yazısında Peyami Safa çok sertti :

“………. Büyük harpte ve Sakarya’da düşmanı  kovan gençliğin yüzüne karşı  kokmuş ağızlarını açarak geğiriyorlar. Bizi eleştirenler o yıllarda tereyağlı ekmek yiyenlerdir.  Ve yağma sofralarında ziftlendikleri havyarın, içtikleri şampanyanın  tesiri ile bütün bir kahraman gençliğe  bühtanlar savuruyorlar. Bugünkü gençlik onlara diyor ki: Cihan harbinde siz has ekmek yediğiniz için biz saman ekmeği yedik; sizi doyurmak için aç kaldık, sizi yaşatmak için öldük! ……“ (Hareket-sayı 7)

Bu eleştiriler üzerine  Yakup Kadri   16 Haziran 1929’da Milliyet Gazetesi’nde  tartışmayı kapatmaya yönelik alttan alan bir tavırla cevap metni yayınladı. Ancak bu metinde de yeni edebiyatçılara  “buyurun sahneye çıkın sizi tutan yok görelim hünerlerinizi” diyerek sataşmayı da ihmal etmemiştir.

Tüm bunlar olurken Nazım Hikmet gayet yakından ancak mesafeli olarak bu münakaşaları takip ediyor ve Resimli Ay dergisinde yeni sanat anlayışının ilkelerini ve özelliklerini “Putları Yıkıyoruz” (Haziran 1929) başlığı altında açıklamaya çalışıyordu.

Bu yazılarından birinde Nazım Hikmet Abdülhak Hamid Tarhan’a  “dahii âzam(son derece zeki)” diyenleri eleştirerek Resimli Ay’ın Haziran 1929 tarihli sayısında şöyle diyordu : “ Dahi  sanatkarın umumi vasfı  mensup bulunduğu milletin içtimai inkişaf merhalesini, beynelmilel bir ehemmiyet alacak derecede ifade etmektir. Fakat kendisi sarayından çıkmayan bir beyzadedir.

….. Hamid Bey devri için yeni, ancak geleceği görememiş, halkıyla  bütünleşememiş kuvvetli bir Osmanlı şairidir, işte o kadar.”

Abdülhak Hamid’in  şakşakçıları Nazım’a cevap verme yarışına girişmişken Abdülhak Hamid tüm bunları sükunetle izliyor  ve hatta bir akşam Maçka Palas’taki evine Nazım’ı çağırarak onunla zarif bir akşam yemeyi  yiyiyordu.

 

Hamdullah Suphi Tanrıöver,  Vala Nureddin ve Nazım Hikmet’e Açıktan Saldırıyor

Nazım Hikmet’in “Putları Yıkıyoruz” yazılarına Hamdullah Suphi  Tanrıöver  oldukça sert bir cevap yazdı. Bu cevabın bir yerinde diyordu ki :  “ … Bazıları ipten ve kazıktan kurtulmuş kaşarlı sabıkalılardır. …. Anadolu harbi sırasında  düşmana karşı çıkmaktan ürkerek ,maarif vekaletini dolandıran ve çaldıkları para ile Karadenizi aşıp Bolşeviklere iltihak eden iki vatansızdan bir tanesi şimdi Akşam gazetesinin sütunlarında bir halayık ismi ve orta oyunu soytarılığı yaparak halkı güldürmeye çalışıyor. …. Biliyorsunuz ki bu taarruz yalnız bana karşı değildir.Bu salyalı dişler  sıra ile Abdülhak Hamid’e,Ahmet Haşim’e ve Falih Rıfkı’ya karşı da  aynı gayz ile hırladılar.  …. Karşımızdakiler kimlerdir? Bolşevik kapısının müseccel köpekleri ! Putları kıranlar bunlardır. “          (7 Temmuz 1929 İkdam)

Oysa  Hamdullah Suphi de iyi biliyordu ki Nazım Hikmet de, Vala Nurettin de hükümetten harcırah almamış, kaçmamışlardı. Hamdullah Suphi bakanken, Vala Nureddin’in öğretmenlik maaşları vaktinde ödenmemiş, biriken aylıkları almak için  Ankara’ya giden Vala, Hamdullah Suphi’ye durumu anlatmıştı. Bakan da –yani bizzat Hamdullah Suphi-  biriken maaşının verilmesi emrini imzalamış, Vala’ya vermişti. Nazım Hikmet  de Vala’nın bu parasından faydalanarak Şarka, oradan da Rusya’ya geçmişti. Yani kaçma söz konusu değildi. (bknz . Bu dünyadan Nazım Geçti – Vala Nureddin )

 

Hamdullah Suphi’nin konuyu rayından çıkaran bu hakaret dolu metni Türk Ocağı bünyesindeki gençleri ateşledi. Milliyetçi gençler, Nazım Hikmet’in Resimli Ay  dergisinin  önünde  7 Temmuz  günü  kalabalık guruplar halinde gösteri yapmışlardı. Putları Yıkmak kelimesi  Nazım’ın ve dergisinin ısrarla komünistlikle alakası yok biz sadece edebi putları kastediyoruz demesine rağmen  özellikle milliyetçi cephe de büyük infial yaratmıştı. Eskileri temsilen Hamdullah Suphi Tanrıöver ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu  var güçleri ile yenilerin temsilcisi Nazım Hikmet ve yayın organı Resimli Ay’a saldırıyorlardı.

Tüm bu saldırılara karşı Nazım Hikmet en iyi cevap olarak şiiri seçiyor ve  Hamdullah Suphi’ye  bir şiir ile yanıt veriyor:

 

“  …..

ben ki ilmikleri sabunlu iplere bakıp

kıllı kalın ensemi kaşımışım

tehdidine pabuç

bırakır mıyım hiç?

Behey!

kara boynuz gibi kaşlı

mukaddes  Apis başlı

adam,

behey yüzü kara!

ruhunu zenci bir esir gibi çıkardın pazara,

bir orospu odası yaptın kafatasını

haki ceketli ölülerin ceplerinden

çalarak parasını

satın aldın kendine

İsviçre dağlarının havasını.

……

Nazım’ın bu şiiri o zamana kadar görülmedik bir yankı uyandırdı. Kartal dergisi de karikatürlerle polemiğe katıldı. Cepheler genişliyordu. Başlarda yalnız olan Nazım Hikmet’e  bu kez  Vala Nureddin,Halit Fahri ve Sadri Ertem  yeni edebiyatı savunan ortak bir yazı yazarak  destek çıkmışlardı.Karşı Cephede ise Yakup Kadri , Ahmet Haşim ve Hamdullah Suphi’nin önderliğinde eski edebiyat savunucuları yenileri komünistlikle suçluyorlardı.

Ahmet Haşim’in Nazım Hikmet’e kini çok öncelere dayanıyordu. Bu kinin ilk ayağı  Nazım Hikmet’in Mehmet Emin’in milli şair olamayacağına dair yazdığı makaledir.  Gerçekten de Nazım Hikmet edebiyatta putları yıkıyordu. Bu kadar düşman kazanması da olağandı.

“Cevap No 2” adlı şiirinde Nazım Hikmet bu kez de Ahmet Haşim’i yerden yere vuruyor ve edebiyat dünyasında Ahmet Haşim’in kurtulamayacağı bir sıfat olan “Bağdadi Şaklaban” sıfatını Haşim’e yapıştırıyordu :

…..

iki serseri var

ikinci serseri

atlas yakalı sarhoş sofralarında

bağdatlı bir dilencinin çaldığı sazdır

fransız emperyalizminin

idare meclisinde ayvazdır.

…..

anlaşılan

bağdadi şaklaban

unutmuş

mösyö bilmem kimle beraber

Adana – Mersin hattında o kuşu yolduğumu..

koca  göbeklerin Russell kuşağı sen,

sen uşşak murabbaı

sen uşşak mik’abı

satılmış uşşakların uşağı sen !!!

…..

 

Bu şiir ile Nazım Hikmet  eski şiire karşı kesin zaferini kazanıyordu. Her ne kadar eskiciler Nazım’ı türlü jurnallerle suçlasalar da gençlerin çoğunluğu Nazım şiirlerini ellerinden bırakmıyorlardı. İkdam, Milliyet ve Hakimiyet-i Milliye gibi gazeteler sütunlarını Nazım şiirlerine açıyorlardı. Çünkü hayran kitlesi oldukça  genişlemişti.

 

Şimdi de  Peyami Safa  – Nazım Hikmet  Polemiği

Tan Gazetesi  fıkra yazarı olarak Nazım Hikmet’e sütunlarını açtı.İkinci sayfada bir köşede Peyami Safa, diğer köşede Orhan Selim takma adıyla Nazım Hikmet yazacaktı. Bu anlaşma Peyami Safa’nın rahatını kaçırmıştı. Peyami’nin küçük burjuva aydınlığından gelen ferdiyetçi tutumu, zaten devrimci Atatürk’ün yakın çevresinde bulunamamanın yol açtığı huzursuzlukla yeni bir yol kavşağına geldiğini gösteriyordu. Peyami gazetedeki köşesinin dışında bir de Hafta adında dergi çıkartıyordu. Fakat bu derginin satışları hiç de iyi değildi. Bu derginin satması için bilinen bir yöntemi kullanmalıydı. Polemik !

Eski dostu,eskicilere karşı yanında yer aldığı Nazım Hikmet’e ilk çatan kendisi oldu.  Bakın saldırı oklarının ilkinde neler diyordu Peyami Safa :

“ …. Hem bizim Nazım Hikmet’in  tek bir jurnalcisi var o da kendisidir. Kellesine geçirdiği işçi takkesi, sırtına vurduğu ceket, düğmesi çözük mintanından fırlayan isyankar kıllar, ütüsüz pantolonu ve yıkık omuzuyla , ayrık bacakları ile kendisine yedi kat yerin altında maden ocaklarından açık havaya henüz çıkmış  bir işçi edası vererek, tıkız  ve gergin karınlı burjuvaların  üstüne hamle eder gibi vardakosta yürüyüşü, hep bir ağızdan: “ bu bolşeviktir, bakınız, bakınız.” Diye avazları çıktığı kadar bağırıyorlar. Hay koca aslan! … “

Peyami Safa eleştiri oklarını yönelttiği ilk metni şöyle bitiriyordu :

“ … Nazım fikirleri yüzünden değil kendi istediği için takip edilmiştir. Bu psikolojik nokta, eski dostumuzun ruhunda bütün ihtirasları idare eden bir tek faal merkezdir.

…. Nazım’ın yazısındaki şişkinlik ve gaz dolu bir göbeğin çıkardığı gurultu, onun kabiliyetsizliğinden değil, belki aslında kıt olan cevherini bir bumbar gibi şişirerek daha geniş ve okkalı bir hacimde göstermek için hava tabakalarıyla doldurmak istemesindendir.” (Hafta-15 Temmuz 1935)

Nazım’a açıktan yeteneksiz diyemeyen Peyami Safa, cevheri az gibi kelimelere başvurarak kaçak dövüşüyordu..

Peyami Safa, Nazım’a düşman kesildikten sonra anlayamadığı bu  şairi elbette ki şöyle küçültmeye çalışacaktı : “Bizim Nazım kolay fikir, kolay sanat , kolay şöhret peşindedir.”

Oysa ki aynı Peyami 6 yıl önce (1929’da) Nazım’ın kitaplarını, şiirleri öv öve bitiremiyor ve gençlere tavsiye ediyordu.

Peyami, eleştiri tefrikasının ikincisini şu satırlarla bitiriyordu : “ Nazım su katılmamış bir burjuvadır ve en sahte tarafı komünist tarafıdır.”

Tüm bunlar olurken Nazım Hikmet  uzaya çıkan bir roket gibi dimdik yükselmeye devam ediyordu. Ve bu gelişimi kültür çevrelerinin de dikkatinden kaçmıyordu. Mesela Mahmut Esat Bozkurt   Perşembe Dergisi’nin 27.sayısında Nazım’ı sadece yeniliği bakımından değil, dili ve yalınlığı bakımından da önemli bulduğunu söyleyerek Faruk Nafız’den(Çamlıbel) , Orhan Seyfi(Orhon)’den ve Yusuf Ziya ( Ortaç) ‘dan daha ileride gördüğünü belirtmiştir.

Hüseyin Rahmi Gürpınar da genç şair Nazım Hikmet hakkındaki fikirlerini  şöyle açıklıyordu :

“ …..Asıl mesele idealini gösterecek kudrette. Zannedersem henüz daha aramakla meşgulüz. Nazım Hikmet  bunu belki buldu. Şüphe yok ki bize öyle şiir lazım. Son zamanlarda yalnız onu beğeniyorum,bizim yegane kabahatımız felsefesizlik ve kültürsüzlük!” ( Muhit Dergisi 1930. Sayı 19)

Nurullah Ataç , Tarık Buğra ve Samim Kocagöz de Nazım Hikmet’e olan beğenilerini yazıya dökmüşlerdi.  Bir başka beğeni yazısı Ahmet Hamdi Tanpınar’ın kaleminden geliyordu :

“ Nazım’ın Türk şiirindeki yeri Yahya Kemal’den sonra  en dikkate değer dil makinesi kuranlardan biri olması itibariyle şüphesiz hiç de ihmal edilmeyecek bir yerdir. … Ben daima Nazım’a hayran oldum. ( Varlık – 1 Şubat 1947)

Edebiyat dünyasının çoğunluğunun tüm bu beğenilerine rağmen Peyami Safa, Nazım Hikmet’i   kılık kıyafeti yüzünden ( işçi gibi giyindiğinden) yerden yere vurmaktadır. Bu eleştirilere 1936 yılında TİP NO:1  yazısında Dr. Hikmet Kıvılcımlı da katılır ve Nazım’ı sahte marksistlik ile suçlamıştır !

Nazım Hikmet, kendisine edebi olarak çatmaya korkan düşmanlarının giyim kuşamına yönelttiği eleştirilere  bir şiiriyle yanıt vermiştir :

“ … bana gelince

ben ki, herhangi bir proleter şairiyim

Marksist Leninist şuur,
30 kilo kemik,

7 litre kan,

bir iki kilometre kadar damar,

adale,et,sinir ve deriyim;

….

buna rağmen ben

haftada altı gün kasketliysem eğer

haftada bir gün

sevgilimle seyrana giderken

biricik fötrümü

tertemiz

giymek içindir bu.

… budala mıyım?

eh, pek değil

belki biraz derbederim..

lakin hep

asıl sebep:

proloterim

be birader,

proleter!! ..”

 

Ama Peyami Safa’yı asıl çileden çıkartacak olan  “Bir Provokatör Üzerine Hiciv Denemeleri” isimli şiiri yeni yazmış ve tüm kamuoyuna duyurmuştu Nazım Hikmet :

“ sen çıkmadın

çıkardılar karşıma seni!

kıllı,kara elleriyle  tutup enseni

gövdeni yerden bir karış kaldırdılar

sonra birden bire

seni pantolonumun paçasına saldırdılar!

bir düşün oğlum

bir düşün ey yetimi Safa

bir düşün ki son defa anlayabilesin

 

sen bu kavgada

bir nokta bile değil,

bir  küçük, eğri virgül,

bir zavallı vesilesin !..

…….

bir düşün oğlum

bir düşün ey yetimi Safa

bir düşün ve benden öğren ki son defa

fikir dediğin şeyin

karabet ustanın uduna benzemez suratı

o ne şapırtılarla çiğnenen bir sakız

ne “vatan-silistre” de Abdullah çavuşun tiradı

ne de “bir akşamdı” da müteverrim bir bayan ilacıdır.

o, şahlanmış bir kavga atı

kalın kabzalı bir savaş kılıcıdır

bu ata atlayacak yürek

ve bu kabzaya bilek

gerek !

“    ( 1935)

 

Bu şiir üzerine çılgına dönen Peyami Safa  hemen bir karşı cevap şiiri yazdı :

 

Cingöz Recai’den Nazım Hikmet’e

gel bakayım

lüle lüke, kıvrım kıvrım samur saçlı

pamuk tenli, al yanaklı sarı papam

gel bakayım anam babam

gel bakayım yetimlikle maytap eden paşa zadem

güzel adem !

….

baban üç yıl önce ölünceye kadar

zavallıdan para kopardın

nefesi kokan türk işçisinin vekaletini apardın

götürüp sonra onu el altından

enternasyonale zula ettin

kim bilir kaç

aç biilaç

Türk işçisinin ciğerini pirzola ettin !

..

“ (Hafta Dergisi – 23 Eylül 1933)

 

Bu karşılıklı atışmalardan sonra Peyami, Nazım’a şarlatan diye hitap etmiş, Nazım da kendisine  gereken cevabı vermişti.  Nazım Hikmet’in bir yazısında Namık Kemal’i de eleştirmesi üzerine olaya Nihal Atsız da karışarak  bir broşür yayınlayıp Nazım Hikmet’i   Namık Kemal’i eleştirdiği için “eşeklikle”  itham etmişti.(Aralık 1935) Çok değil altı yıl önce  Yakup Kadrilere karşı sol görüşün ( yani Nazım’ın, yani yeni edebiyatın) yanında olan Peyami Safa altı yıl içinde faşizme doğru  evrilerek Nihal Atsız ile  Nazım düşmanlığı ortak paydasında buluşarak  ortak metinler yazmıştır.

Bu makalede  şimdilerde isimlerini haklı olarak yüksek yerlerde tuttuğumuz  ve tamamı rahmetli olmuş  edebiyatçılarımızın zamanında nasıl birbirlerine girdiklerini, birbirlerini nasıl  hicvettiklerini anlatmaya çalıştık. Nazım Hikmet’in  eskinin kalın duvarlarıyla nasıl çarpışa çarpışa ismini ölümsüzlerin arasına yazdırdığını da gözler önüne serdik.

 

 

İsmail SÜRÜCÜOÜOĞLU

Eylül 2012 – Taksim

 

 

Yorum Yapin ““Edebiyatımızda Kalem Savaşları” – ” Nazım Hikmet’in Peyami Safa ve Yakup Kadri ile Polemikleri…””

  1. belgin diyor ki:

    harika eserler her eseri okumak gerekiyo edebiyat bölümü mezunu olduğum için yazarların eserlerni biliyorum

  2. Nazim Nasreddinov diyor ki:

    ***Hüseyn Cahid “Millət” adlı krımtatar qəzetində çıxış edibmi?***

    Yazıda adı çəkilən Hüseyn Cahit Azərbaycanda babalarımızın həvəslə oxyduğu söz ustalarından biridir. 1919-cu ildə Bakıda nəşr olunan dərsliklərin birində onu Türkiyədə ali təhsil almış məşhur dramaturq Hüseyn Cavidlə səhv salıblar ; Hüseyn Cahitin “Palamud” (balıq adıdır) əsərini səhvən Hüseyn Cavidin əsəri kimi tanıdıblar. Sonradan bu səhv etiraf edilib.
    1919-cu ildə H.Cahiti Maltayaya sürgün ediblər.O, burada yazdıqlarını “Oğlumun kütubhanəsi” adı ilə çap etdirib.Təəssüf ki, mən internet səhifələrində bu kitabı tapa bimədim.Mümkünsə, bu kitab haqqında yazı hazırlayın. Bu, mümkün deyilsə,H.Cahid haqqında mənə H,Cahid haqqında Türkiyədə çap olunmuş materialların ünvanını göndərməyinizi Sizdən pica edirəm.
    Məsələ burasındadır ki, 1917-1920 ci illərdə Ağməsciddə(Simferopolda)nəşr olunan “MİLLET” qəzetində

    X. Джахид ( rus qrafikası ilə yazılıb-N.N.) adlı

    müəllifin bir neçə şeirinin çap edilməsi xəbər verilir. BU, HÜSEYİN CAHİTDİRMİ? Əgər H.Cahitdirsə,deməli , biz MALTA -SİMFEROPOL ədəbi əlaqələrinin öyrənilməsinə başlaya bilərik.

    Hörmətlə,
    Nazim Nasreddinov,

    Bakıdakı Avropa Azərbaycan Məktəbinin müəllimi.

    Bakı, 22.03.2014. s.14:33.

Yorum Yap



ANASAYFA | GÜNCEL | SPOR | MÜZİK | EĞİTİM | FOTO GALERİ | VİDEO İZLE | SİNEMA | DÜNYA | REKLAM VER | İLETİŞİM
guncelportal.blogspot.com|www.guncelhaberleri.com|www.haberemek.com|www.erolkara.com|www.guncel-portal.com|www.guncel-portal.org|www.haberler2.com