|
BİR ŞAİR: TAŞKIN AŞAN
İ.S: Taşkın Bey biz sizi tabi ki tanıyoruz biliyoruz bilmeyen okurlarımız için -Taşkın Aşan yani o zor ve çetrefilli yollardan geçerek bugünlere geldi tabi ki- bize o yolları biraz anlatır mısınız ?. Bilsinler gençler okurlar da. T.A: Şimdi Türkiye’nin çok enteresan bölgelerden oluştuğunu artık bilmemiz gerekiyor. İstanbul göç alan bir yer biliyorsunuz biz de işte İstanbul’a göç alan bir ailenin çocuğuyuz sonuçta. Oradan 1947’lerde İstanbul’a göçen Kastamonu Taşköprü’den göçen bir ailenin çocuğuyum. İşte burada babamın İstanbul Güngören’e göçtükten sonra orada bir kahvecilik yaşamı var. O yaşamda işte parayı biraz belki de fazla bulmasının sonucunda İstanbul’un o hızlı hayatına uyum sağlayamıyor ve görücü usulüyle olan evliliklerinin sonucunda annemizle sıkıntılar başlıyor. Çocukluğumuzdan beri ben çok babama baş kaldırırım ve dayak yediğim günleri bile hatırlarım yani annemi dövdüğünden filan bayağı canımı sıkardı ama işte çocuk şeyiyle fazla direnemiyorsunuz yani o tabi üveyliği yaşadığımız 11 yaşından sonra bizim hayatımızın şekli değişiyor. 14 yaşına kadar 3 yıl kadar biz sabırlı onu göğüsleyebiliyorsunuz ama işte o 14 yaş biraz işte insanın dikilebildiği yaşlar yani o 14 yaşında artık ben ergenlik dönemleri ben kendi ayaklarımın üzerinde duracağım ve okumayacağım lise 1’den ayrıldım ve çalışarak hayatımı kazanacağım duyguları içinde evimi terk ettim ve hiç tanımadığım bir il olan İzmir’e gittim kaçtım. İ.S: Askerlik sonrası, Taşkın Aşan’ın serüveni nasıl oldu ? T.A: Şimdi askerlikten sonra biz Bingöl’de bir defa çok büyük bir siyasal bilince ulaştık. Dışarıda kan gövdeyi göçtürürken biz de kışlada çok büyük olaylara sahne olduk. Ben askerde birkaç sefer mahkeme yaşadım. Ondan sonra orada da sağ ve sol çatışmaları vardı kışlada da ondan sonra orada biz de yurdun dört bir tarafından gelen devrimci çocukların çoğunlukta olduğu bir yerde askerlik yaptım ben. Damarımda emekçilik var…
İ.S: Komutanların tavrı neydi? T.A: Komutanların tavırları da komutanlar da bölünmüştü yani kimisi işte o zamanki şeylerle devrimci sempatizanı kimisi aşırı milliyetçi kimisi işte biraz ılımlı yani her tarafa dönebilen şeyler vardı. Kışla da siyasi bölünmelere sahneydi. İster istemez taraf oluyorsun bizim tarafımız tabi ki emekten yana olmak zorunda çoğunluktan yana değil emekten yana yani o zaman bizim bölüğümüzün bulunduğu yani bizim bölüğümüz diyelim daha doğrusu yani sol ağırlıklıydı e sağ ağırlıklı olsaydı biz sağ mı olacaktık hayır! E, benim damarımda bir kere emekçilik var yani emekçi bir adamın yaşama saygı duyan bir insanın sağcı olması, sağ görüşlü olması mümkün olamaz ki yani burada şimdi farklı şekilde belki buna cevap verecek insanlar da var: ‘sağcılar namussuz mudur?’ gibi anlamında ele almayalım olayı. Bu ‘sol emek, sağ sermaye!’ Sermaye emek çatışmasını bilmiyorsa bilmesin yani. Bizim özümüz orada. Bingöl’de başladı bizim bütün o maceramız. O zaman Cumhuriyet gazetesi, Demokrat gazetesi biz dışarıdan bir şekilde nasılsa getirtiyorduk Burada okuyorduk bölükte yani köylerden alıyordum orada. E şiir şiirim benim zaten alt yapısı biraz vardı ve Bingöl’de o Bingöl gerçeğini gördükten sonra oradaki insanların dirençlerini… İ.S: Orada mı başladı Şiir çalışmalarınız? T.A: Şiir, benim orada tavana vurdu. Nasıl tavana vurdu bir görsen hem de… *** İ.S: Taşkın Bey o uçuk solcularımız diyeyim yani benim tabirim, Mustafa Kemal’i daha fazla yüceltecekleri yerde Che Guevara hayranlığı yani bence şeyden daha önce Che’den daha önce gerilla yapmayı düşünen Mustafa Kemal’dir ve yapmıştır bunu zamanında Kuvay-ı Milliye olsun Hatay davasında olsun. T.A: O günkü şartlar Mustafa Kemal’i doğurmuştur. Ama şimdi biz bizim içimizden olduğu için biz O bizimdir ve biz sahip çıkarız ona biz sahip çıkmalıyız ve sonsuza dek de biz sahip çıkacağız. Ben kendi adıma söylüyorum ama ben Lenin’e olan saygım ayrıdır Lenin’e Ruslar adına ben saygı duyarım çünkü o da oranın ulusal kurtuluşu önderidir. Bir Mao’ya saygı duyarım ulusal kurtuluş önderidir. Peki siz şimdi Amerika’nın ulusal kurtuluş önderini söyleyebilir misiniz bana? Çünkü ulusal kurtuluş mücadelesi vermemişlerdir ki onlar hep talanlar üzerine inşa edilmişlerdir. Soykırım önderliği evet… Şimdi bir Hitlerle gurur duyabilir mi bir Almanya, bir Musoliniyle İtalya gurur duyabilir mi? Kendi adına bir şey istemiş midir Mustafa Kemal? Açın bakın bakalım özel mülkiyetine bakın bütün her şeyini neyi varsa Türk Tarih Kurumu’na TDK’ya bağışlamış onurlu şerefli bir insandır. Yani daha nasıl anlatılır ki bir insan? Bizim daha ilmediğimiz neler var Mustafa Kemal Atatürk’le ilgili? Tabi aklımıza gelenleri söylüyoruz biz burada. ’Leylasına Sadık Şair’İ.S: Şimdi yine sizin hayatınıza dönelim. Bu röportajı hazırlarken biz sorduk gençlere filan Taşkın Aşan kimdir diye ve sana bunu ciddi söylüyorum abi, çoğu genç, benim sorduğum çoğu genç: ‘’Sadık Şair!’’ diyorlar yani ‘’Leylasına sadık Şair’’ diyorlar yani bu olayı anlatır mısın? T.A: Şimdi benim aşka vaktim pek fazla olmamıştır yani bir yaşam mücadelesinden, ayakta kalma mücadelesinden yirmi yaşına kadar bir iki böyle platonik şeylerimiz olmuştur ama sevdalarımız bütün gençlerin olduğu gibi hayranlıktır ama bizim aşka vaktimiz yoktu. Biz çalışmak ayakta kalmak anamızı geçindirmek yuvamıza bakmak askerden geldikten sonra da işte yine evden kovulan 14 yaşındaki kardeşimin sorumluluğunu almak zorundaydım. O da 14 yaşında evden ayrıldı, ben de 14 yaşında evden ayrılmıştım ama bana sahip çıkacak bir insan olmadığı için ben kendi kendimi yarattım gibi bakılması lâzım. Ama onun bir abisi vardı. O şanslıydı ve ben ona sahip çıktım. Hayatımın en güzel yedi yılını 21’lşe 28 yaş aramı kardeşime adadım ama şimdi o süreç içinde onu okutmak için bir mücadele vermem, çalışmam, üretmem gerekiyordu. E pazarlarda 35 kiloluk ayran kovasını kaldırarak ona işte ekmek parası sağladım, sağlamak zorundaydım. Kendimizce tabi bu işin içindeyiz. Ve o arada işte üniversite tahsilinin son iki yıla son iki yıla girdiği dönemlerde hanımımı tanıdım. Yani bir fotoğraf çekimi vesilesiyle tanıdım o güzel insan yani ona da yani o tam bir kutupların bir araya gelmesi gibi bir şeydi ve bilinçaltımda ben hem kardeşimi okutabilirim hem eşime yuvama bakabilirim, sezisiyle evlilik yaptık eşimle ve evlendikten sonra 19 Aralık 1985’te tanıştık Kocamustafapaşa’da ve 15 Ocak 1986’da yani 26 gün sonra 26 günlük bir aşkla o beni tercih etti biz birbirimizi tercih ettik ve ondan sonra evlendik. Yani 26 günlük bir sevda işte bu. Ama o 26 günlük sevdayı yaşayan bilir yani o anlatılamaz müthiş bir şey yani güzellik o benim için çok değerli. İ.S: Peki yani ablanın ailesi bu konuda fikri neydi evlilik olduğunda? T.A: Şimdi biz başlangıçta tatsız bir evlilik yaptık kaçarak evlenmiş olduk o zaman tabi. Benim bir tane bekâr odama beni tercih etti beni bir bekâr odasına tercih eden bir insan benim için çok asil bir davranış ve ben işte o zaten insanın yuvasını pekiştiriyor o düşünce yani iyi günde kötü günde diye başlıyorsunuz ya yani o tazelik hiçbir zaman bitmiyor hep korunuyor. O asil davranışa ihanet etme şansınız bir kere hiç olmuyor çünkü o genç güzel belki de elini sallasa elsi denilen ortamda yirmi bir buçuk yaşlarındaydı yirmi ikiye yakındı eşim ben yirmi yedi yaşındayım beş yaş var aramızda yani orada niye sizi tercih etti bir başka insana da tercih edebilirdi yani bir mülkiyet aşkı falan yoktu yani ben şimdi akli olan bir insan böyle bir şeyin tersi bir davranış içinde olamaz ki… Zaten 25.yılımız 1986 dan bu yana 24 yıl bitti. 24 yıllık süreçte biz her geçen gün birbirimize büyük bir aşkla büyük bir sevgiyle bağlıyız bir de sadakat denilen büyük bir şeye dönüşüyor sevgi devam ediyor saygı devam ediyor bir de sadakat onların çok daha üstünde bir ifade gibi kullanıyorum ben bunu… Birbirimize çok güvenli ve sadık bir aileyiz. Bana bir dayanak (kaldıraç) verin Dünya’yı yerinden oynatayım!İ.S: Burada baştaki aşkınızın imkânsızlığının payı var mıydı? Bu aşkın bu kadar büyümesinde yoksa yani bu doğal sürecinde gelişseydi o kadar büyümez miydi aşkınız? T.A: E tabi o günkü şartlarda bizim tabi bir mülkiyetimiz yoktu. Bir bekâr odamız vardı dört tarafı duvar küçücük kontraplaktan bir camımız vardı on dan sonra şimdi oradaki koşullar ama sizin kendinize öyle bir öz güveniniz var ki hani Arşimet’in ünlü bir sözü var ya; ‘Bana bir dayanak (kaldıraç) verin Dünya’yı yerinden oynatayım!’’ kendimi o zaman Arşimet gibi tuttuğumu koparabilecek zaten alt yapım sağlam yani sokaklardan getirmişim hayatı evimi geçindirmekle ilgili en ufak bir kaygım yok e şimdi o bir sahiplenme şeyi eşinize de, eşinizin ailesine de mahcup olmama güdüleri de vardı. Ya işte kaçtı, onu tercih etti ama sürünüyor veyahut işte bir de o bölümde var tabi o insanın yani ortada bir onur gurur yapıyor tabi bazı şeyleri de orda tabi yanlış bir yola gitti imajı da verdirmemek için eşinize daha fazla sahip çıkıyorsunuz. Değer veriyorsunuz yani o seni o zor şartlarda hiçbir mülkiyetsiz seni kabul ediyor, sana âşık oluyor ve seni seçiyorsa o insana daha söylenecek söz olmaz ki yani ona verecek en güzel şey aşktır, sadakattir başka ne olabilir yani? Bunları söyleyebilirim. Aşk olmadan şiir yazılır mı?İ.S: İyi şiirin kıstası nedir, iyi şiirin ölçütü var mıdır? T.A: Şimdi iyi şiir mutlaka var. Yani şimdi bazen zayıf şiir diyelim ona kuvvetli şiirler diyelim. İçerikleri farklıdır şiirlerin yani iyi işlenmiş bir şiir iyi işlenmemiş bir şiir çok iyi işlenmiş bir şiir böyle bölümlere ayırabiliriz yani orada tabi burada bunun kararını biraz da eleştirmenler verir ama eleştirenlerin de hepsi tabi şair olmak zorunda değil ama eleştirmenlerin içinde o kadar iyi çok yüksek seviyede eleştirmenler var şiir yazmasının kenarından geçemez ama çok iyi eleştirmendir. İyi eleştirmenler var televizyonda zaman zaman işte orada Hilmi Yavuzlar’a filan bakıyorum. Müthiş eleştirmenler, biriklimli insanlar. Ama siz önce yazmış olduğunuz şiirin arkasında olmanız gerekiyor. Yani yazan insan onun iyi mi ya da zayıf mı bir şiir olup olmadığını yazan çok iyi biliyor ben biliyorum onu gizlemenin bir anlamı yok gizleseniz de o zaman içinde okuyucular tarafından değerini buluyor. Siz istediğiniz kadar çaba sarf edin yani isterseniz elli tane kitap yapın benim şimdi burada 11 tane kitabım var yayımlanmış. Bunların içindeki bütün şiirlerin hepsi iyi değil ki… Yani hepsi iyi olamaz mümkün değil çünkü hepsinin farklı yaşanılmışlıkları var. Farklı konuları var hepsine hitap etmez bazısını hiç ilgilendirmez şimdi gençlere soruyoruz aşk şiirin var mı? Şimdi aşk nasıl bir kavram hepsi bunların aşk şiiri diyorsunuz… Aşk olmadan şiir yazılır mı? Şiir sevilmezse şiir yazılır mı emek verilir mi ona? O yüzden iyi şiir tabi ki var yani iyi çalışılmış şiir vardır ama işte bu kadar oldu derseniz o şiir de o kadar olur o kadar değer görür. İyi şiirler ezberleniyor zaten hafızalarda kalıyor. Ahenk oluyor. Kesinlikle müzikalitesi var. Ama o müziğini de belirleyebilmek için biraz da şiir meydana getiren dizeleri, noktaları ve virgülleri de iyi bilmek gerekiyor. Şimdi bazı şair arkadaşlar, kolaycılığa kaçıyor hiç nokta virgül kullanmıyor yani ben bir şey yazdım sen onu oku çöz öyle olmaz kardeşim. Öyle şiir olmaz. Küçük harfle başlayıp küçük harfle biten, noktasız, virgülsüz şiire ben şiiri demem. O okuyucuya saygısızlıktır. Şiiri okurken okuyucunun da unun nerede durak yapması nerede haykırması nerede susması gerektiğini (?) okuyucu da bilmek hakkına sahip sen o zaman kendin için yazıyorsan aş kendin yaz kendin oku öyle şey olmaz. O noktalamalar da çok önemli. Bazen o noktalamalarda sanki bilgisizliklerini mi örtmek istiyorlar acaba? Şairler, arkadaşlar diye imla konusunda sanki bir böyle bir kolaycılığa mı kaçıyorlar diye bir şüphe oluyor yani… Hoş olmayan bir şey oluyor! Bu sefer ben de şair arkadaşlarımı savunmam için bir şey olmalı bir malzeme olmalı elimde… Ama bizim de yanlışlarımız olabilir belki nokta da virgülde kaçırdığımız ama bunun dozu çok önemli. Yani bizler de zaman zaman hata yapabiliriz insanız yani ona okuyucu verecek kararını tabi. Bize düşmez tabi. En güzel şiiri hiç kimse yazamayacak…
İ.S: Hocam şimdi son zamanlarda düzenlenen şiir yarışmaları ve jürileri hakkındaki düşüncenizi öğreneceğim. Bunların ayrıntılı olarak gerçekten incelendiğini düşünüyor musunuz? Orada kitaba mı ödül veriliyor içindeki bir şiire mi yoksa hani ayrıntılı ve adil bir şekilde inceleniyor mu? Hem katılımcı hem de jüri açısından bu doğru mu sonuçta? T.A: Şimdi benim bir kere o konu içinde karşı durduğum bir şey var yani şiiri biz niye yarıştırıyoruz? Şiir, yarıştırılmaz ki! Yani sizin için çok güzel olan bir şiir öbür arkadaş için, jüride olanlar için de söylüyorum; onun için belki aynı şeyi ifade etmeyebilir. Yani onlar tabi işlerine biraz burnumu sokmuş gibi de düşünmeyin ama şimdi oradaki beş tane farklı insan beş ayrı süzgeçten geldiler. Farklı şeyler yaşadılar. Onların beyin telleri farklı atıyor. Şimdi o insanların hepsinin ortak bir noktada buluşabileceğini sanmıyorum ben. Orada nasıl bir değerlendirme olur; tabi şiirin estetik, içerik toplusal boyutu yani ortak noktalar mutlaka vardı ama orada neden şiir yarıştırılmak istenir? Şiir veya öykü ya da romanı gündemde tutmak için mi yapılır bu yarışmalar onu tam açıkça bilmiyorum ama ben bugüne kadar hiçbir yarışmaya bir eser göndermedim. Göndermeyeceğim de!… Niye göndereyim kardeşim? Ben kitap olarak sunarım bir kitabın içinde diyelim ki yüz tane şiir vardır yüz tane değişik insan; ‘‘ aa, ben bu şiiri çok beğendim’’ der öbürü de ‘‘aa, bu beni etkiledi’’ der… Her biri farklı şeyi sever o şiirin, kitabının içindeki şiirlerden… O yüzden şiiri ben ne dedim size; ‘‘ en güzel şiiri hiç kimse yazamayacak ki hiç kimse boşu boşuna heveslenmesin!’’ Bakın hemen şurada ben size bu ifademi hemen ‘‘yine şiir’’ adlı bir şiirimde ben size düşüncemi hemen özetlemiş olayım. Gene şiir, bakalım hangi sayfamızda… Üçüncü kitabımdaydı iyi biliyorum. Sf 26 da bakın ben size bir şiirimi okuyacağım: ‘‘YİNE ŞİİR Sen en güzel bakire kadın Koynuna kimse kimse alamayacak Yıldızlara bir bir ulaşır gün gelir de belki insan Fakat sana sonsuza kadar kimseler inanamayacak inan Elleriyle ellerini okşayamayacak En ulaşılmazlığın tanrıçası Bir varılmaz mavi okyanus Bir görünmez tatlı tufan Sana hiç kimsecikler dokunamayacaklar Beyaz gelinliğinle sakın korkma Mışıl mışıl uyu’’ Diye bir şiirle cevap verebilirim ona yani en güzel şiir hiçbir zaman olamaz. Çünkü hayat devam ediyor, konular farklı güzel şiir hep olacak ama ille de en güzel şiir yok yani çünkü herkes her şiirde farklı şeyler bulur kendini bulur veyahut bulmaz o şekilde yorumlar devam edecek. Ama tabi yani bir şey de var içinde gizemlerin yoğun olduğu, hakikaten iyi şiir diye kanıtlayamazsınız ama çok güzel çalışılmış iyi bir şiir dediğiniz şiirlerin buketi diyelim ona demeti hepsi bir araya böyle geldiğinde hakikaten iyi bir kitap iyi bir şair böyle terimler kullanılacak tabi. Hakikaten güçlü dizeler, emek verilmiş dizeler denilecek ve onlar kitaplaştırılıp insanlara sunulduğunda da o isimlerde artık zikredilmeye başlayacak. Böyle geçmişten bu yana bakıyorsunuz halk edebiyatında o kadar güzel ustalarımız var ki yani Yunus Emre’den Karacaoğlu, Dadaloğlu’ndan, Âşık Veysel’e kadar Mahzuni’ye kadar birçok ustalar var onlar o kadar güzel işçilikler yapmışlar ki o kadar felsefi şeyler kullanmışlar ki bir Hayyam ne kadar büyük bir şair rubailer ustası hayranım ya e biz bir tane rubai çıkarana kadar göbeğimiz çatlıyor adam o zaman bin yıl evvel bu nasıl yazmışın arkadaş hangi bir zekâyla yazdın? Aşk olsun diyorum. O saygıyı da duymak lâzım üretenlere. çelişki yaşamadığınız sürece şair olamazsınız… İ.S: Günümüzde genç şairlere tavsiyen nedir? Ne yapsınlar? T.A: Genç şairlere tavsiyem ne olabilir? Çünkü şiir yazmaya devam ederken geçmişte yazdıklarına bir kere sahip çıkacaklar be bunu yazdıydım ama çok güzel olmamış sonra beğenmeyecekler onları yırtıyorlar şairler yırtmayın arkadaş insanlar sizi izlesin. Ben birinci kitabımla gurur duyuyorum. Şimdi bak şair burada zayıf şiirlerle başlamış ama ufak ufak buraya böyle save ediyor yani bu şiiri ben şimdi saklarsam hain olurum yanlış şair olurum doğru şair olmam. Şimdi siz bazen seçkiler diye şeyler yapıyor arkadaşlar seçkiler ne demek ya seçkiler diye bir kavram var mı? Siz şimdi iyi şiirler, kötü şiirler beğendiğim şiirler beğenmediğim şiirler niye o zaman buna esere adınızı veriyorsunuz? Bu sizin… Sonsuza dek sahip çıkacağınız bak incecik olmuş, iyi bir matbaada basılmamış, yaprakları zaman zaman kopuyor sayfa düzeni iyi değil ama bak hepsinin arkasındayım. Arkasında olacaksınız. Bunu siz yaptınız. Eserin sahibi sizsiniz. Sahip çıkacaksınız buna. Ondan sonra yazdıkları şiirleri yırtmasınlar ondan sonra bol bol okuyun hep tavsiye edilir. Bize de tavsiye ediliyor hâlâ tavsiye edilir. Okuyacaksın, okursan gelişirsin. Ama dış temas da çok önemli; sadece okumayla olmuyor halkın içine bu meydanlara çıkmadığınız zaman bu hasretleri, bu gurbetlikleri işte yoksullukları, bu çelişkileri yaşamadığınız sürece şair olamazsınız. Asıl dünya dışarıda.
İ.S: Günümüzde beğendiğiniz, tavsiye ettiğiniz edebiyatçılar, şairler bizim ülkemizden olsun, yurt dışından olsun… T.A: Şimdi dediğim gibi bir şair kendi ülkesinin değerlerine sahip çıkmalı. Ama burada tabi seçicilik ister istemez bazen oluyor ama iyi bir şairseniz seçici olmamaya özen göstereceksiniz. Çünkü biz kendi dünya görüşümüz ve düşünce yapımıza uygun şairlerden beslendik ama kendi düşüncemizin dışlında da o kadar mükemmel dizeler kuran, emek veren karşı görüşten veyahut işte tasavvuf şiirinde olsun veyahut işte biraz ılımlı İslam gibi ona benzer Necip Fazıl’ın ona has şiirleri var yani çok emek vermiş adam kardeşim yani benim karşı düşüncemde olabilir ama Necip Fazıl’ı benim inkâr etme anlamı yanlış bir anlam olur. O zaman sen şair olamazsın. Şair, emek vermiş o da şairdir. Biz aynı gruptanız onun verdiği emeğe saygısızlık yapmayalım. O da gecesini gündüzüne katıp, emek verdi şiirler yazdı, biz meydanlarda çarpışırız, kavga ederiz, tartışırız ama onun emeğine asla saygısızlık olmaz. Şimdi Mehmet Akif Ersoy iyi bir kalemdir nasıl reddedebilirim? Bir Tevfik Fikret bizim usta kalemlerimizdendir. O şey dönemde biraz Türkçe’nin biraz zayıf dönemlerine doğru denk gelmiştir ama biraz Osmanlıca’nın etkisindeki şiirleri biraz pek fazla kavrayamıyoruz çünkü çok karışık o dönem çok ağır bir dil. Ondan sonra geçiş dönemi ama bunları araştırmakta gerekiyor. Şimdi adam 1500 yıl evvel şiir yazmış diye o dönemi yok sayamazsın ki… Siz onları mümkün olduğu kadar zamanınız gücünüz yettiği oranda onları okuyup onlardan da beslenip zaten tüm beslenmelerin etkileşimiyle siz bir yerde kendinizi buluyorsunuz. Sentez sağlıyorsunuz. Şimdi onlardan okumazsan beslenmezsen bir çağrışım olmazsa sen kendi kendine ne yaratabilirsin ki sade dışarıda yaşadığını, gördüğünü yazamazsın yani zayıf kalır o şiir işte o ustaların da nasıl teknikler kullandığını, hece ölçüsünde o kalıplar işte 8’li 11’li kalıplarımız var bizim. 14’lü kalıplarımız var 7+7 gibi ondan sonra rubailerimiz var. Her şairin diğer ustalardan beslenmesi lâzım kendinden önceki ustalardan beslenmesi lâzım dediğimiz gibi aynı görüş sahibi olmamız gerekmiyor. Necip Fazıl’ın şiirlerine de hayranım büyük emekler Nazım Hikmet’e de hayranım ama gönlüm o mu o mu dersen tabi ki Nazım olacak! Nazım benim kulvarımdaki benim beslendiğim damardan geliyor. Şimdi tabi ki gönül oraya ama öyle faşizan bir anlayış içinde olmamız doğru olmaz. Bütün emek ve ren, içinde emek olan bütün şairlerimize saygı duyuyorum. Sonsuz saygılar. İstanbul’la Hakkâri arasında 150 yıl fark var…İ.S: Günümüzde bir durağanlığa girmedik mi şiir olarak? T.A: 1980 sonrasında öyle çok sivrilen pek fazla akılda, hafızalarda kalan şairlerimiz yok hakikaten o tv.larla birlikte bir de kaset tabi şeyi çıktı seslendirme. Onlarla birlikte farklı şeyler var mesela ses tonunu çok beğendiğim bir İbrahim Sadri var mesela Genco Erkal var ses tonunu çok beğendiğim çok güzel şiir okuyor. Tuncel Kurtiz olağanüstü çok mükemmel şiir okur ama çok enginde birikimleri var onun e şimdi iyi çalışıyor ki dersine iyi okuyor. Yalnız bir de ustaların şiirlerini iyi okuyamayan insanlar da var ama onları da gözlemliyorum yani Nazım’ın bu şiiri böyle okunmaz kardeşim çalışmamışsın dersine gibi tablo oluyor. Şimdi bir Ahmed Arif son dönemde ben yani tek kitabı olmasına rağmen belirli bir ülkemizin bir bölümü sahip çıkıyor. 70., 80. 100.baskısını yapmıştır. Küçücük, incecik bir kitap ‘‘hasretinden prangalar eskittim’’ biraz da orada tabi yöresel bir sahiplenme de var tabi işte Kürt şair belki bir açlık var orada yani belki coğrafyanın ülkemizdeki o bölgesinin bir başkaldırısı olarak gibi ama o Kürt şairi Türk şairi diye biz ayırmıyoruz. Bizim şairimiz o. Bizim öyle bir lüksümüz yok Ahmed Arif bizim bu ülkenin şairidir yani bu ülkenin Kürt şairidir. Efendim bu ülkenin Türk şairiyim ne var ne fark eder değişen bir şey yok ki bizim öyle bir sıkıntımız yok veya Ahmed-i Haniye’ye ben hayranlık duyuyorum olağanüstü bir Kürt şairidir. Dizelerini okusanız yani bilenler bilirler olağanüstü emekler yani bir Ahmed-i Haniye’i tanımayan milyonlarca insan var bu ülkede. Bir Kürt şairini tanımıyor. Büyük bir ozandır o ama tabi şartlar ülkemizde biraz farklı gelişmiş biz bölgemizde yani Türkiye sınırları içinde istediğimiz barışı, istediğimiz kardeşliği istediğimiz fırsatı yakalayamamışız neden rejim sıkıntısından bana göre rejimimizde sakatlar var demek ki yani TC. nin, yönetiliş biçiminde bir sıkıntı var rejim de mi dememek lâzım başka bir şey mi hükümetler mi diyelim yani siz şimdi Hakkâri’yle Edirne’ye bakıyorsun arada 150 yıl fark var arada yaşayanlar bilir oraları yaşayanlar bilir. Ben oraları gezmiş görmüş insanım arada uçurumlar var yani bir İstanbul’la bir Hakkâri arasında 150 yıl fark var. Böyle bir hakkınız var mı siziz kardeşim oraya TC. Vatandaşı kimliği veriyorsunuz oraya hizmet götüreceksiniz. Şimdi buradan konuşuluyor hizmet götürüyoruz ama işte arabaları y akıyorlar, treni bombalıyorlar öyle bir şey yok siz o kimliği vermişseniz 50 yıl 60 yıl kimse sorumlular elini taşın altına koyacak biz bir hata yaptık biz bir yanlışlık yaptık, biz de ulusal kurtuluş savaşına kısmen de olsa veya tamamane de olsa o bölgenin oraya şans biraz zayıf olur tabi ama o bölgelerde de belki kilikyada verilen mücadelede Fransızlara karşı orada Kürt evlatlarımız kardeşlerimiz mücadele verdiler o zaman sen şimdi orayı Güneydoğu diye şark hizmeti diye ayırsan o zaman o serserilik olur yanlış bir davranış olur! Kopar ilişkiler işte kopuyor başkaldırılar bunlar kardeşim ne demek mahrumiyet bölgesi bu faşizan bir tutumdur ya mahrumiyet bölgesi bizim babalarımız söyler mahrumiyet bölgesi ne demek? Sonra şark hizmeti ne demek şark hizmeti demek bir ülkenin bir yere yani orayı yok sayması anlamına geliyor… Günah üvey evlat olmaz yani oradaki insanlar batıdaki insanlar gibi değil oradaki insanlar o kadar insanlara sofralarını açıyor o kadar yardım sever o kadar namuslu insanlar ki kendileri ahırda yatar seni en güzel yataklarında yatırırlar kendileri aç yatar sana yemeğini veriri. Doğun insanı şarkın insanı var ya o kadar kıymetli insan ki buradan İstanbul’dan bakmakla olmuyor oraya gittiğin zaman yaşadığın zaman anlıyorsun ama bunu oraya gitmeden evvel anlamak lâzım yani buradan ön yargılı olmadan e böyle işte insanları böyle işte terimlerle filan aşağılamadan değer vereceğiz yani kürttü kıroydu bilmem neydi böyle terimler çok kullanıldı ne demek ya eskiden ona benzer aleviydi bilmem neydi şafiydi bunları aşmak lâzım bırakın insanlar ne düşünürse düşünsün siz onları yöneten insanlar sahip çıkacaksınız biz size onun için oy veriyoruz bütün insanlara kardeşçe davranacaksınız. Ve karınlarının doyması için sosyal devlet anlayışını ortaya sunacaksınız sosyal devlet olmadı mı işte böyle çatlaklıklar çıkar. İ.S: Kabullenmeyenler var , kart kurt diyenler var T.A: Onu diyenler faşist bir kafadır o yani öyle yok faşistlik bize bir şey kazandırmaz ki bize hümanistlik insanlık kazandırır her şeyi barışçı olmak lâzım ama bir de biz böyle düşünüyoruz ama bir de şimdi faşist Kürtler de var ama onu da unutmayalım şimdi bölücü mü dersek ne dersek şimdi faşist kafalı Türkler olduğu gibi faşist kafalı Kürt milliyetçileri de var körü körüne milliyetçilik ben onu da kabul edemem burasının adı Türkiye kardeşim bir kere çocuğun adını koyalım burasının adı Türkiye ve Türkiyeliyiz biz. Sen Türkiyeli bir Türksün ben Türkiyeli bir kürdüm bu kimliğimiz üst kimlik TC. Vatandaşıyız. Bu kompleks yapmaz insanı. İ.S: Anayasada peki yani kuran unsuru olarak ne yazılacak onu şey yapıyorlar ya yani T.A: Kuran derken? İ.S: Kuran unsur yani devleti kuran unsur T.A: Ben onun cevabını Kürt arkadaşlarımızla paylaştım. Ben düşüncemi söyledim. Bakın şimdi filmi başa alalım: Mustafa Kemal Türk müydü? Türk’tü. Peki, Mustafa Kemal Kürt olsaydı ne olacaktı? Bu Türkiye’nin adı ne olacaktı kardeşim? kürdistan cumhuriyeti olacaktı. Ben de Kürdistan toprakları içinde yaşayan bir Türk olacaktım. Hiç değişen bir şey yok… Ulusal Kurtuluş Önderi bu ülkenin nüfus yoğunluğu olarak da Türkler ağırlıktaydı araştırın, kitaplara bakın Türkiye Cumhuriyetinin on dokuzlu yıllardaki nüfusuna bakın ezici bir üstünlükte Türk, bunu kimse reddedemez. Peki, ulusal kurtuluş mücadelesinde kim bütün insanları emperyalizme karşı 5 tane 6 tane ülkeye karşı kim örgütledi? Abdullah Öcalan mı örgütledi Mustafa Kemal’mi örgütledi? Veya x bir insan mı Kürt mü örgütledi? O zaman bir de realist olmak gerekiyor şimdi. Bu ülkenin adı Türkiye Cumhuriyeti olarak kurulmuş kardeşim İ.S: Peki, biraz da güncel konularda sürdürürsek, ergenekonmuş filan bunlar hakkında Türk gençliği tam ortada kalmış gözüküyor yani T.A: Biraz bizde bir şaşkınlık yaşıyoruz bakın. İ.S: En güvendiğimizi kurum TSK’da böyle çatlaklıklar çıkmış zamanında çıkmış mı yani? Daha onu da bilmiyoruz tam. T.A: Şimdi, o bizim şimdi kendi dilimizin döndüğünce bilgimizin yettiğince bir kere yani mahkemelerin şöyle bir terimi var bildiğim kadarıyla önce suçu sabit olmayan bir insana suçlu olmaz yani değil mi bunlar yargı aşamasında e bir sürü insanlar çıkıyor şimdi dışarı e şimdi biz önceden konuşursak o adama yanlış insan terimini kullanırsak hain dersek veya ne dersek diyelim o zaman kişiliğiyle oynarsan sana tazminat hakkı doğar o zaman yanlış bir şey yapmış olur biz TC.nin yasalarına hukukuna bir kere güvenmek zorundayız ama hukukçular da bağımsız hareket edebilmeli. Yani onlar bize güven verebilmeli. Hükümetlerin veya işte muhalefetin de olabilir bu kuklası veya oyuncağı gibi siyasal şeylere de alet olmaması gerekiyor. Hukukumuz tabi bir reform ister mi belki ister yasalarımızı her gün televizyonlarda tartışsınlar dr.lar, prof.lar, bilim adamları tartışsınlar bu nasıl Kuran- ı Kerim değişmez diye bir kanun mu var Kuran-ı Kerim de reform edilebilir günümüzün koşullarına göre Türkçeleştirildi, Türkçeleştirilmesine karşı olan dönemler de yaşandı bu ülke de şimdi bak Türkçe mealini okuyor insanlar daha seviyorlar mesela inançları farklı pozitif yönde değişiyor, anlıyorlar. Osmanlıca dilini kim anlıyordu? Farsça, Arapçayı kim anlıyordu? Şimdi daha güzel anlaşıyorsunuz. O mahkemelerde rezalet bir şeyler vardı. İşte sonuçlar vardı, on kelimenin dokuzunu anlayamıyorsun. Şimdi siz, insanlara televizyon denilen radyo denilen bir şey var internet var aydınlatın insanları, reformlar yapın, reformlardan çekinmeyin, referandum yapın, insanlar referandumdan da korkmamalı. Bu ülkenin çıkarları için adli olarak yargıçlar, profesörler, ün.deki rektörler hepsini bir araya toplayın ortak noktalarda buluşabilmemiz lazım. Yani ama şimdi başa dönersek o karışıklıklar bizi de üzüyor ama şu şöyledir bu böyledir ben benim bilgim yetmiyor ona bizim de kafamız karıştı yani bu şeylerle. Yıllar önce okuduğum bir kitapta Yalçın Küçük’ün mü birinin bir kitabında şöyle bir ifadeler vardı. Bizim, bu Marshall yardımı döneminde, o Marshall yardımının koşullarının altında Türkiye’nin askeri gücünden çok korkuyorlardı. Bizim askeri eğitimlerimizin bir yıla düşürülmesi şartını koymuşlardı. O kurmay şeylerinin, subayların filan neden çünkü kışlayı zayıflatıp güdük bir hale getirmek Türkiye Cumhuriyeti’nin silahlı kuvvetleri gerçekten işte geçmişte tablo belli. Ne kadar karaktere sahip olduğu ulusal kurtuluş mücadelesinden belli dünyaya örnek olmuş. E şimdi peki bizi o Sevr’de bölemeyen sinsi düşman Amerika da dâhil emperyalistler orada bölemedikleri için başka formüller de arıyor. Dış güçler terimi buradan çıkıyor işte ama her şeyi dış güçte değil biraz kendimizde de arayalım. Hep böyle dinamit gibi hep ön yargılı GS, BŞT, FB muhabbeti, yüz yıldır gs, bjk, fb, faşizmiyle yönetiliyoruz kardeşim Daha doğuştan kamplaşıyoruz biz. Sen nelisin gs başka tutacak takım yok mu? Birine söylüyorsun fb’yim, Yunan takımını tutarım fb2yi yine tutmam! Daha bebekken düşmanlaştırılıyoruz birbirimize biliyor musun? Yüz yıldır Fb,Gs, Bjk muhabbeti. Fb, Bjk, Gs halk takımı da bir stada kaç paraya giriyorsunuz? 44 TL bir bilet; 44 TL’ye kaç kişi maç seyredebilir? Fb, halkın takımı nasıl halkın takımı olur ya böyle bir şey mi olur? Bir futbolcuya 5 – 10 trilyon para veriyorsunuz. Kaç para alıyor bir işçi ayda 600- 700 TL’ye takla atıyor insanlar. E peki bu aradaki çelişkileri, iki kelimeyi yan yana ben hepsine demiyorum futbolcuların arasında kültürlü insanlar da var ama bu insanlar; bir Mustafa Kemal Atatürk’ten bir kurtuluş savaşında mücadele veren insanlardan daha mı kutsal 5 trilyon 10 trilyon parayı veriyorsunuz… İşçiden farkı ne? O zaman gidip orada Cuma namazlarında boşuna boşuna boy vermesinler. Dönüm dönüm arazilerin diyetini versinler yatırımcı futbolcu kardeşlerimiz. Şeyde tavernalarda şey gösteriyorlar, sinema salonu kapatıyor beyefendiler futbolcu kardeşlerimiz… Kimsin sen ya? Sinema kapatıyorsun Arda Efendi… Geçen gün tv.de yani… Şimdi, konu konuyu açıyor ama büyük çelişkiler, büyük uçurumlar var. Yani şimdi bir adam ayda 20 milyar kazanıyor ben 1 milyar kazanıyorum kişi başına düşen yıllık gelir 10,5 milyar! Yok ya! Adamın 20 milyarı benim cebime mi giriyor? Yani 20 milyar ayda kazanan insanın? Sen normal işçi sınıfının, emekçi sınıfının gelir düzeyini baz alacaksın. Zengin zaten zengin o artık nereden nasıl bir şekilde zengin olmuşsa o ortalamayı almayacaksın kardeşim. Bu memleketin gerçek sahipleri köylüleri üreticilerinin gelir düzeyinin ortalamasını alacaksın o zaman insanları ona aktaracaksın. Öyle palavralarla, enflasyon düştü demelerle onu ben yemem. Enflasyon öyle düşmez. Mutfağa bakacağım ben mutfaktaki sen o 30 milyonluk 40 milyonluk eti alabiliyor mu insanlar pastırmayı ancak kartpostallarda görüyor insanlar 96 milyon olmuş kilosu. Bir insan pastırma yeme hakkına sahip değil mi? E bir de dini açıdan bakalım: pastırmaları sadece Tayyip efendiler mi Erbakan efendiler mi yiyecek? Zenginler mi yiyecek? Peki, nerde Müslümanlık? Büyük çelişki bunlar yani. İ.S:Düşeyazanlar olarak çok teşekkürler Taşkın Bey. *** *** & 2010 İsmail Sürücüoğlu / DÜŞEYAZANLAR |
|