Kuaza
       
BAŞSAVCI ZİKRULLAH SÖZ VE MANAS DAVASI
BAŞSAVCI ZİKRULLAH SÖZ VE MANAS DAVASI
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
Loading ... Loading ...
538 Okunma

Tık tık.
-Gel.
-Kayhfeni  getirdim Savcı Bey.
-Tamam Abdullah Efendi,koy şuraya.
-Bu mektup size gelmiş savcı beyim. Üzerinde Baş Savcı Zikrullah Söz   yazıyordu.Alıp size getirmişim.
-Peki  Abdullah Efendi sağolasın.
-Afiyet olsun  savcı beyim.

Savcı Zikrullah Söz  altmışı Viyana kapısı gibi zorlayan yaşı,dökülmüş saçları,keskin bakışları ile meslekte otuz beş yılını doldurmuş başarılı bir savcıdır.O kadar başarılıdır ki yedi tepesinde yedinin katları gibi çoğalarak artan suç oranlarıyla ünlü İstanbul şehrine başsavcı olmuştur.Mutaasıp bir aileden gelen Savcı Zikrullah Söz  işinden başını kaldırmadan çalışıp, neredeyse yok denebilecek sosyal hayatı ile ömrünü hukuk koridorlarına, nice azılıyı da  kodese  hapsetmiş bir hukuk adamıdır.

Önündeki dosyalara dalmışken kuduran sessizliği bir balyoz darbesi gibi sarsan  öğle ezanının ilk nameleri ile birlikte normal hayat ve normal zaman can bulmuştu.İrkilerek başını kaldırdı Zikrullah Söz. Abdullah Efendi’nin yaklaşık yarım saat önce getirdiği kahvesinden bir yudum aldı.Fincanı masaya koyarken  diğer eli ile Abdullah Efendi’nin getirdiği mektubu yavaşça eline aldı.Bir iki hafta önce de bu tarz bir mektup gelmiş ve içinden boş bir kağıt çıkmıştı.Zarfı yavaşça açtı ve içindeki kağıdı  okumaya başladı.
İçinde dumani kelimelerle apaçık bir ihbar mektubu idi bu.Mektuba göre yıllardan beri  varolan bir örgüt var ve bu örgüt Türkiye’yi yönetiyor. Hükümetler kurup hükümetler deviriyor.Mevcut hükümete de  yakın zamanda bir  darbe teşebbüsünde bulunulacakmış.Savcı Zikrullah Söz mektubu bir daha bir daha okudu.Doğru okumuştu.Şaşırıp kaldı.Olay doğru ise turnayı gözünden vurmuştu.Yıllardır beklediği  fırsat bu olmalıydı,sonunda tüm Türkiye hatta dünya duyacaktı onun adını.Meslekte adını altın harflerle yazdıracaktı.Gazetelerde Türkiye’ye gerçek demokrasiyi getiren savcı olarak manşetten çıkacaktı.
İyi de bundan  nasıl  emin olabilirdi? Mektubun sonunda tam da bu soru vardı : “ Bundan nasıl mı emin olacaksın , verdiğimiz adreslerde örgütün bazı mühimmatları ve belgeleri var..Gidin bulun göreceksiniz.”

Savcı Zikrullah Söz elindeki tüm dosyaları rafa  koydurttu.Artık tüm konsantıresini bu olaya vermeliydi.Hemen polis amiri ile konuştu.Verilen adreslerin dökümünü istedi.Bir saat sonra adreslerin dökümü masasına ulaştı.Kağıdı inceleyince  şok oldu.Çünkü verilen adreslerde ülkenin saygın üniversitelerinde görevli profesörler,saygın yazarlar,rektörler  ikamet ediyorlardı.Savcı karar vermeliydi.Ya ‘ böyle bir şey yoktur canım biri benle kafa buluyor ‘ diyecek ve mektubu yırtıp atacak ya da altıncı hissini dinleyip  olayın peşini bırakmayacaktı.Altıncı his zafer çığlıkları ile galip geldi.Savcı kararını vermişti,  Rıza komisere emrini verdi : ‘ Ekibini hazırla Rıza,sabaha karşı Türkiye ayağa kalkacak ! ‘

Savcının aklında kuşku kelebekleri bahar bahçesi gibi özgürce dolaşıyordu ama yine de altıncı hissi betonerme binalar gibi  galip geliyordu.İçine doğuyordu,bu ihbar doğru çıkacaktı.
Sabaha karşı saat  05:00’da sanki güneşle anlaşılmış gibi  eş zamanlı operasyon başladı.Türkiye’nin bir çok saygın üniversite rektörünün,gazetecisinin,yazarının  evlerine baskınlar yapılıyordu.Savcı Zikrullah Söz  ise  gazeteci Mehmet  Baykovan’ın evine yapılan operasyona katıldı.Kapı çalındı.Cevap yok.’Bir daha çalın.’Zırrrrrr.. Karşı kapıdan orta yaşlı bir kadın çıktı: “Noluyor be sabahın köründe ?” demesine kalmadan polisleri görünce   azarı yeyip kapıyı kapatması  bir oldu. Kapıyı üçüncü  çalıştan sonra  Gazeteci Mehmet Baykovan üzerinde sabahlık ile kapıyı açtı. Karşısında polisleri görünce şaşırmıştı:

-Ne oluyor memur bey?
-Elimizde arama emri var Mehmet Bey,evinizi arayacağız.
-Sebep?
-Bir ihbar var Mehmet Bey, lütfen zorluk çıkarmayın,görevimizi yapalım.
-Buyurun.

Polislerin içeriye dalmasıyla birlikte Mehmet Baykovan’ın eşi de karşısında  polisleri görünce  şok olmuştu.Küçük kızları  Begüm henüz 5 yaşında idi. Uykulu gözlerle ve o ortamı delip geçen sevimli haliyle paytak paytak odasından çıktı,babası onu kucağına aldı.
-Papacım ne oluyor ya bu amcalar kimm,neden senin bilgisayarına bakıyorlar?
-Bu amcalar  bilgisayar tamircisi kızım,bilgisayarımızı   yapacaklar,hadi gel ben seni yatırayım yine.

Arama sürüyordu.Savcı Zikrullah Söz telefon ile diğer operasyonlardan ve Beykoz kırsalında  yapılan kazıdan  anında haberdar  olmak için  yoğun telefon trafiği yaşıyordu.Saatler ilerliyor ancak arama bitmiyordu.Evin içinde savcı, komiser , polis memurları,Mehmet Baykovan ve eşi  adeta sinir harbi yaşıyorlardı.Mehmet Baykovan.’ın eşi sinirlerine daha fazla hakim olamayarak  bir yanardağ fışkırması gibi sessiz ve aniden  hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.Eşi onu  mutfağa götürdü.Saat 12’ye yaklaşıyordu.Olay basında  bomba etkisi yapmış,kanallar saatlerdir  yayınlarını keserek bu baskınları tartışıyorlardı. Mehmet Baykovan saat 13:00 suları savcının yanına gelerek aramanın sebebini merak ettiğini  söyledi.Evi alacaklı gibi süzen savcı bey  başını yavaşça yana  çevirerek  Mehmet Bey’e  döndü:

-Hakkınızda terör örgütü üyeliği ve  darbe planlaması yapmaktan ihbar var.
-Na-sıl o-lur sa-vcı bey!  diye kekeledi Mehmet Baykovan. Tam o esnada  bilgisayarı
inceleyen polis memurunun sesi işitildi :
-Amirim bir dakika gelir misiniz?
Biraz sonra da komiserin sesi duyuldu:
-Savcı Bey biraz gelir misiniz?
Zikrullah Söz bilgisayarın başına geldi.
-Sayın savcım, Mehmet Bey’in  üst düzey askerlerle ve yazarla bazı yasaklı konularda yazıştığını tespit ettik.Buyurun dosyalar burada.
-Hımm.Arama tamam mı arkadaşlar?
-Tamam sayın savcım.
-İyi o halde toparlanın gidiyoruz.Mehmet Bey siz de bizimle geliyorsunuz.
Mehmet Baykovan’ın şaşkınlığı daha da artmıştı.Çaresiz denileni yaptı.Kızı Begüm’ü ve karısını öperek  polislerle birlikte apartmandan çıktı.Bir basın ordusunu yarıp   kafası azılı suçlular gibi bastırılarak  ekip otosuna bindirildi.Bu görüntü ertesi gün gazetelere manşet olmuştu..

Savcı Zikrullah Söz ve baskın ekibi  yanlarında Mehmet Baykovan  ile Kabataş Adliye’sine geldiklerinde diğer operasyon ekipleri  çoktan  adliyeye  dönmüşlerdi.Beykoz kırsalında yapılan kazıda da çok sayıda  patlayıcı  ve mermi  bulunmuştu. Zikrullah Söz   adliye kapısındaki basın ordusunu yarıp  adliyeye giriş yaptı,üst kata çıkıp odasının bulunduğu koridora  girdiğinde  koridorda her birinin  yanında iki polis olmak üzere 25-30 kişilik bir  insan kalabalığı ile karşılaştı.Koridordan odasına doğru ilerlerken  bu kalabalığın içinden bazı yüzleri  seçebiliyordu.Şu duvar dibindeki  ünlü yazar  Varol Afyonlu idi.Onun hemen  çaprazındaki  ise İstanbul Üniversitesi rektörü değil miydi?Evet evet oydu.Zikrullah Söz koridorun sonundaki odasına gidene kadar pek çok yazar-çizer-akademisyen ile göz göze  geldikten sonra  nihayet odasına ulaştı.İçeriye girip uzun pardisösünü askıya astı.Telefonun ahizesini kaldırıp 3 haneli bir numara çevirdikten sonra  yorgun bir ses tonu ile ‘ Abdullah, oğlum bana bir  yorgunluk kahvesi yap’  diyerek telefonu kapattı.Biraz sonra içeriye yardımcısı girdi.
-Sorgulara hemen başlayalım mı  Sayın Başsavcım?
-Tamam Nihat. Başlayalım.Kaç kişi var toplam?
-26 sayın Başsavcım.
Başsavcı yorgun ama  yeni bir serüvene başlamak hevesi belirten bir ifade ile:
-Pekala, sırayla al hadi içeri başlayalım.

Öğleden sonra saat 3 sularında başlayan sorgu  saat sabahın 7’si olduğu halde bitmemişti.Gece boyu süren sorgularda sadece ikişer defa yarım saatlik yemek ve her saat başı da  10 dakikalık sigara molaları verilmişti.Basının,adliye çalışanlarının ve tüm Türkiye’nin  o odada neler oluyor neler soruluyor  ne cevaplar alınıyor konularındaki merakını taşımayan tek bir kişi vardı, çaycı Abdullah Efendi.
Gece boyu  defalarca odaya çay,kahve,su götürmüştü.Adliye katiplerinden genç,esmer, uzun boylu ve ince bıyıklı bir  delikanlı çaycı Abdullah Efendi’nin yanına gidip sordu :
-Abdullah  Abi neler konuşuluyor içeride?
-Vallah  her girdiğimde savcı bey  darbe  neyin  diye bir şeyler söylüyor,uzun cümleler kuruyor.Oturanlar da  biz gazeteciyik,yazarık,aydınık   gibi şeyler diyorlar.
-Hımm,başka bir şey duymadın mı ?
-Duymamışam.Hem bize ne ki, onlar büyük adam, bizi ilgilendirmez,biz işimize bakalım.

  Saat  10:00’ı biraz geçiyorken başsavcı elinde telefonu ile odadan hızlıca çıkarak  koridor sonundaki pencerelerin önüne geldi.Pencereyi açarak   konuşmaya devam etti:

-Teşekkür ederim sayın başbakanım..
-Soruşturma mı, soruşturma titizlikle sürdürülüyor,her şey  kontrol altında hiç merak etmeyin sayın başbakanım.
-Evet evet bitmek üzere 2-3 kişi kaldı  efendim.
-Tabii ki  tabii ki  sayın başbakanım, hukuksuzluk isteyenlere karşı  hukukla cevap vereceğiz,darbeci  kim  varsa   sıfatı ne olursa olsun  yargılanmaktan  kurtulamaz sayın başbakanım.
-Çok teşekkür ederim sayın başbakanım size de kolay gelsin iyi günler diliyorum.

Üst katın koridor penceresinden  bakınarak  sigara içen  katip Remzi  bu konuşmayı duyunca  içinden  ‘vay be’ diye geçirdi.

Saat 12:00  civarı  Mehmet  Baykovan  sorgulanmak üzere savcının odasına alındı.Sorgunun bir yerinde aralarında şöyle bir konuşma geçti:
-Mehmet Bey iyi hoş diyorsunuz da bilgisayarınızdan çıkan belgelerde görülüyor ki üst düzey subaylarla ve bazı emekli askerlerle  defalarca kez  görüşmüşsünüz ve  bu belgelerde tamı tamına 1111  kez ‘darbe’  sözcüğü geçiyor.
-Sayın savcım, ben bir gazeteciyim.Herkesle görüşüp bilgi alabilirim.Bu terörist de olabilir azılı katil de.Ben şerefimle  gazetecilik yaptım ve  hiçbir yanlışa da bulaşmadım.

Mehmet Baykovan’ın sorgusunun tamamlanmasının ardından savcı Zikrullah Söz tüm zanlıları mahkemeye sevkettiğini  belirten kağıdı imzalayarak odasında dinlenmeye çekildi..
Türkiye çalkalanıyordu.Gazeteler ve televizyon kanalları bulunan mühimmatların ardından başlıkları atmışlardı bile : Darbeci Manas Terör Örgütü  çözülüyor.. Bu silahlarla Türkiye’yi kana bulayacaklardı..

Aradan bir hafta geçmişti.Türkiye bu olayla yatıp bu olayla kalkıyordu.Gözaltındakiler ise  dört duvar içinde yatıp  dört duvar içinde kalkıyorlardı.Artık Başsavcı Zikrullah Söz’ü emniyetin en   becerikli timi koruyordu.Evine gidip gelirken tüm emniyet  teşkilatı  Başbakan’ın  emri üzere  tetikte bekliyordu.Maazallah ona bir şey olursa Türkiye’nin demokratikleşmesi  sekteye uğrayabilirdi.

Başsavcı Zikrullah Söz  odasında bir yandan  asistanlarıyla birlikte  iddianameyi  hazırlamaya çalışırken  açık olan televizyondaki  haber kanalında  artık duymaya alıştığını  duyunca yine başını kaldırıp  gururlu gururlu beyaz cama  baktı.Daha sonra yine  önündeki dosyaya  döndü.Bir ara yanındaki asistanlarından birine :
-Zeki, telekomla konuştunuz değil mi , istediğimiz dinlemeler  ve geçmiş telefon kayıtları  elimizde değil mi ?
-Elimizde sayın başsavcım hiç merak etmeyin.
-Güzelll..

Yine bu hengame  sürerken  iddianame  hazırlama  çalışmaları sırasında  Zikrullah Söz’ün odasının kapısı  çalınır:

–Gel
–Afedersin savcı beyim,rahatsız etmişim.
–Gel Abdullah Efendi gel,hayrola?
–Sana yine mektup var savcı beyim, ama bu seferkinin  zarfı filan her bir şeyi değişik.
–Ver bakalım,saolasın.
–Sen sağ ol savcı beyim.

Savcı Söz zarfı  heyecanla açtı.Bu defa ki  mektubun yazı karakterleri de,zarfı da, kağıdı da  her şeyi değişikti. Zarfın içinde iki adres bulunuyordu.Bir de not iliştirilmişti: “ adreslerin  posta kutularına  muhakkak bakınız.”

Savcı Zekeriya Söz  keskin zekası ile bunun Türkiye’yi sarsan davadaki yeni ihbarlar olduğunu  hemen anlayıvermişti.Yazı filan değişikti gerçi ama buna takılacak değildi,başkasına yazdırmışlardır deyip geçti.Savcı böyle deyince yardımcılarından biri de ekledi : “Muhtemelen bir kadına yazdırmışlardır sayın başsavcım,böyle bir yazıyı bir kadından başkası yazamaz.Şu ‘i’lerin noktalarından filan da anlaşılıyor bu.”

Başsavcı Söz  ‘neyse ne,biz işimize bakalım’ diyerek  polis  amiri Rıza’ya  emrini  verdi,sabaha karşı bu iki eve de baskın yapılacaktı.Ayrıca telekomdan istediği  telefon dinleme kayıtları da gelmişti,savcının keyfine diyecek yoktu. Şüpheli bulunan  telefon görüşmelerini  savcı  Söz  tekrardan dinlemeye başladı.Ve Rıza Komisere  emrini verdi,bu telefon dinlemelerinde   ‘darbe,eylem vb.’ kelimeler kullananları da al getir  Rıza.. Operasyonlar  sabaha karşı yapılacaktı.Türkiye yeni güne yine şok gözaltılar ile infialler ile uyanacaktı..

 Sabaha karşı operasyonlar şimşek gibi çöktü şüphelilerin üzerine… Dinlemeye takılan 16 kişinin –ki tamamı emekli asker ve yazar takımından-   ve  ikinci ihbar mektubunda adresi verilen iki şüphelinin  evlerine eş zamanlı operasyonlar yapıldı. Savcı Söz’ün emri üzerine ihbardaki adreslerin posta kutularına da bakıldı.Her iki posta kutusunda da birer zarf bulundu.Öğleden sonra  gözaltına alınanlar  savcılığa getirildi.Basın ordusu savcılığın önüne yığılmıştı, Türkiye yine şok olmuştu,herkes birbirine soruyordu : “neler oluyor?”

Rıza  komiser  elinde iki tane  zarf ile öğleden sonra  başsavcı Zikrullah Söz’ün odasına girdi:
–Sayın başsavcım,bunlar bugün ihbar mektubunda  geçen iki adresin posta kutularından çıktı,buyurun.
–Teşekkür ederim Rıza.

Zikrullah Söz  iki zarfı da  dikkatlice açmaya başladı.Ancak zarfın içindekileri görünce şaşkınlığını gizleyemedi,Allah Allah diye mırıldandı.Zarfların birinden “G“ birinden “N” harfleri çıkmıştı.Zikrullah Söz bir anlam veremedi.Yardımcılarıyla bu konu üzerine kafa yordular.Rıza amiri de çağırdılar.Ancak kimse mantıklı bir fikir ileri süremiyordu.Toplantının sonunda Zikrullah Söz son sözü söyledi : “Demek ki bizden harfleri birleştirmemizi istiyorlar, bekler birleştiririz.Demokrasi için  bunu da yaparız.”

Günler geçiyor,günler haftalar  peşi sıra seksek oynuyorlardı.Buğulu bir sis Türkiye’yi kaplamıştı.Ancak umut oydu ki bu davanın sonucunda bu dağılacaktı..

Başsavcı Zikrullah Söz ve ekibi iddianameyi bitirmişler ve bunu basına açıklamışlardı.Tam 1122233 sayfalık iddianame ile bu dava Cumhuriyet tarihinin en büyük davası olmayı başarmıştı bile..Bu sırada da  ilk dalga operasyonlarında gözaltına alınan şüphelilerin duruşma günleri gelmişti.Kefken’deki  duruşma salonunun girişine basın  mensupları adeta kamp kurmuşlardı.Tüm Türkiye adeta bu davaya odaklanmıştı.Teker teker mahkeme salonuna getirilen şüpheliler arasından gazeteci  Taşkın Esat  tüm gücüyle bağırmaya başladı :               “ Cehalet hiç bu kadar cüretkar olmamıştı !”

Mahkeme heyetinin salona girmesi ile  mahkeme başladı.Savcı tarafından iddianame okunduğu sırada  sanık koltuğunda oturan gazeteci Mehmet Baykovan’ın yüzüne  bir damla su geldi.Yukarı bakan Baykovan hiçbir şey  anlayamadı.Biraz sonra damlaların sıklığı  arttı.Cebinden çıkardığı mendille yüzündeki suları silen Baykovan tam içinden “ Ey Allahım, şu mahkeme salonuna rahmetini  yağdıracağına biraz da insafını  yağdırsan ya güzel rabbim”  diye geçirirken  mahkeme salonunu  tavanı  olanca  gürültü ve toz yığını ile çöktü. Olay ardından hemen  jandarmalar sanıkların çevresini kuşattı.Çok şükür ki  yaralanan filan yoktu.Duruşma ileri bir tarihe ertelenmek zorunda kaldı,ertesi gün biri din eksenli diğeri cumhuriyet eksenli iki gazetenin manşetleri  durumu açıklıyordu:
“ Adaletin çivisi çıktı” ,  “ İlahi adalet”…

Yine güneşsiz ve puslu  bir İstanbul  gün başsavcı Zikrullah Söz  odasında çalışırken kapısı çalınır:

–Gir.
–Sayın savcım size 2 dane mektup  var.
–Nee,mektup mu hemen ver hemen ver..

Diyerek  mektupları Abdullah Efendi’nin elinden kapan  Zikrullah Söz  merakla  zarfları açmaya başladı.Zarflar  yine  ilk ihbardakine benzemiyordu.Sanki ilk ihbar mektubu başka elden çıkmış gibiydi.Ancak ikinci ve  bu ihbar mektubu  neredeyse aynı gibiydi.Yine iki adres vardı ellerinde.Ve yine bir not : “Adreslerin posta kutularına bakmayı unutmayın !”
Hemen emri verdi Zikrullah Söz: Gidin ve adreslere baskın yapın!

Odasında  merakla  baskınların sonucundan çok posta kutularında çıkacak olan harfleri merak eden Zikrullah Söz televizyonu açtı.Kanalın biri yayını keserek filaş haber girdi: “Manas Davası kapsamında bugün iki adrese yapılan baskında iki ipucu ele geçirildi.Bulunan iki zarfın birisinde “O”  diğerinde ise “ L” harfi çıktı sayın seyirciler.Konuyla ilgili gelişmeleri aktarmaya devam edeceğiz.Şimdi yayınımıza Afrika’daki medarı iftiharımız olan Türk Okulları belgeseli ile devam ediyoruz.”

Başsavcı Söz  şok olmuştu.İpuçları daha kendisine  ulaşmadan nasıl olur da  basına sızabilirdi.Tam bu sırada kapısı çalındı ve posta kutusunda bulunan  mektuplar kendisine getirildi.Rıza Komiser’i iyice payladıktan sonra içinden “ şu dava  hayırlısıyla sonuçlansın  sızdıranları sonra cezalandırırım,şimdi bunla  uğraşamam” diye geçirdi ve zarfları açıp  içlerindeki “O” ve “L” harflerini çıkardı.Masasının üzerini  boşalttı.Daha önceki “G” ve“N” harflerini ve şimdiki harfleri masanın üzerine koyarak düşünmeye başladı.”G”, “N”, “O”, “L” Ne olabilirdi bu?En iyisi  bir ihbar mektubu daha beklemek dedi kendi kendine.
Tam bu esnada telefonu çaldı:
–Alo
–Zikrullah?
–Efendim canım ne var?
–Eve uğramaz oldun,ne olur eve gel artık yüzünü görelim.
–Keyfimden mi gelmiyorum ben hanım, bilmiyorsun sanki nelerle uğraştığımı.
–Biliyorum,kahretsin ki çok iyi biliyorum..
–Tamam hadi  meşgul etme beni  görüşürüz hadi görüşürüz.

Evet arayan Başsavcı Zikrullah Söz’ün eşi idi.Birinci ihbar mektubundan sonra o evine düşkün  adam gitmiş  yerine  evin yolunu bile unutmuş sorumsuz bir eş,duyarsız bir baba ve hayırsız bir dede  gelmişti.Ailesi bu durumuma  çok kızıyordu,en çok da eşi Naime Hanım..

Haftalar koşarak ilerliyor ve ihbar mektupları gelmeye devam ediyordu.Gözaltına alınan yazar,çizer,asker haberleri artık gündelik bir haber haline gelmişti.Hatta bir keresinde ele geçen ihbar mektubunda “Ğ” ve “W” harfleri çıkmıştı.Buna kimse anlam verememişti.Bir gün
sonra gelen ihbar mektubunda ise düzeltme yapılıyor ‘çok özür dileriz bir karışıklık olmuş  sıradaki kelimelerimiz “Ü” ve “K” hadi kalın sağlıcakla’ diye bir de not düşülmüştü.İhbarcı ile savcı arasında  gereksiz bir laubalilik doğmuştu.Aradan tam 2 ay geçmişti.Ele geçen tüm harfleri  yuvarlak masa toplantısında savcı bey ortaya döktü.Bir sonuca varmıştı.Ve bunu basın toplantısı ile  kamuoyuna açıklayacaktı.Ama tabii ki öncelikle devlet büyüklerine  filan açıklaması gerekiyordu.Tüm harfleri  dizdi,bazılarının yerlerini değiştirdi.Ve ortaya şu çıktı : “Gül Sokak No:11  Şişli “  Evet bu sonuç üzerine başsavcı bir kahraman edasıyla  devlet büyüklerinden  tebrikleri kabul etti.Sonunda Manas Terör Örgütünün 1 numarasının adresini içeren şifreyi çözmüşlerdi.Hemen  Özel Kuvvetler’den,Polis’ten ve Mit’ten en özel birimler seçilerek operasyon için hazırlandılar.Tam bu sırada bir mektup daha geldi.Bu mektup herkesi şaşırttı.Zikrullah Söz  heyecanla açtı mektubu.Mektupta söz konusu 1 numaranın bugün akşam 22:00’da evde olacağı, bu iyiliği de  devletini seven bir yurttaş olarak yapmanın kendisine gurur verdiğini söyleyen kelimelerden sonra hadi kalın sağlıcakla savcım, cümleleri geçiyordu.İhbarcının savcıdan makas almadığı kalmıştı bir tek.Ama aslolan bilgi idi.Bu gece 22:00 da operasyon yapılmasına karar verilmişti.

Tüm birimler hazır bir şekilde operasyon saatini bekliyorlardı.Kimseden çıt çıkmıyordu.Başsavcı odasında heyecandan tırnaklarını yiyiyordu. Televizyonu açık ancak sesi kısık,sadece  tik tak melodisi eşliğinde saatin sesi duyuluyordu.Başta başbakan olmak üzere devlet büyükleri kendisini  arayarak  operasyonda başarılar dilediler.Türkiye’nin önünü darbelerle tıkayan demokrasi düşmanı bu örgüte  bu gece darbeyi vurarak tarihe geçecekti Zikrullah Söz.

Saat 21:50 de tüm ekipler söz konusu adresi  ablukaya almışlardı.İçerdekiler duyup işkillenmesin diye telsizler bile kapatılmıştı.Cep telefonundan kısa mesaj ile  haberleşiyordu birimler.Hepsine bu operasyon sebebiyle 5000 kısa mesaj yüklenmişti.

A Timi’nden  kısa mesajın gelmesiyle operasyon başladı.B ve C  timleri sağ ve soldan, D Timi ise arkadan eve doğru hücuma başladı.İçlerinden bazıları kısık sesle Allah Allah diye bağırıyorlardı.Ne de olsa bu çatışmada ölürlerse demokrasi şehidi olacaklardı.

A Timi kapıya dayandı,diğer timler evin diğer  köşelerini tuttular.A Timi kalın bir demirle iki  darbeden sonra kapıyı kırmayı başardı.Polis kamerası en geride,A Timi önde olarak eve daldı.Birinci odadan kimse çıkmadı,ikinci oda da boştu, üçüncü oda da boş..Geriye bir tek salon kalmıştı. A Timi’nin komutanı  teröristlerin bu salonda oldukları kanısına vardı.Eliyle birr, ikii, üçç yapmasıyla beraber kahraman A Timi odaya daldı :

–Eller yukarı yat yere !!
–Yat yereee!
–Sürprizzzzzzz !
–Teslim ol polisss !
–Teslim ol Mit !
–Hayır bize teslim ol Özel Kuvvetler!
–Yat yere yat yat!
–Sürprizzzz..

İçlerinden zeki olan bir Özel Kuvvetler elemanı ışığın düğmesine bastı.Oda aydınlandı.Ve şaşkınlık herkesi teslim aldı..Tüm birimler donmuş kalmıştı.A Timi’nin komutanı kontörlerine kıyarak Başsavcıyı aradı:

–Sayın Başsavcım acilen buraya gelmeniz gerekmektedir.

Zikrullah Söz kahraman edasıyla içeriye girdi.Salona doğru bir adım attı ve sanki o şaşkınlık denizine ayağını atmış gibi dondu kaldı..

Tüm salon süslenmişti,kedi merdivenleri,balonlar,süsler..

Başsavcı Zikrullah Söz  kekeleyerek  cümle kurdu :

–Naaaime bu da ne de-mek o–luyor?

Naime Hanım  korkusu ve şaşkınlığı ile karışık tok bir ses tonuyla:

–Evini unutan bir erkeğe küçük bir sürpriz hayatım,nasıl buldun?Yıllarca bir kez bile unutmadığın evlilik yıldönümümüzü şu ilk ihbar mektubunun büyüsüne kapılarak ilk kez bu yıl unuttun.Biz de çocukların ile sana böyle bir ders vermek istedik.Olayın bu kadar büyüyeceğini tahmin edemedik.

Bu olay üzerine Başsavcı Zikrullah Söz görevine son verilmesini beklemeden ertesi gün istifasını sundu.Ve Manas Terör Örgütü dosyası da rafa kalktı..Türkiye’nin bir demokratikleşme hayali daha böylelikle uçup gitmişti..

İlk ihbar mektubunu kimin gönderdiği,toprak altından çıkan mühimmatların ne anlama geldiği,bu süre zarfında içerde yatan Türkiye’nin onurlu aydınlarının ömürlerinden giden günlerin hesabının nasıl verileceği soruları ise cansız bir şekilde ucbe bir köşede yatıyordu..

İsmail Sürücüoğlu



EN SON YAZILAR