|
BAŞSAVCI ZİKRULLAH SÖZ VE MANAS DAVASI
Tık tık. Savcı Zikrullah Söz altmışı Viyana kapısı gibi zorlayan yaşı,dökülmüş saçları,keskin bakışları ile meslekte otuz beş yılını doldurmuş başarılı bir savcıdır.O kadar başarılıdır ki yedi tepesinde yedinin katları gibi çoğalarak artan suç oranlarıyla ünlü İstanbul şehrine başsavcı olmuştur.Mutaasıp bir aileden gelen Savcı Zikrullah Söz işinden başını kaldırmadan çalışıp, neredeyse yok denebilecek sosyal hayatı ile ömrünü hukuk koridorlarına, nice azılıyı da kodese hapsetmiş bir hukuk adamıdır. Önündeki dosyalara dalmışken kuduran sessizliği bir balyoz darbesi gibi sarsan öğle ezanının ilk nameleri ile birlikte normal hayat ve normal zaman can bulmuştu.İrkilerek başını kaldırdı Zikrullah Söz. Abdullah Efendi’nin yaklaşık yarım saat önce getirdiği kahvesinden bir yudum aldı.Fincanı masaya koyarken diğer eli ile Abdullah Efendi’nin getirdiği mektubu yavaşça eline aldı.Bir iki hafta önce de bu tarz bir mektup gelmiş ve içinden boş bir kağıt çıkmıştı.Zarfı yavaşça açtı ve içindeki kağıdı okumaya başladı. Savcı Zikrullah Söz elindeki tüm dosyaları rafa koydurttu.Artık tüm konsantıresini bu olaya vermeliydi.Hemen polis amiri ile konuştu.Verilen adreslerin dökümünü istedi.Bir saat sonra adreslerin dökümü masasına ulaştı.Kağıdı inceleyince şok oldu.Çünkü verilen adreslerde ülkenin saygın üniversitelerinde görevli profesörler,saygın yazarlar,rektörler ikamet ediyorlardı.Savcı karar vermeliydi.Ya ‘ böyle bir şey yoktur canım biri benle kafa buluyor ‘ diyecek ve mektubu yırtıp atacak ya da altıncı hissini dinleyip olayın peşini bırakmayacaktı.Altıncı his zafer çığlıkları ile galip geldi.Savcı kararını vermişti, Rıza komisere emrini verdi : ‘ Ekibini hazırla Rıza,sabaha karşı Türkiye ayağa kalkacak ! ‘ Savcının aklında kuşku kelebekleri bahar bahçesi gibi özgürce dolaşıyordu ama yine de altıncı hissi betonerme binalar gibi galip geliyordu.İçine doğuyordu,bu ihbar doğru çıkacaktı. -Ne oluyor memur bey? Polislerin içeriye dalmasıyla birlikte Mehmet Baykovan’ın eşi de karşısında polisleri görünce şok olmuştu.Küçük kızları Begüm henüz 5 yaşında idi. Uykulu gözlerle ve o ortamı delip geçen sevimli haliyle paytak paytak odasından çıktı,babası onu kucağına aldı. Arama sürüyordu.Savcı Zikrullah Söz telefon ile diğer operasyonlardan ve Beykoz kırsalında yapılan kazıdan anında haberdar olmak için yoğun telefon trafiği yaşıyordu.Saatler ilerliyor ancak arama bitmiyordu.Evin içinde savcı, komiser , polis memurları,Mehmet Baykovan ve eşi adeta sinir harbi yaşıyorlardı.Mehmet Baykovan.’ın eşi sinirlerine daha fazla hakim olamayarak bir yanardağ fışkırması gibi sessiz ve aniden hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.Eşi onu mutfağa götürdü.Saat 12’ye yaklaşıyordu.Olay basında bomba etkisi yapmış,kanallar saatlerdir yayınlarını keserek bu baskınları tartışıyorlardı. Mehmet Baykovan saat 13:00 suları savcının yanına gelerek aramanın sebebini merak ettiğini söyledi.Evi alacaklı gibi süzen savcı bey başını yavaşça yana çevirerek Mehmet Bey’e döndü: -Hakkınızda terör örgütü üyeliği ve darbe planlaması yapmaktan ihbar var. Savcı Zikrullah Söz ve baskın ekibi yanlarında Mehmet Baykovan ile Kabataş Adliye’sine geldiklerinde diğer operasyon ekipleri çoktan adliyeye dönmüşlerdi.Beykoz kırsalında yapılan kazıda da çok sayıda patlayıcı ve mermi bulunmuştu. Zikrullah Söz adliye kapısındaki basın ordusunu yarıp adliyeye giriş yaptı,üst kata çıkıp odasının bulunduğu koridora girdiğinde koridorda her birinin yanında iki polis olmak üzere 25-30 kişilik bir insan kalabalığı ile karşılaştı.Koridordan odasına doğru ilerlerken bu kalabalığın içinden bazı yüzleri seçebiliyordu.Şu duvar dibindeki ünlü yazar Varol Afyonlu idi.Onun hemen çaprazındaki ise İstanbul Üniversitesi rektörü değil miydi?Evet evet oydu.Zikrullah Söz koridorun sonundaki odasına gidene kadar pek çok yazar-çizer-akademisyen ile göz göze geldikten sonra nihayet odasına ulaştı.İçeriye girip uzun pardisösünü askıya astı.Telefonun ahizesini kaldırıp 3 haneli bir numara çevirdikten sonra yorgun bir ses tonu ile ‘ Abdullah, oğlum bana bir yorgunluk kahvesi yap’ diyerek telefonu kapattı.Biraz sonra içeriye yardımcısı girdi. Öğleden sonra saat 3 sularında başlayan sorgu saat sabahın 7’si olduğu halde bitmemişti.Gece boyu süren sorgularda sadece ikişer defa yarım saatlik yemek ve her saat başı da 10 dakikalık sigara molaları verilmişti.Basının,adliye çalışanlarının ve tüm Türkiye’nin o odada neler oluyor neler soruluyor ne cevaplar alınıyor konularındaki merakını taşımayan tek bir kişi vardı, çaycı Abdullah Efendi. Saat 10:00’ı biraz geçiyorken başsavcı elinde telefonu ile odadan hızlıca çıkarak koridor sonundaki pencerelerin önüne geldi.Pencereyi açarak konuşmaya devam etti: -Teşekkür ederim sayın başbakanım.. Üst katın koridor penceresinden bakınarak sigara içen katip Remzi bu konuşmayı duyunca içinden ‘vay be’ diye geçirdi. Saat 12:00 civarı Mehmet Baykovan sorgulanmak üzere savcının odasına alındı.Sorgunun bir yerinde aralarında şöyle bir konuşma geçti: Mehmet Baykovan’ın sorgusunun tamamlanmasının ardından savcı Zikrullah Söz tüm zanlıları mahkemeye sevkettiğini belirten kağıdı imzalayarak odasında dinlenmeye çekildi.. Aradan bir hafta geçmişti.Türkiye bu olayla yatıp bu olayla kalkıyordu.Gözaltındakiler ise dört duvar içinde yatıp dört duvar içinde kalkıyorlardı.Artık Başsavcı Zikrullah Söz’ü emniyetin en becerikli timi koruyordu.Evine gidip gelirken tüm emniyet teşkilatı Başbakan’ın emri üzere tetikte bekliyordu.Maazallah ona bir şey olursa Türkiye’nin demokratikleşmesi sekteye uğrayabilirdi. Başsavcı Zikrullah Söz odasında bir yandan asistanlarıyla birlikte iddianameyi hazırlamaya çalışırken açık olan televizyondaki haber kanalında artık duymaya alıştığını duyunca yine başını kaldırıp gururlu gururlu beyaz cama baktı.Daha sonra yine önündeki dosyaya döndü.Bir ara yanındaki asistanlarından birine : Yine bu hengame sürerken iddianame hazırlama çalışmaları sırasında Zikrullah Söz’ün odasının kapısı çalınır: –Gel Savcı Söz zarfı heyecanla açtı.Bu defa ki mektubun yazı karakterleri de,zarfı da, kağıdı da her şeyi değişikti. Zarfın içinde iki adres bulunuyordu.Bir de not iliştirilmişti: “ adreslerin posta kutularına muhakkak bakınız.” Savcı Zekeriya Söz keskin zekası ile bunun Türkiye’yi sarsan davadaki yeni ihbarlar olduğunu hemen anlayıvermişti.Yazı filan değişikti gerçi ama buna takılacak değildi,başkasına yazdırmışlardır deyip geçti.Savcı böyle deyince yardımcılarından biri de ekledi : “Muhtemelen bir kadına yazdırmışlardır sayın başsavcım,böyle bir yazıyı bir kadından başkası yazamaz.Şu ‘i’lerin noktalarından filan da anlaşılıyor bu.” Başsavcı Söz ‘neyse ne,biz işimize bakalım’ diyerek polis amiri Rıza’ya emrini verdi,sabaha karşı bu iki eve de baskın yapılacaktı.Ayrıca telekomdan istediği telefon dinleme kayıtları da gelmişti,savcının keyfine diyecek yoktu. Şüpheli bulunan telefon görüşmelerini savcı Söz tekrardan dinlemeye başladı.Ve Rıza Komisere emrini verdi,bu telefon dinlemelerinde ‘darbe,eylem vb.’ kelimeler kullananları da al getir Rıza.. Operasyonlar sabaha karşı yapılacaktı.Türkiye yeni güne yine şok gözaltılar ile infialler ile uyanacaktı.. Sabaha karşı operasyonlar şimşek gibi çöktü şüphelilerin üzerine… Dinlemeye takılan 16 kişinin –ki tamamı emekli asker ve yazar takımından- ve ikinci ihbar mektubunda adresi verilen iki şüphelinin evlerine eş zamanlı operasyonlar yapıldı. Savcı Söz’ün emri üzerine ihbardaki adreslerin posta kutularına da bakıldı.Her iki posta kutusunda da birer zarf bulundu.Öğleden sonra gözaltına alınanlar savcılığa getirildi.Basın ordusu savcılığın önüne yığılmıştı, Türkiye yine şok olmuştu,herkes birbirine soruyordu : “neler oluyor?” Rıza komiser elinde iki tane zarf ile öğleden sonra başsavcı Zikrullah Söz’ün odasına girdi: Zikrullah Söz iki zarfı da dikkatlice açmaya başladı.Ancak zarfın içindekileri görünce şaşkınlığını gizleyemedi,Allah Allah diye mırıldandı.Zarfların birinden “G“ birinden “N” harfleri çıkmıştı.Zikrullah Söz bir anlam veremedi.Yardımcılarıyla bu konu üzerine kafa yordular.Rıza amiri de çağırdılar.Ancak kimse mantıklı bir fikir ileri süremiyordu.Toplantının sonunda Zikrullah Söz son sözü söyledi : “Demek ki bizden harfleri birleştirmemizi istiyorlar, bekler birleştiririz.Demokrasi için bunu da yaparız.” Günler geçiyor,günler haftalar peşi sıra seksek oynuyorlardı.Buğulu bir sis Türkiye’yi kaplamıştı.Ancak umut oydu ki bu davanın sonucunda bu dağılacaktı.. Başsavcı Zikrullah Söz ve ekibi iddianameyi bitirmişler ve bunu basına açıklamışlardı.Tam 1122233 sayfalık iddianame ile bu dava Cumhuriyet tarihinin en büyük davası olmayı başarmıştı bile..Bu sırada da ilk dalga operasyonlarında gözaltına alınan şüphelilerin duruşma günleri gelmişti.Kefken’deki duruşma salonunun girişine basın mensupları adeta kamp kurmuşlardı.Tüm Türkiye adeta bu davaya odaklanmıştı.Teker teker mahkeme salonuna getirilen şüpheliler arasından gazeteci Taşkın Esat tüm gücüyle bağırmaya başladı : “ Cehalet hiç bu kadar cüretkar olmamıştı !” Mahkeme heyetinin salona girmesi ile mahkeme başladı.Savcı tarafından iddianame okunduğu sırada sanık koltuğunda oturan gazeteci Mehmet Baykovan’ın yüzüne bir damla su geldi.Yukarı bakan Baykovan hiçbir şey anlayamadı.Biraz sonra damlaların sıklığı arttı.Cebinden çıkardığı mendille yüzündeki suları silen Baykovan tam içinden “ Ey Allahım, şu mahkeme salonuna rahmetini yağdıracağına biraz da insafını yağdırsan ya güzel rabbim” diye geçirirken mahkeme salonunu tavanı olanca gürültü ve toz yığını ile çöktü. Olay ardından hemen jandarmalar sanıkların çevresini kuşattı.Çok şükür ki yaralanan filan yoktu.Duruşma ileri bir tarihe ertelenmek zorunda kaldı,ertesi gün biri din eksenli diğeri cumhuriyet eksenli iki gazetenin manşetleri durumu açıklıyordu: Yine güneşsiz ve puslu bir İstanbul gün başsavcı Zikrullah Söz odasında çalışırken kapısı çalınır: –Gir. Diyerek mektupları Abdullah Efendi’nin elinden kapan Zikrullah Söz merakla zarfları açmaya başladı.Zarflar yine ilk ihbardakine benzemiyordu.Sanki ilk ihbar mektubu başka elden çıkmış gibiydi.Ancak ikinci ve bu ihbar mektubu neredeyse aynı gibiydi.Yine iki adres vardı ellerinde.Ve yine bir not : “Adreslerin posta kutularına bakmayı unutmayın !” Odasında merakla baskınların sonucundan çok posta kutularında çıkacak olan harfleri merak eden Zikrullah Söz televizyonu açtı.Kanalın biri yayını keserek filaş haber girdi: “Manas Davası kapsamında bugün iki adrese yapılan baskında iki ipucu ele geçirildi.Bulunan iki zarfın birisinde “O” diğerinde ise “ L” harfi çıktı sayın seyirciler.Konuyla ilgili gelişmeleri aktarmaya devam edeceğiz.Şimdi yayınımıza Afrika’daki medarı iftiharımız olan Türk Okulları belgeseli ile devam ediyoruz.” Başsavcı Söz şok olmuştu.İpuçları daha kendisine ulaşmadan nasıl olur da basına sızabilirdi.Tam bu sırada kapısı çalındı ve posta kutusunda bulunan mektuplar kendisine getirildi.Rıza Komiser’i iyice payladıktan sonra içinden “ şu dava hayırlısıyla sonuçlansın sızdıranları sonra cezalandırırım,şimdi bunla uğraşamam” diye geçirdi ve zarfları açıp içlerindeki “O” ve “L” harflerini çıkardı.Masasının üzerini boşalttı.Daha önceki “G” ve“N” harflerini ve şimdiki harfleri masanın üzerine koyarak düşünmeye başladı.”G”, “N”, “O”, “L” Ne olabilirdi bu?En iyisi bir ihbar mektubu daha beklemek dedi kendi kendine. Evet arayan Başsavcı Zikrullah Söz’ün eşi idi.Birinci ihbar mektubundan sonra o evine düşkün adam gitmiş yerine evin yolunu bile unutmuş sorumsuz bir eş,duyarsız bir baba ve hayırsız bir dede gelmişti.Ailesi bu durumuma çok kızıyordu,en çok da eşi Naime Hanım.. Haftalar koşarak ilerliyor ve ihbar mektupları gelmeye devam ediyordu.Gözaltına alınan yazar,çizer,asker haberleri artık gündelik bir haber haline gelmişti.Hatta bir keresinde ele geçen ihbar mektubunda “Ğ” ve “W” harfleri çıkmıştı.Buna kimse anlam verememişti.Bir gün Tüm birimler hazır bir şekilde operasyon saatini bekliyorlardı.Kimseden çıt çıkmıyordu.Başsavcı odasında heyecandan tırnaklarını yiyiyordu. Televizyonu açık ancak sesi kısık,sadece tik tak melodisi eşliğinde saatin sesi duyuluyordu.Başta başbakan olmak üzere devlet büyükleri kendisini arayarak operasyonda başarılar dilediler.Türkiye’nin önünü darbelerle tıkayan demokrasi düşmanı bu örgüte bu gece darbeyi vurarak tarihe geçecekti Zikrullah Söz. Saat 21:50 de tüm ekipler söz konusu adresi ablukaya almışlardı.İçerdekiler duyup işkillenmesin diye telsizler bile kapatılmıştı.Cep telefonundan kısa mesaj ile haberleşiyordu birimler.Hepsine bu operasyon sebebiyle 5000 kısa mesaj yüklenmişti. A Timi’nden kısa mesajın gelmesiyle operasyon başladı.B ve C timleri sağ ve soldan, D Timi ise arkadan eve doğru hücuma başladı.İçlerinden bazıları kısık sesle Allah Allah diye bağırıyorlardı.Ne de olsa bu çatışmada ölürlerse demokrasi şehidi olacaklardı. A Timi kapıya dayandı,diğer timler evin diğer köşelerini tuttular.A Timi kalın bir demirle iki darbeden sonra kapıyı kırmayı başardı.Polis kamerası en geride,A Timi önde olarak eve daldı.Birinci odadan kimse çıkmadı,ikinci oda da boştu, üçüncü oda da boş..Geriye bir tek salon kalmıştı. A Timi’nin komutanı teröristlerin bu salonda oldukları kanısına vardı.Eliyle birr, ikii, üçç yapmasıyla beraber kahraman A Timi odaya daldı : –Eller yukarı yat yere !! İçlerinden zeki olan bir Özel Kuvvetler elemanı ışığın düğmesine bastı.Oda aydınlandı.Ve şaşkınlık herkesi teslim aldı..Tüm birimler donmuş kalmıştı.A Timi’nin komutanı kontörlerine kıyarak Başsavcıyı aradı: –Sayın Başsavcım acilen buraya gelmeniz gerekmektedir. Zikrullah Söz kahraman edasıyla içeriye girdi.Salona doğru bir adım attı ve sanki o şaşkınlık denizine ayağını atmış gibi dondu kaldı.. Tüm salon süslenmişti,kedi merdivenleri,balonlar,süsler.. Başsavcı Zikrullah Söz kekeleyerek cümle kurdu : –Naaaime bu da ne de-mek o–luyor? Naime Hanım korkusu ve şaşkınlığı ile karışık tok bir ses tonuyla: –Evini unutan bir erkeğe küçük bir sürpriz hayatım,nasıl buldun?Yıllarca bir kez bile unutmadığın evlilik yıldönümümüzü şu ilk ihbar mektubunun büyüsüne kapılarak ilk kez bu yıl unuttun.Biz de çocukların ile sana böyle bir ders vermek istedik.Olayın bu kadar büyüyeceğini tahmin edemedik. Bu olay üzerine Başsavcı Zikrullah Söz görevine son verilmesini beklemeden ertesi gün istifasını sundu.Ve Manas Terör Örgütü dosyası da rafa kalktı..Türkiye’nin bir demokratikleşme hayali daha böylelikle uçup gitmişti.. İlk ihbar mektubunu kimin gönderdiği,toprak altından çıkan mühimmatların ne anlama geldiği,bu süre zarfında içerde yatan Türkiye’nin onurlu aydınlarının ömürlerinden giden günlerin hesabının nasıl verileceği soruları ise cansız bir şekilde ucbe bir köşede yatıyordu.. İsmail Sürücüoğlu |
|